29 Ağustos 2013 Perşembe

Râja Yoga – Kral Yogası

Yoga Çeşitleri adlı yazımda pek çok farklı yoga olduğunu belirmiştim. Râja Yoga – Kral Yogası da onlardan biriydi.
15. yüzyılda ortaya atılan ve 16. yüzyılda popüler hale gelen bu yoga, Klasik Yoga veya Astānga Yoga olarak bilinen yoga akımlarından biraz olsun ayrılmış ve bu yüzden bu adı almıştır. Hindu felsefesinin ortodoks Samkhya ekolünün bir parçasıdır.  Bu ekol, tamamen zihnin eğitimi sayesinde insanın süper insanoğluna dönüşeceğini savunur.
Râja Yoga, Pantanjali Sutralarının 8 basamağını kullanmadan, zihnin eğitiminden sonra, meditasyon (dhyāna) ve tefekkür (samādhi) yoluyla gerçekliğin (viveka) görülmesi ve bu sayede uyanan (moksha) kişinin sonunda aydınlanmaya (kaivalya) kavuşması tezini savunur. Bu yüzden de en iyi derin düşünen insanların yapabileceği bir yoga çeşididir.
Râja Yoga’da bedenin güçlü ve sağlıklı olması amaçlansa da, buradaki en önemli nitelik kişinin zihinsel kontrolü sağlamasına yöneliktir. Yoganın meditasyon ağırlıklı duruşları, meditasyona hazırlık için az sayıda uygulanır. Daha çok Ajna çakra üzerine odaklanılır.

27 Ağustos 2013 Salı

Yoga Özgürlüktür

“Özgürlük, istediğimizi yapabilme imkânından çok, yapabileceklerimizi gerçekleştirmektir.
Jean-Paul Sartre

Her gün yoganın değişik bir yanını keşfederek yoga yaptım son dönemde. Bazen yalnız bazen grup içinde. Öğrendiklerim, her gün bana aynı kelimelerle tekrarlansa da ben yeni anlayışlar keşfettim kelimelerin içinde.
Yaklaşık 5.000 yıl önce Patanjali, Yoga Sutralarını bir araya getirdiğinde, bize bütün bu anlatılanların etrafımızda olduğunu, doğadan geldiğini ve her kişiye açık olduğunu belirtmişti.
Hazır olduğumuzda, bütün öğretileri yeterli mesafeden dinleyerek kendi sonuçlarımıza varabiliriz ya da daha kolay bir şekilde, Asanaları yaparak pratik olarak dünyayı hareketlerin diliyle anlayabiliriz. Asanalar bize vücudumuzun nasıl işlediğini anlatırken, meditasyonumuz da bize ruhumuzun işleyişini ve düşünüşünü tanıma imkânı veriyor.
Her Asana, vücudumuzda bazı değişiklikler meydana getirirken aynı zamanda ruhumuzun içinde de bazı değişikliklere yol açıyor. Böylelikle Ruh ve Vücudun birlikte işlediklerini ve beraberce değiştiklerini hissedebilmeye başlıyoruz.
Birbirine olan bağları güçlendikçe içimizdeki hiçlik de ortaya çıkmaya ve özgürleşmeye doğru yol almaya başlıyor.
İlk defa bu hiçliği denizin ortasında yol alırken hissettim ve kendimi birçok insan gibi yogada sağlığı, egoyu güçlendirmeyi ararken buldum. Oysaki yoga sadece hiçlik içinde yaşamayı öğreten bir yol, bütün üzüntülerimizin, sevinçlerimizin, öfkelerimizin, karışıklıklarımızın hiçlik içinde yok olduğu ve boşluğu bulduğumuz, dünyanın sesini hissettiğimiz yer.
Yoga aslında bir spor ya da sağlık için yapılan belli bir hareketler silsilesi olmaktan çok, kendimizi olduğumuz gibi görebileceğimiz bir alan.

Namaste.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Hinduizmde Vedalar 2

Önceki yazımda vedalar hakkında genel bilgi vermiştim. Vedalar 4 ana bölüme ayrılır:
  1. Samhitalar
  2. Brahmanalar
  3. Aranyakalar
  4. Upanişadlar
1. Samhitalar genelde mantralardan oluşur ve 4 bölüme ayrılır:
Rig Veda: 1.028 ilahi içeren Rig Veda Tanrılara şükür ve saygı için yazılmış on kitaptan oluşur.
Yajur Veda: Liturji ve özellikle kurban ayinleriyle ilgili formüller ihtiva eder. Kurban esnasında mırıldanarak okunur. Karma Yoga hakkında derin bilgiye burada ulaşılır. 731 ilahiden oluşur.
Samaveda: Kurban esnasında söylenen 1.049 ilahiden oluşur. Genel sıraya göre dört Veda'nın içinde üçüncü sıradadır. Yine de kutsiyet ve ayinsel açıdan Rigveda'dan sonra en önemli Veda bölümüdür. Bir tür melodiler vedası olan samaveda yüksek sesle okunur.
Atharvaveda: Dördüncü ve son bölüm olan Atharvaveda evren ile ilgili dualar içerir. Bunun dışında büyü ile ilgili dualar da içerir. Cainistler ve Budistler Atharvaveda'ya diğer Vedalara oranlara daha önyargılı ve düşmanca yaklaşırlar. Ayrıca Atharvaveda felsefi açıdan önemli bir metindir. Aryan felsefi düşüncesine büyük katkıları olmuştur. Bunun dışında tıbbi bilgiler de içerir.
2. Brahmanalar, vedalar hakkında mitolojik, felsefi yorumları içerir. 19 Brahmana bulunmaktadır. Bunlardan 2’si Rig Veda, 6’sı Yajur Veda, 10’u Samaveda ve 1 tanesi de Atharvaveda ile ilgilidir.
3. Ezoterik Upanishadlardan çok Brahmanalara benzeyen Arankayalar, Mahavrata ve Pravargya  hakkında yorumlar içerir.
4. Upanişadlar, Hindu dininin felsefi ilkelerini anlatan teorik metinlerdir. 200’den fazla Upanishad bulunmaktadır. Baghavad Gita ve Brahmasutra, birçok Hint felsefi ekolünün altyapısını oluşturmuştur. 


20 Ağustos 2013 Salı

Hinduizmde Vedalar

Vahiy olunan ilahi gerçeklere VEDA denir. Sanskritçede veda, “bilgi” anlamına gelir. Hindu ermişler bu bilgileri uzun bir süre yazmaktan çekinmişler ve sadece anlatım yoluyla sonraki kuşaklara iletmişlerdir. İnanışlarına göre vedalar insanlar tarafından yazılmamış (apaurusya) sonsuzluktan gelen bilgilerdir. Hindular bu bilgilerin kâhinler (rsi) tarafından “görüldüğüne veya duyulduğuna” ve bunların sonra ermişlere iletilerek bugünkü halini aldığına inanmaktadırlar.
Vahiy ile gelen bu vedalar Hinduizmi anlamaya yarayan çok önemli metinler olmakla birlikte, bazı Hindu kesimler için özel bir önem arz eden, Hindistan yerel lehçeleri ve özellikle de Tamil lehçesi ile yazılmış kutsal metinler de bulunmaktadır. Ayrıca bazı farklı Hindu uygulamaları, ya bu metinleri reddetmiş ya da tamamen kabul etmiştir. Vedalar daha çok Hindu kimliğini inşa etmek ve insanın kendini tanıması için yararlanılan bir kaynak haline gelmiştir.
Rahman ve Rahimi deneyimlemenin bizim kendi içimizin en derinlerinde olan bir olgu olduğunu hiç bir zaman tam anlatamayacağız. Upanishad’lar, bizim kavrama yetimizi aşan, sessizliğin aleminden, insanı tekrar uyandırmak ve kendisine doğru yöneltmek için gelmiştir. Bir ermiş veya kutsal kitaplar gibi, insana ayna gibi ışık tutarak içindeki gerçeği görmesini sağlamak için buradadırlar. Onların saçtığı bu kıvılcım bir gün bir kutuptan diğerine kadar uzanacak ve her yer ışık halini alacaktır. İşte o zaman veli, öğrenci ve hatta kutsal metinler bir bütün olacaktır.
Peder Le Saux / Swami Abhishiktananda 

15 Ağustos 2013 Perşembe

Yamalar: Yoganın Etik Prensipleri

Patanjali’nin Sutralarda ele aldığı pratik, fiziksel duruşlardan önce etik duruşları ilk uygulanması gereken dal olarak gösteriyor.
Ahimsa
“Hinsa”dan yani şiddetten kaçınma. Şiddet sadece bizim anladığımız anlamda fiziksel şiddet değildir. Şiddet sözlü, fiziksel, şiddet duyularla ve hislerle olabilir. Ahimsa, bütün Hindu, Budist, Jainist ve diğer Hindistan’da yaşayan mezhepler tarafından da önemle savunulur. Mahatma Ghandi de Ahimsa’nın güçlü savunucularından biriydi.
Satya
Anlamı gerçekliktir. Ancak Satya Hindu felsefesine göre “değiştirilemez” demektir. Yani bu gerçeklikte herhangi bir sapma, bozukluk olmaması ve sadece gerçeği yansıtması gerekir. Patanjali Sutralarının 2.36 ayetinde Satya için şöyle denmiştir: “Kim sözlerinde her zaman gerçeğe önem verirse, hareket ve sözlerinin getirdiği mucizeler içinde yaşayacaktır”.
Asteya
Her ne kadar “çalmamak” anlamına gelse de Hinduizm içinde bu kelimemnin anlamı sadece kutsal kitapta anıldığı gibi değildir. Hinduizmde Asteya aynı zamanda “ imrenmemek”, “istiflememek”, “diğer kişilerin arzularını dizginlememek” anlamında kullanılır.
Brahmacharya
Her ne kadar kendi içinde bekâret anlamına gelse de, burada etik seksüel arzulara dikkat edilmesi gerekliliğini belirtir. Pedofili, seksüel olarak taciz etmek, tecavüz, duyular aracılığıyla bile olsa ihanet, bütün seksüel arzuları içermektedir. Önemli olan etik kurallarla sevgi ile seksüalitenin birleşimini sağlamaktır.
Aparigraha
Asteya’dan ayrı olarak Aparigraha “açgözlülük”, “istiflemek”, “güç ve zenginlik sahibi olma arzusu” gibi bütün materyalist arzuları kapsar. Bu arzuların içinde aynı zamanda hediye almak ve vermek de bulunmaktadır. Materyali, insanın güç ve baskı olarak kullanmasını engellemek için konmuş etik bir kuraldır. 

13 Ağustos 2013 Salı

Yoga ve Hinduizm

Yoga ve Hinduizm aslında ne birbirinin parçası ne de birbirinden ayrı iki kavramdır. Her biri kendi içinde bedeni, zihni ve ruhu bağdaştırma amacına hizmet etmektedir. Yoga bir felsefi görüş ile pratikle kavramayı birleştirirken, Hinduizm, çeşitli tanrıların ve tek olanın desteği ile aynı amaca hizmeti kavram olarak ortaya koymaktadır. Yani birisi eylem diğeri ise teoridir.
Hindistan Yarımadası, “animist” ( doğada her şeyin bir ruhu olduğu inancı) ve “çoktanrılı” inanışlara ev sahipliği yapmıştır. Ayrıca Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizm dinlerinin doğuş yeri olmuştur. Hint Yarımadası’nda yaşayanlar, diğer insanlara göre, ruhani konularda çok yönlü düşünmeyi kabul etmiştir.
Günümüzde Hint Yarımadası’nda ve dünyada Hinduizm inancına sahip 780 milyon kişi bulunmaktadır. Yaklaşık 1 milyar nüfusa sahip Hint Yarımadası’nda 750 milyon kişi Hindu, 100 milyon kişi Müslüman, 25 milyon kişi Hıristiyan ve 20 milyon kişi Sihtir. Budist inanış Hint Yarımadası’nda doğmuş olmasına rağmen, inananların büyük çoğunluğu Sri Lanka, Tibet ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşamaktadır.
“Hinduizm” terimi birden fazla anlama gelmektedir. Bu terim daha çok tarihi ve ideolojik olarak, MÖ 6 binli yıllar ve daha öncesine dayanan antik Vedik kültürlere bağlıdır. Hinduizm, tam anlamıyla din değildir, bir kültüre ve sosyal yapıya sahip benzersiz bir yaşam şeklidir. Binlerce yıl önce Hindular, 4 sosyal sınıfa bölünmüşlerdir, bu sınıflandırma daha sonra yanlış bir anlama sonucu kast, yani sosyal sınıflaşma ve ilkeleri olarak düşünülmüştür.
1. Brahman sınıfı: Ruhani sınıf
2. Savaşçı kshatriya sınıfı: Normal insanlar ( tüccar, çiftçi, sanatkâr)
3. Vaishya sınıfı
4. Köle sınıfı: Shûdra sınıfı

1 Ağustos 2013 Perşembe

Renklerin Renkli Dünyası

MÖ 1500 yılında Mısırlıların, renklerle terapi yaptıklarına dair parşömenler ortaya çıkarılmıştır. Yunan felsefesinde renkler, daha çok bilim ve oluşum yönünden ele alınmış olsa da renklerin tekrar terapi ve felsefe olarak ortaya çıkışı Ortaçağ’da yaşanmıştır. İsviçreli Simyacı Paracelsus, renkleri müzik ve bitkilerin gücü ile birleştirerek hastaların iyileştirilmesine yardımcı bir bilim dalı olarak kullandı. 17. yüzyılda ise Sir Isaac Newton, spektrumun ışığın karışımı olduğunu ortaya çıkardı.
19. yüzyılda Johann Wolfgang von Goethe’nin “Renk Eğitimi” adlı kitabında renklerin duygularımıza etkisi konusuna değinilmiştir. Aynı yüzyıl içinde Edwin Babbitt tarafından yazılan “Işık ve Renklerin Prensipleri” adlı kitapta Chromatherapi’de renklerin kullanımından bahsedilmektedir.
Ancak penisilinin bulunuşu ile renklerin iyileştirici etkisi, en azından Batı’da, SAD yani mevsimlere bağlı depresyon hastalığı olarak ortaya çıkana kadar unutulmaya mahkûm olmuştur.
Yoga’da ise renkler çok önemli bir yer tutmaktadır. Kundalini Yoga’da çakra renkleri ile çalışılarak, hem vücudun hem de ruhun kuvvetlendirilmesi amaçlanır. Çakra renkleri, hastalıklar veya kaybettiğimiz istikrar ve dengenin tekrar yerine oturtulması için meditasyonda kullanılır. Sebzelerin renkleri ile de tedavi ve diyet metodları olmasına karşın bunların çoğu henüz bilimsel olarak kanıtlanamamıştır.
Her ne kadar bilimsel olarak sonuçları bulunmasa da, bembeyaz bir elbise giydiğimizde hemen yazın aklımıza gelmesi, içimizin ısınması ya da yüzümüzün solukluğunu almak için sürdüğümüz kırmızı ruj, kızlarımız için seçtiğimiz pembeler, oğullarımız için aldığımız maviler, her biri muhakkak hayatımızda bir anlam taşımakta ve bizi ta derinlerde bir yerden etkilemektedir.

Renkli günler...