27 Haziran 2013 Perşembe

İlim İrfan Yolu

Bütün Vedik gelenekler, “rishis”ler olarak adlandırılan aydınlanmış ermişlerin kalplerinde bulunan saf bilgi ve ilimden oluşur. Bu anlatılar, kesinlikle insan aklı ile ortaya atılmamışlardır. Bunlar meditasyon yaparken vahiy yoluyla gelen bilgilerin toplamıdır. Bütün bu bilgiler, dağlarda ve mağralarda aşramları olan ve öğrencileri ile yaşayan ermişlerin, öğrencilerine ilettikleri sözlü bilgilerdir. Yazılı bir bestenin melodisi olmadığı düşünülerek bu anlatılar, ilahiler, hikâyeler, öğrencilere sadece sözlü olarak aktarılmış ve öğrenciler de bunları ezberleyerek öğrenmişlerdir. Hatta ermişler mantralarında, bunların sadece söylenerek etkili olduğu düşüncesi ile yazılmasını yasaklamışlardır. Bütün bilgileri, sadece ruhlara ileterek bilgi mirasının bugüne kadar gelmesini sağlamışlardır.
Ancak yaklaşık 7.000 ila 5.000 yıl önce aktarılan bu bilgiler, Kuran’da da belirtildiği gibi soruşturan bir akıl tarafından çözülmeyi bekleyen bilmeceler gibidirler.
Yoga sutraları olarak adlandırılan “sūtralar” yani kısa cümleler, zihin için gizli bilgiler içeren bir ilimdir. Sutralardaki bilgiler, bir iğne deliğinden geçen ipliğe benzer. İplik delikten geçmeyi başardıktan sonra koca bir evrene açılır. Evren sonsuzlukla eş anlamlı olduğu için sutralardaki her kelimenin de bir sürü anlamının olduğu düşünülmektedir.
Örneğin “tohum” kelimesi, fidan, olgunlaşmış ağaç, çiçek, meyve, ağaç çeşitleri veya kabuklu yemiş ve daha bir sürü anlama gelebilir. Atomun içindeki atom çekirdekleri gibi.
130 asana ve bunların çeşitlemeleri, nefes teknikleri, bizim meditatif hale geçerek bu kelimelerin altındaki gizli kavramları anlamamıza, kendimizi çözmemize yardımcı olacak araçlarımızdır. Yoga her gün kendimize kavuşma yolunda, reddedilme korkusu ile sevmekten kaçınmadan, mükemmeli yakalayamayacağımızı bilerek ilerlememizi sağlar.
Her gün biraz da olsa ilim ve irfanın kenarından tutabilmek için yapacağımız her hareket, bizi kendimize ve sonsuzluğa bir adım daha yaklaştıracaktır.

25 Haziran 2013 Salı

Basitlik

Budizme göre, yoganın 8 basamağı olduğu gibi, acıların üstesinden gelmenin de 8 basamağı var;
  1. Doğru algılama ve gözlem
  2. Doğru düşünme
  3. Doğru konuşma
  4. Doğru davranış
  5. Doğru yaşama
  6. Doğru uygulama
  7. Doğru farkındalık
  8. Doğru meditasyon

Budizm, yoga, İslam, Hristiyanlık ve diğer bütün tek tanrılı dinler, anın farkındalığı içinde olanı yaşamak, anda kalmak yerine, daha önce ve daha sonraya varmaya çalışmanın yarar sağlamadığını ve bizi herhangi bir yere götürmediğini ortaya koymuşlar. Ancak biz geleceğimiz olmadan, geçmişi temizlemeden bir türlü bu ana odaklanamıyoruz.
Geçmiş, tabular aracılığıyla bize yasaklanmış; girilebilen, ancak yanlış anlaşmaların, yanlış sözlerin olduğu ve farkındalıkların olmadığı, kimin kime karşı olduğunu bilmediğimiz bir alan. Söz söze karşı.
Gelecek, henüz olmamış ama gene de Tanrı’nın ve içimizdeki Tanrı’nın bize vaat ettiği bir alan. Ancak programı bizim elimizde değil, yapmamız gereken sadece farkında ve anda kalan bir zihin ile bu yolda gitmeyi sürdürmek. Yeni istekleri,  yan yolları olan, her birini yerinde ve zamanı gelince denememiz gereken, ancak içine saplanmadan devam eden basit, düz ve sabit bir alan.
Hem bütünü istiyoruz hem de o bütünden kendimize göre olmayanları ayıklamak. Oysaki biz bütün içinde sade ve basit kalarak bütün bu sonsuz alana hâkim olabiliriz.
Oyunun kuralı zor. Meyveler yolumuza düşecek, ama biz kaçırma korkusuyla önceden topluyoruz. Düşmeyecekleri de tedbiren almaya çalışıyoruz. Acıkmadan yemek yemek gibi. Diğerlerinin olan ve belki de önceden geçtiğimiz yolların tekrar tadına bakmak istiyoruz. Gözlerimiz ve ellerimiz, tat ve koku alma duyularımız bizi her gün yanıltıyor.
Yanılgımız, tanık olmak yerine bütünlüğü hissetmek adına, her türlü yaşananı deneyimlemek ve bu sayede acıyı içselleştirmek.
“Kalbinizi açmadıkça, içinizdeki sonsuzluğa atlamadıkça aydınlanamayacaksınız. En sonunda kendi kapınızı çalmanız ve kendinizle olmanız tek çıkış yolunuz. Kendinizi sevin. Sevgi sizin içinizde. Tanrı sizin içinizde.”
Vasant Lad, M.A.Sc. – Ayurveda’nın Temel Prensipleri, 1. Bölüm

20 Haziran 2013 Perşembe

Ruhumuz

“Sağlıklı bir ruhta duygular birbirlerinin altından, içinden, üstünden geçerek hareket ederler, sağlıksız bir ruhta ise birbirlerinin arkasına saklanır ya da birbirlerini kırıp geçerler.”
                                                                                                             Karla Mc Laren (Duyguların Dili)

Ruhumuz farkındalığımızın merkezi. Ruhumuz yaşam alanımız, Tanrı’nın mevcudiyetini hissettiğimiz mahrem alanımız. Ruhumuza ne kadar önem verdiğimiz ise dış görünümümüze yansıyan ışıktan anlaşılır. İyi nefes almazsak ruhumuz beslenemez, duygusuz, kör ve sağır hale gelir.
-          Şimdi içimize dönelim dediğinizde, nasıl yani, nereye bakacağız?
-          İç organlarımıza, hissettiklerimize, renklerimize, düşüncelerimize...
-          Ay biz onları görebilecek miyiz, ben pek görmüyorum da...
Bütün bunlar hakikaten görünebiliyor mu! Hakikatte de bu sorunun cevabının evet olduğunu, ancak yogayı inançla ve sevgiyle yapmaya başladıktan sonra anladım. Hem vücudumdaki organları, hem ağrıyan hem de ağlayan yerlerimi görebilme yeteneğini elde etmeye başladım. Her zaman gördüklerimi tam anlamasam da kendimle baş başa kalmaya, gerçekten kendimi dinlemeye ve tanımaya başladım. Mistik işlevi hariç, pratik anlamda da olana konsantre olup olanı izleme yetisini geliştirmenin önemini hissettim. Bu sayede uyanık olma, farkında olma halini hem içimde hem de dışımda yaşamanın dayanılmaz hafifliğine ulaştım.
Bütün bu dinginlik ise yüzümde, vücudumda, hareketlerimde, ses tonumda can buldu. Yeniden yeni bir ben oldum.
En karanlık beni de, en aydınlık beni de, ben olan beni de keşfetmenin keyfine varıyorum yoga ile.

18 Haziran 2013 Salı

Anahata Çakra: Kalp Çakrası

Anahata’nın Sanskritçe anlamı “yenilmez”dir. Bu çakra, kayıtsız şartsız sevgi, şefkat ve anlayışı içerir. Her ne kadar sevginin çakrası da olsa, aynı zamanda tıkanıklık ve dengesizlik durumunda bu çakrada nefret, katılık, takıntılı olma hali, anlayışsızlık baş gösterir.
Anahata çakradan daha aşağıda, insanın yaşam savaşı ile ilgili (yiyecek, seks ve kendi istekleri) çakralar bulunur. Anahata çakranın üstünde bulunan çakralar ise vicdan ve ötesini temsil ederler.
Kalp meridyeni, kolumuzun üst kısmından başlayıp serçe parmağına kadar uzanır ve ellerde biter. Anahata dokunma duyusunu temsil eder. Anahata çakrada vücutta bulunan ikinci “granthi” yani düğüm bulunmaktadır. Bu düğümler Kundalini enerjisinin vücut içinde serbestçe yukarı çıkışını sağlarlar. Bu düğümler astral vücudumuza bağlıdır. Bu düğüm tamamen çözüldüğünde, kemale ermiş insana dönüşümümüz gerçekleşir.
Refleksolojiye göre anahata çakra, ayağımızın altında taban çukurunun hemen üstünde bulunan bölgeye denk gelmektedir. O yüzden bu kısma sürekli ve sert masaj yapılmaması gerekir. Elimizde ise anahata çakra, baş parmağın diğer parmaklarla birleştiği kısımdan başlayıp serçe parmağının alt kısmında biter.
Bu çakra immün sistemimizin, ikinci akciğerlerimiz olarak bilinen derimizin, salgı bezlerimizin koruyucusu ve yöneticisidir.
A harfi ve fa notası Anahata çakranın seslerini oluştururlar.
Yeşimtaşı, pembe quartz, zümrüt, yıldız taşı, krizopraz ve bakır taşı bu çakranın taşlarıdır. Çinliler gün içinde daha iyi korunabilmek için göğüslerine yakın bir yerde hep bir yeşimtaşı taşırlar.
Bu çakra gül kokusunun çakrasıdır.
Meyveler, kabuklu yemişler, tohum ve yoğurt daha sakin yiyecekler oldukları için Kalp çakrasının enerjisini sakinleştirirler.
Anahata çakra dengesiz veya tıkalı ise maddecilik, zalimlik, kabalık, işkence ve gaddarlık artar.
Günümüzde de her gün asaletten ve bilinçten uzak bir yolda, yüzeysel düşüncelere teslim olmuş bir halde, sadece olanı korumaya çalışanların yönetimi altında acı çekiyoruz. Korkularımızın, söyleyip söylemediklerimizin gölgesinde her an pişmanlık içinde yürümektense, karanlıkların içinden ışığın doğacağını hissederek özgürleşmeye giden yolda Tanrı’nın her nefesimizde yeni bir şans verdiğini bilerek yürümek dileğiyle.

Şimdi kollarınızı kocaman bir şekilde iki yana doğru açın, göğsünüzü iyice yukarıya kaldırın ve bütün evreni sevgiyle kucaklayın...

13 Haziran 2013 Perşembe

Ölümle Baş Başa

“Kendini değişime ya da bir geziye hazırlamaya benzer ölüm. Kesin bir gidişe.”
Tanrı bize nefesinden üfledi ve biz olduk. Herkese bir parça.
Teyzem ölüm döşeğinde. Annemin, diğer teyzemin yaşlarını ve yakınlıklarını göz önüne alarak, daha fazla üzülmelerini istemediğim için gidip teyzemin yanında oturuyorum. Yol Tanrı’ya dönüş yolu, yol hepimizin yolu. 
Nasıl bir şey olmalı refakat, teyzemin bitmez tükenmez çabaları, konuşmaları, bağırışları, gördükleri ve görmedikleri. Sadece acı çektiğini düşündüğüm teyzemin yanında…
“Aman sakın ha ağlamayın. Üzüntü görüntüsü olmasın” dedi annem, “Sanki her şey aynı, o da sağlıklıymış gibi onunla konuşun”.
− Ya bir dua okutsak anne?
− Allah Allah, teyzen öldü mü? Bazen nasıl davranacağını pek de bilmediğini düşünüyorum.
Bütün bunlar kafamda, çocuklarımın peşinden bir alışveriş merkezine gittim bugün. Onları beklerken bir kitapçıya girdim. Sanki kitap beni bekliyordu. “Final Gifts”. Kitap, sevdiğimiz bir kişi dünyayı terk ederken nasıl davranmamız gerektiğini, onların dıştan görünen bazı davranışlarının neler olduğunu ve anlamlarını anlatıyor. Benim için çok aydınlatıcı oldu.
Artık biliyorum, ölenin yanında ona olan sevgimizi göstermek için ağlamanın önemli olduğunu, onun konuştuklarının geçmişten kişilerle paylaşıldığını ve meditasyon yapmanın önemini.
Meditasyonun ölüm döşeğinde olan tarafından da görülebileceğini ve ona gönderdiğimiz düşüncelerin onu mutlu edeceğini öğrendim.
Ölüm, her ne kadar doğum kadar sevindirici gözükmese de aynı duygusallık içinde kendimizi hazırlamamızın gerekli olduğu bir olgu.
Yoganın 7. basamağı olan Dhyana yani Meditasyonun, bizi dünyadan ayrılanın acısını hafifletmek ve ona eşlik edebilmek için kullanılması, yoganın ne kadar da hayatın içinden bir çalışma olduğunu tekrar hatırlamamı sağladı. 

11 Haziran 2013 Salı

OM Mantrası

“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” Wittgenstein
Mantralar; Hinduizm, Budizm, Jainizm için özel anlamlar taşıyan kelimelerdir. Kelimelerin hiçbir özelliği olmasa da içinde bulunan sesli harflerin titreşimlerinden meydana gelen her sesin, insanın arzularını ve isteklerini evren içinde faaliyete geçirdiği ve onların Tanrı tarafından anlaşılmasını sağladığı düşünülür.
Ayinler, dinsel törenler, danslar her zaman mantralar eşliğinde yapılır. Kurban etme törenlerinde de mantralar kullanılır. Mantraların Tanrı’ya sunulacak kurban veya hediyeyi titreşimleri ile tekrar saflaştırdığına inanılır. Aynı şekilde Tanrı’ya tapınan ve ya kurban veren kişi de mantra tekrarı ile tamamen temizlenir. Sürekli dua ve mantra söyleyerek her türlü ayrılıktan kopan kişinin, sürekli tekrar ile yeniden Tanrı ile birleştiğine inanılır.
Hinduizm ve Budizmdeki kutsal Mantra  “OM”dur. Bu kelime vedalarda Tanrı anlamında kullanılır. OM aynı zamanda AUM olarak da kullanılmaktadır. Bu ses Pravana olarak adlandırılır. Her bir harfin kendine has anlamı bulunmaktadır. “A” harfi sevgi ve yaratılışı, “U” harfi korumayı, şefkati ve “M” harfi ölümü, erimeyi simgeler. Hinduizmde Tanrı hem varoluşun hem korunmanın hem de kıyamın kendisi olduğu için OM veya AUM da aynı anlama gelmektedir. Bu üç harf varoluşun üç düzeyidir, yani lokalarıdır: Svraga (cennet), Martya (dünya), Pātāla (cehennem).

6 Haziran 2013 Perşembe

Yaşamın Temel Kuralları

2012 Nisan ayında Notthingham’da Thich Nhat Hahn’ın “mindfullness training”ine katılmıştım.  Yoga’da olduğu gibi, Budistlerde de uyulması gereken bazı kurallar var. Bu kurallar uyulması zor kurallar oldukları ve her ânın farkındallığını gerektirdikleri için, öğretim sırasında bu kurallara uyup uymak istemediğimiz soruluyor. Ardından bu kurallardan ilk beşini kabul ettiğimize ve onları uygulamaya söz verdiğimize dair bir tören yapılıyor.
Bu kuralları her gün okumamız şart koşuluyor ve herkes evine gidiyor. Vicdanı ve kuralları ile. Son günlerde olan olaylar, bu kuralların ne kadar da önemli olduğunu bana tekrar hatırlattı. Bunlardan bir kaçını burada yazmak istiyorum, sırasını takip etmeden.
  • ·         Hiçbir öğretiye, teoriye ya da ideolojiye tapmayın ya da mecbur olmayın. Budist olanlarına bile. Bütün düşünce sistemleri yol gösterme aracıdır; nihai gerçek değil.
  • ·         Şu anda sahip olduğunuz bilginin, değişmez nihai gerçek olduğunu düşünmeyin. Dar kafalı olmaktan ve şu anki görüşlere saplanmaktan kaçının. Başkalarının görüş açısına açık olabilmek için görüşlere bağlanmamayı öğrenin ve uygulayın. Gerçek, yaşamda bulunur, sadece kavramsal bilgide değil. Tüm yaşamınız boyunca öğrenmeye ve kendi içinizdeki ve dünyadaki gerçekliği her zaman gözlemeye hazır olun.
  • ·         Milyonlar açken servet biriktirmeyin. Hayatınızın amacı olarak ünü, kârı,serveti ya da şehveti hedeflemeyin. Basit yaşayın ve zamanı, enerjiyi ve maddi kaynakları ihtiyacı olanlarla paylaşın.
  • ·         Öldürmeyin. Başkalarının öldürülmesine izin vermeyin. Yaşamı korumak ve savaşı önlemek için mümkün olan yolları bulun.
  • ·         İnsanlara ve doğaya zarar veren bir işle hayatınızı kazanmayın. Başkalarının yaşam şansını ellerinden alan şirketlere yatırım yapmayın. Kendi sevecenlik idealinizi anlamanıza yardım edecek işler seçin.
Devamı da var. Aslında din ya da değil, insan olmanın yolu sadece farkındalık ile hareketten geçiyor. Her ânımızda dilimiz, ruhumuz ve bedenimiz ile olmak umuduyla.

4 Haziran 2013 Salı