17 Nisan 2018 Salı




Sadece sevdiğin şey...!

Coşkulu ancak mutsuz günler...Mutsuzluk nedir diye sorarken buluyorum kendimi kendime. Dün güneş yoktu dışarıda. Bir anda bütün yoga ve bütünsel felsefe kitaplarında okuduğumu  ve anladığımı sandığım şekilde düşündüm; ya ben gülümsersem, ya ben içerimde iyi hissedersem ne olur.

Hafifçe güneş kendini gösterdi, biraz grilikten çıktı gökyüzü.

Vizyonla Gerçeklik bir ve özdeştir.


Aslında bütün öğretileri iyice okumuş olmama rağmen, her an cehaletimin  bir sağlamasını yapmak ihtiyacı duyuyorum. Öğrendiklerim ne kadar çok olsa da, öğrendiklerimle ilgili anlayış geliştirmek ve onları hayata geçirmek arasında nasıl bir fark var ?

"Olumlu duyguları üretebilmek için uzun bir hazırlık evresi ve kendi üstümüzde dikkatli bir çalışma gereklidir."

Bedenimle iletişim kurmak için fasya için ortaya atılmış beden hareketlerini yapmaya başladım. Önce sadece 1 saat, sonra bütün hareketleri bitiremediğimi fark ettim ve 1,5 saatte çıktı çalışmalarım. Sonra oldu 2 saat. ve 2,5 saatte ilk defa bütününü hareketlerin bitirdim. Sonrasında bu süre kısaldı ve 2 saat ile 1,5 saat arasında etkili bir çalışma olmaya başladı. İp atladıkça, ya da fasya roll dedikleri yuvarlak süngerimsi sertliği bedenimin çeşitli yerlerinde çalıştırdıktan sonra hep bir rahatlama hissediyordum.

On gün geçti, bu rahatlık bana sigarayı içmeme özgürlüğü verirken, diğer yandan sağ tarafımda çene kaslarımda bir arı başlattı. Bedenimin bana bu günlerde ne anlattığını anlamak isterken, sabah Tanrılar Okulu kitabını elime aldığımda bütün bu cümlelerin yanı sıra; "Dünya senin düşlediğin gibidir."  cümlesi benim hep sıkıştığım alanda bana işaret eden bir bedenim olduğunu gösterdi. Bir türlü konuşmalarımı beğenmez, sadece yazarak kendimi anlatmanın benim için imkanlı olduğunu düşündüğümü fark ettim. En çok korktuğum şeyin ifade edememek olduğunu ifade etmemek için sigarayı bir emzik gibi kullandığımı, yoganın bedenle bir ifade etme şekli olduğunu ancak onda da bir yerlerde takıldığımı ve takıldığım zaman kendimi kasmanın ötesinde yapmak istemediğimi fark ettim. Bütün beden kendini ifade etmeye başlamıştı, benden bağımsız ancak benle uyum içinde bir orkestra gibi.

Gerçek iyileşme ancak içeriden gelir.


Korkuların, endişelerin, kaygıların ve bilinmezliğin içinde hareket etme yetisini sormakla yapabildiğimizi öğrendim. Sormak, cehaletimi bilgiye dönüştürür, sormak, kendi gerçekliğimin dışına çıkabilme yetisine kavuşmamı sağlar. Karşılığını sessiz ifade ile elde ettiğimiz cevaplar ise sabrı, beklemeyi ve yazarak bilgi sahibi olmama neden olur. Anlayabilme yetisine deneyimleyerek, kısılmayarak, sıkışmayarak, ulaşabilirim.

Cehaletin karanlığında sorarak ışık bulunabileceğinin farkına varmak ve özgürlüğe giden yoldaki bağımsızlığın sıcak esintisini hissedebilmek , severek ve eğlenerek kendimizi bulabilmek dileğiyle...

Namaste...!
    

10 Nisan 2018 Salı











Fasya

(Köyceğiz Kaya Kalpa Kampı)
 
Vücudun bütünün de işlev gören tek organ. Vücudun tümünde var olan ve her bir organ, kemik, ligament, eklem ve bedenin içerisin de en bulunan hücreleri bile saran, bedenin annesi, babası ve ailenin tümünü toplayan ve bizim dış görünüşümüze de şekil veren tek organ.
 
1596-1650 yılları arasında yaşayan Descartes'ın "düşünüyorum demek ki varım" ilkesi ile XVII. yüzyılda ortaya çıkan rasyonel düşünce, beden ve zihin ve ruh üçlüsünü birbirinden ayırdı. Bu ayrım tıbbı da etkiledi ve beden sanki kendi içinde bir bütün olarak ele alındı, ne onu saran fasya, ne bedeni etkileyen düşünceler, ne beden de yaralar açan, duygular artık bedende oluşan hastalık ve yaraların bir uzantısı olarak görülmemeye başladı.
 
Beden içindeki algılayıcı sinirler, beden de olan her baskıyı, büzülme, kasılmayı, durumu, genişlemeyi, büyümeyi algılar ve olan en küçük detayı kaydeder. Beynimize bütün bu bilgiyi an içinde en ufak detaya kadar haber verir. Yani iç algı ya da Latincede  proprius - kendinin, recipere- almak, halini gerçekleştirir.
 
İç algı, bazen bizi hareketsiz kalır belli bir andan itibaren, bazen duygulara duyarsız kılar. Bazen olanın yarattığı etkiyi uzatır, baskıya karşı koyma hali geliştirir, kendi içinde bedeni korumak adına yapar. Bazen de, olayların, durumun, hareketin kendisine ateş yükselmesi, acı ve baskı ile hem cevap verir, hem de bir uyarı olarak sistemimize yerleştirir.
 
Beden içinde oluşan iç algının eşit dağılımı, gerekli alanlarda sindirimi, hastalıklı alanların tekrar canlandırılması ise sadece hareket ile gerçekleştirilebilir. Bedenin arkasında bulunan fasya, bedenin arka kısmını korumakla görevlidir. Bedenin ön kısmında bulunan fasya ise, korumayı gerçekleştirmek için hızlı davranmamızı tetikler. Korku anlarında başımızı koruma altına alır. Bedenin her iki yanında bulunan fasya ise, bedeni dengede tutar, ön ve arka arasında aracı görevi görür. Bedeni biçim bozulmasına karşı korumaya çalışır ve biçim bozulması sırasında bedende zarar verilmemesi gereken organları korur. Sarmal fasya ise, bedenin her bir parçasını birbiri ile ilişkilendirir ve gerilim bütünlüğünü dağıtır.
 
Bedenin içindeki bu uyum aslında bizim yaşamla uyumumuzun göstergesini oluşturur. Kendini bilmek, ne ölümsüzlüğü, ne de  ölümü getirir. Kendini bilmek bilinmeyen bu boşluk içinde bizim yaşam şeklimizi, yaşama olan inancımızı, yaşam içindeki yerimizi belirler. İçimizdeki Enerjiyi dengeli bir biçimde koruyabilmek bir sanattır. Sanatı ifşa edebilmek, sanatın anlamını kavrayabilmek ise insanın doğasıdır.
 
Sanat uygulamadır, sanat deneyimdir, sanat renklerin ahengi içinde bir bütünlük yaratmaktır. Sanat, insanın doğasıdır. Doğamızı dengelemek ise kendini bilmekten geçer....!
 
Namaste...!

      

7 Nisan 2018 Cumartesi









Cehalet


 
Taylan Bey anlattı geçen gün, okur yazarlık demek bilgiyi öğrenmek, anlamak ve tatbikten geçer diye. Okuduğunu anlamak ve okuduğunu tatbik edememek cehalettir. Anladığımızda, oluş hallerimizden vazgeçip, anladığımızı denemek ise yapabilme yetisi, sabır ve alçak gönüllük getirir.

Söyleneni yapmak ise, kibir, riyakârlık ve suçlama ile suçluluk getirir. Cehaletin anlamı aslında Tanrı'ya bir baş kaldırıştır. İnancın yokluğudur. Her şeye rağmenlere karşı çıkış ve başımıza geleni bir çekme halidir.

Umudumuzu diri tutan şeyler vardır. Mesela betonların arasında direnen bir çınar, gri dumanlara inat masmavi gökyüzü, dev santrallere rağmen çağlayan nehirler, çöllere gülümseyen bahar yağmurları... bir yudum kitap.com

Biz umudu, yürekten gelen bir şey olmaktan çıkarıp aynı masallarda ki gibi gökten bekleriz, ya da anne babamızdan umarız bize güven verip yardım etsinler diye, ya da bir sevgilinin omuzuna başımızı koymakta buluruz. Kendi gücümüzün farkına varmak ise bize yalnızlık gibi gelir.

Kendi gücümüzü fark etmek, insanlığın yardımına hazır hale getirir oysa ki bizi. Bir iz bırakacak kadar güçlü hale getirir. Dünya tarihini yeniden yazan bir yazar haline getirir. Bilinene uyum ise gurur duyulmayacak bir esaretin kapısını açar bize. 

Bu sabah yoga matının üzerinde sancılar içinde dinledim bedenimi, neleri var neleri yok anlamadıysam da yalnız olmadığımı fark ettim, duyduğum seslerle. Fasya ya da interstititum olarak tanımlanan bağ doku, yumuşak doku hareketlerini yaparken kendimi dinledim, bedenimi fark ettim. Zorlamadan, nefes alıp vererek sadece bir an onun acılarının ortasında ne kadar da zorlandığımı, zorlandığını anladım. 

Kendimi, bedenimi fark etmenin hazını rahatlatarak, zorlamadan bulurken, acıların içinde ne kadar aciz olduğumu ve red edişimi fark ettim.

Kendimi, bedenimi ve yaşamı anlamak için çabalamaya karar verdim bugün...

Namaste!     

 

5 Nisan 2018 Perşembe







Değişik ben halleri

"Bir insandan nefret ettiğimizde onda kendi içimizde gömülü bir şeyden nefret ederiz." Skomsvold

Sevgi ve nefret, zenginlik ve fakirlik, güzellik ve çirkinlik...bütün bize zıtlık olarak öğretilen kavramlar aslında birbirinin bir karşıtlığı değildir. Karşıtlık ilkesi, ikililikten doğar. Oysa ki her bir kavram kendi içinde bir bütün barındırır ve diğerini de tamamlar.

 
Surya Namaskar yapmak için kalktım bu sabah, hava henüz aydınlık değil, güneşi henüz göremiyorum. Telefonuma göre doğuş saati saat 7:29. Ve ben güneşe selamı yapmaya çalışıyorum. Güneşin her zaman karanlığın içinde bir yerlerde saklı olduğunu bildiğimi düşünüyorum. Ay'la güneşin birbirini tamamladığını, her ikisinin de üzerinde yaşadığımız dünyaya ışık vermek için değişik zamanlarda ortaya çıktığını biliyor muyum yoksa düşünüyor muyum...

Duygularımızda  aynı güneşle ay gibidir, her biri bir anlam içerir ve kendi zamanlarında içimizde yeşerir. Ne zararlıdır, ne de zararsız. Ne kötü, ne de iyidir. Bize benimseyemediğimiz, mutluluğu içinde bulamadığımız bir alanı anlatır. Acıyı tattırır bize bu mutluluk arayışı. Sütün kahvenin rengini yumuşatması gibi.

17. Yoga'nın efendisi, seni kavramak, senin farkında olmak ve seni anlamak için nasıl bir düşünüş şekli geliştirmeliyim.
18. Krishna, tekrar anlat- detaylı  anlat - yoga'nın ne olduğunu; seni yeteri kadar duyamıyorum. Sözlerin benim hayatımın özünü ifade ediyor.
20. Ben bütün yaratıkların özünde olanım. Ben onların başlangıcı, onların ortası ve onların sonuyum.
Bhagavad Gita- İlahi olanın tezahürü - Sri Swami Satchidananda 

Bazı duygularımızı, sözlerimizi, yaptıklarımızı beğenmeyiz, onlarla hiç gurur duymayız, bazılarının içinde ise kendimizi parlayan, ışıldayan bir varlık olarak görürüz. Bu benliklerin hepsi bendedir, ancak bazıları gölgede kalır, bazıları ise parlak haliyle ortaya çıkarır kendini. Öğrendiklerime göre değer verdiğim ya da yargıladığım her hareketin tezahürü de aynı gece ile gündüz gibi olacaktır. Başarılarım başarısızlıklarımı görmeme, başarısızlıklarım da nasıl başarılı olabileceğimi anlamama yardım eder.  Bir duruş içinde elimi sıkıca yere bastığımda ancak bacaklarımın yerden havalanması gibi.

Kendimi itmeden, kakmadan yaptım güneşe selamı, anlamaya ve bakmaya çalıştım bedenime nasıl yardım edeceğime, ne bir zamana bağladım yaptığımı, ne de bir yere. İçimdekiler zaman gelince ortaya çıkarlar, zamanı geldiğinde dönüşür ve başka bir hal alırlar.

Her şeyin bir adı ve yeri yoktur evrende, her şey evrende kendi zaman ve yerini kendi belirler.

Namaste!....
 



15 Mart 2018 Perşembe



Her halikârda yoga'da duruşlarına bileklere bağlı periferik eklemlerin yani el ve ayakların güçlenmesi ile başlanmalıdır. Bizler dünyayla ayağımızın topukları ve ellerimizin içi ile ilişki kurarız. Eklemden uzak noktalarımızla - el parmaklarının ve ayak parmaklarının yayılması ve açılması ile - Bedenin içindeki güç ve/veya kırılma noktamızla bağlantıya geçeriz. Böylelikle uzaktan yakına doğru ilerleriz. El ve ayaklarımızı yayıp genişlettiğimizde kendi kişisel sınır ve limitlerimizi daha yakından tanıma fırsatı buluruz.

İn many respects, a yoga practice should begin by opening the hands and feet while strengthening the peripheral joints of the ankles and the wrists. İt is through the soles of our feet and palm of our hands that we interface the world. By opening the distal points of the body- in particular spreading the hands and fingers as well as the feet and toes- we create a corresponding connection to the proximal points within the core of the body. That is we access the core from the periphery. When opening the distal points of the hands and feet, we also gain a better sense of our personal boundaries and limits.

En tout cas on doit commencer notre pratique de yoga en ouvrant nos mains et nos pieds, pour pouvoir  au fur et à mesure fortifier nos joints périphérique. C'est via les plantes de nos pieds et nos paumes que nous bâtissons une relation avec la nature et le monde. En ouvrant les points distale - en particulier ouvrant les mains et les doigts ainsi que les pieds et les orteils - nous créons une connection avec nos points proximale à l'intérieur de notre corps. C'est à dire on aborde le corps par son périphérie. Quand on ouvre les points distal de nos mains et de nos pieds, nous acquérons un meilleur sense de nos limites et nos bornes.


YOGQ OF THE SUBTLE BODY - TIAS LITTLE











Hikayeni yaz günü

Maya Fiennes'ın sayfasında gördüm böyle bir günün olduğunu. Kendisinin de bilmediği bir günmüş business.com sayfasında okumuş; " Kendi hikayeniz insanlara güç, ilim ve bilgi kaynağı olur. Kendi hikayenizi paylaşmak, hele ki bu hikaye işinizle ilgiliyse kapıları açmanın en iyi yoludur. Kendi deneyimlerinizi ve işiniz konusundaki bilgilerin paylaşımı, insanlarda güven uyandıracaktır ve sizi izleyeceklerdir. Özgün, kırılma ve güç alanlarınızı paylaştığını bu hikayeler insanların size gelmesini sağlar ve onların sizi merak etmesini. Sunduğunuz hikaye sizin bütününüz değildir, bütününüzün bir parçası, bulunduğu alanın ise Avatarı'dır ( yani simgesi). Bu Avatar sizin ulaşamayacağınız alanlara, hiç karşılaşamayacağınız kişilere kadar uzanır.   Hikayeleriniz bulunduğunuz alanda deneyim sahibi olduğunuzu, vermek istediğiniz mesajı uzaklara taşır ve kendinize yeni iş imkanları yaratmanızı sağlar. Diğerlerine ders verir, başarılarınız, hatalarınız, karşılaştığınız engeller, geliştirdiğiniz taktikler, değişik kişilere değer ve ilham olur. Hayatınızın hangi bölümüyle ilgili olursa olsun anlatmadığınız hikayeniz kaybolur gider."

Paylaşın hikayenizi sadece işinizin değil, anne olarak hikayenizi, ev kadını olarak, kadın olarak, erkek olarak, ilişkilerinizin hikayesini, parayla ilgili hikayenizi, iyiliklerinizi, manipülatif hallerinizi, sakin hallerinizi, aile hikayenizi....

Psikologlar da öneriyor yazmayı demiş Gaye Dinçel" Yazsam n'olacak" dememekte yarar var. Yüreğinin üstündeki ağırlık bir nebze azalırsa ne ala.

Yazın hikayenizi hareketlerle, dansla, yazıyla, sunun size verilen çirkinliği, güzelliği bütün çıplaklığıyla önce kendi gözlerinizin önüne, sonra dilerseniz başkalarının sofrasına.

Dündü yazma günü, bugünde benim anlatma günüm. Hikayemi baştan yazma günüm, yaşım 52 yakında 53 olacak. Sevgiyle, yaptığım kötülüklerle, umarsızlıklarımla, canım istekleri ile dolu bir hikayem var. Bencilliğin hep var olduğu, ihtiyaçlarıma göre düzenlediğim, ihtiyaçlarını anlamadıklarıma göre anladığım kadarıyla yaşadığım bir hikayem var.

Beni ben yapan hikayelerim var....

Namaste...!

 

13 Mart 2018 Salı













Ekadaśī

Dün akıllıydım dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim kendimi değiştiriyorum. Mevlana Celalettin RUMİ
Yaklaşık 30 yıl yaşamın ardından iliopsoas kası ve bel omurunda değişim olmayan insan yoktur. Neredeyse herkes de bir kaç derecelik bir bükülme ya da bir değişim meydana gelir bel omurunda. Yoga'da bu iliopsoas kasında bulunan gerilimin bir yanda daha baskın olması olarak yorumlanıyor. Bu eğrilik, burkulma ya da dönme bir çok nedene bağlı olabilir. Aynı sağ elle yazı yazmak ve sol eli daha az kullanmak gibidir. Sürekli olarak tekrarlanan her şey tek taraflı bir gerilim oluşturur.
Ekadaśī  kelime anlamı ile eka: bir ve dasha: on; yani on bir sayısı. Bu on bir gün kalıcılık, sebat ve süreklilik Tanrısı Vishnu'ya adanmıştır. Bu oruç günleri bildiğimiz oruç günleri gibi geçirirlebildiği gibi, sihlerde olduğu gibi sadece şiddetsizlik ilkesinin deneyimlenmesi ile de geçirilebilir.
Aynı alışkanlıklarımız gibi bu on bir günde de yeni bir alışkanlık edinmek amaçtır aslında. Her bir alışkanlığın bağımlılığından kurtulup, sınırlamaları kaldırıp, katılaşma ve sabitleşmeden uzaklaşıp, bağımlılıktan kurtulup, kendimi değiştirmeye yarar.
Hayat gerçekte yiyecektir. Beden ise bu yiyeceği yiyendir. Yaşamda beden varolan sabittir; yaşam ise bu varolan sabitin içindedir. Yiyecek ise yiyecek içinde sabittir. Yiyecek kendi içindeki sabitliği ile, hayatta var olduğunu bilir. Yiyeceği yiyen ve yiyeceğe sahip olan var olur. Döllenir, büyür ve bilgeliğin ışığında, var oluşu ile kendini ortaya koyar.  S. Radhakrishnan - Temel Upanishadlar
Bizler var olan bir düzen içinde, varlığımızı sürdürebilmek için deneyimlerin içinde yoğrulan var oluşun kendisiyiz. Var oluşumuzun bağlı olduğu tek alan kendimiz. Kendimizi değiştiremeyiz ancak her gün yeniden bir yazılım ile yaşanabilecek deneyimlerimizi farklılaştırabiliriz. Eğriliklerimizi, bükülmelerimizi, zaaflarımızı, korkularımızı, utançlarımızı, kısalıklarımızı, uzunluklarımızı bildikçe, bedenin ne kadar geniş olduğunu öğrendikçe, kendimi değiştirmek, soluduğum havayı değiştirir.
Yoga'nın bize sunduğu bu kurallar kendi içimizdeki sezgisel beni yani özdeki varoluşu ortaya çıkarır. İngilizce sezgi kelimesi latince intueri kelimesinden türemiştir. "İntueri", yansımak, dikkatle seyretmek, tefekkür, düşünüp taşınmak anlamına gelir. Sezgilerimizi kullandığımızda ele tutulamayan hislere, değişken ruh hallerine dokunuruz.
İkinci Beyin adlı kitabında Michael Gershon şöyle tarif eder karın boşluğunu, sezgisel alanı; Bağırsaklara bağlı sinir sistemi, beynin kölesi değildir. Ona karşıdır, özgür bir ruhtur o. Omurilik ve beyne bağlı periferik sinir sisteminden bağımsız olan tek asi ve devrimci oluşumdur.
Sezgilerimiz, bizi bilinç altı, bilinç ötesi, kollektif bilinç ve bilinç üstümüze bağlayan tek alandır. Sezgileri hareket geçirmenin binlerce değişik yolu vardır. Bunlardan biri  ekadaśī 'dir.
Sezgilerinizle ya da kendinizle kalacağınız bir on bir gün dileğiyle....!
Namaste.!