30 Temmuz 2013 Salı

Yoga Çeşitleri

Patanjali Yoga Sutralarının ilk ayeti 1.2:
“Yoga Citta Vritti Nirodhah.”: “Yoga, zihin hareketlerinin ötesine geçmektir.” 
Yoga kesinlikle homojen bir bütün değildir. Yoga, birçok şekli ve türü olan, ama sonunda aynı amacı güden bir yoldur.
  • ·         Râja-Yoga: Kendi yüksek benliğini, soyut benlik (purusha) içinde aramayı amaçlar.
  • ·         Hatha-Yoga: Ölümsüzlük içinde doğanın mükemmeliğine ulaşmayı amaçlar.
  • ·         Jnâna Yoga: Önsezi ve bilginin harmanlanması ile gelen farkındalığı amaçlar.
  • ·         Bhakti-Yoga: Duyguların saflaşması aracılığıyla kendini sevgiye adamayı amaçlar.
  • ·         Karma-Yoga:  Hareketlerin en yüce varlıktan geldiğinin farkındalığına ulaşmayı amaçlar.
  • ·         Mantra-Yoga: Ses aracılığıyla ruhani farkındalığı amaçlar.
  • ·         Laya-Yoga: Meditasyon yolu ile evrenle bütünleşmeyi amaçlar.
  • ·         İntegral Yoga veya Pûrna-Yoga: Karma, Jnâna ve Bakhti yoganın birlikteliğini amaçlar. Her üç öğenin bu dünyada birleşmesi ile cehaleti yok ederek Tanrı’ya ulaşmak amacına sahiptir.
Bütün bu yoga çeşitleri, yoga felsefi ekolünün kendi içinde, değişik şekilde aydınlanma arayışını sürdüren ekollerdir. Bu ekollerin yanı sıra bir de günümüzde yoga stüdyolarında yapılmayı bekleyen birçok yoga çeşidi bulunmaktadır. Yoga stüdyolarında verilen yoga çeşitlerinin her biri de aydınlanmaya götürecek yolun değişik temsilcileridir. 
Bütün bu türlerin toplamına Sanskritçede “yoga”, yani “birlik”, “gönülden bağlılık”, “ittifak”, “kavuşmak” denir. Filozof Patanjali, yoga kelimesini hem isim hem de fiil olarak algılamıştır. İsim olarak bir durumu belirtirken,  bu duruma erişebilmeyi sağlayanın ise fiil hali olduğunu açıklamıştır. Yoga yapan kişi sonsuz bir düşünceler zinciri olan ego veya zihinden çok, daha büyük bir bütünün içinde olduğunun farkında olandır. Bu farkındalığa da “aydınlanma” hali denmektedir. İşte yoga çalışmaları ile biz de bu hali gerçekleştirmek için daha gerçekçi ve pratik teknikler üstüne odaklanıp önce farkındalık sağlamaya sonra da ara sıra, kısa süreli de olsa “aydınlanmaya” çaba gösteriyoruz. 

25 Temmuz 2013 Perşembe

Sessizlikte Yalnız

Yaklaşık 15 gündür hiç tanımadığım, daha doğrusu az bildiğim, ama gene de lisanını konuştuğum bir şehirde, kitap tercümesi ve yoga yapıyorum. Kimseleri tanımadığım için halvet, evde saatlerce konuşmadan tercüme yaptığım için halvet. Ama benimki modern halvet, sokağa çıkıyorum ve yogada insanlarla merhabalaşıyor ve konuşuyorum biraz olsa da.
Bu halveti farkındalık içinde yaşarken, Jivamukti Yoga’da Dr. Patrick Broome ile tanışıp o ve Jivamukti’de yoga yapan 90 kişi ile birlikte yoga ve arkasından da meditasyon yapma şansına eriştim.
Konuşmalar sırasında ya çok gençlerin ya da 35 yaş üstü insanların yoga yapmaya başladığından ve yoganın aslında din, dil, ırk, şişman, zayıf, esnek, katı ve yaş ayrımı yapmadan herkesin hayatında olması gerektiğinden bahsetti.
Bununla ilgili yazdığı kitap “Yoga für Alle” Almanya’da yeni piyasaya çıkmış. Kitabında ve Jivamukti’de ders sonrasında yaptığı konuşmada, yogayla ilgili söylediği birkaç cümleyi yazmak istedim;
“Temelde yoga, vücudu ve ruhumuzu yeniden esnetmeye ve genişletmeye yarayan bir alettir. Bizi kendi sınırlarımızı keşfetmeye ve onları daha da genişletmeye yöneltir. Biz yoga ile bu bağı kurmaya başladığımızda, meraklı ruhumuz suların kıyısından daha derinlere gitmeye çabalar, ancak bu sürecin hangi hızla ve ne kadar sürede ilerleyeceği sadece bir kişiye değil, bütün evrene bağlıdır.
Yoga yoluyla, özgürlüğü arayan kişi, geçmişinin izlerini sürer, halen çözemediği veya ruhunun derinliklerine bastırdığı eski çatışmaları su yüzüne çıkartır. Böylece yoga, vücudumuzda yeni açılımlar ve gelişimler sağlarken, vücudun her bir sinir ucunda da farkındalığı sağlayarak kendi değişimimizle dış dünyayla alışverişimizin derinliğini ve verimini de yeniden yapılandırır.”
Denizin sesini, denize gitmeden 90 kişinin nefesinde duyduğum için, kemiklerimin, bütün kaslarımın ağrısını ve sırılsıklam olan çamaşırlarımın ter kokusunu hissettiğim için ve bunları sizinle paylaştığım için Tanrı’ya şükürler olsun...

Namaste...

23 Temmuz 2013 Salı

Güzelce bir nefes alın

Ölçülerinizi değiştirmek için mekik çekmekten başka bir şey daha yapabilirsiniz. Nefes almak.
Tam anlamıyla nefes aldığınızda kaslar ve beyin, her ikisi de etkileniyor. Diyaframınız, şemsiye gibi çalışan bir kas, her nefes alışınızda ve her nefes verişinizde açılıyor ve sonra da kapanıyor. Günde 20.000 kereden daha fazla. Günde 20.000’den fazla mekik çekebilseydik nasıl görünürdük düşleyin.
Bu şemsiye etkisi sadece kalbimize masaj yapmakla kalmayıp oksijene doyamayan kaslarımıza da temiz hava gönderiyor. Gergin olduğunuzda, kaslarınız bir boğa yılanının avını yakalamasında olduğu gibi kasılıp geri çekiliyor. Derin ve eşit nefesler aldığımızda ise bir anda gevşeyip strese karşı dayanıklılığımızı artırıyor.
Her gün namaz kılar gibi 5 defa kendinize 10 dakika ayırın ve derin nefesler alın, göreceksiniz ne kadar berrak bir zihne sahip olacak, ne kadar rahat hissedeceksiniz kendinizi.
− Anne süper, bu diziyi benle bir seyret lütfen.
− Ya oğlum şu televizyon işi... Neyse.
− Bak neler yapıyor kadın gördün mü?
− İyi nefes alırsan sen de yaparsın, göstereyim mi?
− Öf anne, senin bu yogan beni hasta ediyor...
Beraberce güldük. “Unforgettables” dizinin adı, Alman televizyonunda oynayan bir polisiye, dizideki polis kadının fotoğrafik bir hafızası var.
Bugün farkındalığın, nefesin ve beden, zihin ve ruh birlikteliğinin hayatın her yerinde olması gerektiğini öğrendiğini düşünen ben, çamaşır salonunda bir anda heyecanlandım, başaramadım makineyi çalıştırmayı, sekiz euro da param gitti. Sonra nefes aldım, hayırlısı deyip tekrar başladım. Neyse çamaşırlarım yıkanmaya başladı, o sırada makinelere bakan çocuk içeri girdi.
− Ya şu makinelerin üstüne yazsaydınız nasıl kullanılacağını canım.
− Niye ne oldu ki?
− Parayı attım tam makineyi çalıştıracağım, param yok olmuş, koşmam mı lazım, ne bu?
− Bu kâğıdı doldurun, ne zaman, hangi makine, hakikaten bir yanlışlık olmuş ise paranız iade edilir hesabınıza.
Bu Almanların çok düzgün çalıştığını hep unutuyorum. Aman Allah’ım, hatırlamıyorum ki hangi makine... Bir anda aklıma geldi, çamaşırlar yıkanıyor, karşıda bir park ve güneşin altındaki banklar beni bekliyor.
Gözlerimi kapadım, derin ve uzunluğu aynı olan nefesler alıp vermeye başladım. Sonra ilk içeri girdiğim anı gözümün önüne getirdim, saati gördüm, çamaşırları hangi makineye koyduğumu, panik anında arkamdakilerden istediğim yardımı, kadının “Aptal yabancılar” deyişini, kocasının bana yardım etmeye çalışışını ve bütün sahneyi. Parka gelene kadarki zamanı tekrar yaşadım nefeslerimle.


O kadar zor değilmiş farkındalık, sadece bir nefesmiş...

18 Temmuz 2013 Perşembe

Eureka

“Yoga, tai chi de neymiş canım” deyip aralıklarla yaptığım, “Aman canım” dediğim zamanlar oldu. Geçen sene eylül ayında ilk olarak Ferhan Hoca’nın yanına gittiğimde “Aa, ne tatlı bir kadın, canım, güle oynaya onunla bu işi de hallederiz” diye düşündüm. Arada bize “Biz böyle öğrenmedik aşramlarda” dese de, Budist tapınağı deneyimim olduğu için pek de aldırmamıştım. Yaklaşık 8 aylık süreyi, bazen zorlanarak, bazen neşe içinde, bazen de “Öf bunları zaten biliyorduk” edası ile geçirdim.
Kaçımız ondan sonra kendini yogaya adadı, kaçımız kenarında kaldı, kaçımız ise “Tamam öğrendim artık” dedi, pek bilmiyorum. Stajyer öğrencilerimin beni pohpohlamasıyla dışarıdan gelen ve yogayı sadece duyumlarından bilen diğer öğrencilerim için de iyi bir öğretmen oldum. Ta ki Berlin’deki Jivamukti Yoga’da sadece normal derslere girene kadar.
Bundan on yıl önce Türkiye’ye gelişimde babamın işine “Boyacılık nedir ki” diyerek başladığım zaman aklıma geldi. Taşeronluğa ilk adımımda “Yaparız hemen biter” dediğim bir binayı, işi pek hafife aldığım ve bilmediğim için elimle soymak zorunda kalışımtım. Tam tabiriyle iskeleye çıkıp her gün işçilerle o boyaları aşağı indirdim.
Şimdi de 5 günün sonunda kendimi aynı durumda hissediyorum.

16 Temmuz 2013 Salı

Tanrıça Güçleri

Hepimiz masallara inanırız, galiba en çok da kadınlar masalları sever. Tanrı ve tanrıçalarla ilgili hikâyeler, bizim için katalizatör olur, meditasyonlarımızı süsleyerek içimizdeki arayıp da bulamadığımız güçleri ortaya çıkarmamıza yardım eder.
Durga da bu tanrıçalardan biri. Durga’yı güç, korunma ve değişim istediğinizde çağırabilirsiniz. Durga aslında savaşçı bir tanrıça, ayrıca ruhsal gelişimimizin arkasındaki güç. Kundalini enerjisini vücudumuzun içinde salıvermemizi sağlayan içsel gücümüz. Aynı zamanda güzel, kraliçe gibi, görkemli ve anaç bir koruyucu.
Durga, bir mızrak, yay, topuz, disk, kılıç, yaratıcı sesi temsilen büyük bir deniz kabuğu, doğurganlığı temsilen nilüfer çiçeği ve duayı simgeleyen bir tespih taşır.   
Durga, diğer Tanrı ve Tanrıçalardan parçalarla donatılmıştır; Shiva’nın ışığı yüzüne yansımış, bu sayede her yönü ışığı ile dolduran güzel bir kadın olmuş; saçları, ölüm tanrısı Yama tarafından verilmiş; destekleyici Tanrı Vishnu ona sekiz kolunu, dağların tanrısı Himalaya da aslanını vermiştir.
Hikâyesine gelince;
Shumba ve Nishumba, süper güçlerle donatılmış şeytani iki erkek kardeştir. Kozmik büyükbabaları Brahma’dan bir nimet veya kazanç sağlayabilmek için çok sıkı bir şekilde çalışmaları gerekmektedir. Çalışmaları sonunda elde ettikleri sertlik, onları Tanrılar veya insanlar tarafından yenilemez hale getirmiştir. Brahma, bu sertliği onlara verirken dikkatli davranmış ve onların zayıf noktalarını da oluşturmuştur.
Sonunda şeytani kardeşler Evrenin Hâkimi olurlar. Tanrıları ilahi bölgelerinden kovmuş, yeryüzünde de insanları köleleri haline getirmişlerdir. Tanrılar, mağaralarda saklanır ve öç alma planları yaparlar.
Bir gün ermiş bir kişi Tanrılara, Shumba ve Nishumba’nın ancak bir kadın Tanrı tarafından yenilebileceklerini açıklar. Tanrılar dağa gidip Durga’ya seslenirler, Durga bulutların arasından, değişen renklere sahip, göğüslerinin güzelliğini gizli bir şekilde ortaya koyan elbisesi, erotik kokusu ve üstüne bindiği aslanı ile yere iner.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Sessizliğin Sesi

− Oo bakıyorum da ellerine ve ayaklarına bakmaya başlamışsın.
− Evet, telefon için tabii ki.
− Biraz sabretmen gerekecek o zaman.
− Nasıl yani?
− Ayak ve el yemen tamamen durduktan sonra güzel görünmelerini bekleyeceğiz, ancak o zaman telefonu alabilirsin.
− Böyle konuşmamıştık, benim sinirimi bozdun. Seninle şimdi konuşmak istemiyorum anne.
Bir an kalakaldım. Ben mi anneydim, o mu büyük. Oğlum bir anda arkasını döndü ve kapıyı kapayıp odadan çıktı. Her gün korkularımızla bir anda yüzleşiyoruz, bu korkuların kaynağı, illa da kahramanlık hikâyelerini andıran cesaret maceraları değil. Duygularımızı ifade etmek, alışkanlıklarımızdan kurtulmak, farklı olabilmek gibi korkular.
Beni sarsan, oğlumun bir anda bütün sevgisini benden aldığını hissetmek oldu. Damarlarımdaki kanın bir anda çekildiğini ve zihnimin bomboş kaldığını hissettim. Yavaşça nefes almaya ve nefeslerimle zihin, beden ve ruhumu bir arada tutmaya çalıştım. Bazen şefkat susmayı gerektirir. Susup beklemeyi.
Bütün işi düzeltme dürtülerime rağmen, durmam gerektiğinin farkına vardım. Meditasyon ve nefes ile tepkisel ve spontane hareket eden beni, duygu ve dürtülerimin kontrolünden ancak bu şekilde kurtarabilirdim. Meditasyon ve nefesimin sesi, bugünlerde iç sesimi yani duygularımın sesini duymaya yardımcı oluyor.

Yaşam enerjimizin kaynağı nefese teslim olmanın hafifliğini her daim hissedebilmek dileğiyle... 

9 Temmuz 2013 Salı

Eylem Yasası

Okyanusu suya bakarak aşamazsın.
                                               Rabindranath Tagore

− Oturma kemiklerini iyice yukarı doğru yükselt, sanki tavana değecekmiş gibi, topuklarını yere doğru iyice esnet ki yeri kavrasınlar, pelvisini çevir, karın kilidini kapa, omuzlarını kulaklarından ayır, yukarı doğru ver ve şimdi tam bir üçgen gibi orada kal.
Hocam bu komutları verirken ben “Neresi nere, onu yapınca öteki aşağı iniyor, zaten bacaklarım ağrıyor, kasılıyorum” deyip aşağı indim.
− Ya bu çok zor hocam, hepsi bir anda, hadi onu da bırakın, doğru yapamazsam nasıl ders vereceğim? Acaba söylesem de onlar yapsa...
İkimiz de yere oturmuş gülüyorduk, söylediklerimin anlamsızlığına, anlamına ve ne olup bittiğini bilsem de söyleyebildiklerime.
Çoğumuz bir yerlere varmak, gitmek, bir şeyler yapmak isteriz. Ancak bir türlü o şeylerin adını koyamadığımız gibi, onları yapamayacağımıza dair bin tane neden geliştiririz. Sınırlarımızı iyice daraltır, ardından da olmayanlar için hem kendimizi hem de diğerlerini suçlarız. Onun şu şansı var, bu daha zeki veya Tanrı onu kayırmış, gibi cümleler kurarız.
Cesaret, sevgi, inanç, güven, ariflik hakkında konuşmak kolaydır, oysa uygulamak… İşte yoga bu alanda beni aydınlattı, bana eylemlerimin, zihnimin ufukları kadar geniş olması gerektiğini hatırlattı. Eylemlerim olmaz ise bildiklerimin, okuduklarımın hiçbir anlamı olmayacağını öğretti.
− Sen de biraz sorumsuz davranıyormuşsun. Herkes böyle söylüyor.
Kuzenimin karısı bunu söylerken önce biraz alındım, sonra içimden, işten ayrılmam mı sorumsuzluk, evde çocuklarla kalmam mı, yoga eğitmenliği eğitimine gitmem mi, kitap tercümesi yapmak ve yoga öğrenmeye devam etmek istemem mi diye düşündüm. Utancımı, korkularımı, yalnızlığımı, dışlanmayı, her birinin kalbimde yarattığı acıyı hissettim. Biraz sustum ve sonra:
− Evet, ben de korkuyorum bütün bunları ya yapamazsam diye, ama denemeden bilemem ki, dedim.
Büyük bir denizde yelkenlerimi açtım, hâlâ yolumu bilmeden ilerlemeye çalışıyorum, ama denemezsem varıp varmayacağımı da hiçbir zaman bilemeyecektim.
Zorluklara karşın eylemlerimizi gerçekleştirmeye kararlı olmak dileğiyle...

4 Temmuz 2013 Perşembe

Bağımlılık Değil Sevgi

“Sensiz yaşamak istemiyorum!” cümlesi, bizim için ne anlama geliyor? Sevgi mi, bağımlılık mı? Yoksa gerçekten dişi ve erkek birbiri olmadan yaşamını sürdüremiyor mu?
Ermiş Bhringi, Shiva’yı Tanrılar arasında bütün gerçeği kapsayan eril bir Tanrı olarak görür ve Tanrıçalar için bir çiçek yaprağını bile kurban etmeyi kesinlikle kabul etmezmiş. Bu durum Parvati’nin hiç de hoşuna gitmiyormuş. O dönemde de aynen bu dönemde olduğu gibi, saygı göstergesi olarak Tanrı figürlerinin etrafında dolaşmak gerekiyormuş. Bu yüzden Parvati, Shiva’nın kucağına oturmuş ve Bhringi’nin kendisine de saygı göstermesini beklemiş. Bhringi bu duruma çok sinirlenmiş ve arı biçimini alarak ikisinin arasından geçip Shiva’nın etrafında dönmek istemiş. Ancak Parvati hiç yerinden ayrılmamış ve Shiva ile birlikte “Ardhanarishvara” (ardha: yarım, nari: kadın, ishvara: erkek) şeklini almıştır.
Böylelikle Tanrısal olanın eril ve dişil enerjiden oluştuğunu Bhringi’ye göstermiştir. Ancak Bhringi gene de Tanrısal olanın kadınsal enerjiye sahip olamayacağını iddia edince Parvati, onun yaşam enerjisini almıştır. Bir anda Bhringi bir iskelete dönüşüp yere düşmüştür. İşte o an yaşam enerjisinin dişil enerji olduğunu ve kendini taşıyan kan, et ve iskeletin yani statik olanın eril enerji olduğunu ve her ikisinin birbirinin tamamlayıcısı ve birbirine bağlı olduğunu anlamıştır.

Tamamlayıcılığın, birliğin olduğu, ancak bağımlılığın olmadığı bir sevgi.

2 Temmuz 2013 Salı

Yalnızlıkla Randevu

− Hocam ne zaman geri döneceksiniz?
− En kısa zamanda...
− Bizi özlemeniz güzel, biz de sizi özlüyoruz.
− Size bir sırrımı açıklayım, ben oraya gittiğimde sadece benim, yani beni dinleyen var ama sizin gibi her duyusu ile dinleyen yok. Hepimizin birbirine saygısı var ailede Allah’tan, ama beni pohpohlayan kalmıyor, beni görünce gözlerinin içi ışıldayan yok. Tatil; deniz, güneş, sıcak, toprak bunların hepsi ile arınmak için güzel, ancak sıcaklık için tekrar size dönmeyi dört gözle bekliyorum.
Her birimiz sevgi için buradayız. Her an her duyumuz ile sevildiğimizi bilmek, dünyadaki en mutluluk verici duygulardan. Ancak bu duyguyu sadece çevremizle yaşayabiliyoruz. Duyularımız ile hissedebiliyoruz. Ama tek kaldığımızda yalnızlık ruhumuzun taa derinlerinden çıkıp geliyor ve bir türlü onun acısını dindiremiyoruz.
Sevgi aslında yol vermek, bırakabilmek; özgürlük, arkasına bakmadan gidebilmek, vazgeçebilmek.
Yalnızlığımın taa derinlerine inebilmek ve onu görebilmek, onunla iç içe geçebilmek ve onu tutabilmek için yogayı buldum. Bir yardımcı her zaman lazım; bir veli, bir yol gösterici; ardından yalnızlığımızla yüz yüze o soğuk odada uzun süre kalabilmeyi başarmak, işte işin en zor tarafı.
Bugünlerde dipteki odayı buldum, kapısını araladım, soğuğu iliklerimde hissettim, bu sıcak yaz günlerinde. Her merdiven basamağında korkumu yenmek adına yanıma aldığım erzakları yiyorum, derim kalınlaşırsa o soğuğu hissetmem diye. Sadece kilo aldım. Korkum aynı. Ancak artık odadan sadece karanlık değil ışık da gelir oldu.

Henüz kapıyı açmaya cesaretim yok.