25 Ekim 2018 Perşembe

Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız





HEPİMİZ KEND MASALLARIMIZIN KURBANIYIZ


Babam Almanya'da olsa bu adam sokağın ortasında durup da mallarını boşaltmaz derdi. Bu sabah kızımı okula götürürken bir kamyon yolun bir şeridinde durdu ve mallarını boşaltmaya başladı. Ardından yayalara yeşil yanarken, durdum ancak tramway geçişini kapattım ve tramway üstüme doğru gelip anca durdu ben de yayalara yeşil yanarken geçmek zorunda kaldım...

Bir olay yaşanır biz olayı olduğu şekilden farklı ve her zaman aklımızda olduğu gibi başkasına anlatırız. Sonrasında her o ülkeyi ziyarete gittiğimizde aynı imajı bize gösteren ve hatırladıklarımızı doğrulayan görüntüler gelir ya da gelmez gözlerimizin önüne ancak biz onu aklımızda kaldığı gibi hatırlarız. Sonra bunları çocuklarımıza olan ve olması gerekenler gibi anlatırız. Zaman değişti, şimdi nasıldır demeyiz. 

Masallar da dilden dile anlatılırken böyle bir zaman ve anlatıcı gazabına veya yaratıcılığına uğramazlar mı ? İnsanın varlığından bu yana 300 ya da 350 bin yıl geçmiş. Profesör Hublin, insanlık tarihini yeniden yazmak gerekiyor bu bulgulara göre diyor. Bütün bilgiler 300 veya 350 yıl öncesinden kalma ve her biri fasyalarımızın, bedenimizin bir yerinde yazılı. Bütün bu bilgileri çıkarıp buldukça aynı bir arkeolog gibi bedenimize işlemiş izleri ortaya çıkarıyoruz. Hikayelerimizi aynı insanlık tarihini yeniden yazmaya başlamak gibi yeniden her gün yazabiliyoruz.

Yoga asanalarını yaparken bizler bütün bu kadar yıllık olduğunu aklımızla şimdi öğrendiğimiz tarihin ancak küçük kalıntılarını ortaya çıkarıyoruz. Bütünlüğümüzdeki, kalıpların sadece bir kaç tanesini. Bedenin hareketi bütün bir insanlık tarihinin içinde bulunduğu bir ağacın hareketine benzer. Hareket ettikçe amacımız bütün bu bilgilerin bulunduğu alanları keşfetmek. Parçalanmış şekilde anlayabildiğimiz insanlık tarihini, doğduğumuz ülkenin yapısı ile bağdaştırdığımız tipimiz ve doğduğumuz ülkenin sınırları içindeki ananeler ile bağdaştırdığımızdan fazlasını bu beden içinde saklıyoruz. 

Bedenin dilini öğrendikçe, kapıları açıp, kapıların ardındaki yeni bilgilere ulaşabiliyoruz. Ne kadar istekliyiz bu bilgilere ulaşmak için? Bu bilgilere ulaştıkça kendimizi kaybedeceğimizi düşündükçe ve kendimiz yerine parçaları olmayan bir bütün içinde bulunmanın hafifliğini hissetmek nasıl bir duygu?

Bilemediğimiz için bu duygunun tanımını, bedenin ne izlerini taşıdığını ve hangi dili konuştuğunu ne kadar öğrenmek istiyoruz? 

Bütün bu mirastan bize kalacak sadece bir tek parça. O parça dünya içinde yanlışları ve doğruları ile bütünün bir parçası olacak ve bütün içinde tek olacak ancak bütünün bir parçası olacak. Bu kadar yaş alabilmeyi göze alabiliyor muyuz ? Bu kadar az olabilmeyi ve çokluk içinde yer alabilmeyi benimseye biliyor muyuz?

Namaste….!   

13 Eylül 2018 Perşembe














Yoga derken....


Her Rüzgar savuracak bir toz bulur..
Her hayat yaşanacak bir can bulur...
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur..
Bulunmayacak tek Şey senin benzerindir...

Yasemin Güller ile yurtdışına taşındığımdan beri neredeyse her gün bir kez bazen iki kez konuşuyoruz. Özlüyorum Türkiye'yi mi desem yoksa arkadaşlarımı mı ya da daha çok konuşma isteği ve yalnız kalmama isteği mi bilemiyorum.

Konularımız hep aynı kendimizi deşiyoruz. İkimizde Aile Dizilim meraklısı, öğrenme anlama meraklısı olduk. Aslında hayatı anlamayı ve hayata bir anlam vermeyi istiyoruz. Her ikimizin de çocukları büyüdü ve yalnızlığa doğru, yeni bir yaşama doğru ilk adımlarımızı atıyoruz. Yasemin çekirdek ailesini kaybedeli çok olmuş. babamı son yolculuğuna uğurlarken yanımdaydı hep. Bilmek istediğimiz ve anlamak istediğimiz nasıl bu hayatı sürdürülebilir hale getireceğimiz herkes bizden gittikten sonra....

- Robert De Niro'nun filminde yaşam sevmek ve çalışmaktan ibarettir diyordu, herhalde yarar sağlamalı bir işe döneceğiz kendimizi görebilmek için. Ne garip başka türlü anlamıyoruz kendimizi... dedim.
- Hani bir hikaye anlatmıştın ya sen Tanrı ile ilgili bize nefesinden üflemiş diye işte belki de bu yüzden göremiyoruz dedi Yasemin. Hani Tanrı görünmez ya biz de bizi görmüyoruz ya kendimizi, ancak başkaları aracılığıyla, onlar için yaptıklarımızla kendimizin farkına varabiliyoruz. Kendimiz kavramı ancak onlarla var oluyor...

Bir an düşündüm. Nedir kendim. kimdir kendim, ne işlevi var kendimin. Kendimi görünce ne
olacak ????

Karma yoga mutluluğun tanımını bulma ve hayat içinde varoluşta yaptığını neden nasıl hangi yolla yaptığını anlama ve bilme sanatı. Jnanayoga, içinde bulunduğumuz korunduğumuz bedenin sağlığının korunması ve sürdürebilirlik için içinde bulunduğumuz bedene bakabilme yollarını öğrenme, kendini parçalarının keşfi ve kendi gerçekliğinin ve özgünlüğünün arayışı, Rajayoga, kendi benlik parçalarımızın farkına varışla onları nasıl değişik şekillerde kullanabileceğimize dair farkındalık ve bu benlik parçalarının öteki ile alışveriş içinde nasıl şekillendiğinin anlayışı ve farklı bakış açıları geliştirme, Kundalini Yoga, kaynaktan gelen enerjiyi bilinçle ve farkındalıkla kirletmeden sözüme, özüme dikkat ederek kullanabilme hali, Hathayoga ise artık sözüme, bedensel halimin içindeki öze, kendime saygı göstererek bütün bu edinilmiş bilgiyi, farkındalıkları, ruhun zarafeti, duyguların farkındalığı, hareketlerin canlılığı, gücün çalıştırılması ve doğadan aldığım besinlerin farkındalığı ile birleştirerek üzerinde yaşadığımız dünya ile aynılığı kavrayabilmektir.

Kendimizi görmemekten bahsederken yaşadığımız evrenin kendimiz olduğunun farkındalığı, ancak elle tutulmayan benin yokluğu, ila karşıda algılanan bir benin gizemi... Kendimiz ile karşıyı ayırma eğilimi, hiçe sayarken kimi ve neyi hiçe saydığını bilmemek...

Yoga,  ' Yaşama Sanatını ' aslına uygun haliyle uygulayabilmeyi bilmektir.

   
Namaste…..

10 Eylül 2018 Pazartesi




Müzisyenlerin yaşamı bedenlerinin son müziğini sarf edene kadar devam eder....

Her birimizin bedeni, ayrı bir müzik çalar. Babamın son nefesinden önce bitti yaşamı. Hayat algısı mükemmellik olan babam, yaşamın mükemmelliğini hayatlarımıza yansıtamamaktan dolayı yaklaşık 15 yıl önce adına Alzheimer verdiğimiz hastalıkla yavaş yavaş kendini yok etti.

4 gün oldu, bu dünyayı terk edeli. "MIŞ" lıkla yaşamı sevemedi, mükemmel işleyen bir bedenin içinde.

Mükemmel bir mekanizmanın yani bedenin bir parçası "ben" diye adlandırdığımız olgu. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bu mükemmel bedenin bir parçası olmanın verdiği sorumluluk ile onu ve ona bağlı olan hayatları hep mükemmel şekilde ayakta tutmaya çalışıyoruz. Mükemmelliğin ne demek olduğunu bilmeden.

Mükemmellik, ne kimseyi kırmamak, ne kimseyi üzmemek, ne kavga etmemek, ne de kötü laflar sarf etmek değil. Mükemmelik aslında kendimizi oluşturan parçalardaki üzellikleri ve çirkinleri görerek onları kullanırken neyi neden ve nasıl kullandığımı, neden kendimi korumak için bazı yollara baş vurduğumu, bazen nasılda hizmet etmek ve sevgimi ortaya koymak için kendimi açtığımı, neden herkesi güldürmeyi başardığımı anlamak gerçekte kendi hayatının sorumluluğunu ele alabilmek. Yaptıklarımı iyi kötü olarak yorumlamamak, altında ezilmeden, olanlardan başkalarını sorumlu tutmadan, elden gelenin en iyisini yaparak sevmeyi ve çalışmayı bütün yaşam boyunca sürdürebilmek.

Babam ne kadarını bildi bilmiyorum, kurallarına sıkı sıkıya bağlı olduğu zamanlar katı aynı zamanda da o kuralları yıkamayı isteyecek kadar sevgi dolu olduğu ve etrafı için dünyayı değiştirecek kadar yumuşak olduğunu.

İnsan parçalardan oluşur, insan bir bütün değildir, insanın bir değil binlerce dili vardır, İnsanın bütünü içindeki dilleri bir araya toplayıp, bütünlüğün ayrı ayrı parçalarını görmek yogayı yaşayabilmektir. Yoga, içimizi kaplayan yumuşak dokunun nerelerde, neden sertleşmesi gerektiğini ve bu sertliğin içindeki kırılganlığını tanımamıza yardım eder.

Babamın müziği son nefesi ile son buldu.... 



15 Mayıs 2018 Salı

İNSAN

Paris'te Dali'nin sergisine gittim geçenlerde, insan aklının, doğal olarak bize verilen yetenek, nicelik ve güçlerin sanatla bir birleşimi. Dali'nin sergilenmemiş eserleri, çok ünlü eserleri her birinin iç içe geçtiği bir sergi idi. 300 parça, mobilyaları çizimleri ve heykellerinden oluşuyordu.

 
 
Bu heykeli yani çekmeceli kadın heykeli, yoga'nın yaşamın kendisi olduğunu hatırlattı bana. Yaratıcılık, Oluş, Güç ve Aşk. Bütün bunların içine sığdırıldığı, dünyanın ilmini içine alan bu kadında nasıl da güzel anlatmıştı psikolojimizi, nerelerde üzüntülerimizi, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, utançlarımızı, suçluluklarımızı sakladığımızı, görünmeyen, gizli çekmecelerimizde.   

Görmek yaratmaktır demiş Dali. Yaratıcılık, gördüğümüzü, derinine, incelemek, meraklanmak, nerden ve nasıl bakacağımızı, nesini sevip, nesini sevmeyeceğimizi, bazen sevmediklerimizle nasıl ilgilendiğimizi, sevmedikçe şekillerinde farklıklar yaratmaya uğraştığımızı görmektir.

Oluş ele tutulur hale gelen, düşüncelerimizdir. Yaratımın, şekil aldığı haldir. Görmenin yanı sıra, duyabildiğimiz,  tadına varabildiğimiz, dokunabildiğimiz, hissedebildiğimizdir.

Güç, merakın içindeki iyi ve kötüyü birbiriyle harmanlayıp, yeni bir oluşu içimde oluşturabildiğim, içimdeki ateşi yönlendirebildiğim, dengeyi kurabilmenin kendisidir.

Aşk ise merakı, içimdeki iki ucun her bir halini, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, harmanlayarak ortaya koyduğum beni anlatır. Bilincin, zihnin ve düşüncenin derinlerindeki birlikteliği bildiklerimle değil, benimsediklerimle ortaya koymayı, kendi özgünlüğümün doğasını anlatmayı getirir.

Anlatmanın kendini bin türlü yolu var. Bazen heykellerle, bazen binalarla, bazen formüllerle, bazen Asanalarla, bazen yazılarla, bazen fotoğraflarla... bazen de sadece seçimlerimizle...

Seçimlerimiz sadece bize aittir ve seçimlerimizle sadece kendi hayatımızı değil, bütün hayatları etkileriz. Seçişlerimizin hayat buluş şekli ile ancak ifade ve özgünlüğümüzü ortaya koyma imkanına sahibiz. Onları yıkıcı ya da yapıcı hale getirmek sadece gördüğümüz noktanın genişliğine ya da darlığına bağlıdır.

Bugün bedenime tekrar bakıp, çekmecelerimi açtım, içlerinde yıkanlarla, yaratanlarla ve beni ben yapanlarla, elimde olanlarla kendim yeni bir gözle baktım.

Havalandırın çekmecelerinizi içinde neler var daha...!

Namaste..!

   

8 Mayıs 2018 Salı





 AN

 
"Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için bir sır ve gizemdir" Charles Dickens
 
Anlamaya, çözmeye. dinleyip yorumlar çıkarıp, düşünceler geliştiriyoruz, kendimizi ne kadar anlıyor, hüzünümüzü, sevincimizi ne kadar tanıyoruz.
 
Bilmiyorum kelimelerin anlamını. Bilemiyorum, her gün değişiyor. Tanımlarım bile aynı kalmıyor. Bedenimi bile tanımıyorum, bir gün yaptığını ikinci gün yapamaz hale geliyor. Değişiyor her an.
 
Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..
Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..
O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..  Mevlana Cellalettin Rumi
 
Değişen, bir anı bir anına uymayan, içinde var olanı hiç bilmediğim bir dünya tanımaya başladım sosyal işlerde çalışmaya başlayınca. Kendi derdini anlatamayanların, dili olmak yaptığım. Onların ihtiyaçlarına cevap aramak.. Tercümanlık yapıyorum, her gün başka bir kişi için, derdi için, ihtiyacı için, öğrenmesi için...
 
Her kesin kendi ihtiyacı, karşılanmasını istediği şekli, karşılanmasına kadar bekleme şekli, karşılanmadığında üzülme, sevinme şekli varmış. İhtiyaçlar bile değişikmiş benimkinden. Farkında olduklarım, bildiklerimi zannettiklerim, yargıladıklarım, anladığımı zannettiklerim değişiyor.
 
Kendimi anlayamazken, kendimi anlatamadığımı düşünürken şimdilerde başkalarının diliyle, başka bir dilde anlaşılmanın, soruları sorabilmenin, cevap aramanın dilini öğreniyorum. Soruları farklı, ihtiyaçları farklı anlatıyorum.   
 
Kendimce farkında olduğum dünyadan farklı bir dünya olduğunu, dilin gizemini, anlatılanın ne kadar da insanın kendi içinde derin anlam ifade ettiğini görüyorum. Özlemin, mutluluğun, acının, var oluşumuz diye adlandırdığımızın nasıl da değiştiğini yenilendiğini, dönüştüğünü ve yeni bir hayat içinde başka hallerde meydana çıktığını görüyorum. Sevincin bile anın getirdiklerine bağlı olduğunu anlıyorum.   
 
Asanalarla bedenin dilini anlamaya çalışmaya başlayalı 5 yıl oldu. Her anın içinde değiştiğimi, isteklerimin, ihtiyaçlarımın her an değiştiğini, bedenimin ihtiyaçlarının alışkanlıklarım içinde nasıl gözden kaçırdığımı şimdilerde fark ediyorum. Tanımadan, değişimi dikkate almadan, anın içindeki sadeliğin, yalınlığın, samimiyetin güzelliğini, yapabilme isteğiyle, başarabilme hırsı ile nasıl da uçup gittiğini gözlemliyorum.   
 
Mutluluk diye aradığımın, sadece bir anlık, bir tebessüm olduğunu ve vazgeçilenin yok olduğunu öğreniyorum, dünyanın keşfinde.
 
Bedenimin tercümanı olmak, onunda benim gibi değişebilirliğini, yeniden değerlendirilebilirliğini, dönüşümünü, anlamakla mümkünmüş.
 
Her anı, bir nefesin sonunda başka bir gözle görebilmek dileğiyle... Namaste...!
 

2 Mayıs 2018 Çarşamba



HAYAL




Hayal etmen gerek, hayal etmezsen hayallerin nasıl gerçekleşecek....

Hayal etmeyi ancak çocukken yapabiliyoruz galiba.. Hayallerimiz boş verdiğimiz zaman güzel ne olduğuna bakmadan nasıl ve nerde gerçekleştiğini bilmeden. Büyüdükçe hayaller de büyüyor ve şeklini bir türlü veremediğimiz, tam bir cümlede anlatamadığımız bir karmaşıklığa dönüşüyor. Sonrasında "hayırlısı neyse" demeye başlıyoruz. Hayal etmeyi unutuyoruz. Olmamız gerekenleri ve olmak isteyip istemediğimizi bilmediğimiz şeyleri hayal etmeye başlıyoruz.

Olunması gerekenler hayallerimizi yıkıp geçiyor.

Olunması gereken var oluşumuzu oluşturan bir hikaye. Bu hikaye çocukken, bir bisikletim olsa ile başlıyor. Sonra arabam, evim, yazlığım, iyi bir işim, herkesin beğenisini kazanan bir eşim, mutlu bir ailem ile tanımsız hale geliyor. Duymuyoruz bile martıların şarkısını. Hayallerimizin de anlamını bilmiyoruz.

Dün bir yoga dersine gittim, çok güzel küçük bir stüdyo, "Yoga studio le Singe" hayallerimdeki basitlikte bir yoga dersi miydi. Evet. Basit, sade ve kolay. Yormadan bir saat. Yapabilirliğimi test etmediğim, yapabilirliğimi sorgulamadığım ve yapabildiklerimin içinde kendimle kalabildiğim bir ders.

Hayalimdekiler ise hep Baş, el duruşları ya da scorpion gibi daha zor hareketler. Odak noktam bu olunca kaçırdım zevkini bu kadar basitliğin. Kaçırdım zevkini kendi nefesimi dinlemenin. Kaçırdım bedenimdeki zarafeti.

Hayal etmek için kendini bilmek gerekiyor, kendinin her dakika değişebileceğini, isteklerinin anlık olduğunu, ihtiyacın karşılandıktan sonra yeni bir ihtiyaca kadar herhangi bir doyuma ihtiyacın olmadığını. Yapmak istediklerini sıraya koymak, istediklerin için ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri hayal etmek. Bu hayaller deneyimledikçe gerçek ihtiyaçlarının farkına varmakla gerçekleşiyor.

Yaşadıkça, deneyimleyip içine alıp hakikaten neleri kendince yapabildiğini anladıkça hayaller de  hayat buluyor.

Deneyim, hayallerin hayat bulmasına yardımcı oluyor.

Namaste...!       

17 Nisan 2018 Salı




Sadece sevdiğin şey...!

Coşkulu ancak mutsuz günler...Mutsuzluk nedir diye sorarken buluyorum kendimi kendime. Dün güneş yoktu dışarıda. Bir anda bütün yoga ve bütünsel felsefe kitaplarında okuduğumu  ve anladığımı sandığım şekilde düşündüm; ya ben gülümsersem, ya ben içerimde iyi hissedersem ne olur.

Hafifçe güneş kendini gösterdi, biraz grilikten çıktı gökyüzü.

Vizyonla Gerçeklik bir ve özdeştir.


Aslında bütün öğretileri iyice okumuş olmama rağmen, her an cehaletimin  bir sağlamasını yapmak ihtiyacı duyuyorum. Öğrendiklerim ne kadar çok olsa da, öğrendiklerimle ilgili anlayış geliştirmek ve onları hayata geçirmek arasında nasıl bir fark var ?

"Olumlu duyguları üretebilmek için uzun bir hazırlık evresi ve kendi üstümüzde dikkatli bir çalışma gereklidir."

Bedenimle iletişim kurmak için fasya için ortaya atılmış beden hareketlerini yapmaya başladım. Önce sadece 1 saat, sonra bütün hareketleri bitiremediğimi fark ettim ve 1,5 saatte çıktı çalışmalarım. Sonra oldu 2 saat. ve 2,5 saatte ilk defa bütününü hareketlerin bitirdim. Sonrasında bu süre kısaldı ve 2 saat ile 1,5 saat arasında etkili bir çalışma olmaya başladı. İp atladıkça, ya da fasya roll dedikleri yuvarlak süngerimsi sertliği bedenimin çeşitli yerlerinde çalıştırdıktan sonra hep bir rahatlama hissediyordum.

On gün geçti, bu rahatlık bana sigarayı içmeme özgürlüğü verirken, diğer yandan sağ tarafımda çene kaslarımda bir arı başlattı. Bedenimin bana bu günlerde ne anlattığını anlamak isterken, sabah Tanrılar Okulu kitabını elime aldığımda bütün bu cümlelerin yanı sıra; "Dünya senin düşlediğin gibidir."  cümlesi benim hep sıkıştığım alanda bana işaret eden bir bedenim olduğunu gösterdi. Bir türlü konuşmalarımı beğenmez, sadece yazarak kendimi anlatmanın benim için imkanlı olduğunu düşündüğümü fark ettim. En çok korktuğum şeyin ifade edememek olduğunu ifade etmemek için sigarayı bir emzik gibi kullandığımı, yoganın bedenle bir ifade etme şekli olduğunu ancak onda da bir yerlerde takıldığımı ve takıldığım zaman kendimi kasmanın ötesinde yapmak istemediğimi fark ettim. Bütün beden kendini ifade etmeye başlamıştı, benden bağımsız ancak benle uyum içinde bir orkestra gibi.

Gerçek iyileşme ancak içeriden gelir.


Korkuların, endişelerin, kaygıların ve bilinmezliğin içinde hareket etme yetisini sormakla yapabildiğimizi öğrendim. Sormak, cehaletimi bilgiye dönüştürür, sormak, kendi gerçekliğimin dışına çıkabilme yetisine kavuşmamı sağlar. Karşılığını sessiz ifade ile elde ettiğimiz cevaplar ise sabrı, beklemeyi ve yazarak bilgi sahibi olmama neden olur. Anlayabilme yetisine deneyimleyerek, kısılmayarak, sıkışmayarak, ulaşabilirim.

Cehaletin karanlığında sorarak ışık bulunabileceğinin farkına varmak ve özgürlüğe giden yoldaki bağımsızlığın sıcak esintisini hissedebilmek , severek ve eğlenerek kendimizi bulabilmek dileğiyle...

Namaste...!