27 Şubat 2014 Perşembe

Yediklerimiz

Bedenimizin fiziksel özü yediğimiz yiyeceklerden sağlanır. Neyi veya kimi yediğimiz, karşımızdakiyle olan ilişkimizi nasıl algıladığımızın ve onunla nasıl bir bağımız olduğunun da göstergesidir.
Patanjali’nin de dediği gibi eğer aydınlanmak istiyorsak, karşımızdakiyle karşılıklı bir ilişki kurmamız gerekir; yani karşımızdakileri kullanılacak birer nesne yerine koymadan, onları da kendimizle bir tutarak bir ilişki yaşamamız gerektiğini anlatır. Bu evreni paylaştığımız bütün insan, hayvan, bitki, doğa, elementler, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün organizmalarla ilişkimizi iyileştirmemiz gerekir.
Yoga matı üzerinde ve yoga matı dışında yaptığımız asanalar, derin bir şekilde üzerinde yaşadığımız dünyadan başlayarak tüm evreni iyileştirirken, bizim de varlık olarak bilincimizi iyileştirip sonsuzluk kapısını aralamamıza yardımcı oluyor.
Eğer bu evren içinde yaşamımızı sürdürmek niyetindeysek kölelik, sömürme, şiddet ve ölüm üzerine kurulu düzenimizden barış, bütünlük, şefkat ve ahenk dolu bir düzene geçmemiz, yaşamımızı olduğumuz kutsal varlık olarak sürdürebilmemiz için şarttır.    
Yoga; bugünkü bilgimizi, deneyimlerimizi, yargılarımızı tekrar ele almamızı, tekrar parçalayıp yeni parçalarını tanıyarak yeni bir hayata adım atmamızı sağlayan bir yapı taşıdır.
Asana ise, bizim evren ve diğer bütün canlılarla olan bağlantımızı teşkil eder. Eğer asananın anlamını iyice ve derinlemesine araştırırsak, asana sayesinde ayrılık, ayrımcılık ve diğeri bilincinden çıkıp fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal olarak bütün ile birliğimizi kavrayarak tümün iyileşmesine katkıda bulunabiliriz.
Bugün bütün ilişkilerimizi, sahip olduklarımızı, beraber olduklarımızı, uzaklaştırdıklarımızı bir karşımıza alalım; neyi veya kimi yediğimizi, nerede ve kiminle yediğimizi, kiminle nasıl yaşadığımızı ve nasıl bir birlikteliğimiz olduğunu gözden geçirelim.

Namaste!

25 Şubat 2014 Salı

Şefkatin İçindeki Güç

“Yoga bencil dürtülerin dönüştürülmesi ile eylemin mükelleştirilmesidir.” 
Yogacılar, içinde yaşadıkları dünyayı ve dünyada olan ilişkilerini dönüşüm için kullanırlar. Yoga uygulaması ile kendimizi tanımaya ve kendimizle barışmaya başlarız. Kendimizle barışık oldukça; yapacaklarımızdan, söyleyeceklerimizden, daha az korku duymayı öğreniriz. Korkunun azalması; etrafı, doğayı, gerçek anlamda dinlememizi, duymamızı ve anlamaya çalışmamızı sağlar. Derinde nasıl birbirimize bağlı olduğumuzu anladıkça; hareketlerimizin, sözlerimizin, düşüncelerimizin de hepimizi, her hayvanı, doğayı etkilediğini görmeye başlarız.
Duydukça, algıyı derinleştirdikçe daha olgun veya daha köklenmiş hale geliriz. Köklenmek, olduğu yerde kalmak, yerini bilmek değildir; daha derinden hissetmek, denemektir; bunu da dışa vurabilmemizi sağlar.
Kendini arayanlar, yogacılar, sufiler, her zaman köklerini araştırmak, onları bulmak ister. Bu aidiyet duygusuna bağlılıktan değil, sadece sebebi anladığımızda dönüşümü tam olarak başlatabileceğimizi bilmekten kaynaklanır. Özgürleşmek sadece deneyimleme ile mümkündür; özgürleşmeyi burada, fiziksel bir beden içinde yapabiliriz, eğer özgürleşmeyi burada, sınırlarımız içinde başarırsak mükemmeliyete o zaman ulaşabiliriz.
Maitryadishu balani. - Güç şefkatin içindedir.

(Maitri: Dostluk, samimiyet; adishu: şefkat, iyilikseverlik; balani: güç, dayanıklılık.) 

20 Şubat 2014 Perşembe

Nefes ve Yoga

Nefesimiz dengemizi ve zamanımızı yansıtır. Her birimizin dinlenme, koşuşturma, yorulma, çalışma, yaratıcı olma zamanı farklıdır.
Nefesimizin uzunluğu, kısalığı, genişliği, darlığı zamanımızı belirler. Hastalıklar, yorgunluklar, yapamamalar, her biri; güneşin doğuşu ve batışı, çiçeklerin açışı gibi zamanı gelince meydana gelir.
Nefesimizde bilgimiz, yeteneklerimiz, deneyimlerimiz ve zamansızlığımız yer alır. Nefesi kendi haline bıraktığımızda yaşamın içinde her şeyin dengede olduğu anı yaşarız.
Yoga bizim nefesimizi tekrar fark etmemizi, onu tekrar hayata geçirmemizi sağlar.
Asanalar ise dünyevi hayatın içinde nefesin kullanımını ve ruh, beden, zihin birlikteliğinin hayata geçişini sağlar.

Nefes almanın farkındalığı ile hayatı yaşamak, sevmek ve anlamak niyeti ile... 

18 Şubat 2014 Salı

Dengenin Anlamı

Denge, sorumluluklarımız gibi, bizim olduğunu düşündüğümüz, ancak bazen nasıl olması gerektiğine karar veremediğimiz bir alan.
İlişkilerimiz, dünyaya karşı hoyratlığımız, kendimizle bağlantımız, bütün karşılıklı alışveriş, dengenin bir parçası gibi gözükse de, bütününü oluşturur. Yani denge aslında sorumluluklarımızın ve seçimlerimizin yansımasıdır. Her ne kadar aşırı uçlardan kaçınıp rahatımızı korumaya kalksak da, sınırlarımızı zorlamadıkça, uçları denemedikçe, sadece orada oluruz.
Denge diye nitelendirdiğimiz sürekli alışveriş, aslında bizim yolumuzu aydınlatan ışığın ta kendisidir. Düşüncelerimizin, seçimlerimizin, istek ve niyetlerimizin bize yansıyıp geri döndüğü alandır. Deneyimlerin sınırsızlığı içinde, sürekli bir zorlanma ile dengemizi bulabileceğimizden, yeni dünyaların kapılarını ancak bilgisizliğin içinden çıkardığımız bilgi ile yaratabiliriz.   
Her bilinen denklem kısıtlamaların başladığı alandır, denkleme yeni bir bakış açısı getirmek ise Amerika’yı yeniden keşfetmektir.
Televizyonda iki Fransız gencin, sürekli düz bir ip üstünde çeşitli yükseklik ve alanlarda yürümeye çalıştıklarını; en son denemelerini, havada uçan iki balonun arasında gerili bir ip üzerinde yaptıklarını izledim. Başarısızlıkları, tekrar sınırlarını zorlayıp ipi nasıl gereceklerini, ipin hangi malzemeden olması gerektiğini, balonların ağırlığını, rüzgârın yönünü ve daha birçok bileşeni bir araya getirip dünyayı yeniden keşfetmeyi gerektiriyor. Aynı, dengeyi her gün keşfetmek gibi.
Dünyada hiçbir kelime bildiğimiz ile sınırlı değildir, anlamlarına anlam kattığımız her kelimeyi, her hareketi yeniden tanımlayacağımız yeni bir güne merhaba.

13 Şubat 2014 Perşembe

Dengede

Denge içinde dengesizlik, mükemmellik içinde kusur, hareket içinde duruş. Her kavramın kendi içinde karşıtını, aynı zamanda da dengenin kendisini barındırması.
“Kökleri sağlam bir ağaç gibi duracaksın, sallanmayı, rüzgârla bir o yana bir bu yana eğilmeyi, aynı zamanda da durup orada kendi toprağında kalmayı başaracaksın.”
“Bu nasıl bir açıklama ki” diye aklımdan geçirmiş ve Fransızcayı çok uzun süredir konuşmadığımdan dolayı yanlış anladığımı sanmıştım.
Oysaki her denge hareketi devinim. Her yoga hareketi ise denge. Her yoga hareketi bir aşama, o aşamadan diğer harekete geçiş estetik, estetiğin içinden geçiş denge, dengenin içinde kalış boşluk, boşluğun içinde sessizlik, sessizlikten geri dönüş ise denge içinde uyanış. Uyanış hem kaos hem de denge.
Kutupların, noktaların, evrelerin, düzenin, boşluğun düzlüğün bile dengede olduğu an; nokta, bütün ve... Gecenin gündüzden, gündüzün geceden aydınlandığı gibi geçişin içinde bir yer denge.
Sadece yaşayarak anın içinde kurgulayacabileceğimiz; plan, program ve denklemin bir an içinde yer değiştireceği bir konum denge.  Bozulduğunda, yıkımın, çöküşün, kaosun tam ortası, yerine geldiğinde ise hep ılık bir meltemin estiği yer.
Bulunamayacak ancak hissedilebilecek bir cennetin tam ortası.
“Gözlerinizi boşluğa odaklayın ve orada kalın.” 

11 Şubat 2014 Salı

Cesaret Yolu

− Babam bana “Sana güveniyorum çocuğum” demişti, o anda doktor olup eve bakmam gerektiğini anlamıştım...
− Anne, işte bu senin algın.
− Evet, neden kendimi o kadar kısıtladım, ama gene de bu senin deli olduğun gerçeğini değiştirmiyor ve benim sana, bazen kızsam da bazen gıpta ile bakmamı da... Ama neyse delilik seninki…
Evet delilik, annem ne kadar sınır koydu ise, ben de sınırlılığı kabullenemedim. İşte bu son günlerde, biraz da bu yüzden grip ve solunum sorunu ile yatak döşek yatıyorum. Tanrı’nın bizi duyup bize yardım etmek için hazır olduğuna her sefer tekrar tekrar şahitlik ediyorum.
Çocuklarım, yoga eğitmenliği, kitap çevirmenliği, arkadaşımla hazırlayıp sattığımız küçük koleksiyon, arkadaşlarla biraz kakara, Ayurveda kursu, annem, babam, köpek, kedi derken yavaş yavaş yorulmaya başladım. İlk anda “Aman canım ben bunları sol elimle yaparım” derken her birinin şefkate, ilgiye, özene ne kadar ihtiyaç duyduğunu, onlarla geçireceğim saatlere ne kadar az önem verip onları ne kadar hafife aldığımı fark ettim. Yoga ile, Tanrı ile meditasyonda geçirdiğim saatler bile, her ne kadar zamanı fark etmesem de, bir “hemen yap”a dönüştü.
Yogaya başladığım gün bu sıkışıklığı fark etmiş ve bunu yavaşlatmaya karar vermiştim. Hocam buradayken dersler ile bayağı yavaşlatmıştım. Şimdi gene yavaşlayıp bedenimin içinden yansıyan her ışık zerresinin farkında olarak, ışığı büyük bir mutluluk ve dinginlik ile her hareketime, her nefesime yansıtmanın ne denli önemli olduğunu bir kez daha anladım. 
Bir dua ile bitirmek istiyorum bugünkü yazımı;
Tanrım, sevgi ve sınırsızlığımı bilerek, hem yoga hem de yaptığım bütün işlerde sevgi ile yol almama; farkındalığımın içinde kendimi suçlu bulmadan, cezalandırmadan ve acı çekmeden, alçakgönüllülük, cesaret ve farkındalık ile yürümeme; huzur ve dinginlik içinde mutluluk ile yapacaklarımı gerçekleştirmeme; yapamayacaklarımı sevgi ile bir kenara koyup, onların kendi yollarını dinginlik içinde bulup suçluluk ve utanç hissetmeden bırakabilmem için bana yardım et. Amin.
Her birimizin dinginlik içinde cehennemden çıkıp acısız bir dünyanın içinde sonsuz sevgi ile kendi dönüşümünü yaşaması diliyorum.

7 Şubat 2014 Cuma

Doğum

“Bırakın kendinizi yere, toprağa ve toprağın sizinle bütünleştiğini, sizin de toprakla bütünleştiğinizi hayal edin...”
Meditasyon sonunda söylenen sözler, tekrar doğa ve kendimizle bütünleşmeye çalışmak için yapılan yoga asanaları… Unuttuklarımızı hatırlamaya çalışma, bildiğimizi zannettiklerimizi uygulama, kıyamet, yıldızların konumu, yeni dünya enerjisi, mayalar, şamanlar vs. derken gene bir düşünme boyutuna çıkardığımız, doğallık adını verdiğimiz, insan olma hali.
Düşüncelerin, umutların, çabaların, acısız olmazların dünyasından çıkıp adımımızı yeni bir dünyaya atmaya çalışırken bile kısıtlamalarımız var. Bildiklerimizi, bilmediklerimizi bırakıp sadece gevşemek, yapımızın tamamen dışında. Rekabetin olmaması, hiyerarşinin kalkması, herkesin kendi rutin hali içinde sunacağı hizmet ile mutlu olması bilgimiz dışındaki bir hal.
Bu hale geçiş başlamasına rağmen direnç gösteriyoruz. Direncimizin getirdiği değişimleri kabul etmeyip görmezlikten geliyoruz; egolarımızı, korkularımızı büyütüyor, yeni hale bir set çekiyor ve onu da tanımlamaya çalışıyoruz.
Yogada herkesin başına kısa süreli de olsa gelen bir hal vardır, sadece akışa bırakmak. Sanki bir anlığına olmakla olmamanın hafifliğini tatmak gibi.
Hiçlik yoganın anlamı; ne olacağını düşünmediğimiz, ne olacağına dair yorum, umut, beklentimizin olmadığı bir hiçlik. Suyun akıp gitmesi, suda akıp gitmek gibi. Halin bile olmadığı bir hal. Aynı anne karnındaki bebeğin resmi gibi, sürekli devinim halindeki bir resim gibi.

Her şeyin olduğu ama hiçbir şeyin var olmadığı bir dünyanın resmini çizmenin zevkine varalım asanalar içinde...

6 Şubat 2014 Perşembe

Ayrı Olmak

“Gökyüzü bu sıralar ne kadar değişik ve güzel.”
“Evet anne, kıyamet kopacak o yüzden, ölmeden yeni bir şeyler gör istedi Tanrı” dedi oğlum.
“Hayır anne, bence bakışın değişti” dedi kızım.
Her söylediğimiz, her düşündüğümüz ve yaptığımız; kuralların, bildiklerimizin, kanunların, inançların, anlayışların, yorumların, içimizdeki duyguların yansıması.
Her gün aynı bakış açısıyla yaşamasak da, aynı kalıplar, sınırlar, sorumluluklar, kavramlar içinde yaşıyoruz. Hepimiz bu kavramları kendimizce sınıflandırıyor, yol veriyor, izliyor ve uyguluyor. Deneyimlerimiz de bu şekilde derinleşiyor.
Deneyimlerin derinleşmesi bize yeni ufuklar açıyor.
Bütün içinde kaos gibi görünen bu zenginlik bizi korkuttuğu içinse tekliğe, aynılığa, sınırlamalara, kopyalara doğru yol alıp böyle yapmayanları da dışlıyoruz.
Bıraksak da görsek ne olacağını, değişik yaşamlarda, bıraksak da yaşasa herkes kendi içindeki ayrılığı, ayrılığın aslında bütünün zenginliğini oluşturduğunu anlasak.
“Herkes ektiğini biçer.” Biçsek de deneyimlesek her an dünyanın değişkenliğini, kıskançlıkla değil, hayranlıkla. Taklitle değil yeni bir bakış açısının ışığında. Ayrımın getireceği kargaşadan korkmadan, sadece onu görebilmek için salt bakışı açısı geliştirerek.
Yoga, yanımızdakinin yaptığına bakmaz, matın üstündeki esnekliği, şişmanlığı, zayıflığı, korkaklığı, sonsuzluğu ayırt etmez. Dil, din, ırk ayırmaz. Taklidi getirmez. Yoruma açıktır. Kıyas yoktur. Deneyimle öğrenilir. Zamanı, yaşı, süresi yoktur. Beklentinizin bir sonucu ve getirisi de yoktur. Sadece orada olmayı ve deneyimlemeyi içerir.

Ufuk sizin; bilinmeyene mi, okyanusa mı, denize mi, nehre mi yelken açarsınız, tamamen sizin seçiminiz.

4 Şubat 2014 Salı

Yeniden Yoga

2013 yılının sonlarından beri geçmiş ile karşılaşma, hesaplaşma içindeyim; şimdiye kadar kapatmayı arzu ettiğim, söylemeye cesaret edemediğim, öyle olmasına niyet ettiğim her şeyin bir bir önüme geldiğini fark ediyorum.
Birin, bütünün içinde olduğunu, olmanın bütün olmak ile tamamlanmayacağını, tamamlananı bizim tanımladığımızı anlamaya başladım. Anlamanın da değişik yolları olduğunu, anladığımızı sandıklarımızın, teknoloji gibi, her an değiştiğini fark etmeye ve yaşamıma geçirmeye başladım.
Ölümün kayıp, acı olmadığını, evrimin getirdiği bir değişim, dönüşüm olduğunu düşünmeye başladım. Acının bu sayede neden var olduğunu ve farkındalık anlamını taşıdığını fark ettim. Şükretmenin, her gün yanımda olup bitenden algıladıklarıma sevinmek olduğunu, ancak bize bütünü fark etmemiz için söylendiğini anladım. Şükrün her anın bir deneyimi olduğunu, hamdetmenin "Farkındalığımla barıştım" demek olduğunu, acıya odaklanmanın bana hayatı yaşatmayıp sadece sınırlarımı oluşturduğunu içimde hissettim.
Teknolojinin her gün yenilenmesi gibi, inancın, inanç sanıldığı dönemin bitip her gün yenilenen bir kavram ve deneyimlerin derinleştirdiği bir anlamı olduğu fark ettiğimiz bir anda yaşıyorum.
Baş duruşunun normal, ayakta duruşların anlamsız hale geldiği bir anı deneyimliyorum. Yerçekiminin tersine aktığı, aşağının yukarı ve yukarının da aşağı olduğu bir hale geliyorum. Döndükçe dönenin dünya değil ben olduğumu, olanın, ben değil bütün olduğunu fark ediyorum. Bütün içinde kaybolurken, benliğimi, varlığımı ve bütünde yerimi alıyorum.
Bedenimi ve kendimi yeni teknolojik haline döndürüyorum.
Birçok insanın gidişini izledik, aslında değişen bir şey olmadan, sadece kavramlarımızın değişimini izledik, varoluşun şekil değiştirmesini seyrettik. Farkındalığın yeni algısını fark ettiğimiz bir senenin içinde olmanın tutkusuyla ve yeniden bütünde olmanın zevkiyle yogayı bugün tekrar kalbime yerleştirdim.

Bana bütün bu bilgileri aktaranlara, öğretmenlerime teşekkürler...