30 Nisan 2013 Salı

Nefes


− Babana yaradı haplar, bayağı düzeldi. Ee ben de şu spora bir başlayım, teyzenin hastalığı bittikten sonra, iki seneye bir şeyciğim kalmaz.
Garip, ablak ve anlamaz bir durumda annemi seyrediyorum, sabah güneşinin altında.
− Güneş henüz o kadar yükselmedi anne, beni güneş çarpmış olamaz, ne diyorsunuz? Herkes farkında artık babamın hastalığının, bakkal bile geçmiş olsun, dedi.
− Ben de biliyorum da, mış gibi yapmak istiyorum...
Zor annemin, benim, babamın,  yaşlıların ve dünyada yaşayan ve ölüme mahkûm herkesin durumu.
Her canlı mutlak ölümü tadacaktır.”
Ölmeden önce ölmeyi öğrenmek, söylendiği kadar kolay değil. Her birimiz kendi “anlamlı” dünya işlerimizle uğraşırken fark etmiyoruz, ne kadar da bağlandığımızı, bağımlandığımızı, kör olduğumuzu, korktuğumuzu. Neden korkuyoruz? Ne var ölünce? Bırakılıp gidilecekler mi, yaşadıklarımız mı, yaşamadıklarımız mı korkutuyor bizi?
Yogada en zor hareketin savasana olduğu söylenir. Savasanada olan sadece biziz, var olan da olmayan da, rüya gören de, uyuyan da. Savasanada sadece nefes var, nefes yani yoganın dördüncü basamağı pranayama.
Nefesimize yani bu dünyada bizim varlığımızı sağlayan tek gerçekliğe odaklandığımızda, nefesimizin kısa mı uzun mu, heyecanlı mı, sinirli mi, telaşlı mı, üzgün mü olduğunu anlarız, var olanda yani vücudumuzda var oluruz. Böylelikle vücudumuzu hem dıştan hem de içten görme yetisine sahip oluruz. Nefes ile vücudun nasıl meydana geldiğini, neler geçirdiğini ve nasıl güçten düştüğünü izleriz. Nefes ile farkındalığımız tam da anda kalır, gerçeklik anında, sadece nefeste ve nefesin aktığı vücutta. Böylelikle dünya ile aramızda tek bir bağın olduğunu anlarız. Ne fakirleşebilir ne zenginleşebiliriz, sadece olduğumuzla özgür olabiliriz.

25 Nisan 2013 Perşembe

Durmak


İnsanın enerjisi 30 km’lik bir alanı kaplıyormuş.
Bu ne kadar büyük ve ağır bir yük.
Enerjisi bu kadar büyük insan, çevresini tanımaktan aciz.
Babanızı tarif eder misiniz?
Çok şekerdir.
Hayır, baba için eş anlamlı bir sözcük daha doğru olacak!
Uzak...
Ya anne?
Hükmedici...
Aslında iyi olmuştu bir yönden babamın hasta olması, en azından BABA dediğim ve anlam yüklediğimi düşündüğüm bu kelimeyi gerçek şekliyle tanıma fırsatını elde ettim.
Baba neydi! Anne neydi! Kimdi?
Hayatımızın belki de yüzde doksanını paylaştığımız bu insanları tanıma fırsatını ancak ya eksikliklerinde ya da hastalıklarında bulabiliyoruz.
Hikâyenin devamı ise çocuklarını tanımama yolunda ve bir de bakıyorsunuz, yollar ayrılmış ve eşini bile tanımaz hale gelip “Ne oldu da biz bu duruma düştük?” sorusunu sorarken buluyor insan kendini.
Ayrıldıktan seneler sonra eski eşim, çocuklarımın babası, “Biz zaman içinde değiştik ve değişimi bile beraber yaşayamadık. Yollarımız ayrılıp rüzgâr bizi bir o yana bir bu yana savurana ve tekrar geri getirene dek olanı biteni anlamadan, yeni bir benliğe yoğrulduk” dedi.
Seneler içinde evlerimizde birikenleri, içimizde birikenleri bile fark etmiyoruz. Benliklerimiz, belleklerimiz doluyor, üstüne ekliyoruz. Dur durak bilmeden, NEFES almadan devam ediyoruz hayatımıza.
Oğlumun öğretmeni, “Rico çok tatlı bir çocuk, henüz tanıma fırsatım olmadı, ben de o da yeni olduğumuz için, ama bir özelliği var ki beni çileden çıkarıyor, bu yüzden, durmayı, susmayı bilmediği için onu neredeyse kırk beş dakika içinde üç-dört kere sınıftan dışarı çıkarıyorum. Sadece bir an sessizliği yaşasın diye” demişti.
Yaşam uçup giderken bir an sessizliğin tadını çıkarmak, bir an kendimizi tanımak ve huzuru tadabilmek için DURMAK.

23 Nisan 2013 Salı

Godfrey ile Dinamik Yoga


Ferhan Hocam’ın ısrarları üzerine bu hafta sonu, Godfrey Devereux’nün “Dynamic Yoga Workshop”una katıldım.
Workshop’a gitmeden biraz bilgi edinmek adına hayatını ve yoga tarzını okumama rağmen, çok hareketli ve zor hareketlerin uyum içinde birbirine bağlandığı bir Workshop’a katılacağım için hem mutlu hem de ürkek idim.
Ürkektim, çünkü hareketleri tam başaramamak korkutuyordu beni. Neyse gene de gittim. 60’lı yaşların ortalarındaki Godfrey Devereux hiç de yaşını göstermiyordu. Tam bir İngiliz, beyaz soğuk bir ten, İngiliz esprileri, ince ama kuvvetli bir vücuda sahip. Gözleri ise delip geçer gibi bakıyor. İçinde ise yumuşaklık. Türkçe anlamasa da tercümanının yanlış bir sayı söylediğini bile hareketlerinden veya belki de vücut dilinden anlayan bir kişi.
Godfrey, 16 yaşında yoga matına çıkmış ve ondan bu yana, doğu tıbbı, Zen felsefesi, Advaita ve Tantra Yoga, çocuk eğitimi ve çocuk gelişimi konularında yıllarca, hem hintli hem Avrupalı hem de doğulu guru ve ustalardan eğitim almış bir kişi. Aldığı bütün bu eğitimler ve yaptığı yoga uygulamaları, onu insan zekâsını daha derinlemesine araştırmaya itmiş. Çalışmaları sırasında ortaya çıkan bütün çelişkileri ve tutarsızlıkları kalbi ısıtan bir şekilde basitçe dile getirmeye ve yazmaya başlamıştır.
Onun yoga öğretisi BİRLİKTEN çok BÜTÜNLÜĞÜ anlatmaktadır.
Her kesim, her yaş, her yapı ve hiç yoga geçmişi olmayan kişilerin uygulayabileceği metodu, insan vücudunun kıvraklığı, kuvveti ve maharetlerinden çok doğasındaki zekâya dayanmaktadır. Vücudun içinde bulunan kas, eklem, kemik gibi ayrı yapı taşlarının, hareket içinde değişim göstererek ayrılıktan bütünlüğe dönüşümünü ortaya koyar.
Bu satırları yazarken orada yaşadıklarımı düşündüm hakikaten, 10.00’da başlayıp 13.00’e kadar süren sabah seansı ve 15.00’de başlayıp 18.00’e kadar süren akşam seansı sırasında tam da bu duyguları yaşadım. Savasan sırasında hakikaten kaslarım, eklemlerim ve kemiklerimin bir bütün haline geldiği hissine kendi içimde şahit oldum.
Derslerin sonunda ve başında hafif bir İngiliz mizahı içinde anlattığı deneyimleri, sıcak ve kalbe işleyen anlatımlardı. Bu yüzden buradan bu 3 günlük workshop’u düzenleyen Yansı’ya, bize bu güzelliği yaşatan Godfrey’e ve beni gitmem konusunda destekleyen Ferhan Hocam’a kalpten teşekkürlerimi göndermek isterim.

18 Nisan 2013 Perşembe

Ayna


“Yoga, bizi göründüğümüz gibi değil, olduğumuz gibi aksettiren, sihirli bir aynadır.”
Anonim

Düzenli ve düzensiz kas gevşemesi, nefes alıp verme, her biri gel git.
Oysaki insanoğlu kendini bildiğinden bu yana bir düzen kurmaya çabalar. Okullar, şehirler, kanunlar, kurallar kalıcı olsun diye uğraş veririz her daim. “Aman düzen değişmesin” sloganımız.
Oysa bütün bu yapılanmalar, bedenin kendi içinde işleyen düzeni, devinimi alt üst eder. Yapılan asanalar ve nefes farkındalığı ile dış düzen tarafından bertaraf edilmiş her kas, her damar, her hücre, yüklenen yorgunlukları atmak için harekete geçer. Düzen içinde KAOS ya da KIYAM işte o zaman başlar.
Yoga asanaları, bedendeki işleyişi fark etmemizi sağladığı gibi, içe döndükçe düşünce yapımızın, olması gerekliliklerimizin, kuralların, kanunların hangi şekillerde, hangi etiketlerle öğretildiğini ve bizde hangi duyguyu uyandırdığını anlamamızı sağlar.
“Gözlerimizin pencerelerini ve kulaklarımızın kapılarını kapayıp, içimizdeki odada bir mum yakalım. Bu mumun adı değer verme, farkına varma, sahiplenme mumu olsun. Mumun ışığı tekrar yolumuzu aydınlattığı gibi kalbimizi de ısıtsın.”
Thich Nhat Hahn (Planting Seeds)

Yoga, gözlerimizin gördüğünü sandığımız dünya ile olan dünya arasındaki farkı görmemizi sağlar. Bir kez başladınız mı dönüş...
Bence yok… Terk edebiliriz, gidip bir daha geriye bakmayacağımızı söyleyebiliriz, vedalaşabilir, helalleşebiliriz yoga ile, ancak bir kez içine girdik mi onsuz yaşayamayacağımızı da biliriz.
Yaşamınızın yoga olması dileğiyle...

16 Nisan 2013 Salı

Özen


“Eskiyi bırakmak ile yeniyi başlatmak arasında bir karmaşa ve boşluk dönemi yaşanır.
İnsanlar genelde bu dönemde kendilerini kaybolmuş hisseder.
O kaybolmuşluğu bir şeyin yanlış olduğunu gösteren başka bir işaret olarak yorumlar.
Oysa bu sadece, tarafsız bölgenin verimli kaosuna girmiş olduklarını gösteren bir işarettir.
William Bridges
İşte böyle bir kargaşanın orta döneminde,  ara sıra yoga yapan, biraz huzurda olmaya çabalayan ve yavaşlamayı isteyen ben, kitaplarından tanıdığım Thich Nhat Hanh’ın köyüne, yani Plum Village’a gitmeye karar verdim. Tam 15 gün boyunca yeme sanatı ve mindfulness training yani özen gösterme eğitimine katıldım.  O dönemde yoganın bence konuyla pek de ilgisi yoktu, konsantrasyonumu sağlamak ve nefes almamı düzenlemek haricinde.
İlk deneyim, çok güzeldi ve tam bir sadelik içinde geri döndüm, rengim çamaşır suyu ile yıkanmış gibi beyazlamıştı. Ayrıca Hinduizm, Budizm gibi öğretilerin önerdiği vejetaryenlik dönemim de başlamıştı. Hafiflemenin diğer bir adı da vejetaryenlik olsa gerek.
Her bir adımımızın düşünülerek palnlandığı bir dünyada yaşıyoruz aslında. Sadece henüz bizim idrakimizin veya görümüzün bunu algılamadığını düşünüyorum. İstesem de istemesem de değişimler benim hayatımda kendi yollarını açtı. 2012 Nisan ayında Thich Nhat Hanh’ı, bu sefer Notthingham Üniversitesi’nde birkaç günlük bir Buda doktrini öğretisi sırasında görme fırsatı buldum. Notthingham’i hiç görmediğim için şehre seminerden bir iki gün önce gittim.
Hava soğuk ama güneşli idi, sokaklarda gezerken bir hindu keşiş yanıma yaklaştı.
− Bu kitabı alır mısınız?
− Yok, pek de alakalı değilim.
− Bari yardım için alın.
Anlımda yazdığını düşünüyorum, yardımın her şekline varım, diye. Neyse akan sular durdu ve ben kitabı aldım. Kitap bu sene Hinduizm ve yoga konusunda tezimi hazırlamam için gerekli olan yayınların en önemlilerinden biri olan Hinduizmin kutsal kitabı Bhagavad Gita idi.
Hayat bizi bir şekilde her daim “o” yola sokuyor. Özen, farkındalık, anlayış, dikkat, olayları etiketlemeden sadece gözlemlemek… Bütün bu fiillerin bir araya toplanmasını sağladığımızda,  gitmemiz gereken yönü kolayca görebiliyoruz, bazen de koskoca yazılarla ve ışıklarla belirtilen yönü bir türlü bulamıyoruz.
Türkiye’de olup olmadığını bilmiyorum, ancak Thich Nhat Hanh’ın yazdığı Planting Seeds: Practising Mindfulness with Children kitabı, hem büyükler hem de çocuklar için. Önem vermeyi, önemsenmeyi ve bildiklerimizi unutup yeniden dünyayı tanıyıp öğrenmenin önemini hatırlatan bir kitap.
Thich Nhat Hanh, yoga, tchi kong ve tai chi yapan, mindfulness training’i mutlulukla ve çocukça uygulayıp öğreten zarif bir ruh.

11 Nisan 2013 Perşembe

Birlik


Bir çiçeğe bakarım, saksısı güzel, kendisi güzel. Bir süre sonra çürüdüğünde, “Ya neden bu kadar çabuk soldu?” diye sorduğum çok olmuştur.
Her sabah olmasa da balkonda onu sularım, ona “Ay ne güzel” derim. Hayatımıza da böyle bakıyoruz; bakmıyoruz toprağın havaya ihtiyacı var mı, karıştırıp tekrar dengeye gelmesi lazım mı, aldığı suyun ne kadarını kullandı, ne kadarı altında kaldı, kalan kısımda küflenme var mı veya hiç su kalmıyor mu altında.
Biz de çiçek gibiyiz, dış kabuğumuz iyi; annelerimiz, dünya, işimiz, kıyafetlerimiz, arabalarımız… Her türlü doyumu alıyoruz. Peki ya içimdekiler; vitaminler, kemikler, kaslar, yemekler, yememekler, diyetler, masajlar, sonunda çürüyüp toprağa karışıyoruz.
Bazılarımız, “Aman salıver gitsin” derken diğerleri “Ay ben çok dikkat ediyorum” edasındadır. Oysa hakikaten dikkat edenimiz çok az.
Dün yogaya gitttim, hem vücuda hem de ruhumuza ne kadar yararlı olduğundan bahsederken eğitmenlerden bir tanesi, her gün yapılmasının, ne kadar da mükemmeliyet getirdiğini ve bu yüzden vücudu biraz zorlamanın hiç de kötü olmadığını söyledi. Bir an hepimiz mi yoksa ben mi, yoksa o mu kendine baktı bilemiyorum, “Ben de hâlâ yolun başındayım, mükemmeliyetçiliğimi atamadım” dedi.
Oysaki mükemmellik sadece birlik içinde var, huzur birlik içinde, yani ötesinde, yani bir su damlasında, Tanrı ile bir vücutta… Burada ise ayrı olmadığımızı her gün deneyimlemek için hem huzuru, acının içindeki huzuru hem varlığı, varlığın içindeki yokluğu, yokluğun içindeki huzuru, neşenin içindeki hüznü, söylenmelerimizin içindeki yakarışları, bütün zıtlıkları aynı anda yaşamak yolumuzdur.  
Her gün, ötesine özlemle yeni yolları keşfedebilmek ümidiyle.
Bütün bunlar MC Yogi’yi dinlerken aklıma geldi. Yoga ile hip hop yolunu birleştiren Nicholas Giacomo, tanrı ve tanrıçaların özellikleri, özelliklerinin getirisi gibi temaları, hip hop müzik içinde toplamış. Yogaya yeni başladığım için belki çoğunuzun bildiği bu hip hopçıyı tekrar dinlemenizi öneririm.

9 Nisan 2013 Salı

Yogada Savaşçı I, II ve III


Hinduizmde anlatılan hikâyeye göre, Lord Brahman’ın oğlu Daksha, kızına Lord Shiva ile evlenmesini yasaklamıştır. Ancak kızı onun bu isteğine karşı çıkmış ve Lord Shiva ile evlenmiştir. Daksha, Lord Shiva’yı, çilekâr rolü yapan, cinlerin ve gulyabanilerin dostu olarak nitelendirmiştir.
Bir gün Tanrı’ya büyük bir kurban sunmaya karar verir ve bu törene, en küçük kızı Sati ve damadı Shiva hariç herkesi davet eder. Sati gene de Daksha’nın kızı sıfatıyla törene gider. Orada babasının, eşi ile eğlenişini izler ve kötü muamelesine maruz kalır. Babasının tutumundan dolayı korkunç öfkelenen Sati, kurban töreni için yakılmış ateşe koşar ve içine atlar.
Eşinin ölümünü duyan Shiva, öfke içinde çok kabarık, çalı gibi saçlarından birkaç tutamı yere atar. Düşen üç parçadan, bin kafalı, bin ayaklı, bin gözlü ve kesici köpek dişlerine sahip üç yaratık meydana gelir. Bunlara Virabhadra adı verilir. Virabhadra’nın tam tercümesi “kutsanmış yiğit” olmasına rağmen, bu harekete “savaşçı” adı verilmiştir.
Shiva karısına tekrar hayat verdikten sonra, Daksha’nın boynunu koparmış ve onun yerine keçi kafası oturmuştur. Daksha, hayatının sonuna kadar Shiva’nın en sadık hizmetçisi olur.
Arka arkaya Virabdhasana II, I ve son olarak da III uygulanır. Ancak bu uygulamanın illa da bu sırayla ve bu şekilde yapılması gerekli değildir. Her hoca, her yoga çeşidi, her ders ayrı bir biçimde ve o günün düzeni ve gerekliliği içinde hareketleri bir sıralamaya koyar. Yoga güne, öğrenciye ve hocanın bütününe göre şekillenir.

Bu hareket dengemizi sağlamlaştırırken aynı zamanda kolların gerilmesini, göğüs kafesinin açılmasını sağlar. Savaşçı II pozunda ise karın kaslarının düzgünce oluştuğunu belirtmiştir Iyengar. Bunun dışında hem dizler hem de bacaklar bu hareket içinde güçlenir.
Büyük bir konsantrasyon, farkındalık gerektirir. Ekagrata, yani duygular ve duyuların tamamen bertaraf edilmesi ile uygulanan bir odaklanma, bu konumda uygulanabilir. Böylelikle mekândaki her şeyin farkında ve olabilecek bütün olaylara karşı hazırlıklı olma hali, yani anda olma hali tam anlamıyla gerçekleşir.
Savaşçılar ayrıca bedendeki 3 unsuru dengede tutar. Gaz, safra ve balgam. Dengenin bozulması halinde hastalık başlar.
Yüksek tansiyon ve kalp problemleri olan kişilerde kesinlikle yaptırılmamalıdır.
Duygu, düşünce ve zihin arasında denge oluşur. Öfke, kıskançlık ve eleştirme dürtüsü, korku ve endişelerin azalması ile önemini kaybeder.
Anda kalmamızı sağlayan “ucajji nefesi” ile uygulanmasında yarar vardır.
İşte yoga pozlarından bir tanesi… Bir poz içinde hastalıklarımıza karşı bağışıklık kazanırken, kendi içimizde de bir sürü değişikliğe yol açıyoruz.
Bilinçsizce bu hareketi sürekli bir şekilde uygulamaya koydum ve kendime eğitmenlik sınavı için bu asanayı uygun buldum. Vücudumuz bilinçli veya bilinçsizce bizi belli hareketlere kendiliğinden yönlendiriyor. Yaşam içinde de yoga ile şekilleniyoruz.     


4 Nisan 2013 Perşembe

Sözler


Verilen sözler değerlidir. Onları yapma isteği kadar tutulabilmek de mutluluk vericidir.
Tutmadığımız zaman herkes tarafından yeriliriz, tutabildiğimiz zaman dikkat çekmeyiz. Geç tutulan sözler veya zamanında tutulan sözler o kadar da ilgi çekici değildir.
Gene de sözleri tutmak, karşı tarafa önem verildiğini gösterir. Sözünü tutanın güvenilir, sözüne sadık olduğunun, ne zaman ihtiyaç duyulsa orada olacağının göstergesidir.
Ben bir dönem arkadaş dediğim kişilere verdiğim sözleri tutamadım ve onları hayal kırıklığına uğrattım. Yaşamda tutamayacağım sözleri vermemeye dikkat ettiğimi düşünürken son zamanlarda bunun tam tersi bir görev üstlendim.
Yapamayacağım işlerin altına girmek, fazla sorumluluk almak veya başarılamayacağı başarmak adına mıydı? Zannetmiyorum, her an değişen durumlarda nasıl davranacağımı bilmemekten…
Anlık olarak yaşadığım değişimin içinde kendimi salıvermemek, kendi istediklerimi de yapabileceğimi düşünmek, beni güvenilmez ve yalancı bir insan durumuna düşürdü. Henüz öğrenemediğim, öğrenmekte zorlandığım akışa bırakma işinde, nasıl olup da kendime ve sevdiğim insanlara zaman ayırabilirim?
“Hangi yöne gitmeliyim, hayat amacım nedir?” arayışı içinde kınadığımız ve yapmak istemediğimiz şeylerin karşımıza çıkması ne kadar garip gelse de kınamanın bize ders olarak verildiğini yavaş da olsa idrak etmeye başladım.
Coelho’nun son kitabı elimde, bu sorular kafamda, Birol Bey’den öğrendiğim “rastgele aç” yöntemi ile açtığım sayfa aynen benim durumumdan bahsediyor;
“Hangi yöne gitmeliyim? Attığı her adımın ne anlama geldiğinin, emeklerinin, eğitiminin ve sezgisinin ne kadar pahalıya mal olduğunun farkındadır. Yalnızca ulaşmak istediği hedefe değil her şeye odaklanır. Pek çok kez gücü tükenir ve durmak zorunda kalır. Derken aniden sevgi ortaya çıkar ve şöyle der: ‘Bir köprüye doğru yürümekte olduğunu sanıyorsun, oysa bu köprü sadece, sen onu seviyorsun, diye var. Biraz soluklan gücünü toplayınca yeniden yoluna devam et, çünkü hedefin senin ona doğru gittiğini bilirse o da sana kavuşmak için koşacaktır.’ ”

2 Nisan 2013 Salı

Sevgi Yolu


Annem hep bana “Şu konuşmayı bir öğrensen” derdi. Haklıymış ve hâlâ da bu sözleri sarf ediyor.
Dün yoga için bazı notlar hazırlarken rastladığım Wiitgenstein’ın dil ile ilgili birçok sözünü biliyorum, ama bir tanesi kafamda kaldı; “Dil dünyayı resmeder”. Evet bu kesinlikle doğru. Neyi nasıl anlarsak dünyamız da ona göre şekilleniyor.
Benim için anlamak kavramı çok önemli. Anlamak derken bugün böyle anladım dediğim, yarın da aynı kalacak değil, daha derinleşecek ya da tamamen değişecek.
“Spiritual Transformation”. Tam olarak tercüme etsem ruhsal değişim anlamına gelirdi. Ama yoga ile ilgili tez hazırlarken aslında değişenin kim olduğuna takıldı kafam. Değişen yok ortada, sadece giden var. Hep yoga bir yoldur deniyor ya, işte bu da yolda yön değişikliği. Giden kendimiz, beraberinde zihin, vücut, gittiğimiz yön, ruh yönü. Yani “özümüze” doğru yürüyoruz. Dıştan içe dönme bu yüzden deniyormuş.
Bu dönüşüm bence daha meşakkatli, aldığımız bir sürü gerçek dünya öğretisinin tekrar temizlenmesi gerekiyor, bütün bu yolu katedebilmek için. Her kelime ve cümleye gene vereceğimiz sonsuz anlamları, zihnimizdeki değil de kalbimizdeki çekmecelerde tekrar tekrar arayıp bulmamız gerekiyor.
Bunu da ancak umudumuzu ve ümidimizi kaybedince yapabiliyoruz. Umut ve ümit, her ikisi de içsel olarak bizi canlı tuttuyor, nerede canlı tutuyor? Bu evren ve gerçek dünyasında. Oysa “gayb” dünyasında ne ümide ne de umuda yer var, orada sadece Allah var. Allah’a inanç var. O inancın içinde erimek ve kaybolmak demek, her şeyi terk ettiğimiz an.
Hani hep merak eder falcı falcı dolaşırız, ne olacak benim bu halim, ben ne olacağım. Dikkat edin, hepimizin küçükken veya daha sonra kurduğumuz bazı hayaller vardır, işte bunlar aslında bizim bildiğimiz geleceğimiz. Sadece ümit ile bekliyoruz desek de olmayacağı düşüncesi zihnimizde, hiçbir yere varamıyoruz. Hatta hep bir yerde korkup arkamızı dönüyoruz isteklerimize.
“Sevgi Yolu, işte burası korkuların olmadığı bir yol” dedi bir ses bana. Bir de resim gösterdi, sapsarı çiçeklerin olduğu gök ile deniz mavisinin, sarı çiçeklerin arkasında buluştuğu uzun bir yol.
Sevginizin resmini dualarınızda arayın, korkular değil Tanrı desteğiniz olsun.