16 Ağustos 2016 Salı

Beden değişirken


"Çocuklar atlar, zıplar, etrafta koşuşurlar. Gençlerin hareketlerinde bir akıcılık, bir sağlamlık vardır. Yaşlılar ise ayaklarını sürür, başları aşağı ve ileriye doğru çevrilmiş ve bakışları ise yerde bulunan tehlikelere doğru çevrilmiş şekilde yürürler." Rolf Yapısal Entegrasyon Enstitüsü

Ferhan hocamın aracılığıyla bizimle birlikte Antes Vakfı yerleşkesinde masaj yaparak hem bizi bilgilendiren, hem parasal olarak vakfımıza katkıda bulunan Mehmet Arap ile ilk gün yemeğe giderken, yolda sürekli durup insanların nasıl hareket ettiğine bakmaya başladım.

İlk zamanlarda bunu çok garip bulmama rağmen, şu sıralar insanlara başka bir gözle bakmaya başladığımdan beri insanların nasıl hissettiklerini, neden olduklarından yaşlı gözüktüklerini, neleri saklamaya çalıştıklarını, nelerden çekindiklerini takip eder, yorumlar ve aynı onların yaptıkları hareketleri yaparak neler hissedebileceklerini duyularımla algılamaya çalışmanın yanı sıra bedenimle de deneyimlemeye çalıştıkça kendimi daha fazla tanır ve gözlemler oldum. 

Fasya veya bağ dokusu sürekli olarak tekrarlanan duygusal ve fiziksel hareketler sonucunda ve yıllar içinde kısalır, bükülür, şekil değiştirir ve en kolay hareketleri bile zaman içerisinde zorlukla yapmamıza neden olur. 

Yoga fasya ile sadece hareketsel olarak çalışmaz. Yoga hem bedenimizi, hem zihnimizi, hem de ruhumuzu yani duyu ve duygularımızı da harekete geçirir. Beden çalışırken, bağ dokusu içine sıkışıp kalan bütün hisler hallaç pamuğu gibi beden içinde yer değiştirmeye ve bizi alttan, üstten, yandan sarsmaya başlar. Çıkamadığımız bazı döngüleri, içinde sıkışıp kaldığımız bölgeleri ve bilmediğimiz renklerimizi bize tanıtır.

"Kalçamız bizim bedenimizin içinde bulunan süpermarket deposudur. Bizler, konuşmak istemediğimiz, görmek istemediğimiz bütün her şeyi buradaki raflara kaldırıp orada saklarız!" demişti Thich Nhat Hahn, Nottingham’da yaptığı bir konuşmasında. İçimizde saklı olanları yavaşça ve dikkatlice çıkarıp onları anlayabildikçe değişir bütün bedenimiz, bedenimiz değiştikçe, zihnimiz, anlayışımız ve kavrayışımız farklılaşır.

Anlayışımızı genişletmek ve bazen içine sıkıştıklarımızı anlamak için sadece aynaya değil, karşımızdakine de değişik bir açıdan bakmayı öğrenmek amacıyla...

Namaste!

12 Ağustos 2016 Cuma

Yolu görmek


Farkındalık, yoga, yol, ne derseniz deyin bize çok değişik şeyler fark ettirebilir; neleri nasıl yapabileceğimiz ve imkânlarımız hakkında yol gösterebilir, şunu veya bunu yapmaya karar verdiğimizde önümüzde ne tür imkânlar olduğunu fark etmemize yardım eder. Ne gezegenler, ne fallar, ne de herhangi bir öğretmenin bize vereceği akıl bizim yolumuzu bulmamıza yarar. Sadece söylenenleri yapmak yerine, araştırmamıza neden olur farkındalık. Yolu görmemiz için sunulan imkânları değerlendirmektir, öğretmenler, fallar, psikoloji ya da astroloji. 

Ne türlü bulduğumuz fark etmez farkındalığı. Bazen birini dinleyerek, bazen astrolojik haritadan yararlanarak, bazen fal baktırarak, bazen psikoloğa giderek, kendimizi tanımadır yol ve her yol gibi bunun da zorlukları ve kolaylıkları vardır. 

Kendimizi bulurken yararlandığımız öğretmenler, fallar, astroloji, psikolojik danışmanlıklar bizi daha hızlı kendimizi tanımaya doğru götürür. Bize verilen bilgileri iyi kullanabilmeyi öğrendikçe, kendi iç sesimizi duymayı, nerede durmak gerektiğini, nerede konuşmak ve nerede susmak gerektiğini öğreniriz. 

Her birini denemek ve bize getirdikleri yararları, yolumuzu nasıl kolaylaştırabileceklerini, hangi yardımın bize daha çok hitap ettiğini bulmak bazen yıllarımızı alsa da, her deneyim bizi bizden uzaklaştırmak yerine, bizi daha çok bize yaklaştırır.

Farkındalık için bütün geçirdiğimiz deneyimler önemlidir, yaşamayı bilmek ve yaşarken gerçeği gözlemleyebilmek. Dikkat edilmesi gereken tek unsur ise değişir ve dönüşürken takıldığımız alanları  görebilmektir. Takıldığımızı fark etmediğimiz anda kendimiz ile bağlantımızı koparır, salt olmayan bir gerçekliğin içinde kuyruğunu arayan bir köpek gibi kendi etrafımızda döner dururuz.

Farkındalığı artırmanın tek yolu her olayın önemini fark edip, onu değişik bir açıdan da takip edebilme yeteneğini geliştirmektir.

Kötünün yararını, iyinin zararını, yanlışın içindeki doğruluğu, doğrunun içindeki çarpıklığı, söylenenin içindeki karmaşa ve düzeni fark ettiğimizde kendimizle buluşmaya başlarız. 

Her birimiz aynı labirent içinde kendimizi kovalıyoruz. Bilmemiz gereken tek şey labirentin birçok yoldan çıkışa doğru gidebileceği.


Namaste.

5 Ağustos 2016 Cuma

Zamanı iyi kullanmak


Aslında teknoloji, çalışma saatleri, mobil telefonlar ve internet ile yapılabilen her şey işimizi kolaylaştırmak için ortaya çıkmış olsa da, kazandığımız zamanla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Her şeyi, daha fazla zaman bulmak adına neden acele ile yapıyoruz?

Her şey daha fazla, daha çok, daha erişilebilir oldukça bizim de beklentilerimiz, hiç bir yerde beklememek, her şeyi istediğimiz anda ve istediğimiz günde bitirebilmek adına arttıkça artıyor. Daha bencil ve daha beklentili bir toplum, daha beklentili insanlar olmaya başlıyoruz. 

Teknolojik gelişmeler, insanların isteklerine göre ayarlanan çalışma saatleri, eve gelen kıyafetler, televizyondan seçilen ev aletleri, mobilyalar bizim yaşama ritmimizi tamamen alt üst etti. Herhangi bir disiplin, uyulması gereken sınır kalmadıkça şımaran, şımardıkça ne yapacağını bilmeyen insanlar haline geldik. 

Olan zamanı kendimizi tanımak yerine neler değişebilir, zamanı nasıl kontrol edebiliriz ve zamanı kontrol ettikçe ölümden nasıl uzaklaşabiliriz düşüncesiyle geçiriyoruz. Bu nedenle iyice kendini eve kapatan, yalnız kalan insanlar olmaya başladık. 

Ölümden kaçmak ve zamanı fazlalaştırmak yerine yaşadığımız anın zevkini çıkaran, beraberliği internetten paylaşmak yerine kişilerle yüz yüze geçirdiğimiz zamanı artıran, kitap okuyan, bedenini tanıyan, hastalıklarında bedenine bakan insanlar olmak unuttuğumuz bir hayat tarzı. 

Çabuk düşünmek yaratıcılığı getirmez, çok çalışmak çok parayı ve fazla şöhreti bize katmaz. 2002 yılında yapılan Harvard Üniversitesi araştırmalarında, baskı altında kalarak, daha az işi daha çok zamanda yapabildiğimiz ve daha zor yollardan çözer hale geldiğimiz kanıtlanmıştır.

Kafamızı boşaltmak, kendimizi tanıyabilmek, kendimizin farkına varabilmek, yoganın bize sunduğu bir lükstür. Zamanı iyi kullanmayı, zamanı kullanırken ihtiyaçlarımızı keşfetmeyi, ihtiyaçlarımızı keşfederken daha yaratıcı olup diğerlerine de hizmet edebilmeyi öğreniriz.

"Yapılmaya değer her şey, hissederek yapılmaya değerdir." Mae West

Namaste!

2 Ağustos 2016 Salı

İçimizdeki ben


Bir tarafımız matematiğe dayalı, formüle oturtulmuş, sistematik bir şekilde işlemeyi öngörürken, diğer tarafımız içgüdülere dayalı, duygu odaklı, sevginin ve duygunun temel nokta olarak alındığı, spontane bir haldedir.

Her ikisi de, bizim aslında bazen mantıklı ve rasyonel olarak aşamalı bir plan program içinde giderken, beklenilmeyen hallerde spontane davranıp duygu ve içgüdülere önem verebilmemizi sağlayacak bir yapıdır. 

Bizler dünyada bu iki durumu ayırt edebilmek ve bu durumlara adlar verebilmek için onları dişil ve eril enerjiler olarak ayırmış ve böylelikle de bir sistem içinde kendimizi de birini ya da diğerini kullanır hale getirmişizdir.

Oysaki insan yaşamı, Gustav Jung'un öngördüğü gibi, karşıt güçlerin dengelenmesi için kendini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Karşıtlıkları ise bizler çoğunlukla sadece karşımızda arar ve sonunda kendimizi geliştirmek yerine karşımızdakini geliştirmek için uğraşırız.

Kendimize nasıl bakacağımızı, kendimizi nasıl iyi ve hoş tutacağımızı öğrendikçe, karşıtlıklarımızdan yararlanarak bazen hayatı planlamayı, bazen de çabuk uyum sağlamayı kullandığımızda, hayatın aslında hiç de korktuğumuz kadar zor olmadığını anlarız.

Yoga bu karşıtlıkları asanalarla öğrenmemizi sağlar. Karşıtlıklar zor hareketlerle kolay hareketlerin, sadece birbiri üstüne kurulu bir sistem olduğunu gösterir. Birini henüz tamamlamadan bir diğerine geçtiğimizde yapmayı başarsak da başardığımız hareket, kısa dönemli bir başarıyı içerdiği gibi, daha da ilerlememizi engelleyecektir. Engellenen bu ilerleme içgüdüsel olarak yeni olanakları değerlendirmeyi de yok edecektir.

Eril enerji ile mantıksal bir paralellik, prensiplere göre aşamalı bir sınırlandırma içinde ilerlerken, dişil enerji ile kuralların ve sınırların olmadığı geçiş alanında, deneyimler yaşama aktarılabilir. 

Bu geçiş alanlarını kullanabilmek insan olma özelliğimizi bize hatırlatırken, hayatımızı zorlaştıran ve değişmez kurallara bağlanarak ben böyleyim diye dayattığımız hapishane duvarlarını katılaştıran bir hal almaktan çıkar. 

Yaşamımızı hayatın katı kurallarını anlayarak ve onları yaşanmışlığa dökebilmeyi amaçlamak için yaşayalım.

Namaste! 

26 Temmuz 2016 Salı

Araştırmak ve incelemek


“Araştırmak ve incelemek, ruhumuzun doğal ve temel ifadesidir.” Godfrey Devereux

Araştırmak ve incelemek aslında çok zor biz insanlar için. Bizler bildiğimizi zanneden, öğrendiklerinden dolayı düşünmek yerine ortaya savlar, kurgular koyan ve bunların öğrendikleri ile bağdaşmasından genel sonuçlar çıkaran bir yapıya sahibiz. Bu yapı bizim içimizdeki endişeyi artırdıkça da, karşımıza çıkan her probleme çözüm bulmak yerine, bildiklerimizle onu eğip büker, yeteneklerimizi problemi çözmekten çok, problemi alt etmek için kullanırız. 

Yogayı, araştırma ve inceleme için yaptığımızda duyarlılık, dürüstlük, açıklık, yakınlaşma ve onama ile kendimizi hareketlere bırakır ve içimizde uyanan bu duyguların hoşluğu ile ilkel bataklığımızın derinliklerine bizi çeken acıma, rekabet, temassızlık, ayrımcılık, ötekilikten kurtuluruz.

Duyarlılık, ince farklılıkları ayırma yeteneğini doğurur. İnce farklılıkları ayırt etme yeteneği, örtülü ifadeler yerine dürüstlüğü, yapamadıklarımızı ve yapabildiklerimizi keşfetmeyi, neyi nasıl yapabileceğimize bakmayı öğretir. Sordukça, söyledikçe açıklık getirir ve anlamadıklarımızı kendimizce öğrenmenin ve kendi yolumuzla yeni metotlar keşfetmenin farkına varırız. Yenileri öğrenmek, beraberliğin bize verdiği gücü fark etmeyi, onda olup bende olmayanı görmeyi değil, bütünlük içinde yol almayı sağlar.

Başarılarımızın ve başarısızlıklarımızın tadına varıp, kendimizde ve karşıda olanı yeni bir anlayış, yeni bir göz, yeni bir duyma ile yeniden şekillendirip, gücümüzü ve güçsüzlüğümüzü birleştirebiliriz.

Namaste! 

22 Temmuz 2016 Cuma

Bilgiyi aramak


“Beden işe yarayanı ve güzelliği arar, ruh ise bilgiyi arar!” Spinoza

Jiu Jitsu dersleri, yoga ve David Kaeil işlevsel anatomisi arasında vakit geçirip bedenimi tanımaya, tanırken gözden kaçırdığım alanlarımı, bilmediğim ve kullanmaktan çekindiğim alanlarımı fark ettikçe bilgiye olan açlığım giderek artıyor.

Bilgiye açlığım arttıkça olanaklarım artıyor, yapma olasılıklarım çoğalıyor. Gerektiği anda en uygun hali ve durumu görebilmek… İlk başlarda öngörünün desteğini aramış insanlık. Eski çağlarda tanrıların, sonra dinlerin, bazen büyünün… Her ne kadar bütün bu kelimeler bir bilinmezi çağrıştırıyorsa da aslında dile getirmediğimiz ancak bilgisine sahip olduğumuz bir alanı da içeriyor.

Fransızcada mutluluk kelimesinin etimolojik kökü “iyi tahmin” demek. İçimizdeki hayaller, hayallere doğru ilerleyişimiz, içimizden geldiği gibi davranma isteği bizi mutlu olabileceğimiz alanlara taşır. Bildiğimiz ama bir türlü anlatamadığımız her şey ruhun bilgisini deneyime dönüştürebilme yeteneği verir bize. 

Dönüştürmekten korkmak ise mutsuzluğu, acıyı ve hayata küskünlüğü getirir. İnanç sadece Tanrı’ya inanmak değildir. İnanç güç, kıvraklık, sorumluluk, sabır ve en önemlisi yeni bir bakış açısı ile deneme yeteneği demektir.

Kendi içimizdekini tanıyarak önce kendimizin sonra da dünyanın mimarı olma yeteneğimizi kullanabilmek niyetiyle…

Namaste.

15 Temmuz 2016 Cuma

Mitos


“Her insan birden fazla bilinçdışı mitos’un içinde yaşar. Mitos eski Yunancada öykü anlamındadır, kaos’un karşıtı, kozmosun karşılığıdır. Bazı deneyimler kronolojik olarak geçmişte kalsa da öyküsel anlamda kendini tekrar etmeye devam ederler. Bilinçdışında olan ve kişinin o öykünün kahramanı ile kendisini özdeşleştirmesi sonucunda bilmeden devam ettirdiği bir kader vardır. Bu durumda değişim ancak söz konusu öyküden bilinçle sıyrılmak yolu ile mümkündür.” Mehmet Zararsızoğlu

Mehmet Bey bize yaz dönemi ödevimizi gönderirken yazdığı kısa girizgahta yazmış bunları. Bizler, yaşam içinde özgür, sorumluluk sahibi, dayanışma içinde bir hayatı sürdürebilmek için belli yaşam evrelerinden geçmek zorundayız. Yaşam evrelerinin içinde sıkıştığımızda kendi kaderimizi sıkıca örer ve içinden çıkılmaz bir hale getiririz.  Oysaki bedenimizi tanıdıkça yaşamın bir dayanışma olduğunu anlayabiliriz, aynı bizi dik tutan ayaklarımızın yaptığı gibi.

Ayak parmaklarını kaldırdığımızda bizler ayaklarımızın iç kısmında olan kemerin harekete geçmesini sağlar ve o kemeri tekrar oluştururuz. Kaslar, ayakları ve bilekleri hareket ettirir, onları sağlamlaştırır ve kemerlerin oldukları durumda kalmasını sağlar. Miyofasyal doku, rahatlamalarını ve kasılmalarını sağlar, kaslar aracılığıyla. Çünkü kaslar belirli bir gerilmeyi karşılayabilirler. Sadece bir bölümdeki gerginlik tutulmaz, bedenin tümünde sağlamlık ve istikrar sağlanır.

Bedenin içi gibi biz de yaşamımızda kendi aramızda, kendi içimizde bu istikrarı sağlamak için evrelerimizi tamamlayıp, o evrelerden geçip, kendi içimizde her gün yeniden bir istikrarı sağlamak için çalışırız.

Bu insan olarak ne tek başımıza, ne dağa çıkarak, ne de yalnız kalarak yapabileceğimiz bir şeydir. Çevremize bakmayı, karşılaştırma yerine güvenmeyi, sağlamlaştırmayı, sağlamlaştırırken, ısrar etmeden, zorlamadan, nezaketle hem kendimizi hem de karşıyı rahatlatarak, bilincimizi geliştirmeyi gerektirir.

İçinde yaşadığımız bedenle bir olmayı, onunla aynı şekilde davranmayı öğrenmek, bizim insan olmayı öğrenme sürecimizden başkası değildir.

Namaste…