6 Aralık 2016 Salı

Tutuculuk




Birşeyi tutmak, almak ve saklamak, fazla almak, söylenilene bağlı kalmak, güven içinde yaşamak...hepsi bir şekilde yeniden korkmanın, deneyim yaşayabilme cesareti göstermekten çekinmenin, kendi renklerimi bilmememin bir başka yolu. Ayrıca uyumun, sağlıklı ve güven içinde yaşamanın da bir yolu.

Geçenlerde Reiki Masterlarımdan en en büyüğü olarak kabul ettiğimiz hocamla konuşuyordum, nereden oraya geldik hatırlamıyorum;

- Aslı yurt ne anlama gelir biliyormusun? dedi
-Vatan, doğduğum ülke !
-Hayır yurt kelimesinin kökendeki anlamı çadır, oba, konaklama yeri demektir."

Bugüne kadar hiç bilmediğim bu kelime beni taa eskilere, bana öğretilenlere, anladıklarımı nasıl anladığıma ve bir türlü yurdumu bulamama kadar götürdü. Aslında yurt belkide yaşadığım yerin dışında kendi ailem, kendi bedenim ve bulunduğum alan. Bunu bilmiyerek benim kadar yaş alan kaç kişi var ya da ben mi tek cahilim bilmiyorum.

Bizler, anlamlarını bir gün bile araştırmadığımız kelimelerin içinde hayatımız oluşturur, bağlar kurar ve onlara bağımlılıkla bağlanırız. Bağlanırız ki gerçeklik sandığımız ve dokunma ile tanımlayabildiğimiz, gözlerimizle gördüğümüz, tadını aldığımız maddesel araçlarla hayatı tanımlayabilelim. Kendimizi görünen bu beden içinde var edebilelim.

"Arzular ya da acılar arasında kendimize kalan bir anlık zaman diliminde,
 can sıkıntısı başlar ve değişime ihtiyaç duyarız.
 Yaşamda kalmak bütün canlıları ilgilendiren, meşgul eden bir oluş halidir ve insanları canlı tutar.
 Ancak kendini güvenceye aldığında kalan zaman içinde ne yapacağını bilemez insan.Ve o anda varlığının ona yüklediği yükten kurtulup özgür olmak ister. Kendini hissetmekten korkar,hissedebilmekten,hissedilmekten ve başlar zamanı öldürmeye, can sıkıntısını gidermeye.
İhtiyaclarından kurtulmuş, ihtiyacı kalmamış insanların günümüzde geçirdikleri her anı kazanılmış bir değer olarak gördüklerini gözlemliyorum. " Arthur Schopenhauer

Yaşamı tutunarak, ondan ve getireceklerinden korkarak yaşamak bize tutuculuk, uyum içinde canımızla uyumsuzluk, katılık, esnek olmama hali, hastalıklar ve can sıkıntısı ile huzursuzluğu getirir. Yoga'da buna "Aparigraha" adı verilir. Hiç birşeye sahip olmama hali ya da Tanrı ile beraber yürüyebilme yeteneği.

Hindistan'da maymunları yakalamak için ince ve sık borulardan yapılma kafeslerin içine bir muz koyulur, dışarıda olan maymun bu muzu görünce kafese yaklaşır ve dışarıdan muzu alabilmek için kollarını bu dar ve sık boruların içinden geçirerek muzu almaya, bazende soyarak yemeye çalışır. Avcılar yanına yaklaştığında onun sesini duysalarda, akıllarını tamamen muzu almaya odakladıkları için, özgürlüklerinin elden gideceğini anlamadan devam ederler muzu çıkarma çabalarına...

Bizlerde bilgisizce söylenenleri dinleyerek, sorgulayamayarak, yapılanı yaparak, cesaretsizlik, korku veya utanç yüzünden odaklanırız çevremizdekilere ve bilmeyiz yaşarken sadece bir muz için özgürlüğümüzü nasıl kaybettiğimizi.

Yurdunuz bedeniniz, yurdunuz eviniz, nerede o evin kapılarını açıp utanç ve korku olmadan yaşayabiliyorsanız orada özgür yaşamayı seçin...

Namaste!

25 Kasım 2016 Cuma

Ölüm korkusu


“Evrende tek sabit olan dönüşümdür.”
Alanna Kaivalya

Bizler hep ölümden bahsederken içimizi gidişle veya gidenle ilgili bir hüzün kaplar.

Bundan iki hafta önce annem Amerika’ya gitti ve babam yalnız kaldı; yalnız ama ben, oğlum, kızım ve bakıcısı vardı. 

Her gün ağladı babam, annem öldü zannederek. Ağlarken hep şunu söyledi: “Ben kiminle konuşacağım, kiminle olacağım oraya gider de onu bulamazsam.

Aslında bizi korkutan nereye gideceğimiz değil, ne olacağımız da değil. Biz aslında her şeyle, bildiklerimizle ve bilmediklerimizle olan bağlarımızın kopmasından korkuyoruz. 

Sonraki günlerde aldı babam eline annemin resminin olduğu çerçeveyi ve onunla konuşmaya başladı.
Tek başına ama bir başına kalmadı. 

Ölüm bizim bağlarımızı kesmez ancak bağ olmayacağı korkusu bizi yer bitirir.

Yoga ile dıştan içe bir bağ kurmayı, kurduğumuz bağda kendimizi bulmayı, bulurken yalnız kalmamayı, bağsız kalmamayı öğreniyoruz. 

Geçmiş ile ilgili değil, gelecek ile ilgili değil hayaller, beklentiler.

Hayal ya da beklenti yerine bağlarımızı sağlamlaştırıyoruz dünya ile ve yaşarken bağlı olduğumuzu hissedebiliyoruz. 

Geçiş değil korkutan, her şeyden bihaber olmak da değil, sadece yalnızlık içinde bağsız, serseri mayın gibi bizi bir yandan bir yana savuracak günler bizi korkutan. 

Bedenimizin içinde ne kadar çok ben olduğunu, ne kadar çok biz ve ne kadar çok sen olduğunu öğrenmenin yoludur yoga...

Yeryüzünde yalnız olmadığımızı fark ederek diğerleri ile iletişim becerisini geliştirmek dileğiyle...

Namaste!

22 Kasım 2016 Salı

Gözlem, Algı, Kavrama, Sezgi, Birlik


Gözlem; keskin ve kesindir. Detaylara dikkat eder. Ancak bu kadar kesin olduğu için sınırlıdır. Etrafını ve yakınını görmez. Bu kadar kesin olduğu için bazen çok yakın, bazen istilacı, bir şekilde kaskatı ya da merhametsiz ve saldırgan olabilir. Bilim için ön şarttır.

Algı; bağımsızdır. Bazen mesafeye ihtiyacı vardır. Bir çok şeyi bir anda fark eder, seyreder, bütün hakkında bilgi edinir, kendi alanındaki en küçük detayın farkındadır. Bir şeyin ya da bir gözlemin anlamını kavrar. Ve anladığına bir de anlam ve bilgi yükler.

Kavrama/Anlayış; aslında gözlem ve algı olmadan herhangi bir akıl yürütme olmaz, tabii anlayış/ akıl yürütme olmadan algı ve gözlemde olamaz. Ancak hepsi birlikte var olursa o zaman bizler anlamlı bir şekilde hareket edebiliriz.

Sezgi; kavrama ile sezgi bir görünse de tam olarak aynı değildir. Sezgi anlayışın yardımı ile bir sonraki hamleyi yapabilmeye yardım eder. 

Birlik; benim diğeri ile aynı dalga boyutunda olmamı, onu anlamamı sağlar. Onun içinde kaybolmadan, ondan ürkmeden ve kendimden ürkmeden ve kendimle bütün içinde kalabilme yeteneğimdir.

Bütün bu terimleri Bert Hellinger yukarıdaki benim tercümelerimdeki kelimelerle açıklamış. Her biri bir diğerinin içinde var olan, her biri bütün için gerekli olan unsurlar. Bizler kendi algılarımızın içinde kalırken bazen kendi bedenimizi bile duymadan, hayatı algıladığımız zanneder ve bir de bildiklerimiz ve öğrendiklerimizle diğerini yargılar, diğerlerine akıl verir veya diğeri ile kendimizi kıyaslarız.
  
Önce kendimizle, yani bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz ile bir dalga boyutunda olmayı anlamak gerektiğini öğretir yoga. Matın üstüne çıktığımız andan itibaren kendi bedenime doğru bir yolculuğa başlarım. Dışımdakinden, içimdekileri anlamaya, duymaya ve anlayabilmek içinde zihnimdekileri boşaltmaya başlarım. Zihnim boşladıkça da ruhumun derinliklerindeki beni tanımaya başlarım.

İnsan olmak kendi içinde yeteri kadar karmaşık bir durum. Pek çok seçim ve pek çok çelişki içinde diğer insanların arasında yol almaya çalışırken, kendi ihtiyaçlarımızın farkına varabilme savaşını veriyoruz. Bütün kararsızlıklarımızın ve keşmekeşimizin içinde yoga bize kılavuzluk edip, daha derinlerimize inip kendi özgünlüğümüzü bulmamıza yardım eder. Daha zengin ve dolu bir yaşamın sırrını buldukça, yaşamımızı daha becerikli ve bilinçli olarak yaşarız. 
  
Ustaca yaşanacak bir hayatın kapısını aralamak için ne bekliyoruz….



Namaste..!

18 Kasım 2016 Cuma

Özgürlüğe açılan Kapı



“Vazgeçmiş olmanın ızdırabı bir hatıraya dönüştüğünde, siz de yeni bir hayata başlamış olursunuz.” Anonim
İnandıklarımızdan, bildiklerimizden vazgeçmek ve ona bir duygu, bir anlam yüklememek bizi korkutur. Eşyalarımızdan, yerimiz ve yurdumuzdan, rahatımızdan, etrafımızda olanlardan her birinden ayrılmak bizi yanlızlaştırır.
Yeninin kapısını aralayabilmek için, bütün her birine yüklediğimiz anlamların neler olduğunu kavradığımızda, bütün vazgeçemediklerimizin bizde yarattığı isteği, arzuyu, öfkeyi, korkuyu anladığımızda ancak bırakan, vazgeçen, yeni bir yol arayan kaşif olabiliriz.
İnancımızı geliştirir, olabilecek olasılıkları yeniden araştırmaya başlarız. Doğru olduğunu, mutluluğu nasıl bulacağımı, huzurun, zenginliğin benim ölçütlerimde varlığını sürdürmediği bir alanda ancak yeni bir doğuşu, inancı ve güven duygusunu uyandırabilir.
Biz ise her öğrendiğimize saplanır kalırız, araştırsak da bilgileri bile inandığımız alanda buluruz. Bundan zevk duyarız bizi desteklediği, bizi doğruladığı için. Oysa ki salt doğru, sadece benim anlayışım içinde olan bir doğrudur.   
Bildiğimiz doğrular ve vazgeçmediklerimiz, bağlılıklarımız, bağımlılıklarımız bizi ayakta tuttukça biz katılaşır, sertleşir, içinden çıkamadığımız bir labirentin içinde kısılır kalır ve sadece bir tatil, bir değişiklik ile onlardan sıyrılmaya, biraz nefes almaya başlarız. Kendimizi aslında daha yanlızlaştırırız.
Yoga, İNANCIN ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN BİR KAPI olduğuna değinir. İnanış olana karşı geliştirdiğim, sonrasında bildiğimi zannettiğim bir güvenlik duvarıdır, oysa ki inanış bir biliş değil, sadece tadına bakabilme yetisi, dokunabilme, kokusunu alabilme, duyabilmeve ve görebilme yeteneğidir.O an içinde hissedebildiklerimi yaşama özgürlüğüdür.
Bütün bu duyumsadıklarımı ardımda bırakıp anın içinden geçebilmedir. Yeniden aynı şeye defalarca bakıp onu yeni uygulamalar içinden geçirmek değil, başkalıklardaki aynıları anlayıp, her birini yaşanmışlıklar olarak kabul edebilmektir.
Yaşanmışlıkların deneyimlerine, bende bıraktığı izlere tutunmak yerinde gördüklerimin ve yaşadıklarımın zenginliği içinde, dönüşebildiğim ölçüde, sürdürebildiğim bir hayatın içinden geçebilme yetisidir.
Namaste!   


15 Kasım 2016 Salı

Kendini aramak




“Taa dibe indikçe nerelerde neler saklı onu öğrendikçe kendimi ve bütün insanlığı tanırım.” Anonim

Bizler öğrenilmişliklerin çocuklarıyız. Anneler ve babalarımızdan öğrendiklerimizi uygulamak bize güven verir. O güven içinde neyin nasıl yapılması gerektiğini biliriz ve yapılacak şey hakkında bilgi sahibi olmak bizi biz yapar.

Bazen bu öğrenilmişlikler bizi yorar, o zaman marjinal olmak, tersini yapmak, denileni başka bir şekilde yapmak benim sınırlarımı genişletir, genişletirken beni yorduğunu taa ki neden bu şekilde yaptığımı anladığımda canımın isteğine kavuşurum.

Yogada bu yüzden revaçta verilen derslerde hoca neyi nasıl yapacağımızı söylüyor bizde ona göre bu hareketleri yapmak ve bedenimizi geliştirerek aynı çocukken olan elastikiyete dönebilmek, zayıf olup güzel görünmek, genç kalmak ve genç kalırken hayranlık toplamayı ümit ediyoruz.
Hocalar, bu hareketleri söylenen gibi yapmak için önce kendilerini tanıyor, variasyonlar ile önce o hizalanmaya gelebilmek için bedeni nasıl çalıştırıcaklarını öğreniyor ve ondan hizalanarak hareketi kitabın söylediği gibi yapmaya başlıyor.

Hizalanmak kendi içinde birliğe gidebilmek anlamındadır aslında. Zihini, bedeni ve canı birbiri ile hizalamayı öğrenmektir. Her öğreniş bize içimizdeki yeni bir olasılığın kapısını önce aralamayı sonra o kapıyı açmayı isteyip istemediğimize karar vermeyi öğretir.

Bilmişliklerimiz ise kapıyı açmadan bize kapıyı görmemeyi öğretir. Görmeyi bilmez olan aptal, zekası az, yapamayan, başarısız, kötü, topluma uygun olmayan, egosu yüksek, kendini beğenmiş, kibirli….ve daha neleri içinde taşır.
Öğrenmişlikleri bırakabilmek, bir an durup ne yaptığına bakabilmek ve yaptığının acı vermesi, ağrı yapması ile bir başka şekilde yapabilmeyi denemek aslında yoga. Hem yaşam içinde, hem de matın üstünde.

Değişik olmak, Avrupa kültürü almak, amerikayı görmek, başka ülkeleri ve dilleri keşfetmek, diğer bir işle hobi olarak da uğraşmak bize bütünü görmede yardımcı olur. Bütünü görürken yapılan işin başka şekilde yapılabileceğini gösterir. Bizi olduğumuz alandan bir anlık da olsa çıkarır.
Birini bir diğerinin yerine koymak yerine, aynı işi diğeri gibi denemeyi, dönüştürmeyi ve dönüştürürken sürüdürebilmeyi sağlamak dileğiyle!



Namaste…. 

4 Kasım 2016 Cuma

Variasyon




Kendi bedenim sınırlarım olduğunda, ulaşacağım özgürlük bu beden içinde önce neleri yapabileceğimi bulup, tanıyıp ardından da neleri yapamayacağımı düşünüp anlamaktır.
Kendi sınırlamalarım içinde ben hem bedenimi, hem de zihnimi tanıdığımda, başka nitelikleri bu yapabilirlik içinde nasıl yaparım sorusunu sormaya başlarım. Bizler yoga duruşlarında bunlara variasyonlar adını veriyoruz.
Variasyonun kelimesinin anlamı, farklılık, dönüşme, değişikliktir.
Variasyon benim bir pozu öğrenirken kendi sınırlarımı çok iyi tanıdığımı zannedip, pozu yapamadığım fikrinden beni çıkarıp, pozu değişik bir şekilde yapmama yardımcı olur. Sonrasında beni güçlendirip, destekleyip, kuvvetlendirdikçe ve esnekleştirdikçe, variasyondan ikinci bir variasyona geçerek biraz daha hareketin özüne doğru giderim. O sırada bedenimi tanırım, bedenimi tanıdıkça zihnimin, çevrenin ve öğrendiklerimin bana neleri dayattığını anlarım ve anlayışım geliştikçe hareketlerim başkalaşır. Başkalaşma yapabilirliğin, öğrenebilme kabiliyetimin ilk adımıdır.
Eğer niteliklerimi ve niceliklerimi kesin ve keskin sınırlar içine koymazsam ben dönüşüme girme yeteneğine ve deneme kabiliyetine sahip olurum.
Kendimi kötülemek ve kesin sınırlarımı çizmek yerine yoga asanalarını rahatlık alanımı bularak yaparsam, o zaman dönüşüm içinde bir yer açabilmek için sınırları olmayan, zekası çok yüksek, dönüşüm kabiliyeti ve esnekliği mükemmel olan omurgamı kullanmayı öğrenebilirim.
Manipülasyondan variasyona bir geçiş sağlarım. Kendimi rahatlatırken, koyduğum kısıtlamalardan kurtulup, kendi doğruluğumu ve dürüstlüğümü bulur, birşeyin doğru olup olmadığını sorgulamadan doğru olduğuna inandığım, gördüğüm, hisettiğim alanın içinde kendime yer açma ve yeniyi tanıma imkanına sahip olurum.
Dün akşam ben mi Merve Tığlı Çınar’a ders verdim o mu bana ders vermeyi öğretti bilmiyorum. Birbirmiz içinde kendiliğimizi tanımaya doğru yol aldık.
Her başkasında bir variasyonumuz yatar, diğerlerinin yaptıklarına kızmak ve üzülmek yerine onların benim variasyonlarım olduğunu bilirsem, kendi variasyonumla özüme ilerleme imkanına sahip olurum.

Namaste…!

1 Kasım 2016 Salı

Denge






Herşey dengede güzel. Denge güzel de neyin ne kadar yapılması, nerede durulması, sınırların kime göre ayarlanması gerek onu hiç bilmeyiz. Kime göre sınırlar, kime göre düzen, kimin ki doğru, kimin ki yanlış?
Hep bu sorular bizim kendimizi belli bir düzen içinde büyütürken aklımızı kurcalayanlar. Aile dizilimci Bert Hellinger “Yardım etmenin düzeni” adlı kitabında, “anne babanın bizi büyütürken yaptığı yardımının karşılığının ancak kendi çocuklarımızı eğitirken bizim de çocuklarımıza verebileceğimiz bir yardım şekli olduğunu anlatmış.” Yani anne baba yardım ettiği ve binbir fedakarlıkla bizi büyüttüğü için bizim de yaşlılık zamanında onların anne babası olmamız gerektiğini anlatmamış.
Karşılık kalpten verilen, benim verebileceğim, kendi sınırlarım içinde verebileceğim ve ancak benim sınırlarına karar verebileceğim bir karşılıktır. Bu karşılık karşı tarafın algısında belirginleşemez, karşı tarafın algısında şekillenemez.
Temas ederek yapabileceğimi ve yapamayacağımı bildiğim sınırların içinde vermeyi öğrendiğimde kendime ve etrafımdakilere huzuru ve barışı veririm. Ve herşeyin karşılığının belirli bir çerçeveye dayanmadığını bilirim.
Temas ettiğimde kendi kalbime dokunduğum kadar, karşı tarafında kalbine dokunur, onunisteklerine nasıl cevap verebileceğimi kendimce bulurum. Her iki tarafa da yani kendime de, karşı tarafa da eşitçe, hakça, utanmadan, korkmadan cevap veririm.
“Bir çiçekten hoşlandığımızda onu alıp koparırız, bir çiçeği sevdiğimizde onu sadece sular ve onun büyümesini seyrederiz.” Buddha
Sevebilmek, ona yol gösterebilmek, ona şekil vermemektir, şeklini almasına izin vermektir. Her şekilde dönüşümü tanıyabilmektir.
Beklentilerimiz yerine, sevmenin kendi içindeki dengesinde ayrılıklar ve değişiklikler içinde kendimizi yeniden şekillendirebilmek dileğiyle….

Namaste!