13 Ağustos 2013 Salı

Yoga ve Hinduizm

Yoga ve Hinduizm aslında ne birbirinin parçası ne de birbirinden ayrı iki kavramdır. Her biri kendi içinde bedeni, zihni ve ruhu bağdaştırma amacına hizmet etmektedir. Yoga bir felsefi görüş ile pratikle kavramayı birleştirirken, Hinduizm, çeşitli tanrıların ve tek olanın desteği ile aynı amaca hizmeti kavram olarak ortaya koymaktadır. Yani birisi eylem diğeri ise teoridir.
Hindistan Yarımadası, “animist” ( doğada her şeyin bir ruhu olduğu inancı) ve “çoktanrılı” inanışlara ev sahipliği yapmıştır. Ayrıca Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizm dinlerinin doğuş yeri olmuştur. Hint Yarımadası’nda yaşayanlar, diğer insanlara göre, ruhani konularda çok yönlü düşünmeyi kabul etmiştir.
Günümüzde Hint Yarımadası’nda ve dünyada Hinduizm inancına sahip 780 milyon kişi bulunmaktadır. Yaklaşık 1 milyar nüfusa sahip Hint Yarımadası’nda 750 milyon kişi Hindu, 100 milyon kişi Müslüman, 25 milyon kişi Hıristiyan ve 20 milyon kişi Sihtir. Budist inanış Hint Yarımadası’nda doğmuş olmasına rağmen, inananların büyük çoğunluğu Sri Lanka, Tibet ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşamaktadır.
“Hinduizm” terimi birden fazla anlama gelmektedir. Bu terim daha çok tarihi ve ideolojik olarak, MÖ 6 binli yıllar ve daha öncesine dayanan antik Vedik kültürlere bağlıdır. Hinduizm, tam anlamıyla din değildir, bir kültüre ve sosyal yapıya sahip benzersiz bir yaşam şeklidir. Binlerce yıl önce Hindular, 4 sosyal sınıfa bölünmüşlerdir, bu sınıflandırma daha sonra yanlış bir anlama sonucu kast, yani sosyal sınıflaşma ve ilkeleri olarak düşünülmüştür.
1. Brahman sınıfı: Ruhani sınıf
2. Savaşçı kshatriya sınıfı: Normal insanlar ( tüccar, çiftçi, sanatkâr)
3. Vaishya sınıfı
4. Köle sınıfı: Shûdra sınıfı
Bütün bu sınıflandırmanın, “varna” (renk) kelimesine bağlı olduğu düşünülmüş ve bu rengin ten rengi olduğu varsayılmıştır. Aslında bu renk, Rig Veda’ya göre ırksal özelliklerden çok ruhun renklerine dayanmaktadır. Hindular, bu tür sınıflandırmada, insanların Brahman veya “out cast” (kast dışı) olmalarını tamamen daha önceki yaşamlarda gösterdikleri performanslara bağlamakta ve bu yüzden de durumu kaderin bir parçası olarak görmektedirler. 
Hinduizm, insan yaşamında 4 amacın bulunduğuna işaret eder;
1. Kama: Arzularımızı ve duyularımızın isteklerini karşılamak
2. Artha: Dünyevi mülk veya para sahibi olmak
3. Dharma: Dini gereklere riayet
4. Moksha: Tanrı’nın mevcudiyetinin kavranmasıyla gelen özgürlük.
Hindu yaşam tarzında, herhangi bir mülk sahibi olmak veya para kazanmak bile kutsal kitapta belirtildiği gibi, birçok dini ve etik kurala bağlıdır. Bu yüzden bazı din adamları veya filozoflar Kama ve Artha’yı, Dharma’nın bir alt kategorisi olarak görürler. Moksha ise hepimizin içinde bulunan ilahi ruhun çıkarılması için ruhani çalışmaların yapılmasını öğütler. Bu ilahi ruh herkeste aynı oranda bulunsa da onun ne zaman tam olarak ortaya çıkacağı, her birimizin kendi çabasına bağlıdır.
Hindular Tanrı’nın kutsal gücünü sonsuz şekilde canlandırdıkları için bir sürü tanrı ve tanrıça figürü ortaya çıkmış ve Hinduizmin çoktanrılı bir din olarak algılanmasını sağlamıştır.
Hinduizm, daha önce de belirttiğim gibi, bir sosyal yaşam şekli olduğu için Dharma, herkes tarafından uygulanabilen, sadece sınıflara göre düzenlenmiş bir davranış şeklini açıklar. O kesinlikle amentü değildir. Frits Staal’in “Gelenekler ve Etkileri” adlı yazısında belirttiği gibi, “Bir Hindu theist, panteist, ateist, komünist veya herhangi başka bir şeye inanan kişi olabilir, onu Hindu kılan kutsal kitapta belirtilen etik uygulamaları ve kuralları uygulamasıdır”.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder