15 Mayıs 2018 Salı

İNSAN

Paris'te Dali'nin sergisine gittim geçenlerde, insan aklının, doğal olarak bize verilen yetenek, nicelik ve güçlerin sanatla bir birleşimi. Dali'nin sergilenmemiş eserleri, çok ünlü eserleri her birinin iç içe geçtiği bir sergi idi. 300 parça, mobilyaları çizimleri ve heykellerinden oluşuyordu.

 
 
Bu heykeli yani çekmeceli kadın heykeli, yoga'nın yaşamın kendisi olduğunu hatırlattı bana. Yaratıcılık, Oluş, Güç ve Aşk. Bütün bunların içine sığdırıldığı, dünyanın ilmini içine alan bu kadında nasıl da güzel anlatmıştı psikolojimizi, nerelerde üzüntülerimizi, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, utançlarımızı, suçluluklarımızı sakladığımızı, görünmeyen, gizli çekmecelerimizde.   

Görmek yaratmaktır demiş Dali. Yaratıcılık, gördüğümüzü, derinine, incelemek, meraklanmak, nerden ve nasıl bakacağımızı, nesini sevip, nesini sevmeyeceğimizi, bazen sevmediklerimizle nasıl ilgilendiğimizi, sevmedikçe şekillerinde farklıklar yaratmaya uğraştığımızı görmektir.

Oluş ele tutulur hale gelen, düşüncelerimizdir. Yaratımın, şekil aldığı haldir. Görmenin yanı sıra, duyabildiğimiz,  tadına varabildiğimiz, dokunabildiğimiz, hissedebildiğimizdir.

Güç, merakın içindeki iyi ve kötüyü birbiriyle harmanlayıp, yeni bir oluşu içimde oluşturabildiğim, içimdeki ateşi yönlendirebildiğim, dengeyi kurabilmenin kendisidir.

Aşk ise merakı, içimdeki iki ucun her bir halini, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, harmanlayarak ortaya koyduğum beni anlatır. Bilincin, zihnin ve düşüncenin derinlerindeki birlikteliği bildiklerimle değil, benimsediklerimle ortaya koymayı, kendi özgünlüğümün doğasını anlatmayı getirir.

Anlatmanın kendini bin türlü yolu var. Bazen heykellerle, bazen binalarla, bazen formüllerle, bazen Asanalarla, bazen yazılarla, bazen fotoğraflarla... bazen de sadece seçimlerimizle...

Seçimlerimiz sadece bize aittir ve seçimlerimizle sadece kendi hayatımızı değil, bütün hayatları etkileriz. Seçişlerimizin hayat buluş şekli ile ancak ifade ve özgünlüğümüzü ortaya koyma imkanına sahibiz. Onları yıkıcı ya da yapıcı hale getirmek sadece gördüğümüz noktanın genişliğine ya da darlığına bağlıdır.

Bugün bedenime tekrar bakıp, çekmecelerimi açtım, içlerinde yıkanlarla, yaratanlarla ve beni ben yapanlarla, elimde olanlarla kendim yeni bir gözle baktım.

Havalandırın çekmecelerinizi içinde neler var daha...!

Namaste..!

   

8 Mayıs 2018 Salı





 AN

 
"Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için bir sır ve gizemdir" Charles Dickens
 
Anlamaya, çözmeye. dinleyip yorumlar çıkarıp, düşünceler geliştiriyoruz, kendimizi ne kadar anlıyor, hüzünümüzü, sevincimizi ne kadar tanıyoruz.
 
Bilmiyorum kelimelerin anlamını. Bilemiyorum, her gün değişiyor. Tanımlarım bile aynı kalmıyor. Bedenimi bile tanımıyorum, bir gün yaptığını ikinci gün yapamaz hale geliyor. Değişiyor her an.
 
Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..
Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..
O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..  Mevlana Cellalettin Rumi
 
Değişen, bir anı bir anına uymayan, içinde var olanı hiç bilmediğim bir dünya tanımaya başladım sosyal işlerde çalışmaya başlayınca. Kendi derdini anlatamayanların, dili olmak yaptığım. Onların ihtiyaçlarına cevap aramak.. Tercümanlık yapıyorum, her gün başka bir kişi için, derdi için, ihtiyacı için, öğrenmesi için...
 
Her kesin kendi ihtiyacı, karşılanmasını istediği şekli, karşılanmasına kadar bekleme şekli, karşılanmadığında üzülme, sevinme şekli varmış. İhtiyaçlar bile değişikmiş benimkinden. Farkında olduklarım, bildiklerimi zannettiklerim, yargıladıklarım, anladığımı zannettiklerim değişiyor.
 
Kendimi anlayamazken, kendimi anlatamadığımı düşünürken şimdilerde başkalarının diliyle, başka bir dilde anlaşılmanın, soruları sorabilmenin, cevap aramanın dilini öğreniyorum. Soruları farklı, ihtiyaçları farklı anlatıyorum.   
 
Kendimce farkında olduğum dünyadan farklı bir dünya olduğunu, dilin gizemini, anlatılanın ne kadar da insanın kendi içinde derin anlam ifade ettiğini görüyorum. Özlemin, mutluluğun, acının, var oluşumuz diye adlandırdığımızın nasıl da değiştiğini yenilendiğini, dönüştüğünü ve yeni bir hayat içinde başka hallerde meydana çıktığını görüyorum. Sevincin bile anın getirdiklerine bağlı olduğunu anlıyorum.   
 
Asanalarla bedenin dilini anlamaya çalışmaya başlayalı 5 yıl oldu. Her anın içinde değiştiğimi, isteklerimin, ihtiyaçlarımın her an değiştiğini, bedenimin ihtiyaçlarının alışkanlıklarım içinde nasıl gözden kaçırdığımı şimdilerde fark ediyorum. Tanımadan, değişimi dikkate almadan, anın içindeki sadeliğin, yalınlığın, samimiyetin güzelliğini, yapabilme isteğiyle, başarabilme hırsı ile nasıl da uçup gittiğini gözlemliyorum.   
 
Mutluluk diye aradığımın, sadece bir anlık, bir tebessüm olduğunu ve vazgeçilenin yok olduğunu öğreniyorum, dünyanın keşfinde.
 
Bedenimin tercümanı olmak, onunda benim gibi değişebilirliğini, yeniden değerlendirilebilirliğini, dönüşümünü, anlamakla mümkünmüş.
 
Her anı, bir nefesin sonunda başka bir gözle görebilmek dileğiyle... Namaste...!
 

2 Mayıs 2018 Çarşamba



HAYAL




Hayal etmen gerek, hayal etmezsen hayallerin nasıl gerçekleşecek....

Hayal etmeyi ancak çocukken yapabiliyoruz galiba.. Hayallerimiz boş verdiğimiz zaman güzel ne olduğuna bakmadan nasıl ve nerde gerçekleştiğini bilmeden. Büyüdükçe hayaller de büyüyor ve şeklini bir türlü veremediğimiz, tam bir cümlede anlatamadığımız bir karmaşıklığa dönüşüyor. Sonrasında "hayırlısı neyse" demeye başlıyoruz. Hayal etmeyi unutuyoruz. Olmamız gerekenleri ve olmak isteyip istemediğimizi bilmediğimiz şeyleri hayal etmeye başlıyoruz.

Olunması gerekenler hayallerimizi yıkıp geçiyor.

Olunması gereken var oluşumuzu oluşturan bir hikaye. Bu hikaye çocukken, bir bisikletim olsa ile başlıyor. Sonra arabam, evim, yazlığım, iyi bir işim, herkesin beğenisini kazanan bir eşim, mutlu bir ailem ile tanımsız hale geliyor. Duymuyoruz bile martıların şarkısını. Hayallerimizin de anlamını bilmiyoruz.

Dün bir yoga dersine gittim, çok güzel küçük bir stüdyo, "Yoga studio le Singe" hayallerimdeki basitlikte bir yoga dersi miydi. Evet. Basit, sade ve kolay. Yormadan bir saat. Yapabilirliğimi test etmediğim, yapabilirliğimi sorgulamadığım ve yapabildiklerimin içinde kendimle kalabildiğim bir ders.

Hayalimdekiler ise hep Baş, el duruşları ya da scorpion gibi daha zor hareketler. Odak noktam bu olunca kaçırdım zevkini bu kadar basitliğin. Kaçırdım zevkini kendi nefesimi dinlemenin. Kaçırdım bedenimdeki zarafeti.

Hayal etmek için kendini bilmek gerekiyor, kendinin her dakika değişebileceğini, isteklerinin anlık olduğunu, ihtiyacın karşılandıktan sonra yeni bir ihtiyaca kadar herhangi bir doyuma ihtiyacın olmadığını. Yapmak istediklerini sıraya koymak, istediklerin için ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri hayal etmek. Bu hayaller deneyimledikçe gerçek ihtiyaçlarının farkına varmakla gerçekleşiyor.

Yaşadıkça, deneyimleyip içine alıp hakikaten neleri kendince yapabildiğini anladıkça hayaller de  hayat buluyor.

Deneyim, hayallerin hayat bulmasına yardımcı oluyor.

Namaste...!       

17 Nisan 2018 Salı




Sadece sevdiğin şey...!

Coşkulu ancak mutsuz günler...Mutsuzluk nedir diye sorarken buluyorum kendimi kendime. Dün güneş yoktu dışarıda. Bir anda bütün yoga ve bütünsel felsefe kitaplarında okuduğumu  ve anladığımı sandığım şekilde düşündüm; ya ben gülümsersem, ya ben içerimde iyi hissedersem ne olur.

Hafifçe güneş kendini gösterdi, biraz grilikten çıktı gökyüzü.

Vizyonla Gerçeklik bir ve özdeştir.


Aslında bütün öğretileri iyice okumuş olmama rağmen, her an cehaletimin  bir sağlamasını yapmak ihtiyacı duyuyorum. Öğrendiklerim ne kadar çok olsa da, öğrendiklerimle ilgili anlayış geliştirmek ve onları hayata geçirmek arasında nasıl bir fark var ?

"Olumlu duyguları üretebilmek için uzun bir hazırlık evresi ve kendi üstümüzde dikkatli bir çalışma gereklidir."

Bedenimle iletişim kurmak için fasya için ortaya atılmış beden hareketlerini yapmaya başladım. Önce sadece 1 saat, sonra bütün hareketleri bitiremediğimi fark ettim ve 1,5 saatte çıktı çalışmalarım. Sonra oldu 2 saat. ve 2,5 saatte ilk defa bütününü hareketlerin bitirdim. Sonrasında bu süre kısaldı ve 2 saat ile 1,5 saat arasında etkili bir çalışma olmaya başladı. İp atladıkça, ya da fasya roll dedikleri yuvarlak süngerimsi sertliği bedenimin çeşitli yerlerinde çalıştırdıktan sonra hep bir rahatlama hissediyordum.

On gün geçti, bu rahatlık bana sigarayı içmeme özgürlüğü verirken, diğer yandan sağ tarafımda çene kaslarımda bir arı başlattı. Bedenimin bana bu günlerde ne anlattığını anlamak isterken, sabah Tanrılar Okulu kitabını elime aldığımda bütün bu cümlelerin yanı sıra; "Dünya senin düşlediğin gibidir."  cümlesi benim hep sıkıştığım alanda bana işaret eden bir bedenim olduğunu gösterdi. Bir türlü konuşmalarımı beğenmez, sadece yazarak kendimi anlatmanın benim için imkanlı olduğunu düşündüğümü fark ettim. En çok korktuğum şeyin ifade edememek olduğunu ifade etmemek için sigarayı bir emzik gibi kullandığımı, yoganın bedenle bir ifade etme şekli olduğunu ancak onda da bir yerlerde takıldığımı ve takıldığım zaman kendimi kasmanın ötesinde yapmak istemediğimi fark ettim. Bütün beden kendini ifade etmeye başlamıştı, benden bağımsız ancak benle uyum içinde bir orkestra gibi.

Gerçek iyileşme ancak içeriden gelir.


Korkuların, endişelerin, kaygıların ve bilinmezliğin içinde hareket etme yetisini sormakla yapabildiğimizi öğrendim. Sormak, cehaletimi bilgiye dönüştürür, sormak, kendi gerçekliğimin dışına çıkabilme yetisine kavuşmamı sağlar. Karşılığını sessiz ifade ile elde ettiğimiz cevaplar ise sabrı, beklemeyi ve yazarak bilgi sahibi olmama neden olur. Anlayabilme yetisine deneyimleyerek, kısılmayarak, sıkışmayarak, ulaşabilirim.

Cehaletin karanlığında sorarak ışık bulunabileceğinin farkına varmak ve özgürlüğe giden yoldaki bağımsızlığın sıcak esintisini hissedebilmek , severek ve eğlenerek kendimizi bulabilmek dileğiyle...

Namaste...!
    

10 Nisan 2018 Salı











Fasya

(Köyceğiz Kaya Kalpa Kampı)
 
Vücudun bütünün de işlev gören tek organ. Vücudun tümünde var olan ve her bir organ, kemik, ligament, eklem ve bedenin içerisin de en bulunan hücreleri bile saran, bedenin annesi, babası ve ailenin tümünü toplayan ve bizim dış görünüşümüze de şekil veren tek organ.
 
1596-1650 yılları arasında yaşayan Descartes'ın "düşünüyorum demek ki varım" ilkesi ile XVII. yüzyılda ortaya çıkan rasyonel düşünce, beden ve zihin ve ruh üçlüsünü birbirinden ayırdı. Bu ayrım tıbbı da etkiledi ve beden sanki kendi içinde bir bütün olarak ele alındı, ne onu saran fasya, ne bedeni etkileyen düşünceler, ne beden de yaralar açan, duygular artık bedende oluşan hastalık ve yaraların bir uzantısı olarak görülmemeye başladı.
 
Beden içindeki algılayıcı sinirler, beden de olan her baskıyı, büzülme, kasılmayı, durumu, genişlemeyi, büyümeyi algılar ve olan en küçük detayı kaydeder. Beynimize bütün bu bilgiyi an içinde en ufak detaya kadar haber verir. Yani iç algı ya da Latincede  proprius - kendinin, recipere- almak, halini gerçekleştirir.
 
İç algı, bazen bizi hareketsiz kalır belli bir andan itibaren, bazen duygulara duyarsız kılar. Bazen olanın yarattığı etkiyi uzatır, baskıya karşı koyma hali geliştirir, kendi içinde bedeni korumak adına yapar. Bazen de, olayların, durumun, hareketin kendisine ateş yükselmesi, acı ve baskı ile hem cevap verir, hem de bir uyarı olarak sistemimize yerleştirir.
 
Beden içinde oluşan iç algının eşit dağılımı, gerekli alanlarda sindirimi, hastalıklı alanların tekrar canlandırılması ise sadece hareket ile gerçekleştirilebilir. Bedenin arkasında bulunan fasya, bedenin arka kısmını korumakla görevlidir. Bedenin ön kısmında bulunan fasya ise, korumayı gerçekleştirmek için hızlı davranmamızı tetikler. Korku anlarında başımızı koruma altına alır. Bedenin her iki yanında bulunan fasya ise, bedeni dengede tutar, ön ve arka arasında aracı görevi görür. Bedeni biçim bozulmasına karşı korumaya çalışır ve biçim bozulması sırasında bedende zarar verilmemesi gereken organları korur. Sarmal fasya ise, bedenin her bir parçasını birbiri ile ilişkilendirir ve gerilim bütünlüğünü dağıtır.
 
Bedenin içindeki bu uyum aslında bizim yaşamla uyumumuzun göstergesini oluşturur. Kendini bilmek, ne ölümsüzlüğü, ne de  ölümü getirir. Kendini bilmek bilinmeyen bu boşluk içinde bizim yaşam şeklimizi, yaşama olan inancımızı, yaşam içindeki yerimizi belirler. İçimizdeki Enerjiyi dengeli bir biçimde koruyabilmek bir sanattır. Sanatı ifşa edebilmek, sanatın anlamını kavrayabilmek ise insanın doğasıdır.
 
Sanat uygulamadır, sanat deneyimdir, sanat renklerin ahengi içinde bir bütünlük yaratmaktır. Sanat, insanın doğasıdır. Doğamızı dengelemek ise kendini bilmekten geçer....!
 
Namaste...!

      

7 Nisan 2018 Cumartesi









Cehalet


 
Taylan Bey anlattı geçen gün, okur yazarlık demek bilgiyi öğrenmek, anlamak ve tatbikten geçer diye. Okuduğunu anlamak ve okuduğunu tatbik edememek cehalettir. Anladığımızda, oluş hallerimizden vazgeçip, anladığımızı denemek ise yapabilme yetisi, sabır ve alçak gönüllük getirir.

Söyleneni yapmak ise, kibir, riyakârlık ve suçlama ile suçluluk getirir. Cehaletin anlamı aslında Tanrı'ya bir baş kaldırıştır. İnancın yokluğudur. Her şeye rağmenlere karşı çıkış ve başımıza geleni bir çekme halidir.

Umudumuzu diri tutan şeyler vardır. Mesela betonların arasında direnen bir çınar, gri dumanlara inat masmavi gökyüzü, dev santrallere rağmen çağlayan nehirler, çöllere gülümseyen bahar yağmurları... bir yudum kitap.com

Biz umudu, yürekten gelen bir şey olmaktan çıkarıp aynı masallarda ki gibi gökten bekleriz, ya da anne babamızdan umarız bize güven verip yardım etsinler diye, ya da bir sevgilinin omuzuna başımızı koymakta buluruz. Kendi gücümüzün farkına varmak ise bize yalnızlık gibi gelir.

Kendi gücümüzü fark etmek, insanlığın yardımına hazır hale getirir oysa ki bizi. Bir iz bırakacak kadar güçlü hale getirir. Dünya tarihini yeniden yazan bir yazar haline getirir. Bilinene uyum ise gurur duyulmayacak bir esaretin kapısını açar bize. 

Bu sabah yoga matının üzerinde sancılar içinde dinledim bedenimi, neleri var neleri yok anlamadıysam da yalnız olmadığımı fark ettim, duyduğum seslerle. Fasya ya da interstititum olarak tanımlanan bağ doku, yumuşak doku hareketlerini yaparken kendimi dinledim, bedenimi fark ettim. Zorlamadan, nefes alıp vererek sadece bir an onun acılarının ortasında ne kadar da zorlandığımı, zorlandığını anladım. 

Kendimi, bedenimi fark etmenin hazını rahatlatarak, zorlamadan bulurken, acıların içinde ne kadar aciz olduğumu ve red edişimi fark ettim.

Kendimi, bedenimi ve yaşamı anlamak için çabalamaya karar verdim bugün...

Namaste!     

 

5 Nisan 2018 Perşembe







Değişik ben halleri

"Bir insandan nefret ettiğimizde onda kendi içimizde gömülü bir şeyden nefret ederiz." Skomsvold

Sevgi ve nefret, zenginlik ve fakirlik, güzellik ve çirkinlik...bütün bize zıtlık olarak öğretilen kavramlar aslında birbirinin bir karşıtlığı değildir. Karşıtlık ilkesi, ikililikten doğar. Oysa ki her bir kavram kendi içinde bir bütün barındırır ve diğerini de tamamlar.

 
Surya Namaskar yapmak için kalktım bu sabah, hava henüz aydınlık değil, güneşi henüz göremiyorum. Telefonuma göre doğuş saati saat 7:29. Ve ben güneşe selamı yapmaya çalışıyorum. Güneşin her zaman karanlığın içinde bir yerlerde saklı olduğunu bildiğimi düşünüyorum. Ay'la güneşin birbirini tamamladığını, her ikisinin de üzerinde yaşadığımız dünyaya ışık vermek için değişik zamanlarda ortaya çıktığını biliyor muyum yoksa düşünüyor muyum...

Duygularımızda  aynı güneşle ay gibidir, her biri bir anlam içerir ve kendi zamanlarında içimizde yeşerir. Ne zararlıdır, ne de zararsız. Ne kötü, ne de iyidir. Bize benimseyemediğimiz, mutluluğu içinde bulamadığımız bir alanı anlatır. Acıyı tattırır bize bu mutluluk arayışı. Sütün kahvenin rengini yumuşatması gibi.

17. Yoga'nın efendisi, seni kavramak, senin farkında olmak ve seni anlamak için nasıl bir düşünüş şekli geliştirmeliyim.
18. Krishna, tekrar anlat- detaylı  anlat - yoga'nın ne olduğunu; seni yeteri kadar duyamıyorum. Sözlerin benim hayatımın özünü ifade ediyor.
20. Ben bütün yaratıkların özünde olanım. Ben onların başlangıcı, onların ortası ve onların sonuyum.
Bhagavad Gita- İlahi olanın tezahürü - Sri Swami Satchidananda 

Bazı duygularımızı, sözlerimizi, yaptıklarımızı beğenmeyiz, onlarla hiç gurur duymayız, bazılarının içinde ise kendimizi parlayan, ışıldayan bir varlık olarak görürüz. Bu benliklerin hepsi bendedir, ancak bazıları gölgede kalır, bazıları ise parlak haliyle ortaya çıkarır kendini. Öğrendiklerime göre değer verdiğim ya da yargıladığım her hareketin tezahürü de aynı gece ile gündüz gibi olacaktır. Başarılarım başarısızlıklarımı görmeme, başarısızlıklarım da nasıl başarılı olabileceğimi anlamama yardım eder.  Bir duruş içinde elimi sıkıca yere bastığımda ancak bacaklarımın yerden havalanması gibi.

Kendimi itmeden, kakmadan yaptım güneşe selamı, anlamaya ve bakmaya çalıştım bedenime nasıl yardım edeceğime, ne bir zamana bağladım yaptığımı, ne de bir yere. İçimdekiler zaman gelince ortaya çıkarlar, zamanı geldiğinde dönüşür ve başka bir hal alırlar.

Her şeyin bir adı ve yeri yoktur evrende, her şey evrende kendi zaman ve yerini kendi belirler.

Namaste!....