31 Aralık 2013 Salı

Yeni Yıl

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan giren çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulan azdır.” Lukas 13:24
Yaşamı, kaba güçle, rahatla, olanaklarla, parayla, varlıklı olmak ile ilgili kaba bir savaş olarak algılamak cehaletin asıl kaynağı imiş. Cehalet ise korkunun kendisi. Kaybetme, bilinmeyene doğru ilerleme korkusu. Körlük kalıplara, sınırlara bağımlı, bağlı kalmamızı sağlar, elle tutulmayan, gözle görülmeyeni varsaymamayı öğretir bize.
Asıl olan yapmak, çok yapmak, niyet etmek, dilek dilemek, yaptığını farkındalık ile yapmak, anlatılanlara göre yapmak, duyguları bastırmak değil de kendini görmekmiş; tekrar kendinle tanışmak; onda, şunda, bunda, çocuğunda, annende, ablanda, babanda, sevdiklerinde, sevmediklerinde, belki de aynada tekrar kendini görebilmekmiş.

Biz bir bütün içinde biriz, bir bütün içinde tekiz. Biz olmasak onlar, onlar olmasa biz olmayacağımız biriz. İçimizdeki ve dışımızdaki birlerin bütün olduğu, çokların az, azların da çok olduğu bu yolu bir bütün halinde, korkusuzca yürüyebileceğimiz aydınlık bir yeni yıl olsun.

26 Aralık 2013 Perşembe

Olmak

Önce ol dedi olduk.
Sonra da ol deniyor.
Olmayı her gün öğreniyoruz.
Kurallı, sınırlı oluş içinde bir türlü olamadan olmaya kalkışıyoruz.
Oldukça bilir hale geliyor, öğrenmeyi unutuyoruz.
Kuralların içinde olduğumuzu unutup var olmaya çalışıyoruz.
Var olmaya çalıştıkça sınırlarımızı çiziyoruz.

Sınırlar kondukça varoluşun kısıtlı ve karanlık sularında yüzüyoruz.

24 Aralık 2013 Salı

Sabah Duası

Tanrım
Olmama ve olmamama izin ver
Sadeliği hatırlat bana.
Olma ve olamamanın olasılığını
Renk olmayı
Boş olmayı
Olmamayı
Sevgi olmayı hatırlat,
Bütün olmayı
Sadece…

Her an seçim anıdır yoga. Asanada da, meditasyonda da bir seçim anı. Nefes alıp vermek bile bize verilmiş bir seçim.
Seçimlerimiz yolu belirlemese de, yardım eder yok veya var olmamıza.
Varoluş da yok oluş da bir kavram sadece, içimizde olmak ya da olmamak. Beden içinde kendini sınırlayan varlıklarız biz.
Bedeni tanıyıp kullanmayı öğreniriz yoga ile. Omurganın nasıl ve nereye kadar uzayabileceğini, kalçalarımızın hareketlerini, ayaklarımızı nasıl basacağımızı, ellerimizi bilekleri acıtmadan nasıl kullanacağımızı.

Bedenin sınırsız ve sonsuzluğunu yakaladığımız her an ise olmama anını yakalayıştır. Olmadan olmanın; sevgi, renk, madde, atom, hava, ateş, toprak olmanın, su olup buharlaşmanın ve yeniden doğmanın anıdır. 

19 Aralık 2013 Perşembe

Yoga Olmak

Yoga çözümsüzlükler ve çözümler silsilesi.
“Hareketin içine girebilmek, başlayabilmek ve onu görünürden daha kolay hale getirebilmek için önce onu parçalara böleceğiz. Parçalara böleceğiz ki geldiğimiz yerde neremiz bizimle uyum içinde değil onu anlayalım, nereye kadar gidebiliriz veya nerede durmamız gerek.”
Bunları söylerken baş duruşu için elleri nasıl tutacağımızı, hangi uzuvlarımızı çalıştırırsak daha rahat ve kendimize zarar vermeden kalkacağımızı bildiğim kadarıyla anlatıyorum. Bu çocukluk hepimizde var, acelecilik, hemen yapayımcılık. Bir baktım ki iki öğrencim ellerini kenetlemiş ve duvara doğru sırtlarını kaldırmış, baş duruşunun ilk aşamasında, sanki bilirmiş gibi duruyorlar.
Görünüşleri o kadar rahat ki bir süre hepimiz onları seyretmek için durduk. Orada kalsınlar, orada kalmalılar, sadece oradalar. Bizim olmayı düşlediğimiz ve olduğumuz anlardan birini yaşamak, o hareketin içinde öylece durmak. Kimseyle bağlantıda olmadığımız, ama herkesle bağlantıda olduğumuz, kesinlikle kalmak istediğimiz yer.
Dünyada düzlemde durduğumuz tek yer; sessiz, sakin, tek başına ve tecrit halinde olabildiğimiz andır. Oysa yoga tuhaflığın içinde, dolu bir odada, tecrit edilmiş şekilde, kendimizle ve Tanrı’yla olabildiğimiz andır.
“Yaa bu bambaşka bir şey, burada saatlerce kalabilirim.” dedi Banu. Yere inip oturduktan sonra: “Ne olduysa bana çok iyi geldi”.
Asana içine girdiğimizde, kaynağı, kaynağın enerjisini ve sevginin titreşimini, sevginin bir deniz gibi evrenden bize, bizden evrene aktığını hissederiz. Hareketlerimizde kalıcı, sevgi dolu, akıcı olmayı öğrenir ve orada kalmayı isteriz.
Yoga olmak da gün içinde yürürken, koşarken, oynarken, iş yaparken ve konuşurken böyle olma halidir.

Sabahın sessiz saatlerinde yazdığım bu satırların, benim olduğu kadar herkesin gününü yogayla doldurmasını diliyorum.

18 Aralık 2013 Çarşamba

Sabahın Nimetleri

“Vücudumuz, bazı hareketlerin tamamlanabilmesi ve zihnimizin bu konuda deneyimlerini artırabilmesi için tasarlanmış bir makinedir.” David Frawley

− Ben anlamıyorum, şimdi annem anlamsızca konuşurken, bende bir ateş yükselmeye başlıyor, ateşin sonrasında öfke ve ses tonum değişiyor, laflarım kabalaşıyor, kendimi daha da kızgın hissedip sesimi yükseltmeye başlıyorum. Sonunda kızgınlığımı bastırmaya çalışarak ama sesimi yükselterek “Anne, babama söylenecekleri gelip mi söylememi istiyorsun?” diyorum. Annemin cevabı:
“Bence bu oturulup konuşulması gereken bir konu, gelmen tabii ki daha iyi olacak. Ben biliyorsun ki hiçbir zaman senin gibi özgür olamadım, tek başına kararlarımı veremedim, annemlerle de böyle idi, kocamla da...”
Uzayıp giden bu konuşma, aslında tamamen annemin ruhsal durumunu ortaya koyan, beni sıkan, onun ne kadar üzgün olduğunu, sınırlar içinde kısıtlandığını görmemi gerektiren falan derken, Gestalt terapistimin ağzından bu kelimeler mi yoksa başkaları mı bilmiyorum, ama anladıklarımı yazıyorum, döküldü;
− Size verilmiş bu gücü kullanın. Bunun adı hareketin içinde hareketsizlik. Dinleyen kulağınızın duyduklarını süzmeyi, olaydaki duyguları ortaya çıkarmayı ve onlara cevap verip vermeme seçeneğini kullanmayı öğrenin. Siz bu kadar şeyi fark edip sadece cevap vermeye odaklanıyorsunuz. İç yaşamlara giren bir kapıdır dudaklar, ağzımızdan dökülen her söz bir anlam taşır. Takılıp kalın demiyorum, sadece oradaki duyguları duyun. Sonra tercih sizin, bazen duymazdan gelir gidersiniz, bazen duyar onunla empati kurarsınız, bazen de iç içe geçip özdeşleşirsiniz.
Ertesi gün, her zaman değil ama anlamayı istediğim anlarda yaptığım, akıl hocam Birol Bey’in zamanında bana öğrettiği, herhangi bir kitabın sayfasını açarak cevap arama yöntemine başvurdum, kitaplardan biri Tanrılar Okulu idi.

17 Aralık 2013 Salı

Hareket ve Durağanlık

Sonsuzluğun sınırları içinde yol alıyoruz. Yolun başı da sonu da belli, ancak yolun her gün daha da değişebileceğini, başkalaşacağını bilmiyoruz. “Çizilmiş bitti” ile “Her gün yeniden çizilecek” inanışları arasındaki büyük farkı anlayamıyoruz.
Heyecanlarımız her gün biraz daha artarken, bildiklerimizi hatırladığımızda yolun nasıl olacağını da kavradığımızı zannediyoruz. Tanrı bizde, Tanrı dışımızda, bir yaratıcı güç. Yok biz biriz, aman da değiliz.
Aslında yazılanlar çok basit olduğu için kavrama sınırlarımızın dışında kalıyor. Kendimizi hep karmaşık anlama eğilimine kaptırıyoruz, sonra her şeyin basitliğinde, hep anladığımıza inanıyoruz.
Anladıklarımız kendi yolumuzun taşları, biri diğerine benzemiyor, aynı parmak izlerimiz gibi. Kesinlikle bir çözüm yok. Ama biz anlatıp diğerlerini de bilgilendirmeye ve perdelerini kaldırmaya uğraşıyoruz.
Karmaşık olan yaratılmış olanlar.
Yogada bir hareketi tanımlamak, anlatmak için emir kipi kullanılır, düz beş-altı cümle ve hareket aslında tamamına ermiştir. Bizim zekâmız ise hareketin tamamına ermesi için neden, nasıl sorularının cevabını ve “Ee bir de resmi olsa”, “Bir gösterseniz” taleplerinin karşılanmasını bekler. Ya da kendimize kimin, nasıl ve neden emir verdiğini düşünürüz.
Anladıklarım ve anlatabileceklerim konusunda hep bir “ES” vermek. Konuşurken hep bir “ES” vermek. Hareketleri yaparken de “ES” verip hareketin içinde ne olduğunu anlamak yerine, sadece onun size seslenişini dinlemek için yoga yapmak.

Göründüğü gibi zor değil, sadece orada kalmak... Sessizce durmak, hareketin içinde akan durağanlık olmak... Sınırlı bedende sonsuz olmak.

12 Aralık 2013 Perşembe

Sınırların Sonsuzluğu

“Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.” Robin Sharma

Bundan birkaç yıl önce, İzmir’de arkadaşlarımızla oturuyoruz, çocuklarım daha on, on bir yaşlarında, oğlum heyecanla iphone 4 çıkmasını bekliyor. Ablam da bu işlere meraklı, beni arıyor ve iphone 4’ü aldığını haber veriyor.
Ben masaya geldiğimde;
− İnanmayacaksınız, iphone 4-5-6-7 serilerinin tanıtımı yapılmış, bir de 8’in.
− Anne, neler olacakmış, nasılmış, 4 güzel miymiş?
− Oğlum bırak, 8’de istediğin arkadaşına ışınlanıp gidebilecekmişsin, Amerika’da bile olsa, iphone 7’de sadece hologram olarak orada bulunuyormuşsun, 8 daha da iyi. Ben onun için 8’i beklemeye karar verdim.
Herkes ağzı açık beni seyrediyor, arkadaşlarımız bir anlık bir kararsızlıkla bana bakıyorlar.
Çocuk olmak; zaman, mekân, imkân tanımamaktır. Çocuk olmak, yaşamı doyasıya yaşamaktır. İnsan olmak ise yaşamı içine sindire sindire yaşamaktır; deneyimleri, duyumlarını birleştirip kendi sınırlarının sonsuzluğu içinde derinlere inebilmektir, yani gerçek benliğini hatırlamaktır.  
Disiplinin, sorumluluğun, değer vermenin, bağlanmamanın, arada kaçamaklar yapabilmenin, oyun oynamaktan zevk almanın, tekliğin, çokluğun ve daha birçok zıtlığın oyun alanı, insan olabilmek.

İnsanca yaşamayı öğrenebilmek dileğiyle...

11 Aralık 2013 Çarşamba

Farkındalık

− Ay çok güzel olmuş oğlum, rengi de, ah kapüşonu da var.
− Kapüşonu yok anne, sen adamdan daha mı iyi bileceksin.
− Oğlum görüyorum bak, bu kapüşon.
− Vay, salak adam sattığı malı bilmiyor.
− Oğluuum, sen de giydiğin ceketi bilmiyorsun. Hi hi…
Farkındalık işte böyle bir şey. Bakıp görmemek, baktığımızı derinlemesine anlamamak. Anladığımızı ve gördüğümüzü sandığımızı başka şekilde yorumlamak. Yorumlarken, inançlarımız, duygularımız, duyduklarımız, gördüklerimiz işin içine giriyor.
Oysa ki Tanrı ile ilişkide bunların hiçbiri yok. Bir boşluk içinde, dünyevi bedenimizden ona göndereceğimiz bir sevgi ve tüylerimizin diken diken olduğu onun sevgisi.

6 Aralık 2013 Cuma

Prana – Yaşam Gücü

Eylül ayında yazdığım konulardan biriydi nefes. Nefesin her gün şükran ile alınabilecek en güzel hediye olduğunu daha iyi kavrarken, onu derinlemesine anlamak istiyorum. Doğuluların dediği gibi biz batılılar zihin aracılığıyla mevcudiyetimizi hissedebiliyoruz ve devamlı kitabi ve deneysel araştırmalarda bulunarak derine gitmeye uğraşıyoruz.
Oysaki her birimizin nihai görevi tekrar evin yolunu bulmak. Ne demek ev yolunu bulmak? Tekrar geldiğimiz evrensel bilincin bir parçası haline gelip enerji halimizde tanrının kucağında yerimizi tekrar alabilmek (teorik olarak Doğu felsefesinin ve dinlerin anlattığı eve dönüş yolculuğu).
Evrensel farkındalık, bilinç, işte bu yolculuğun son noktası. Bu yolculukta kullanacağımız araç ise pelvisimizin tabanında bulunan yılan görünümlü Kundalini. Kundalini farkındalığını uyandırmak ve onu, 7 enerji noktasından ve 108 nadi yani sinir ağından geçirerek evrensel bilince ulaşmak bizim nihai amacımız.
Yılanın 7 enerji kanalından geçirilmesinin anlamı ise farkındalığımızın yükselişi, insan olarak ariflerin menkıbelerini teker teker atlamamız; yani hayat okulunu ve üniversiteyi, masterı ve dünyada bulunan bütün diğer okulların sınavlarını anlayarak bitirmemiz.

5 Aralık 2013 Perşembe

Şiddetsizlik

Daha önce de şiddetsizliğin ne kadar büyük önem taşıdığından bahsetmiştim. Gene de tam olarak anlam katamamıştım.
Okudukça biraz daha açmak istedim “şiddetsizliği”.
Şiddetsizlik (ahimsa); empati, başkalarının duygularını anlama anlamına gelir.
Empati sayesinde ancak kendimizi diğerinin yerine koyabiliriz, onun neler hissedeceğini, nasıl cevap vereceğini veya vermeyeceğini tahmin edebiliriz. Yaşamımıza ve onun içindeki eylemlerimize bakmaya başlarız. Hareketlerimizin benmerkezci mi olduğuna yoksa bütünü mü ele aldığına dikkat ederiz.
Şiddetsizlik sayesinde ilk defa dayatılan değerlerin anlamını anlamaya çalışır, onları derinlemesine araştırır ve anlamaya çalışırız. Ahimsayı hayatımızın içine aldıktan sonra, kendimizi bulmaya, tanımaya ve dünyadaki işlevimizi anlamaya başlarız.
Ahimsa bu yüzden sekiz dallı yoga sisteminin mihenk taşıdır. Mihenk taşı, altının saflık derecesini ölçen taşın adıdır. Zarar ve acı yaratmaktan kaçınma ve koşulsuz bir sevgi ile hareket etme, yoginin gösterdiği çabaların saflık derecesini ölçmeye yarayan mihenk taşıdır.
“Candan olmak için, candan bir davranış gerekir. Dürüst ve ahlaklı düşüncelerin olması değil, o düşüncelerin hayata geçirilmesi esastır. Bazı şeylerin daha iyi olmasını istemek ama kolları sıvayıp işe girişmeden, onların değişmesini istemek hiçbir anlam taşımaz.” Ingrid Newkirk

Yoga dönüşüm, değişim ve durağanlığın yoludur. Yolu, evrenin tüm renkleri ile donatarak bütünü kucaklayabilmek niyeti ile...

3 Aralık 2013 Salı

Gülümseyin

Hepimiz, canlılığımız yok olana ve rahatsızlıklarımız iyice kendini belli edene kadar, yaşamsal güçlerimizi, tamamen kendi zevklerimize, para kazanmaya, alışkanlıklarımızı korumaya, korkularımızı beslemeye harcıyoruz.
Korkularımız gerçeğe dönüşüp kazandığımız paraları hastane ve ilaçlara harcamaya başladığımızda ise pek çoğumuz, “Bu işleri yapacak vaktim olmadı”, “Çocuklar o kadar zamanımı alıyordu ki” veya “Yapmak lazım ama bizim zamanımız çocuklarımız için aktı gitti, neyse ...” gibi kurban söylevleri ile geçiştirmeye çalışırız.
Aslında bütün bu çalışmalara başlamak kendini anlayabilmekten geçtiği için sağlıklı yaşama geçiş bizi korkutur. Kendimizi anlamaya, tanımaya başladıkça içimizdeki duygu sistemleri, sonra duygularımız ve ardından da organlarımızla bağlantıya geçmeye başlarız.
Eğer zihnimiz, kalbimiz, bedenimiz, organlarımız veya duyularımız dingin değilse, biz dengemizi yitirdiğimiz gibi bağlı olduğumuz çekirdek sistem olan ailemiz başta olmak üzere, iş yerimizdeki arkadaşlarımız, onların aileleri ve devamında bütün çevre ve evren de zarar görür.
Bir nefesi alıp vermek, nefesi yaşamak, nefesin içinde nefes alıp verdiğimizin farkına varmak, bizim enerjimizin tamamıyla dönüşümünü sağlamak için Tanrı tarafından bahşedilen en büyük mucizedir.
Nefes alın, aldığınızı fark edin.
Nefes verin,  geleni evrene bırakın.
Gülümseyin.

Dudaklarınızda, kalbinize dokunan sevgi dolu enerjiyi hissedin.

28 Kasım 2013 Perşembe

Yogayı Anlamak

Birkaç haftadır Ayurveda çalışmaları, Jivamukti için başvuru kâğıtlarını okumak, TT (Türkçesi Öğretmenlik) öğrenimini yapabilmek için okunması gereken kitaplar ve derken yeni bir şevkle tekrar sarıldım kitaplarıma.
Jivamukti, öğrencilerinden, verdikleri dersler sırasında bütün yoga felsefesini,  yoganın anlamını anlatmalarını istiyor. Benim yoga öğretmenliğine giriş nedenim de yoga felsefesini anlatmaktı ve şimdi anladığım kadarını aktarmaya çalışıyorum.
Yoga, Sankhya felsefesi, MUTLAK... Tekrarladım bu kelimeleri.
Biz mutlağa ulaşmaya çalışırken yaratmışız “dualite”yi. Hep doğru ve yanlış kavramı, hep kesin olacak, hep sonsuza kadar sürecek, hep doğru olacak.
Oysaki, mutlakta ulaşacağımız (Ferhan hocamın yaptığı açıklamadan çıkardığım sonuç) bilinçsiz zihin. Yani geleni olduğu gibi alıp deneyimlemek ve ona herhangi bir maddesel  ve hareketsel anlam vermeye çalışmamak.
Mutlak sadece TANRI’dır ve onun dışında herhangi bir mutlak yoktur.
Hiçbirimiz Tanrı değiliz ve olmayacağız da, olacağımız cinsi, cinsiyeti, kokusu, formu ve tanımı olmayan bir enerji kütlesi.
Bu düşünceler kafamda, din desem değil, felsefe desem değil sadece... Aşağı bakan köpek duruşunda yüzüme bir gülümseme geldi ve öğrencilere baktığımda şu sözler döküldü ağzımdan;
“Abuk sabuk adı olan ve günlük hayat içinde kullanmayacağınız bu duruşta rahat hissedip sadece orada kalmak isteyeceğiniz ve hatta yüzünüzde bir gülümsemeyle huzuru bulacağınız an yogadır.” dedim.

Namaste...

26 Kasım 2013 Salı

Temizlenme

Vedaların her biri, yaşamla, insanla ilgili bilgileri kısa cümleler haline getirmiş ve onları soruşturan zihinler için çözülmeye açık bilgiler olarak bize sunmuşlardır. Ayinleri, yapılmasının yaşamımızı kolaylaştıracağı ve yaşamımıza anlam katacağı mutlak kadim bilgiler olarak bize aktarılmış ve deneyimleyerek öğrenmemizi beklemektedir.
İşte Shouc’a bunlardan birisidir.
“Temizlik imandan gelir.”
Evet, Shouc’a temizlik, saflık demektir. Hem içsel anlamda hem de dışsal. Su, gözle göremesek de hissedilebilecek bir şekilde bizi hem dıştan hem de içten temizler. Tekrar bu ânımıza geri getirir. Çok çeşitli temizlik yöntemleri var yogada, dün hoca olduktan sonra ilk defa ikincisini deneyimledim.
Bu temizlik tekniklerine Shat Kriya teknikleri denir. Shta Kriya her düzeyde, yani hem fiziksel hem de ruhsal olarak arınmadır, detokstur. 

1.       Dil temizliği  sadece sabahları uygulanmalıdır. Ayurvedik tedavi sisteminde dilin üzerindeki bölgeler  farklı iç organları temsil ettikleri için gece onları harekete geçirmemeye dikkat etmek gerekir.
2.       Net’i yani burun temizliğinde, deniz tuzu veya himalaya tuzu yoga yapanların bildiği neti kabına konur ve burun temizlenir. Piyasada şu anda sinüsleri temizlemek için de bu tür ürünler satılmaktadır.
3.       Bir başkası ise kolon temizliğidir. Bilinçaltını temizlemeye, suçluluk duygularından kurtulmamıza yardım eder. Tıkanmış enerji ve dolaşmayan yaşam gücünü arındırır ve tekrar sistemde rahatlamasını sağlar.

22 Kasım 2013 Cuma

Nefesle Yol Almak

Yogayla, enerji çalışmalarımızla, tapınaklara gidişimizle yola giriyoruz. Bazı şeyler değişirken, kendimize ne kadar dürüst olabiliyoruz? Bilinçaltımızdaki bizi her gün yapmak istediklerimizden alıkoyan, bilinmeyeni denememize mani olan korkularımız su yüzüne çıkmaya başlıyor. Suçlayacak bir suç ortağı arıyoruz kendimize.
Oysa sorumluluklarımızı üstlenmek demek, korkularımızı karşılayabilmek, ayrı olmayı kabul edebilmektir. Gerçekliğin değişimine dayanmayı gerektirir sorumluluk; gölgelerin gün ışığında kaybolduğunu fark etmeyi, yüzleşemediğimiz her şeyin bizi bu ya da başka bir zaman diliminde tekrar bulacağını bilmeyi gerektirir. Bazen yalnız olmayı, bazen çokluğun içinde tek kalmayı gerektirir. Bazen ne istediğimizi anlamayı, anlayamayınca yoldan çıkmayı....
Kelimelerin anlamının derinine inmeyi, onlara, insanlara, dünyanın bütününe bazen gözlerimizi kapayıp bakmayı gerektirir yol.
Hareketin içinde medite edebilmeyi ve başka bakış açılarına yelken açmayı gerektirir yol.
Bırakın kendinizi nefese, hareket ettirsin sizi nefes, götürsün gidemediğiniz ülkelere, bir şarkı gibi...

İyi yolculuklar...  

21 Kasım 2013 Perşembe

Ustrasana

Ustrasana, bir arkaya eğilme asanasıdır. Endokrin sistemimizi harekete geçirir. Uyuşukluk ve ataleti ortadan kaldırır, farkındalığı artırır. Kamburluktan kurtarır. Sindirim sistemini uyarır, kabızlığı dindirir. Üst sırt, göğüs ve omuzları açtığı gibi, akciğerlerin ve solunumun da genişlemesini sağlar ve gençleştirir.
Evet, sanki bu sözüm bir sihirdi. Asanada kaldığımız sırada ve sonrasında her öğrencinin neler düşündüğünü aklımdan geçiriyordum sabah, ayna karşısında. Bu asanayla ilgili bu sözleri duyduktan sonra ne kadar çok yapmaya çalışmıştım.
Sonra yüzümdeki kırışıklıklara baktım, sigara içtiğim yıllarda üst dudağımda büzmekten oluşan çizgilerin azaldığını fark ettim; biraz daha inceledim yüzümü, bazı çizgilerim derinleşmiş, bazıları ise azalmıştı. Gözüm bir anda iki kaşımın ortasında, tam da üçüncü göz diye adlandırılan çakradaki çizgilere takıldı.   
Alnımda da derin bir çizgi vardı. Her biri kaşlarımı çatıp baktığımda oluşan çizgilerdi. Derin bir nefes aldım ve hayata yeni bir ışıkla gülümsercesine nefesimi verirken, aynada iki kaşımın arasındaki çigilerin bir anda ne kadar şekil değiştirip belli belirsiz hale geldiğini gördüm.
Tekrarladım hareketi, nefes alırken yeni bir dünyanın tohumlarını ek, verirken içindeki sevgi ışığını dünyaya ver. Thich Nhat Hahn’ın Fransa’daki tapınağında yaptığımız yürüyüş meditasyonlarında uyguladığımız bu nefes alıp verme halinde, hakikaten yüzümün şeklinin değişip çizgilerimin azaldığını fark ettim.
Öğrencilere en önemli bilgiyi vermeyi unutmuştum, geri bükülmeler anahata yani kalp çakrasını açar.
Gün boyunca yüzümdeki yumuşak gülümseme hep benimleydi.

Sevgiyle...

19 Kasım 2013 Salı

Güne bir niyetle başlamak

Jivamukti yoga yaptığım sıralar bir niyet ile başlandığını gördüm derslere. Benim de çok hoşuma gitti. Bu haftaki niyetim; “her şeye rağmen değil, her şey ile” hayatı yaşamak, korkularımla helalleşmek, gerektiğinde sınır çizmeme yardımcı oldukları için onlara teşekkür etmek, "lazım"larımla yüzleşmek, bazılarını belki bir süreliğine eleyip diğerlerini elde tutmak, tohumlarımı tazelemek, belki de bazılarını kış uykusuna hazırlarken diğerlerinin köklerini havalandırıp yeşermeye bırakmak.
Siz de bir niyetle başlayın güne, ilk nefese.
Niyet, söz, kelam, her biri en büyük kuvvetimiz. Onları özenle dünyaya bırakırken hissedin ağırlıklarını, güçlerini ve getirdikleri sorumlulukları.

Namaste...

14 Kasım 2013 Perşembe

Süreç

Duygular, algılar, farkındalık ve perdeler…

Görmez gözlerim Ben’i
Ben Kim olduğumu bilmedikçe
Aradığım hep ben
Gördüğüm ise başkası
                               Anonim

Dünyaya gelirken getiriyoruz, sorumlulukları, ödevleri, sınavları. Geldikten sonra ise toplumun çizdiği çizgiler ve kurallar unutturuyor bize kim olduğumuzu, ne için geldiğimizi. Yapsak bir türlü yapmasak bir türlü her şeyi olması gerektiği gibi.
İçinden çıkılmaz bir labirente dönüyor hayat. Acı çekmeye, korkmaya, bencilliğe, incitmeye başlıyoruz. Acı çektikçe acı vermeyi istiyoruz.
Oysaki yaşam devam eden bir süreç ve her gün yolculuğumuzda kendi sınırlarımız, korkularımız ve kalıplarımızla karşılaşıyoruz. Hepimizin bir aydınlık, bir de karanlık yönü var, ama benimsemek yerine onları yadsımaya ve olmamaya çalışıyoruz, Robin Sharma’nın da dediği gibi, ruhani yanımız ile insani yanımızı uzlaştırmaya çalışıyoruz. 
Oysa göz ardı ettiğimiz, ruhani yanımızın özümüz, seçimlerimizin ise bizi sorumluluk alarak gerçek benliğe götüren bir süreç olduğu. Bu inanılmaz oyunda yaşam karşımıza gerekli olayları, insanları çıkarıyor. Yapmamız gereken, o girdapta kaybolmak yerine seçimlerimizi, sözlerimizi, hareketlerimizi şekillendirmek; kurban olmak, her şeye rağmen demek yerine bahşedilen gücü elimize almak. 
Önceden yazılmış kaderimizin bize sundukları ile birlikte sonsuz yaratıcılığımız kullanmamızı sağlayacak farkındalığı deneyimlemek. Her gün hayatın bize dokunmasına izin vererek, hareket, yaşam ve hayallerimizin harmanında kalarak onlara yeniden şekil vermek.

Nefesle vücudumuzun ısınıp sonsuzluğa uzandığı gibi.

12 Kasım 2013 Salı

Şükür

Yoga asanaları doğanın ve bizim her halimizi içinde barındırıyor. Kobra, aşağı bakan köpek, üçgenler, ağaç, daha neler neler. Hareketleri her yapışımda bir yönüm, bir duygum ile de yüzleşiyor ve karşılaşıyorum. Aynı sokakta karşılaştığım, tanıdığım ve tanımadığım insanlar gibi. Bazılarını seviyorum, bazılarını hiç görmesem daha iyi, bazılarına acıyorum, bazılarına evimin kapılarını açıyor, bazılarını da kınıyorum ve daha bir sürü duygu bana eşlik ediyor.
Her gün bir heykeltraş gibi bütün bu duygularımızı yontup, kalan tozları temizleyip bir eser ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Gün içinde bazen eserimiz tamamlanıyor, bazen de bitmeden gün bitiyor.
Sonsuzluğumla tanışıyorum son günlerde, geleni gideni, yediğimi içtiğimi inceliyor, tadına varıyor, bazılarını kenara koyuyor, bazılarını içime alıyorum. Farkında olarak kendimi anlamaktan çok izlemeyi öğreniyorum. Hiçbir günün aynı olmadığının farkındalığıyla olduklarımı, olmadıklarımı, yaptıklarımı, yapmadıklarımı, yapamadıklarımı gözlemliyorum. Sadece kendimin sonsuzluğunu görmeye özen göstererek.
Bana bugünü bahşettiklerin için,
Kalben yanımda olan çocuklarım için,
Sevgiyle beni el üstünde tutan arkadaşlarım için,
Bana nefretle, duygusuzca, sinsice, hunharca davrananlar için,
Hissizce, saygısızca, sevgiyle, heyecanla davranışlarım için,
Günümü ışıkla doldurduğun için,
Şükürler olsun, şükürler olsun, şükürler olsun.

Hayırlı bir gün dileğiyle...

8 Kasım 2013 Cuma

Yol

Yoga ile ilgili birçok şeyin, sadece Hint veya Budist kaynaklardan elde edileceği düşüncesi kafamın içine sabit bir fikir gibi yerlemiş. Bu sıralar, sufizm ile ilgili bilgiler içeren kitaplar okurken aslında bütün bilgilerin ve bilgeliğin ruhunun, bir inançtan çok uygulamayla ve çabayla elde edildiğini anlamaya başladım.
İnsanın koşullanmalarının yerine, kalbini yeni bilgilere açması ile perdelerin kalktığını ve yeni olduğunu düşündüğü gerçeklerin ortaya çıktığını ve buna da yol adı verildiğini öğrendim. Ve bütün öğretilerin özünü anlatan ve hayatı kısa ve öz bir şekilde tanımlayan Hazreti Ali’nin deyişini sizlerle de paylaşmak istedim;
“Tanrı’yı düşünmek sermayemdir.
Akıl ve doğru mantık eylemlerimin köküdür.
Aşk varoluşumun temelidir.
Şevk hayatımın taşıtıdır.
Allah’ı derinden düşünmek yoldaşımdır.
İman gücümün kaynağıdır.
Hüzün arkadaşımdır.
Bilgi silahımdır.
Sabır, giysim ve ahlakımdır.
Kutsal iradeye teslim olmak gururmdur.
Hakikat kurtuluşumdur.
Tapınımım çalışmamdır.
Gözümün rahatlığı ve iç huzurum duadadır.”

Namaste… 

7 Kasım 2013 Perşembe

Yol Savaşçıları

Klee Walsh ve Andrew Vollo. İkisi de New York’lu taksi sürücüsü ve taze yoga hocası. Walsh, 12 saatlik çalışma zamanını iyi bir şekilde geçirebilmek için taksisinde nefes egzersizleri uyguluyor.
“Bu oturarak yapılan bir meditasyon gibi, beni gevşemiş, farkında ve mantıklı kılıyor.” diye anlatıyor. 200 saatlik öğretmenlik eğitimini almış Walsh, La Guardia Community College’de diğer taksi sürücülerine 60 dakikalık yoga dersi veriyor.
Aşağıdaki egzersizler, sürücülerin sertliğini almak için Walsh’ın önerdiği hareketler;
·         Omuzla daire: Yavaşça omuzları yukarı kulaklara doğru kaldır, sonra onları aşağı doğru yuvarla. Omuzları kulaklara kaldırırken nefes al, aşağı doğru yuvarlarken nefes ver. Ardından aşağıdan yukarıya doğru hareketi tekrarla.
·         Sırtüstü yapılan pelvik eğimler: Sırtüstü yat, nefes al, kalçayı kaburgadan ayır, sırtın alt kısmı ile yer arasında bir boşluk yarat, nefes ver, kalçayı kaburgaya yaklaştır, yer ile sırtın alt kısmı iyice birbirine yapışsın.
·         Bilek daireleri: Omurganız dik, elleri öne uzat, parmakları aşağı yukarı, sağa sola doğru oynat, ardından saat yönünde ve aksi yönde bilekleri çevir.
·         Bacakların değişimli olarak esnetilmesi: Sırtüstü yat, nefes al, sağ dizi bük, göğsüne yasla, sol bacağı düz uzat, ayak parmaklarını kendine döndür. Nefes ver, bacakları değiştir. Sol göğüste, sağ düz uzun. Ve nefes ile bacak değişimini uyum içinde uygula.
Brian Haycock’un “Dharma Yolu: Kendini Keşfetmek İçin Taksiyle Kısa Bir Yolculuk” adlı kitabı,  konuyla ilgili ilk okuduğum neşeli, tatlı, hoş sohbet bir kitaptı. Walsh ve Vollo’nun hele ki New York gibi kalabalık ve bütün dünyanın keşmekeşini içinde toplayan bir şehirde, yoga ile nasıl bir mucize yaratabileceğini düşünemiyorum.

Her birimizin yolu kendine, ama her birimizin yolu birbirimizle bağlantılı, her karşılaştığımız, her konuştuğumuz kişi bizim öğretmenimiz olduğu gibi biz de onun öğretmeniyiz. Farkındalıkla yaklaştıkça öğrenecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu her saniye izleyebilmek ümidiyle...

5 Kasım 2013 Salı

Kibir

Kibir bir nitelik değildir, gurur bir niteliktir.  Kibir ise gururun bir eylemidir. Kibir ahimsadır, yani şiddettir.
Son 4 gündür Ferhan hocam ile ayurveda kampı yaptık. Bize bir şeyler anlattı ve her seferinde bunları deneyimlememizi istedi.
Deneyimlerimizi de her seferinde anlattık, anlatırken sorduğumuz soru; "Hocam bende bu çıktı iyi mi?", "Hocam bende bu çıktı kötü mü?" oldu ya da çocukların yaptığı gibi karşılaştırdık kendimizi "Aa bak sen de hocaya benziyorsun" gibi.
Ardından gelen ilk duygu gurur oluyor, duygumuza hareket vermeye başlıyor ve sonra da onu hayata geçiriyoruz. Kibir işte bu hayata geçirişin sonucu, kendimize olan kızgınlığımız, güvensizliğimiz, sevgisizliğimiz, sevgi ihtiyacımız kibrin sınırlarını belirliyor.
Oysaki sevgi dolu bir kalpte ne iyi ne kötü vardır, sevgi dolu kalp bilgiyi alır, anlayışında içselleştirir, sorusunu sadece anlama ihtiyacıyla sorar ve algılamasıyla gurur duyar ve onu mekân zaman kavramı olmadan hayırlısı ile paylaşır. 
Ferhan hocam bize hep bilgiyi paylaşmayı öğretti.
Kibir kendi içinde dualitedir. Alçakgönüllülüğü barındırır içinde, “Canım ben kimim ki” demek de kibirdir, her şeyi bildiğini iddia etmek de.
Oysaki birlik duygusu kendi kapılarımızı aralayarak dünyevi yanlış ve doğrulara izin vererek kibri gurura, alçakgönüllülüğü paylaşıma dönüştürür.

Köyceğiz’i, yeni tanışıklıklarımı, tanıdığımı düşündüklerimle birleşmeyi yaşadığım bu kamp için orada bulunan herkese ve Ferhan hocama teşekkürler. Gururla paylaşacağımız bilgileri bize verdiği için.

31 Ekim 2013 Perşembe

Yeniden Başlayan Hayat

Mağazalarda, hep daha iyisi, daha da güzeli var; insana hizmet eder gibi görünen, ama daha çok insanın ruhuna, bedenine ve zihnine zarar veren ürünler sunulmakta. Son günlerde zaman hızlı aktığı gibi, ürünlerdeki değişkenlik de fazlalaştı, her gün yeni bir ürün, tüketecek yeni bir spor, yeni bir akım mağazalarda, insanların dilinde dolanıyor.
Memnuniyet, huzur, hoşgörü, şefkat, konuşma, empati, imece, sosyal yardımlaşma gibi düşüncelerin yerine zenginlik, güç ön plana çıktı. Araştırma, ilgi, yerini  moda olan yemek, spor, düşünce, giyim tarzına bıraktı. Çevrecilik ve zihin, beden ve ruh üçlüsü bile moda akımı oldu.
Moda akımlarında bile zenginlik ve fiyat yüksekliği; sporun, yemeğin, hayatın, yaşam tarzının hatta felsefenin önemini belirler oldu.
Yetişen nesil de unutulmuş değerleri tamamen gözden yitirmiş bir halde kendisini hayatın içinde buluyor; bazıları daha az zararla hayatı yaşarken diğerleri olmayacak yollara sapıyor. Yoga bile son günlerde moda bir akım olma yolunda hızla ilerliyor. Tek farkla. Yoga hayatımıza girdiği anda değişim kendi içimizde başlıyor.
Almanya’da, eski Türk filmi kıvamında bir kitap yayımlandı, adı “Leben Reloaded” (Yeniden Başlayan Hayat, Dieter Gurkasch). Hayatı hızla yaşayan, zevkleri tüketip hızlı tüketimin içinde kaybolan ve sonunda adam öldürmeyle sonuçlanan bir soygunda yer alan biri. Hapisten kaçan, polisle çatışırken  neredeyse hayatını kaybetme raddesine gelen bu adam, hapishane duvarları içinde yoga ile tanıştı, 25 senelik hapishane tecrübesinden sonra şimdilerde o duvarların içinde yoga öğretmeye başladı.     

Hayat yolculuğumuz, hep bir öğrenim. Yaşamın farkındalığı, çocuklarımızı, bizi ve bütün dünyamızı yok olmamıza neden olacak tüketim oburluğundan koruyacak tek etken yol. Dünyamızın; ruh, beden ve zihin sağlığı adına değişimin kapılarını açık tutalım. 

29 Ekim 2013 Salı

Dönüşüm

Ellerini tam kalbinin önünde birbiriyle birleştir, çeneni kalbine doğru eğ, bağdaş kur. Ve bir an için kendini dinle, kalbine boyun eğ ve ona daha da yaklaş....
Hayatın, farkında olan hizmetkârı mı yoksa umarsız kölesi mi olmak daha iyi?
Annemle tartışmalarım, kalbime dönüşlerimi zorlaştırıyordu. Kalbime her dönüşüm, öfkemle yüzleşmemi gerektirdiğinden yoga yapmaktan kaçmaya başlamıştım.
Bu sabah tekrar ellerimi kalbimin önünde birleştirdim ve kölelik zincirlerinden kurtulmak için yardım istedim. Yardım isterken, annemin bana karşı davranışlarına benim de aynı şekilde karşılık verdiğimi fark ettim. Devamlı bir savaş içindeydik. O bana taş attığında, ben ona kaya fırlatmaya başlamıştım. Bunun sonu yoktu ve sadece onu değil, beni de sürekli köşeye sıkıştıran büyük bir gücün altında ezilmeye mahkûm ediyordum kendimi.
Omuzlarımı iyice geriye aldım, göğüs kafesimi iyice açıp kalbimin derinliklerine ulaşabilmek için savaşmaya hazırlandım, kollarımı arkaya uzattıkça, ta derinlerden kendisi olmayı özlemiş bir çocuğu alıp çıkardım. Kalbimi açtıkça, negatifliklerim buharlaştı, ağırlıklarım hafifledi, bileklerimi ağırlaştıran ve acıtan zincirler çözüldü.
Her adımımı uzaktan bakarmışcasına izledim, ne kendimle ne de annemle savaştım, sadece yaptığım her hareket, söylediğim her sözde kendimi dinledim. Yeni gözlerle ve yargısız bir saflıkla bakışımı kendime ve dünyaya çevirdim. Gözlemledikçe beni gördüm, etrafımı algıladım, her nefes alışımda vücudum esnedi, ruhumun alanı genişledi, genişleyen ruhum yeni yöntemler bulmaya başladı. Dar yollar yerini genişlere bıraktı. Geniş yollara yeni sokaklar eklendi ve sonsuzluk içinde bir yolculuk başladı.

Namaste....  

25 Ekim 2013 Cuma

Mantra

İlahiler söylenmesi, ilahilerin tekrarlanması, “hu hu” seslerinin yükselerek devamı, orgun tınısı, neyin düz sesi.
Yoga yaparken sürekli düz bir davul sesi, ince tiz sesler, sistematik sesler, ritim hep daha derine doğru ilerlememi sağlıyor, hatta meditasyona girerken sürekli bir mantra tekrarı kafamın tüm düşüncelerden daha kısa sürede temizlenmesine yol açıyor.
Nedir bütün dinlerin arasındaki ortak “mantranın” sırrı; Kabir Helminski’nin bundan senelerce önce Reiki Master’ımın ısrarıyla aldığım, tamamını okuduğum ama tam da anlayamadığım kitabını tekrar elime aldım bugünlerde, orada buldum mantranın sırrını:
“O sana rehberlik ettiği gibi, sen de Allah’ı anımsa. Bakara Suresi 2/198
İnsanı yanıltabilecek derecede sade olan bu cümle, anımsamamızı emretmekte ve bu anımsamaya Tanrı’nın ‘rehberliği’ ile yöneltildiğimizi belirtmektedir. Anımsamak, sözünü etmek, hatırlamak gibi anlamlar içeren Arapça’daki zikir sözcüğünün aynısıdır mantra veya Latince rememorari. Anımsamak, basitçe geçmişten bir şeyi çıkarmak değil, onu zihne çağırmak, kişinin bir şeyi kendi farkındalığı içinde tutması halidir. Bizim içimize yavaş yavaş anımsamayı yerleştirmiş olan bir tarafından anımsamamız anımsatılmaktadır. Çünkü bizim anımsamamız, O’nun anımsamasıdır. Anımsama herhangi bir zamanda, biçimlerin ötesinde uygulanabilecek bir doğa kanunudur.” Bilen Kalp – Kabir Helminski
Allah, Buddha, God, El Adl, Er Rauf... Artık tanımı size kalmış. Adıyla çağırıldığında bize en içten duygularıyla cevap veren tanrıyı hissetmek için yapılan bu sesleniş, sevginin ne olamayacağını anlamamızda ve her gün mutluluk olarak düşündüğümüz ve kendimizi attığımız ateşleri biraz olsun söndürmemizde bize yardımcı olur.

Gününüze 10 dakikalık sevgi ışığı ile başlamanız dileğiyle...

24 Ekim 2013 Perşembe

Yeni Ufuklar

Sonsuzluğumuz ufkumuz kadar geniştir.
“Hakikaten biz de buraya taşınsak.” dedi teyzem.
“Bence de teyze, siz taşının, ne var ki Ankara’da.”
“Dün Zuhal söyledi, burada da güzel bir briç kulübü varmış. Enişten oraya gidince mutlu olur. Bu sayede sıkılmaz, ben zaten uğraşacak şeyler bulurum.”
“Aa, bakın teyze sizin komşular...” diye gülüşürken annem girdi araya;
“Yaa, nereye gideceksin Nuran, zaten alışamazsın, hiç kimseyi tanımadan, insan yalnız kalır.”
Arabada bu sabah hem bunları düşünüyor, hem de “I am not afraid from death but more afraid from not to try...” sözleri ile süregiden bir şarkıyı dinliyordum.
Dünyaya geldiğimiz gün itibarıyla biliyoruz, öleceğimizi. Ölüm değil bizi korkutan bence, nereye gideceğimizi bilmemek, kimlerle olacağız ve en önemlisi nasıl davranacağız. Hiçbir şeyini bilmediğimiz bir dünyaya açılan bir kapı aslında ölüm.
Her zaman, beklentilerimiz, isteklerimiz ve hayallerimiz ile yaşıyoruz. Bu hayaller gerçekleştikçe yerleşiyoruz, şimdilerde moda olan deyimle “Kökleniyoruz”. Bir yerlere kök salmaya ve olduğumuz ortamı, konforu ve alıştıklarımızı bırakamaz hale geliyoruz. “Kökleştikçe” de hareketsizleşiyoruz.
Meraklarımız, isteklerimiz, hayallerimiz, yerini konfora, alışkanlığa bırakıyor. Esnekliğimizi kaybediyoruz, hem bedende hem zihinde, ruhumuz ise saflığını yitiriyor. Gençliğini yitiriyor hepsi, o heyecanı, o serüven arayışını. Hatta serüven yoluna çıkanlara da “Deli, zerdüşt, âşık” diyoruz.
Zamanı yok denemenin, esnemenin. Her sabah nefes almaya odaklandığımda, korkularımı yoga odamın kapısının dışında bırakıyorum, odaya girdikten sonra mata çıkmadan suçlarımın olduğu pelerini bir kenara koyuyor ve çıplak halimle mata adım atıyorum. Çıplak kalıyorum çünkü bütün ağırlıklarımı matın dışında bırakıyorum. Esnedikçe ufkumun genişlediğini ve yeni ufukların açıldığını hissediyorum.

Her açılan yeni kapı olayları değişik açılardan görmemi, alışılagelmişleri yeniden ve bambaşka bir biçimde yaşayabilmemi sağlıyor. Açılan her yeni ufuk, beni benim olan saflığa geri götürüyor, her yeni ufuk beni sevgi ile kucaklıyor. 

22 Ekim 2013 Salı

Coelho’dan “Koruyucu Melek”

Koskoca ahşap ancak eski bir kapı, zaman içinde şişmiş, menteşeleri paslanmış, kapının arkası o kadar dolu ki açılmasın diye artık paslanmış zincirlerle iyice çevrildikten sonra, koskoca bir kilitle kapanmış, doluluktan ve eskilikten çatırdayan bir kapı, kenarı yeşil ve pembe ışıklarla çevrili...
Nefes terapisinde gördüğüm bu kapının her nefes alışımda biraz daha açıldığını ve çatırdağını hissediyordum, en son seansımda tamamen acılı ve sancılı bir şekilde geçti, canım yandı. Bu terapinin sonunda yoga ile tanıştım.
Senelerce içimde, anlayışımla biriktirdiğim acıları, kavram karmaşalarını, ayıpları, utançları, kurbanları, büyüttüm kapının ardında. Yoga ile artık o kapılar açıldı, önce çıkamadı ses, sadece içten içe söylenmeler; sonra yükselen sesler kafamın içinde cırcır böceğinin uğultusuna dönüştü; şu son zamanlarda nehirler gibi akışta o sesler, taştı; olduğu gibi gürül gürül.
“Tanrı’ya inanmıyorsun sen. İnansan ondan başka kimsenin seni cezalandırmaya hakkı olmadığını bilirsin.”
“Biliyorum.” dedi Paulo.
“Hayır, sen kendini cezanlandırdığın sürece ona karşı hep büyüklük taslıyor olacaksın. Oysaki o sana nefreti, aşkı, merhameti, işkenceyi, güzeli, çirkini her karşıtlığı kullanman için verdi. Sense günah işlemekten, utandırmaktan ve utanmaktan korktuğun için hep kendini cezalandırdın.”
Bu sözleri Paulo Coelho’nun “Schutzengel” (Koruyucu Melek) kitabında okurken bütün hayatım bir anda gözümün önünden geçti; söylenen sözlerin anlayışımıza ektiği tohumların bizi ne kadar ezdiğini ve içimizde yok edici bir enerji yarattığını fark etsek de korkularımızın ve utançlarımızın arasına, ne yapacağımızı bilmeden sıkışıp kalıyoruz.  
“Hakikat’in kendisi olarak bir zıddı yoktur. Yanlızca şekil aracılığıyla bakıldığında karşıtı vardır, İblis’in Âdem ile karşılaştırılması, Musa’nın Firavun’la karşılaştırılması ve İbrahim’in Nemrut’la karşılaştırılmasında olduğu gibi. Azizlerin ‘karşıtları da’ bir amaca hizmet etmiştir. Azizler, karşıtları sayesinde tanınmıştır.” Mevlânâ (Sufinin Hayat Rehberi, Neil Douglas-Klotz)

Deneyimlerimiz, anlayışımız, algılarımız bizi kirletmelidir ki hayatla tanışıp temizlenmeyi, onu doya doya yudumlamayı öğrenelim. Bu yüzden her yaşadığımıza şükretmeyi ve her yaşadığımızı olduğu gibi yaşamayı, bırakıp olduğu gibi akmayı öğrendikçe gerçeğin temeline doğru yol almak da mümkün hale geliyor.

10 Ekim 2013 Perşembe

Kurban Bayramı

Herkesin telaş içinde nereye gideceğini düşündüğü bir tatil zamanı haline geldi. Eskiden illa bayram sabahı büyüklere gidilir, elleri öpülür, sonra da topluca yemek yenirdi. Şimdi o da kalmadı.
İbrahim’in dininde ise kurban edilenin kuzu, koyun ya da dana olmadığını okuyabiliyoruz. Kurban insanın kendisi, kendi nefsi, kendi canı, kendi saydığı her şey, İngilizce söylenişiyle “Iness”.
Ben bu kelimeyi ego olarak kullanmanın yanlış olduğunu gene yoga ile öğrendim. Yoga ile kurban etmenin anlamını da öğrendim.
Ben, benden vazgeçmez isem, denizde ben bir damla olurum,
Olurum da tek damla kalırım,
Denizin her bir damlası bana karışmaz,
Ben de o denizde sonsuza kadar akıp gidemem.
Buhar olur kalırım
Teslimiyetin derin sularında akmak ise tekrar insan olmayı, kâmil insan, budha olmayı gerektiriyor. Sri Aurobindo’nun “Yoga Sentezleri” adlı kitabında şu açıklama yer alıyor;
“Budha olmanın her ne kadar birçok etabı var ise de, bunu daha basitleştirmek ve toparlayabilmek için burada sadece üç temel etabı ele alacağız;
İlki ilkel hükümler olarak adlandırdığımız ve bir şeyin iyi veya kötü olduğuna karar verebildiğimiz haldir. Bu güçlü hatıraların, duyguların ve içgüdülerin sonunda sözcüklere döktüğümüz hükümlerdir. Düşünceyle birleşmemiş bir güçtür bu.
Bundan sonraki adımda olgunlaşmış Buddhi, muhakeme etme yeteneğine sahip, daha makul, daha dengeli ve hayatın felsefesi ile uyumlu bir gerçekliği sözcüklere döker. Bu, temelde uygulamaya yönelik, amacın ve mantığın birlikte yol aldığı bir dönemdir. Bu etapta, Buddhi artık seçme veya birleştirme yoluyla ahlak kurallarıyla yaptıklarını uyumlu hale getirir.  Bu etap, eğitimli ve okuma yoluyla bilgiyi kazanmış günümüz insanının geldiği bir etaptır.
Son ve kurban edilenlerin sayesinde ulaşılabilen ‘Prajna’ ya da kâmil insan mertebesinde ise saf gerçek aranır; yani doğanın kanunlarıyla uyumlu, bütün dış dünyanın yanılsamalarından arınmış, bütünlüğün içinde tekliğe ulaştıran etaptır.”
Aurobindo, aslında hiçbirimizin bu mertebeye yükselmediğini, bunu aslında içimizde taşıdığımızı, bu etabın sadece herkesin içindeki “saklanmış mücevher” olduğunu belirtiyor.

Kurban Bayramı’nda içimizdeki mücevherin yol haritasını bulmak dileğiyle.

8 Ekim 2013 Salı

Ahimsa

Kötülük etmek, incitmek, zarar vermek, baskı yapmak, özgürlüğünü kısıtlamak....
Asanaları ne kadar iyi yaparsanız yapın, meditasyonda ne kadar başarılı olursanız olun, herhangi bir şekilde karşınızdakileri sözlü, fiziksel, psikolojik ve zihinsel olarak incittiğinizde, yoga yapmanızın size ne fiziksel, ne zihinsel, ne de ruhsal herhangi bir yarar getirmesi söz konusu olur.
“Sözlerine dikkat et, her biri sana geri dönecektir.”
Yoga’yı aslında anlatan ve şekillendiren en güzel düşünce biçimi AHİMSA. Kimseye dayatmadan, olmanın en iyi olduğunu düşündüğün şekilde olmanı sağlayan tek kural.
Shri Brahmananda Sarasvati, “Yoga Psychology” adlı kitabında bu kuralı çok güzel dile getirmiş;
“Kimse, kendini incitmeden bir diğerini incitemez, çünkü yaralar psikolojik planların sonucunda var olurlar.  Sözel yaralama, fiziksel ve ruhsal yaralamadan daha korkunçtur. Fiziksel bir saldırı sonucunda sadece fiziksel bir yapıyı yaralayabilirsin, oysaki sözel saldırı sonucunda, bedensel ve ruhsal yapılar tamamen imha edilebilir. Ve ruhsal saldırı ile ruhu bile imha etmek mümkündür.”
İşte bu yüzden yoga özgürlüktür. Başladığınızda sadece kendi iradenizle başlayabilir ve bıraktığınızda sadece kendi iradenizle bırakabilirsiniz. Herhangi bir tarikat veya din baskısı olmadan bu felsefeye giriş ya da bu felsefeden çıkış yapılabilir. Et yiyen de yemeyen de, bu görüş içinde birdir. Et yemeyenin tek özelliği, tam anlamıyla her türlü eziyet ve zarar vermeden kendini çekmeye çalışmasıdır.
Öfke dolu bu dünyada, hem kendini, hem karşısındakini, doğayı, hayvanları ve bitkileri korumayı gerektirir, yogaya başlamak. Bitirmek ve ondan kopmak pek de mümkün olan bir durum değildir. İnsan olmak ta kemiklerimize, kaslarımıza ve derinlere işledikten sonra tekrar en ilkel halimize dönmek hiç de kolay değil.
Çocukluğumdan beri hep gözlerimin dolduğu bir Türkçe şarkı vardır, tam da yogayı anlatır;

“Bütün dünya buna inansa bir inansa hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa birlik olsa
Uzansak sonsuza...”

3 Ekim 2013 Perşembe

Jnana Yoga – Bilgi Yolu

Yoga Çeşitleri adlı yazımda bahsettiklerimden biri de Jnana Yoga'ydı.
Nyāya felsefi ekolüne bağlı olan Jnana Yoga, kendini adamanın yolunun bilgiden geçtiği savını ortaya atmıştır. MÖ 600 yılında Gautama tarafından kaleme alınan ve 5 kitaptan oluşan Nyāya Sutralar, vedalarda bulunan bilgileri belirli bir yönteme bağlayarak Tanrı’nın varlığını kanıtlamayı amaçlanmıştır. Bu ekolün takipçileri, dünyada bulunan mutsuzluk ve acılardan sadece gerçek ve mantıklı bilgi aracılığıyla kurtulunabileceğine inanmaktadırlar. Jnana Yoga, “kim olduğumuzu ve burada ne deneyimlediğimizi” araştırır. Daha çok akla uygun, mantıklı kişilere uygundur.

Ferhan Hoca, hoca olabilmek için dersler vermemiz gerektiğini söylediğinde herkese söylemenin en iyi yol olduğuna karar verdim. Dört kızımız hariç, işyerindeki babamın sekreteri, kimyagerimiz ve bir çocukluk arkadaşım duyuru yaptıklarım arasında idi. Çocukluk arkadaşım Banu, çok mantıklı, aynı zamanda kaderci olmaya başlayan, ama ruhaniliğe pek de sıcak bakmayan bir kişiliğe sahiptir. “Yani kimseyi bulamazsan senin için kurban rolünü oynarım, ama bulursan lütfen bana bulaşma” dedi. Neyse gel zaman git zaman, görüşmelerimizi ben anlatıyorum, o dinliyor. Sevgili eşi ise tam bir kalıplar adamı, hoca, politik yazar. O daha da mantık adamı, Banu’nun yanında. Artık değil, şubat başından beri ders alıyor. Resimler, rahatlama derken ocak ayında “Hakikaten rahatlıyor mu insan!” dedi. “Evet” deyince “O zaman bana bunu bir yaptır” dediğinde şaşkına döndüm. Her dersimizde deneyimlediklerini gözden geçiriyor. Rahat uyumanın yanı sıra, ne kadar da kasıldığını fark etti. Her deneyim onu daha da kendi varlığına götürürken beni de yogayı daha değişik bir açı ile ele almaya itiyor. 

1 Ekim 2013 Salı

Yavaşlamak

Bir şeye başlamak, bir şeyi bitirmek kadar zormuş.
Şu sıralar, her elimi atışımda ağırlaşan ve bir türlü bitmek bilmeyen bir kitabın tercümesini yapmaktayım.
Ne ümitlerle başlıyoruz, ne hayallerimizi ona yüklüyoruz, istediğimiz gibi olmayınca da kafamızda ne düşünceler geliştiriyoruz.
İşte yoga asanaları da aynı hayatımız gibi, başlıyoruz, asanaya giriyoruz, bazen mutlu, bazen üzgün, bazen sinirli, bazen de boş çıkıyoruz. Her zaman bir amaç, bir dilek, bir istek ile başlıyoruz yaptığımız işe. Gönül koyuyoruz. Kalbimizi veriyor, sonra istediğimiz gibi gitmeyince de kırılıyoruz. Her seferinde teslimiyetten uzak, olana bitene hükmetme peşindeyiz.
Sokakta bir adamı izliyordum, adam dolmuşa el salladı karşıya geçerken, dolmuş karşıda adamın beklediğinden ileride durdu, adam koşarken adımları yavaşladı ve bir anda durdu. Nefesi mi yetmedi, yoksa oraya mı yürümek istemedi, dolmuşçu elini sallayıp yürüdü ve adam sinirle arkasından mırıldandı.
İşte biz de hayatımızı her gün bu tempo içinde yaşıyoruz, bıraksak da ikinci dolmuş gelse, bıraksak da geç kalsak, bıraksak da yüzümüz hemen asılmasa…

Yavaşça sadece orada olsak, sessiz, görüldüğümüzü, sevildiğimizi bilerek ve yaşadığımız her anın tadına vararak.

26 Eylül 2013 Perşembe

Pranayama

Planlı ve farkında olarak yapılan nefes alış verişlerinde, kilitler adı verilen Bandha ve mühür adı verilen Mudraların kullanımı ile nefesi, plansızca hareket eden bir enerji halinden akması gerektiği yola sokarak akıtmaya PRANAYAMA denir.
Pranayama’yı tanımlayabilmek için ilk olarak, her gün, her saniye, her salise nefes alıp verdiğimizi fark edip bunun işleyişi için şükretmek gerekir. Bizim her gün, her saniye, her salise aldığımız fakat farkına bile varmadığımız nefesimiz, omurilik soğanı olarak anılan medulla oblongata yani ilkel beynimiz tarafından kontrol edilir. Bu organımız, istemsiz çalışan bütün iç organlarımızı yönlendirir.
Nefes alış verişi ve düşünme arasında çok benzer özellikler bulunur;
  • Nefes ve düşünce gözle görülemezler.
  • Sadece etkileri ile fark edilebilirler.
  • Hızlı ve farkında olmadan alınan nefes strese neden olur.
  • Hızlı ve farkında olmadan verilen kararlar strese yol açar.
Oysaki her ikisi beraber berrak bir su gibi yavaş ve su yolunda aktıklarında ortaya bir mucize çıkar.
Şu sıralar bir yandan Ferhan Hocam ile Ankara’da, diğer yandan Dr. Frawley’nin Kripalu Okulu’nda uzaktan Ayurveda Danışmanlığı eğitimini almaya ve Ayurveda’yı kıyısından köşesinden biraz olsun öğrenmeye çalışıyorum.

24 Eylül 2013 Salı

Tapas

“Cehennemin bir ucundan girdinse, diğer ucuna kadar devam et.” Winston Churchill

Yoga nedir? Her zaman ve her dakika sorabileceğim ve her seferinde yeni düşüncelerin eklendiği bir soru bu. Bazen yoga yapınca hemen zayıflanacağı, sonsuza kadar mutlu, daha nazik, daha yumuşak, daha anlayışlı olunacağı gibi bazı yanlış anlamalar var.
Yoga eğer sürekli mutluluk, sürekli anlayış, sürekli sükûnet olsaydı o zaman, yogayı yapan kişinin kendisi de acıdan bihaber bir cahil olurdu. Yoga yapan kişi, acının, insan olmanın düğüm noktasını oluşturduğunu bilendir.
Vücutlarımızın içinde bulunduğumuz sürece hepimiz acı çekeriz. Herkesin acısı kendisine göre değişir, her birimiz kendimize göre bir yaraya sahibiz.
Matın üstünde ya da dışında yoga yapmak, bizim acının ve yaramızın gözlerinin içine bakabilmemizi sağlıyor. Yoga ile tam da cadıların yakıldığı ateşin ortasına atlıyoruz ve acımızı daha yakından araştırma fırsatına sahip oluyoruz. Bu yanma, içimizdeki gücü bir araya getirerek ileriye adım atmamıza ve bu sayede değişmemize yardımcı oluyor.
Mecazi anlamda kullanılan YANMA, Sanskritçede TAPAS yani acıya katlanmak, acıyı çekmek anlamını taşır. Her yaptığımız asana ile belli kaslarımızı çalıştırdığımız gibi, kasların değişimini, gerilimini, sıvıların akımını da sağlıyoruz ve ne yapıyoruz? Orada sadece hareketin içinde kalıyoruz. Kaldığımız sırada, ağrının geldiği yeri, nasıl başladığını, nereye doğru yöneldiğini gözlemliyoruz.
Asice kendimize karşı çıkmayı, kendimizle barış imzalamayı, baş başa kalmayı, gözlemlemeyi, sabrı, gülümsemeyi, zevk almayı öğreniyoruz, yani acımızı değiştirip onu yenileyebiliyor, onun yeni yönlerini keşfedebiliyoruz.
Her yeni keşfimiz ise eski deneyimlerimizi yeniden gözden geçirip belki de zaman içinde yenilerini kabul edilebilir görmemizi sağlıyor. Böylece acının kendisini kabul etmeyi, onu görmeyi, onunla baş başa kalmayı, onu misafir etmeyi öğreniyoruz. En önemlisi de artık acıyı bir düşman ya da katlanılmayacak bir güç olarak görmüyoruz. Kendimizi, bedenimizi, düşünce tarzımızı esnetiyoruz.
Eski alışkanlıklarımızın yerini yaratıcılığımız ve özgürlüğümüz kaplarken, yenilenmenin ve değişimin kapılarını açıp sonsuzluğa doğru esniyoruz.

Yol uzun...

19 Eylül 2013 Perşembe

Svadisthana: İkinci Çakra

Sevgi, ışıkla karanlığın birbiriyle kesiştiği noktayı ayıran ince altın bir çizgidir.
                                                                                                                                                      Anonim 
Karın bölgesinin alt kısmında yumurtalık ve rahmin bulunduğu bölgededir. Kadında saat yönünde, erkekte ise ters yönde hareket eder.
Sacrum yani Latince anlamıyla “kutsal kemik”e yakın olan bu bölge, ruhumuzun bulunduğu yer olarak kabul edilmektedir.
Bu çakra, yaratıcılık, cinsellik ve zevkin bulunduğu çakradır. Doğurgan olan bu çakra, tatlılıkla gebe kalma, gebelik süresi ve bebeğin dünyaya gelişini ortaya koyduğu gibi fikir doğurganlığı, sabır, süreç, nezaket,  güleryüzlülük gibi değişik meziyetleri de beraberinde getirir.
Bu çakra Vishuda çakra ile özel bir bağlantıya sahiptir. İkisi de yaratıcılığın yatağı olan bu çakraların dengede olmaları ve bir hat üzerinde ilişkiye girmeleriyle insanın “kendinin ötesini” keşfettiği, yani “Ben kimim” sorusunun cevabını bulduğu söylenmektedir.
Bu çakranın elementi “su”dur. Burası Muladhara çakranın demirlendiği, eğlendiği ve planlar yaptığı bir oyun alanı olduğu kadar, Manipura çakranın en açık şekilde kendini ifade ettiği yerdir.
Svadisthana çakra, cinsel enerjinin, yaratıcılığın yanı sıra ilişkilerin çakrasıdır. Kadın-erkek ilişkisinden tutun, doğayla, insanlarla, hayvanlarla ve evrensel enerjiyle olan bütün ilişkilerimizi bu çakrada yatan itici güç etkiler.
Esnekliğe, görme duyusunun ötesine, dokunmanın farkındalığına ulaşmak ancak dengede olan Svadisthana ile mümkündür.
Sva kendim, dhistana da kendi evi, yumuşaklık, dinginlik anlamına gelir.
Bu çakranın rengi: Kavuniçidir.
Organı: Tat alma duyumuzdur.
Reflexolojiye göre yeri, topuk kısmından önce başparmağın hizasında taban çukurundadır. Ellerde ise bilekte, başparmağın bilekle birleştiği kısmında bulunur.
Yönettiği organ ve vücut sıvıları: kalçalar, rahim, yumurtalık, döl yatağı, böbrekler, mesane, kalın bağırsak, sırtın alt kısmı, kan, sperm ve mide özsuyu.
Müziği: Salsa, romantik müzikler, oryantal müzikler ve İrlanda Kelt müzikleri.
Sesi: O’dur.
Değerli taşları: akik taşı, ay taşı, sitrin, turmaline ve sarı topaz.
Yiyecekler: Nar, ayva, yeşil sebzeler, tere otu, salatalık, kavun, armut ve çok sulu yiyecekler.

17 Eylül 2013 Salı

Kriya Yoga

Tapah svādhyāyeśvara pranidhānāni kriyā yogah. – Acıyla saflaşmayı, ilahi kitaplardan ilerlemeyi öğrenip Tanrı'ya teslimiyetle bağlandığımızda, yoga hareketlerini uygulamaya koymuş oluruz.*  
                                                                                                             Patanjali, Yoga Sutraları İkinci Kitap II.1

Kriya Yoga terimi, tapas, svādhyāya ve İśvara pranidhāna kelimelerini de kendi içinde barındırır.
Tapas, “küçük düşürme” veya “konforsuz ve dünyevi zevklerden yoksun bir yaşam” gibi tercümeleri yüzünden yanlış anlaşılmaktadır. Oysa ki Tapas “yakmak veya sıcaklık üretmek” demektir. Yanan herhangi bir şey arınır.
Altını ne kadar çok ısıtırsanız, onu o kadar arı, saf hale getirirsiniz, işte aynen Tapas kelimesi de bu anlamı açıklamaktadır.
Peki bu yanma hali bizim saf olmayan zihnimizde nasıl meydana gelecek?
Lord Krishna, gerçek saflığı 3 gruba ayırmıştır; fiziksel, sözsel ve zihinsel.
Temzilik, ibadet, dürüstlük, bekâret ve zarar vermeme, bunlar vücudumuzun saflığıdır. Fiziksel tapasyalar hiç bir zaman yasak olan kuralları anlatmaz, onlar bastırılması gereken duygulardan bahsetmez. Onlar sadece, aşırılığa kaçmaktan bizi alıkoymak için buradadırlar.
Sükünet, doğruluk, hoşluk ve yarar; bunlar da sözsel saflıktır. Doğru olan her şey bazen kulağa, zihne ve bedenimize güzel gelmeyebilir, ancak biz düzgün, dürüst ve iyi bir biçimde ruhumuzla anlatırsak söylediğimiz doğru sözler hiçbir zaman yanlış anlaşılmayacaktır.
Zihinsel temizlik ise zihnin huzuru, iyi kalplilik, disiplin, doğal saflıktır.  
Svādhyāya yani bilim, ilim. İlim, eğitim, zihnimizi geliştirecek her türlü konunun araştırılmasını sevgiyle yapmayı öğütler. Binlerce kitabı sadece gözden geçirmek yerine, birkaç kitabı gönülden anlamayı ifade eder. Hiç çocuk olmamışsanız çocuk olmanın ne demek olduğunu, hiç yılan olmamışsanız yılan olmanın ne demek olduğunu nasıl anlayabilirsiniz? Onlar hakkında okuyup onları severek, onlar olmaya çalışarak. Birçok insan yürüyen kitaplıklara benzer ve biliyorum kelimesi onların amentüsüdür, ancak bu onların her türlü bligiyi uyguladığı, anladığı ve yaşadığı anlamına gelmez. Doğrulukla “ÖTESİNİ” bulmaya çalışan ise okuduğunu ve öğrendiğini kalbiyle, bedeniyle, zihniyle anlamış olandır.
Kriya Yoga’nın son gereği ise en kolay ve en zor olanıdır; TESLİMİYET, kendini yüce TANRI’ya adama, RAB’ı bilme. Eğer söylediğimiz her sözün, her hareketimizin ondan geldiğini bilir, iyi ve kötüsüyle her şeyin ondan geldiğini bilerek teşekkür edersek o zaman teslimiyeti yaşarız.
Bizi her sefer biraz daha ileriye taşıyacak en iyi yoga, daimi huzuru, mutluluğu ve neşeyi hissettirecek yoga, kendimizi yaşama adamak, insanlara adamak ve Tanrı’ya teslim olmakla gerçekleşir.

Namaste...
* Anladığım ve hissettiğim şekilde çevirdim. Daha iyi bir çevirisini bilen varsa paylaşsın lütfen.

12 Eylül 2013 Perşembe

Temizlik

Shauca, Sanskritçede temizlik demek, ancak buradaki temizlik sadece beden temizliği değil, aynı zamanda ruhumuzun ve zihnimizin de duruluğudur.
Yoganın gereklerini uygulayarak bütün bedenimizi temizleme imkânına sahibiz. Hatta bu, günümüzde daha da kolay hale geldi. Detoks, spa, lavman, kese, güzellik salonları var, ama ruhumuz ve zihnimizi temizlemek o kadar kolay mı?
İşte her gün çaba ve farkındalık gerektiren bu işin içine bir de dış enerjiler girdi mi işler daha da zor bir hal alıyor.
Aslında ruhumuz, pürüzsüz bir kristal kadar berrak, düz, sade ve basit. Kristalin özelliği, yakınında bulunan herhangi bir şeyin rengini almak, üstüne almak, taşımak, iyi, kötü, çirkin, güzel ayrımı yapmadan.
Televizyonda bir dizi seyrettiğimizde, hayıflanan insanların yanında oturduğumuzda, öfkeli bir toplumun içinde yaşadığımızda, mali sıkıntıların gündeme geldiği bir ortamda bulunduğumuzda ve daha sayamayacağım bin türlü zorluk içinde ve günlük hayatın gereklerini yerine getirirken, ruhumuzu da kirli, yorgun, puslu, anlaşılamayan bir hale getiriyoruz.
Bu hayatın içinde yaşamayı öğrenmek yerine bir tapınağın huzurlu ortamını tercih edebilir, meditasyonda kalıp yeni bir dünya hayal edebilir ya da beki Erikli’nin melek kartlarından birinde olduğu gibi “Aynaya baktığında karanlık tarafını da gör, onunla selamlaş ama yola çıkarken onu yanına alma” düşüncesini her gün farkındalık içinde Kriya Yoga uygulayarak gerçekleştirme olanağına sahip olabiliriz.
Kriya Yoga, bizi mutlak sevgiye ulaştırır. Kriya Yoga, “Bir Yoginin Günlüğü” kitabının yazarı Paramahansa Yogananda tarafından 1920’li yıllarda Batıya getirilmiştir. Ancak Patanjali, yoga sutraların ikinci kitabında biraz daha değişik bir şekilde anlatılmıştır. Kriya Yogayı haftaya ayrıntılı yazacağım.
Yolu hepimiz kendimizce bulacağız, karanlık yüzlerimizle yüzleşerek ve onları tanıyarak kendimizi yeniden yapılandırma gücü bize verilmiş. Onları “affetmek”  yerine onlarla “yüzleşmeye” razı olduğumuzda ve onları “yermediğimizde”  yolumuz bir kristal kadar berraklaşacaktır.

Türkçeye henüz çevirlmemiş olan “Chögyam Trungpa”nın kitabı “Work, Sex, Money – Real Life on the Path of Mindfulness”  konuyu daha dünyalı dilinde anlatmış. Felsefi konuların hafiflikle işlendiği bu kitabı yolunuzda okumanız dileğiyle...

10 Eylül 2013 Salı

Adho Mukha Svanasana (Aşağı Bakan Köpek)

Adho Mukha Svanasana (aşağı bakan köpek hareketi), benim en çok sevdiğim, yapmakta zorlandığım ama gelip gidip yapmaya çalıştığım bir asana. Aşağı bakan köpek, aslında temel tersine dönüş ya da daha eski bir kelime ile “kabili akis” hareketlerinin en başında geliyor.
Ellerden ayaklara uzanan bu üçgenin kenarları, yaratıcı güç ( Brahma), ayakta tutan güç ( Vishnu) ve değişimin gücünü (Shiva) oluşturmakta, yani doğum, yaşam ve ölümü temsil etmektedir. Her döngüde yeni bir yaşam, her döngünün içinde bir değişim yaşanır ve döngünün sonunda yeni bir yaşam başlar.
Matın dışında ise yaşantımıza verdiğimiz değer, yaptığımız hareketler, söylediğimiz sözler ve düşünce tarzımız ile bu döngüyü her saniye değiştiriyor, sonuçlarını ve meyvelerini topluyoruz.
Aşağı bakan köpekte, neredeyse yer çekimi ile boşlukta süzülmek arasında tam bir dengeye ve uyuma ulaşıyoruz.
Yaşam, enerjinin maddeye ve ölüm, maddenin enerjiye dönüşümü olarak algılanabilir.
− Babam pek de iyi değil.
− Eh bunları biliyorduk, hazır mıydık hayır, ama belki de bu zamanı babamın yeni yönlerini tanımak olarak yaşayabiliriz. Yorgun, huysuz, hiçbir şey yapmayan bir adam gibi...
− Yok canım, adam tamamen karakter değiştirdi.
− Düşünce tarzını değiştirmek, belki kalbindeki sıkışmayı rahatlatacaktır Elif.
− Sen kolay mı zannediyorsun değiştirmeyi öyle....

Sessizliğime gömüldüğümde, Ferhan hocanın bize derslerde gerçek bir yogi olmanın sadece mattan geçmediğini, her yönüyle onu yaşamamız gerektiğini söylediği aklıma geldi ve gözlerimden değişimin zorluklarını temizlercesine ince yaşlar süzüldü.

5 Eylül 2013 Perşembe

Hatha Yoga

Yoga Çeşitleri adlı yazımda pek çok farklı yoga olduğunu belirmiştim. Râja Yoga – Kral Yogası'nı da yazmıştım. Sırada Hatha Yoga var.
15. yüzyılda Yogi Swatmarama tarafından derlenen bir yoga sistemidir. Bu sistemde vücut asanalar ve nefes çalışmaları aracılığıyla saflaştırılır ve meditasyona hazır hale getirilir. Hatha Yoga, 6 felsefi ekol içinde yoga ekolünün kendisidir. Râja Yoga ve Hatha Yoga’ya Sadanga Yoga adı da verilmektedir, her ikisi de Pantajali Sutralarında anlatılan yoganın sadece 6 basamağını kullanmaktadır. Bu 8 basamağın her biri gelişim düzeylerini anlatır ve Ashtanga Yoga ve Green Yoga’da birlikte kullanılır.

Hatha Yoga ile asana (hareket), pranamaya ( nefes), pratyahara ( duygu yoksunluğu), dharana (konsantrasyon), dhyana (meditasyon), samadhi (zihne hükmetme) düzeylerinin uygulanması ile vücudu kontrol edebilme yetisi sağlanırken güç ve denge kazanılır, zihin temizlenerek meditasyona hazır hale getirilir. Hatha Yoga’da yapılan hareketler Kundalini enrejisini uyandırmak için yapılır. 

3 Eylül 2013 Salı

Yogayla Farkında Olmak

Yoga içten dışa ve dıştan içe, dünyanın kendi etrafında dönüşü gibi hareket eder.
Yaptığımız her hareket, farkında olarak veya olmadan bütünümüzü etkiler. Düşüncelerimiz, duygularımız, el kol hareketlerimiz, sözlerimiz, mimiklerimiz, hatta yaş ilerledikçe oluşan kırışıklıklarımız bile içimizin dışa yansıması ve dışımızdan görünenin tekrar içimizdeki ile birleşmesidir.
Asanalar da yogada aydınlanmaya götüren yolda farkındalığımızı artırmak ve süreklilik sağlamak için kullandığımız tekniklerden biridir. Asana ve Pranayama gibi dışsal olarak nitelenebilecek yoga uygulamaları, korkularımızı, bilgisizliğimizi, bağımlılıklarımızı araştırıp ortaya çıkarmaya ve farkında olarak bırakmaya başlamamıza yardımcı olur.
Her birimiz neredeyse çocukluktan bu yana, kaybetme korkusu ve sahip olma ile karışık gelecek korkusu ile büyürüz. En büyük korkumuz aslında bilinmezliktir ve bilinmezliği yenmenin en kolay yolu ise sahip olmaktır.
Patanjali, yoga sutralarının ikincisinde, ancak zihnimizle hareketlerimizin birbirinden ayrılmasıyla farkındalığa ve daha yüce bir haleti ruhiyeye ulaşabileceğimizi anlatmaktadır.
− Anne ben çok para kazanmak istiyorum büyüyünce, hangi işle mümkün olur sence.
− Her işle.
− Olmaz anne, herkeste para bol da göstermiyor mu demek istiyorsun, yok canım. Anne lütfen ciddi bir cevap ver.
− Okulu bitirince mi, yoksa şimdi mi kazanmaktan bahsediyoruz?
− Canım şimdi olmayacağını sen de biliyorsun, okuldan sonra. Ondan sonra da hemen olmaz, ama kısa zaman içinde.
− Bir sürü iş var. Ama en çok para sevdiğin işte olacaktır.
− Üff anne, mesela ben çöpçülüğü seçsem nasıl olur da parayı orada da çok kazanırım ki… Seviyorum çöpleri hadi bakalım... Sen hiç zengin çöpçü gördün mü?
− Severek yaptığın bir şey seni farkındalığa, farkındalık da hayal edemeyeceğin bir dünyaya taşır.
− Öffffff...
Oğlumla sohbetlerim, yogada ilerlememi sağlayan güzel anlarımdan. Her birimiz, farkında olmadan veya farkındalık içinde sadece tekrar Tanrı’ya dönmeye uğraşıyoruz. Bu uğraş içinde dünya üzerindeki yaşamımızda sadece sahip olma ve tüketmeye programlanıyoruz.

Yoga bizim farkındalık ve sevgiyle, enerjimizle, duygusallığımızla, zihnimizle, vücudumuzla kendi benliğimizi bulmamıza ışık tutan bir araç.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Râja Yoga – Kral Yogası

Yoga Çeşitleri adlı yazımda pek çok farklı yoga olduğunu belirmiştim. Râja Yoga – Kral Yogası da onlardan biriydi.
15. yüzyılda ortaya atılan ve 16. yüzyılda popüler hale gelen bu yoga, Klasik Yoga veya Astānga Yoga olarak bilinen yoga akımlarından biraz olsun ayrılmış ve bu yüzden bu adı almıştır. Hindu felsefesinin ortodoks Samkhya ekolünün bir parçasıdır.  Bu ekol, tamamen zihnin eğitimi sayesinde insanın süper insanoğluna dönüşeceğini savunur.
Râja Yoga, Pantanjali Sutralarının 8 basamağını kullanmadan, zihnin eğitiminden sonra, meditasyon (dhyāna) ve tefekkür (samādhi) yoluyla gerçekliğin (viveka) görülmesi ve bu sayede uyanan (moksha) kişinin sonunda aydınlanmaya (kaivalya) kavuşması tezini savunur. Bu yüzden de en iyi derin düşünen insanların yapabileceği bir yoga çeşididir.
Râja Yoga’da bedenin güçlü ve sağlıklı olması amaçlansa da, buradaki en önemli nitelik kişinin zihinsel kontrolü sağlamasına yöneliktir. Yoganın meditasyon ağırlıklı duruşları, meditasyona hazırlık için az sayıda uygulanır. Daha çok Ajna çakra üzerine odaklanılır.

27 Ağustos 2013 Salı

Yoga Özgürlüktür

“Özgürlük, istediğimizi yapabilme imkânından çok, yapabileceklerimizi gerçekleştirmektir.
Jean-Paul Sartre

Her gün yoganın değişik bir yanını keşfederek yoga yaptım son dönemde. Bazen yalnız bazen grup içinde. Öğrendiklerim, her gün bana aynı kelimelerle tekrarlansa da ben yeni anlayışlar keşfettim kelimelerin içinde.
Yaklaşık 5.000 yıl önce Patanjali, Yoga Sutralarını bir araya getirdiğinde, bize bütün bu anlatılanların etrafımızda olduğunu, doğadan geldiğini ve her kişiye açık olduğunu belirtmişti.
Hazır olduğumuzda, bütün öğretileri yeterli mesafeden dinleyerek kendi sonuçlarımıza varabiliriz ya da daha kolay bir şekilde, Asanaları yaparak pratik olarak dünyayı hareketlerin diliyle anlayabiliriz. Asanalar bize vücudumuzun nasıl işlediğini anlatırken, meditasyonumuz da bize ruhumuzun işleyişini ve düşünüşünü tanıma imkânı veriyor.
Her Asana, vücudumuzda bazı değişiklikler meydana getirirken aynı zamanda ruhumuzun içinde de bazı değişikliklere yol açıyor. Böylelikle Ruh ve Vücudun birlikte işlediklerini ve beraberce değiştiklerini hissedebilmeye başlıyoruz.
Birbirine olan bağları güçlendikçe içimizdeki hiçlik de ortaya çıkmaya ve özgürleşmeye doğru yol almaya başlıyor.
İlk defa bu hiçliği denizin ortasında yol alırken hissettim ve kendimi birçok insan gibi yogada sağlığı, egoyu güçlendirmeyi ararken buldum. Oysaki yoga sadece hiçlik içinde yaşamayı öğreten bir yol, bütün üzüntülerimizin, sevinçlerimizin, öfkelerimizin, karışıklıklarımızın hiçlik içinde yok olduğu ve boşluğu bulduğumuz, dünyanın sesini hissettiğimiz yer.
Yoga aslında bir spor ya da sağlık için yapılan belli bir hareketler silsilesi olmaktan çok, kendimizi olduğumuz gibi görebileceğimiz bir alan.

Namaste.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Hinduizmde Vedalar 2

Önceki yazımda vedalar hakkında genel bilgi vermiştim. Vedalar 4 ana bölüme ayrılır:
  1. Samhitalar
  2. Brahmanalar
  3. Aranyakalar
  4. Upanişadlar
1. Samhitalar genelde mantralardan oluşur ve 4 bölüme ayrılır:
Rig Veda: 1.028 ilahi içeren Rig Veda Tanrılara şükür ve saygı için yazılmış on kitaptan oluşur.
Yajur Veda: Liturji ve özellikle kurban ayinleriyle ilgili formüller ihtiva eder. Kurban esnasında mırıldanarak okunur. Karma Yoga hakkında derin bilgiye burada ulaşılır. 731 ilahiden oluşur.
Samaveda: Kurban esnasında söylenen 1.049 ilahiden oluşur. Genel sıraya göre dört Veda'nın içinde üçüncü sıradadır. Yine de kutsiyet ve ayinsel açıdan Rigveda'dan sonra en önemli Veda bölümüdür. Bir tür melodiler vedası olan samaveda yüksek sesle okunur.
Atharvaveda: Dördüncü ve son bölüm olan Atharvaveda evren ile ilgili dualar içerir. Bunun dışında büyü ile ilgili dualar da içerir. Cainistler ve Budistler Atharvaveda'ya diğer Vedalara oranlara daha önyargılı ve düşmanca yaklaşırlar. Ayrıca Atharvaveda felsefi açıdan önemli bir metindir. Aryan felsefi düşüncesine büyük katkıları olmuştur. Bunun dışında tıbbi bilgiler de içerir.
2. Brahmanalar, vedalar hakkında mitolojik, felsefi yorumları içerir. 19 Brahmana bulunmaktadır. Bunlardan 2’si Rig Veda, 6’sı Yajur Veda, 10’u Samaveda ve 1 tanesi de Atharvaveda ile ilgilidir.
3. Ezoterik Upanishadlardan çok Brahmanalara benzeyen Arankayalar, Mahavrata ve Pravargya  hakkında yorumlar içerir.
4. Upanişadlar, Hindu dininin felsefi ilkelerini anlatan teorik metinlerdir. 200’den fazla Upanishad bulunmaktadır. Baghavad Gita ve Brahmasutra, birçok Hint felsefi ekolünün altyapısını oluşturmuştur.