31 Aralık 2013 Salı

Yeni Yıl

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan giren çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulan azdır.” Lukas 13:24
Yaşamı, kaba güçle, rahatla, olanaklarla, parayla, varlıklı olmak ile ilgili kaba bir savaş olarak algılamak cehaletin asıl kaynağı imiş. Cehalet ise korkunun kendisi. Kaybetme, bilinmeyene doğru ilerleme korkusu. Körlük kalıplara, sınırlara bağımlı, bağlı kalmamızı sağlar, elle tutulmayan, gözle görülmeyeni varsaymamayı öğretir bize.
Asıl olan yapmak, çok yapmak, niyet etmek, dilek dilemek, yaptığını farkındalık ile yapmak, anlatılanlara göre yapmak, duyguları bastırmak değil de kendini görmekmiş; tekrar kendinle tanışmak; onda, şunda, bunda, çocuğunda, annende, ablanda, babanda, sevdiklerinde, sevmediklerinde, belki de aynada tekrar kendini görebilmekmiş.

Biz bir bütün içinde biriz, bir bütün içinde tekiz. Biz olmasak onlar, onlar olmasa biz olmayacağımız biriz. İçimizdeki ve dışımızdaki birlerin bütün olduğu, çokların az, azların da çok olduğu bu yolu bir bütün halinde, korkusuzca yürüyebileceğimiz aydınlık bir yeni yıl olsun.

26 Aralık 2013 Perşembe

Olmak

Önce ol dedi olduk.
Sonra da ol deniyor.
Olmayı her gün öğreniyoruz.
Kurallı, sınırlı oluş içinde bir türlü olamadan olmaya kalkışıyoruz.
Oldukça bilir hale geliyor, öğrenmeyi unutuyoruz.
Kuralların içinde olduğumuzu unutup var olmaya çalışıyoruz.
Var olmaya çalıştıkça sınırlarımızı çiziyoruz.

Sınırlar kondukça varoluşun kısıtlı ve karanlık sularında yüzüyoruz.

24 Aralık 2013 Salı

Sabah Duası

Tanrım
Olmama ve olmamama izin ver
Sadeliği hatırlat bana.
Olma ve olamamanın olasılığını
Renk olmayı
Boş olmayı
Olmamayı
Sevgi olmayı hatırlat,
Bütün olmayı
Sadece…

Her an seçim anıdır yoga. Asanada da, meditasyonda da bir seçim anı. Nefes alıp vermek bile bize verilmiş bir seçim.
Seçimlerimiz yolu belirlemese de, yardım eder yok veya var olmamıza.
Varoluş da yok oluş da bir kavram sadece, içimizde olmak ya da olmamak. Beden içinde kendini sınırlayan varlıklarız biz.
Bedeni tanıyıp kullanmayı öğreniriz yoga ile. Omurganın nasıl ve nereye kadar uzayabileceğini, kalçalarımızın hareketlerini, ayaklarımızı nasıl basacağımızı, ellerimizi bilekleri acıtmadan nasıl kullanacağımızı.

Bedenin sınırsız ve sonsuzluğunu yakaladığımız her an ise olmama anını yakalayıştır. Olmadan olmanın; sevgi, renk, madde, atom, hava, ateş, toprak olmanın, su olup buharlaşmanın ve yeniden doğmanın anıdır. 

19 Aralık 2013 Perşembe

Yoga Olmak

Yoga çözümsüzlükler ve çözümler silsilesi.
“Hareketin içine girebilmek, başlayabilmek ve onu görünürden daha kolay hale getirebilmek için önce onu parçalara böleceğiz. Parçalara böleceğiz ki geldiğimiz yerde neremiz bizimle uyum içinde değil onu anlayalım, nereye kadar gidebiliriz veya nerede durmamız gerek.”
Bunları söylerken baş duruşu için elleri nasıl tutacağımızı, hangi uzuvlarımızı çalıştırırsak daha rahat ve kendimize zarar vermeden kalkacağımızı bildiğim kadarıyla anlatıyorum. Bu çocukluk hepimizde var, acelecilik, hemen yapayımcılık. Bir baktım ki iki öğrencim ellerini kenetlemiş ve duvara doğru sırtlarını kaldırmış, baş duruşunun ilk aşamasında, sanki bilirmiş gibi duruyorlar.
Görünüşleri o kadar rahat ki bir süre hepimiz onları seyretmek için durduk. Orada kalsınlar, orada kalmalılar, sadece oradalar. Bizim olmayı düşlediğimiz ve olduğumuz anlardan birini yaşamak, o hareketin içinde öylece durmak. Kimseyle bağlantıda olmadığımız, ama herkesle bağlantıda olduğumuz, kesinlikle kalmak istediğimiz yer.
Dünyada düzlemde durduğumuz tek yer; sessiz, sakin, tek başına ve tecrit halinde olabildiğimiz andır. Oysa yoga tuhaflığın içinde, dolu bir odada, tecrit edilmiş şekilde, kendimizle ve Tanrı’yla olabildiğimiz andır.
“Yaa bu bambaşka bir şey, burada saatlerce kalabilirim.” dedi Banu. Yere inip oturduktan sonra: “Ne olduysa bana çok iyi geldi”.
Asana içine girdiğimizde, kaynağı, kaynağın enerjisini ve sevginin titreşimini, sevginin bir deniz gibi evrenden bize, bizden evrene aktığını hissederiz. Hareketlerimizde kalıcı, sevgi dolu, akıcı olmayı öğrenir ve orada kalmayı isteriz.
Yoga olmak da gün içinde yürürken, koşarken, oynarken, iş yaparken ve konuşurken böyle olma halidir.

Sabahın sessiz saatlerinde yazdığım bu satırların, benim olduğu kadar herkesin gününü yogayla doldurmasını diliyorum.

18 Aralık 2013 Çarşamba

Sabahın Nimetleri

“Vücudumuz, bazı hareketlerin tamamlanabilmesi ve zihnimizin bu konuda deneyimlerini artırabilmesi için tasarlanmış bir makinedir.” David Frawley

− Ben anlamıyorum, şimdi annem anlamsızca konuşurken, bende bir ateş yükselmeye başlıyor, ateşin sonrasında öfke ve ses tonum değişiyor, laflarım kabalaşıyor, kendimi daha da kızgın hissedip sesimi yükseltmeye başlıyorum. Sonunda kızgınlığımı bastırmaya çalışarak ama sesimi yükselterek “Anne, babama söylenecekleri gelip mi söylememi istiyorsun?” diyorum. Annemin cevabı:
“Bence bu oturulup konuşulması gereken bir konu, gelmen tabii ki daha iyi olacak. Ben biliyorsun ki hiçbir zaman senin gibi özgür olamadım, tek başına kararlarımı veremedim, annemlerle de böyle idi, kocamla da...”
Uzayıp giden bu konuşma, aslında tamamen annemin ruhsal durumunu ortaya koyan, beni sıkan, onun ne kadar üzgün olduğunu, sınırlar içinde kısıtlandığını görmemi gerektiren falan derken, Gestalt terapistimin ağzından bu kelimeler mi yoksa başkaları mı bilmiyorum, ama anladıklarımı yazıyorum, döküldü;
− Size verilmiş bu gücü kullanın. Bunun adı hareketin içinde hareketsizlik. Dinleyen kulağınızın duyduklarını süzmeyi, olaydaki duyguları ortaya çıkarmayı ve onlara cevap verip vermeme seçeneğini kullanmayı öğrenin. Siz bu kadar şeyi fark edip sadece cevap vermeye odaklanıyorsunuz. İç yaşamlara giren bir kapıdır dudaklar, ağzımızdan dökülen her söz bir anlam taşır. Takılıp kalın demiyorum, sadece oradaki duyguları duyun. Sonra tercih sizin, bazen duymazdan gelir gidersiniz, bazen duyar onunla empati kurarsınız, bazen de iç içe geçip özdeşleşirsiniz.
Ertesi gün, her zaman değil ama anlamayı istediğim anlarda yaptığım, akıl hocam Birol Bey’in zamanında bana öğrettiği, herhangi bir kitabın sayfasını açarak cevap arama yöntemine başvurdum, kitaplardan biri Tanrılar Okulu idi.

17 Aralık 2013 Salı

Hareket ve Durağanlık

Sonsuzluğun sınırları içinde yol alıyoruz. Yolun başı da sonu da belli, ancak yolun her gün daha da değişebileceğini, başkalaşacağını bilmiyoruz. “Çizilmiş bitti” ile “Her gün yeniden çizilecek” inanışları arasındaki büyük farkı anlayamıyoruz.
Heyecanlarımız her gün biraz daha artarken, bildiklerimizi hatırladığımızda yolun nasıl olacağını da kavradığımızı zannediyoruz. Tanrı bizde, Tanrı dışımızda, bir yaratıcı güç. Yok biz biriz, aman da değiliz.
Aslında yazılanlar çok basit olduğu için kavrama sınırlarımızın dışında kalıyor. Kendimizi hep karmaşık anlama eğilimine kaptırıyoruz, sonra her şeyin basitliğinde, hep anladığımıza inanıyoruz.
Anladıklarımız kendi yolumuzun taşları, biri diğerine benzemiyor, aynı parmak izlerimiz gibi. Kesinlikle bir çözüm yok. Ama biz anlatıp diğerlerini de bilgilendirmeye ve perdelerini kaldırmaya uğraşıyoruz.
Karmaşık olan yaratılmış olanlar.
Yogada bir hareketi tanımlamak, anlatmak için emir kipi kullanılır, düz beş-altı cümle ve hareket aslında tamamına ermiştir. Bizim zekâmız ise hareketin tamamına ermesi için neden, nasıl sorularının cevabını ve “Ee bir de resmi olsa”, “Bir gösterseniz” taleplerinin karşılanmasını bekler. Ya da kendimize kimin, nasıl ve neden emir verdiğini düşünürüz.
Anladıklarım ve anlatabileceklerim konusunda hep bir “ES” vermek. Konuşurken hep bir “ES” vermek. Hareketleri yaparken de “ES” verip hareketin içinde ne olduğunu anlamak yerine, sadece onun size seslenişini dinlemek için yoga yapmak.

Göründüğü gibi zor değil, sadece orada kalmak... Sessizce durmak, hareketin içinde akan durağanlık olmak... Sınırlı bedende sonsuz olmak.

12 Aralık 2013 Perşembe

Sınırların Sonsuzluğu

“Dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.” Robin Sharma

Bundan birkaç yıl önce, İzmir’de arkadaşlarımızla oturuyoruz, çocuklarım daha on, on bir yaşlarında, oğlum heyecanla iphone 4 çıkmasını bekliyor. Ablam da bu işlere meraklı, beni arıyor ve iphone 4’ü aldığını haber veriyor.
Ben masaya geldiğimde;
− İnanmayacaksınız, iphone 4-5-6-7 serilerinin tanıtımı yapılmış, bir de 8’in.
− Anne, neler olacakmış, nasılmış, 4 güzel miymiş?
− Oğlum bırak, 8’de istediğin arkadaşına ışınlanıp gidebilecekmişsin, Amerika’da bile olsa, iphone 7’de sadece hologram olarak orada bulunuyormuşsun, 8 daha da iyi. Ben onun için 8’i beklemeye karar verdim.
Herkes ağzı açık beni seyrediyor, arkadaşlarımız bir anlık bir kararsızlıkla bana bakıyorlar.
Çocuk olmak; zaman, mekân, imkân tanımamaktır. Çocuk olmak, yaşamı doyasıya yaşamaktır. İnsan olmak ise yaşamı içine sindire sindire yaşamaktır; deneyimleri, duyumlarını birleştirip kendi sınırlarının sonsuzluğu içinde derinlere inebilmektir, yani gerçek benliğini hatırlamaktır.  
Disiplinin, sorumluluğun, değer vermenin, bağlanmamanın, arada kaçamaklar yapabilmenin, oyun oynamaktan zevk almanın, tekliğin, çokluğun ve daha birçok zıtlığın oyun alanı, insan olabilmek.

İnsanca yaşamayı öğrenebilmek dileğiyle...

11 Aralık 2013 Çarşamba

Farkındalık

− Ay çok güzel olmuş oğlum, rengi de, ah kapüşonu da var.
− Kapüşonu yok anne, sen adamdan daha mı iyi bileceksin.
− Oğlum görüyorum bak, bu kapüşon.
− Vay, salak adam sattığı malı bilmiyor.
− Oğluuum, sen de giydiğin ceketi bilmiyorsun. Hi hi…
Farkındalık işte böyle bir şey. Bakıp görmemek, baktığımızı derinlemesine anlamamak. Anladığımızı ve gördüğümüzü sandığımızı başka şekilde yorumlamak. Yorumlarken, inançlarımız, duygularımız, duyduklarımız, gördüklerimiz işin içine giriyor.
Oysa ki Tanrı ile ilişkide bunların hiçbiri yok. Bir boşluk içinde, dünyevi bedenimizden ona göndereceğimiz bir sevgi ve tüylerimizin diken diken olduğu onun sevgisi.

6 Aralık 2013 Cuma

Prana – Yaşam Gücü

Eylül ayında yazdığım konulardan biriydi nefes. Nefesin her gün şükran ile alınabilecek en güzel hediye olduğunu daha iyi kavrarken, onu derinlemesine anlamak istiyorum. Doğuluların dediği gibi biz batılılar zihin aracılığıyla mevcudiyetimizi hissedebiliyoruz ve devamlı kitabi ve deneysel araştırmalarda bulunarak derine gitmeye uğraşıyoruz.
Oysaki her birimizin nihai görevi tekrar evin yolunu bulmak. Ne demek ev yolunu bulmak? Tekrar geldiğimiz evrensel bilincin bir parçası haline gelip enerji halimizde tanrının kucağında yerimizi tekrar alabilmek (teorik olarak Doğu felsefesinin ve dinlerin anlattığı eve dönüş yolculuğu).
Evrensel farkındalık, bilinç, işte bu yolculuğun son noktası. Bu yolculukta kullanacağımız araç ise pelvisimizin tabanında bulunan yılan görünümlü Kundalini. Kundalini farkındalığını uyandırmak ve onu, 7 enerji noktasından ve 108 nadi yani sinir ağından geçirerek evrensel bilince ulaşmak bizim nihai amacımız.
Yılanın 7 enerji kanalından geçirilmesinin anlamı ise farkındalığımızın yükselişi, insan olarak ariflerin menkıbelerini teker teker atlamamız; yani hayat okulunu ve üniversiteyi, masterı ve dünyada bulunan bütün diğer okulların sınavlarını anlayarak bitirmemiz.

5 Aralık 2013 Perşembe

Şiddetsizlik

Daha önce de şiddetsizliğin ne kadar büyük önem taşıdığından bahsetmiştim. Gene de tam olarak anlam katamamıştım.
Okudukça biraz daha açmak istedim “şiddetsizliği”.
Şiddetsizlik (ahimsa); empati, başkalarının duygularını anlama anlamına gelir.
Empati sayesinde ancak kendimizi diğerinin yerine koyabiliriz, onun neler hissedeceğini, nasıl cevap vereceğini veya vermeyeceğini tahmin edebiliriz. Yaşamımıza ve onun içindeki eylemlerimize bakmaya başlarız. Hareketlerimizin benmerkezci mi olduğuna yoksa bütünü mü ele aldığına dikkat ederiz.
Şiddetsizlik sayesinde ilk defa dayatılan değerlerin anlamını anlamaya çalışır, onları derinlemesine araştırır ve anlamaya çalışırız. Ahimsayı hayatımızın içine aldıktan sonra, kendimizi bulmaya, tanımaya ve dünyadaki işlevimizi anlamaya başlarız.
Ahimsa bu yüzden sekiz dallı yoga sisteminin mihenk taşıdır. Mihenk taşı, altının saflık derecesini ölçen taşın adıdır. Zarar ve acı yaratmaktan kaçınma ve koşulsuz bir sevgi ile hareket etme, yoginin gösterdiği çabaların saflık derecesini ölçmeye yarayan mihenk taşıdır.
“Candan olmak için, candan bir davranış gerekir. Dürüst ve ahlaklı düşüncelerin olması değil, o düşüncelerin hayata geçirilmesi esastır. Bazı şeylerin daha iyi olmasını istemek ama kolları sıvayıp işe girişmeden, onların değişmesini istemek hiçbir anlam taşımaz.” Ingrid Newkirk

Yoga dönüşüm, değişim ve durağanlığın yoludur. Yolu, evrenin tüm renkleri ile donatarak bütünü kucaklayabilmek niyeti ile...

3 Aralık 2013 Salı

Gülümseyin

Hepimiz, canlılığımız yok olana ve rahatsızlıklarımız iyice kendini belli edene kadar, yaşamsal güçlerimizi, tamamen kendi zevklerimize, para kazanmaya, alışkanlıklarımızı korumaya, korkularımızı beslemeye harcıyoruz.
Korkularımız gerçeğe dönüşüp kazandığımız paraları hastane ve ilaçlara harcamaya başladığımızda ise pek çoğumuz, “Bu işleri yapacak vaktim olmadı”, “Çocuklar o kadar zamanımı alıyordu ki” veya “Yapmak lazım ama bizim zamanımız çocuklarımız için aktı gitti, neyse ...” gibi kurban söylevleri ile geçiştirmeye çalışırız.
Aslında bütün bu çalışmalara başlamak kendini anlayabilmekten geçtiği için sağlıklı yaşama geçiş bizi korkutur. Kendimizi anlamaya, tanımaya başladıkça içimizdeki duygu sistemleri, sonra duygularımız ve ardından da organlarımızla bağlantıya geçmeye başlarız.
Eğer zihnimiz, kalbimiz, bedenimiz, organlarımız veya duyularımız dingin değilse, biz dengemizi yitirdiğimiz gibi bağlı olduğumuz çekirdek sistem olan ailemiz başta olmak üzere, iş yerimizdeki arkadaşlarımız, onların aileleri ve devamında bütün çevre ve evren de zarar görür.
Bir nefesi alıp vermek, nefesi yaşamak, nefesin içinde nefes alıp verdiğimizin farkına varmak, bizim enerjimizin tamamıyla dönüşümünü sağlamak için Tanrı tarafından bahşedilen en büyük mucizedir.
Nefes alın, aldığınızı fark edin.
Nefes verin,  geleni evrene bırakın.
Gülümseyin.

Dudaklarınızda, kalbinize dokunan sevgi dolu enerjiyi hissedin.