27 Mart 2014 Perşembe

Yeniden Tanışma

“Takvimlerin tanıklığına bağlı olmayan, daha derin bir astroloji vardır. Her insan, Yaradan’ın ya da kozmik insanın bir parçasıdır; her insanın bir dünyevi bedeni olduğu gibi bir de göksel bedeni vardır. İnsan gözü fiziksel şekli görür, iç göz ise, daha derinlere, hatta her insanın ayrılmaz ve bireysel bir parçası olduğu evrensel düzene bile ulaşabilir.” “Bir Yoginin Otobiyografisi” – Paramahansa Yogananda
Salı akşamı, Ferhan Hoca’mın yapacağı ve biz öğrencilerinin heyecanla beklediği dersi verme görevi bir anda bana verildi. Hocamın söylediği, “Yoga, yapmak isteyenin ayağına gelir”. Öyle de bu büyük sorumluluk beni kasıp kavururken, o kadar kendime ve korkularıma odaklanmıştım ki diğerleri olarak algıladığımız bedensel ruhlarla temasa geçme zamanını kendime vermediğim gibi, onlara da bunu yaşatmadım.
Serinin içinde unuttuğum hareketler, benim daha da rahatsız hale gelmemi ve kendi içimde yok olmamı, bedenimi bırakmamı sağladı. Bedeni bıraktığında ruhun içinde ruh ve algılarla yalnız kalmak; önce öfkemi, ardından utancı, ardından yalnızlık korkusunu ortaya çıkarırken, bir soğan gibi her bir katmanım açılmaya başladı. Hakikaten özüme doğru yolculuğa çıktım. Gittikçe derinleşen bu yolda, bir başka kişinin üzerimdeki bakışını, sevgisini, beni sarmaladığını hissettim, ardından gördüm. O anda kalbimi açmak için köprüye çıktım. Sadece özde olduğum, bir iki saniyelik güzellik, mutluluk, sonsuzluk dolu bir yerin parçası idi. Bu iki saniye sonunda, bir anda bedenimin kıvrımlarının ne kadar yüksekte köprü yaptığını fark ettim, işte bu benim tekrar dünyevi bedenime dönüş anımdı.
Derse gelenlere, ders sonrasında bana güzel sözlerle eşlik edenlere, Ferhan Hoca’ma, benim bu yolda yürümem için verdiği desteğe kalpten teşekkür ediyorum.
Akşam eve gelip de “Bir Yoginin Otobiyografisi” kitabındaki bu satırları okuduğumda, gün içinde ne kadar yalnızlıkla yaşadığımı, o bakışların sıcaklığını, sarışını ne kadar görmezden geldiğimi fark ettim.

İç gözümüzün yaşadığımız her anda derinleri görmesi dileğiyle... Namaste. 

25 Mart 2014 Salı

Mucizeler Yasası

Leo Tolstoy’un “Üç Münzevi” adlı güzel bir halk hikâyesi vardır:
Bir adada üç münzevi yaşarmış, son derece sade olan bu insanların bildikleri tek bir dua varmış; “Biz üç kişiyiz, sen üç yönlüsün, bize merhamet et!” Bu basit duayı söyledikleri zaman büyük mucizeler gerçekleşirmiş.
Bu üç münzevinin duasını uygun bulmayan Piskopos, onlara kilise kurallarına göre dua öğretmeye karar vermiş. Piskopos adaya gelip göğe sundukları duanın değersiz olduğunu söylemiş ve nasıl dua edeceklerini öğretmiş. Piskopos sandalına binip adadan ayrıldıktan bir süre sonra çok parlak bir ışığın onu takip ettiğini görmüş. Işığın kendisine yaklaştığını görmüş, ışık iyice yaklaştığında bunun su üstünde koşan üç münzevi olduğunu fark etmiş. Münzeviler, Piskopos’a bağırmışlar: “Ekselansları bize öğretmiş olduğunuz duaları unuttuk da onun için arkanızdan geldik. Bir daha tekrarlar mısınız”. Dehşete düşen Piskopos, başını sallamış ve “Siz eski dualarınızla yaşamaya devam edin” demiş.
Gerçek bir hikâye mi, ben de bilmiyorum. Ama varlık olmanın sonsuzluğunu ve mucizelerin hayatımızda varoluşunu fark ettikçe, bütün bu mucizeleri yaşayabileceğimize inanıyorum.
Yoga ile yolum kesiştiğinden bu yana yıllar geçse de gerçekten yoga yapmaya başlayalı yaklaşık iki yıl ve bu bloğu yazmaya başlayalı da tam bir yıl geçti. Benim için irili ufaklı mucizelerin yaşandığı bu yıl bana eşlik eden herkese teşekkürler.
Tanrı’ya beni bu yola yönelttiği için şükrediyorum.

Namaste.

20 Mart 2014 Perşembe

Evrenin Işığı

Medeniyetimizde itaatin ne kadar kökleşmiş bir davranış biçimi olduğunu kanıtlamak için tanınmış psikolog Stanley Milgram, 1960 yılında Yale Üniversitesi’nde deneyler yapmıştır. Bu deneylerde, biri öğretmen, diğeri ise öğrenci olarak adlandırılan iki denek, cezanın öğrenmedeki etkilerini ölçmek için bir odaya konur. Deney sırasında öğretmenden, öğrenciye birbirine bağlı kelimelerden oluşan listeler okuması ve sonra da öğrenciden bu kelimelerden ikincisini hatırlaması istenmektedir. Öğrenci her hatırlamadığında, öğretmen öğrenciye yavaş yavaş etkisi artırılan elektrik şoku verecektir.
Her ne kadar deney sırasında öğretmen rolündeki denek, yaptıranlara dönüp deneyi kesmeyi önerse de devam etmesi söylediğinde deneyi sürdürmüştür. Milgram’ın yaptığı bu deneyde insanların % 65’i en yüksek elektrik şokunu öğrencilerine uygulamışlardır.
Gene 1960’lı yılların başında makaklar arasında yapılan bir deneyde, makaklara, başka bir makağa bir düğmeye basarak elektrik şoku vermeyi kabul etmesi halinde yemek alabilecekleri öğretilmiştir. Eğer elektrik vermezlerse kendilerinin açlıktan öleceği gösterilmiştir. Makaklardan sadece % 13’ü düğmeye basmıştır.
Yoga sayesinde, eylemlerimizin sonuçları konusunda bize bilgiler veren bir bilinç yapısına ulaşmaya başlıyoruz. Bu bilinçle hareket etmek ise bizim, içsel olarak bağlı hissederek, bağımsız davranmamızı sağlıyor. Bu bilinç yapısı ya da yoga sayesinde bağlantıyı kurduğumuz alana ise bazıları kalp, bazıları muhteşem dünya, bazıları sevgi adını veriyor.
Kalbimizin sesi, kalbimizin bilinci ile hareket etmeye başladığımızda, sadece bütün ile bağlantıda olarak hareket etmeye başlarız. Milgram’ın deneyinde olduğu gibi, kültürümüzün veya medeniyetimizin öğrettiği şekilde kalbimizi duymadan, güçsüzleştirilmiş ve yetkisi alınmış hissederek parçalanmış veya kendimize karşı dürüst olmayan bir şekilde hareket etmeyiz. Herkes öyle davrandığı için onlar gibi davranmak, kesinlikle çok akılcı bir davranış biçimi değildir. Tanrı bunu böyle emrettiği için bir eylemde bulunmak da yeterli bir neden teşkil etmez. Şiddet uygulayarak ve parçalanmış bir şekilde yaşam sürüp ardından bunu inkâr etmek ise insanın varlığında derin yaralar açar.
Yoga ile bu yaralara merhem olmaya, çare olmaya başlarız. Sesiniz duyulduğu, sözleriniz anlaşılır olduğu ve en önemlisi söylediklerinizle anlatmak istedikleriniz bir olduğunda, yoga yolunda ilerlemeye başladığınızı düşünebilirsiniz. Ta derinlerden gelen, yalnızlığın olmadığı, bütünlüğün ve dürüstlüğün söze döküldüğü bir ses tonu ile sözcüklere anlatmak istediğiniz gerçeği katarak konuşmayı başarabilirsiniz.
Sözlerimiz evreni yansıttığında, evrenin kapıları da bize açılacaktır.

Evrenin ışığını görebilmek niyetiyle...

18 Mart 2014 Salı

Tamah

“Açgözlülük fakirliktir, kimseden bir şey beklememek de zenginliktir; kişi herhangi bir şeye göz dikmediği zaman, o şeye muhtaç değildir.”
Hz. Ömer (r.a.)
İhtiyacımız olandan daha fazlasını almak, sade ve hafif bir hayat sürmemizi engeller. İhtiyaçlarımızı anlamaya, görmeye ve onların bilincine varmaya başladıkça, boşluk bilincini, hayatımızın çıkışını ve deneyimlerimizin doğuşunu anlamaya başlarız.
İhtiyaçlarımız, bizim hareket, yaratıcılık ve empati kabiliyetimizin temelini oluşturur. İhtiyaçlar ve arzular arasındaki farkı çok iyi anlamak, ihtiyaçlarımızı belirlememizi sağlar, kendimizi ve benliğimizi tanımlamamızı sağlar.
Şu dönemde ise tam bir doymazlık içinde, deneyimden yoksun, varlığımızın bilincini hiçe sayarak yaşamaya çaba gösteriyoruz. Yoga, doyumsuzluğumuza, arzularımıza, düşüncelerimize, kendi içimize dönüp bakmamızı sağlar. İçimize her döndüğümüzde ayırt etmeye, farkındalık ile sorgulamaya, sorgulamanın sonunda seçim yapmaya, seçimin sonunda da özümüze varmaya başlarız. Her sorgulama sonunda, yaptıklarımızın sonucunun, aslında sadece bizi değil, bütün evreni etkilediğini fark ederiz. Benzersiz deneyimlerimizin evrene neler kattığını ve bunların geri dönüşümünü ve içine kattığımız anlayışı kavramaya başlarız.
Her nefes alış verişimizde, evrene değişik ses ve eşsiz bilgiler yaymanın yanı sıra, evrendeki bütün canlıları etkileyen titreşimler yaydığımızı fark ederiz.  Bu yaydığımız titreşimlerin, organlarımızda ve diğer canlıların organlarında masaj etkisi yapmanın yanı sıra vücudun bütün dokularına, sinir hücrelerine, kan dolaşımına kadar etki yaptığını ve kan dolaşımının dokularda ve buna bağlı organlarında güçlü etkiler uyandırdığını gözlemlemeye başlarız.
Bütün bu içten birbirine bağlı sistemde kendimizin olmadığını, hepimizin aslında bir nefeste soluduğumuzu ve her deneyimin bütün varoluşları kapsadığının bilincine varırız.
Aldığımız her nefesin evreni huzur ve barışa götürmesi dileğiyle... Namaste.

13 Mart 2014 Perşembe

Sevgiyle Yoğrulmak

İlişkilerimiz neye göre kurulmuş, düzenlenmiş, yapılanmıştır? Bugünlerde bütün bu soruların cevaplarını arıyorum. Kendimle ilişkimi, karşımdakilerle ilişkilerimi, hayvanlarla ilişkilerimi sorguluyorum.
İletişim kurma becerimiz; örnek davranış biçimleri, motivasyon, sosyal yapı ve kültürün önem verdiği değerlerin bir araya gelmesiyle içimizde yapılandırdığımız bir süreçtir. Bütün bunları bir araya getirebilmek için alt çakralarımızın gereklerini yadsımak ve yalanlamak zorunda kalıyoruz. Gerçek anlamda, ilişkilerimizi yaşayabilmeyi başarabilmek için küçüklükten itibaren kontrol etmeyi, saldırgan dürtülerimizi baskı altında tutmayı, bağımlılığı ve korkularımızı yönetmeyi öğrenmemiz gerekir.
Oysa sadece başkalarına iyi, güzel, saygılı, şefkatli, gülümseyen, kavgacı olmayan bir görünüm yansıtmaya çalışan ve bu sayede hep övgü alan bir çocuk, tamamen kendi gerçeğini yaşayamayan ve kendiyle bağlantı kuramayan bir hale gelir. Her zaman başkalarında güven, duygusal ve ben merkezci destek  arar hale gelir. Çünkü bütün bunları başkalarına verdiğimiz için kendi kendimize verebilmeyi unuturuz.
İkililiği, eşitsizliği, ast üst kavramlarını, sosyal yaşamda kast sistemlerini hayata geçirmeye başlıyoruz. Ancak yürümeyen ilişkilerimiz, karşımızdaki olarak algıladıklarımızın bize yaşattığı acılar, kırgınlıklarımız, hayatımızın yarısından itibaren bu tutumu değiştirebilmemize ya da tamamen kendimize dönük, sevgisiz ve aşırı bir özseverlik geliştirmiş bir şekilde yaşlanmamıza neden olabiliyor.
Kendimizle herhangi bir ilişki kurmadan, bilinçli bir yansıtma yapabilmemiz mümkün olmaz. Akıntıya kapılmış, köklenmemiş, kayıp ve yanlız bir şekilde başkaları aracılığıyla ve başkaları yoluyla kendimizi bulmayı deneriz. Kendimiz ve karşımızdakilere yüklediğimiz yükler ise onları da bizi de benden uzaklaştırır. Ve artık evimiz, bedenimiz, ruhumuz ve zihnimiz boş kalır, çünkü bütün benliğimizi, bedenimizi, zihnimizi karşımızdaki olarak varsaydığımız kişiler için tüketmiş hale geliriz.
Oysa evrensel aşk, kozmik aşk, bedeni aşk, sonsuz aşk veya adına ne derseniz deyin, AŞK’ı yaşayabilmek için kalbinizi açmanın, kalbinizi kapalı tutmaktan daha fazla acı verdiğini, o gün geldiğinde ancak anlayabilirsiniz. Bir an kendimizi aşk ile tutuşmuş, diğer an kızgın ve gücenmiş hissedebiliriz. Ölçüyü kaçırdığımız ve yetersiz olduğumuz özelliklerimizi fark edebiliriz, ancak her özelliğimizin böyle olduğunu düşünmeden, bunları fark etme, inceleme ve yaşamaya izin verdiğimizde, hayattaki temel duruşumuzun farkına varmayı öğreniriz.
Bizler her gün yoğrulası hamurlarız, yoğrulmaya izin verelim ki dünyada ne şekiller yaratabiliriz onu görelim.

Sevgiyle yoğrulmak yolunda...

11 Mart 2014 Salı

Yoga Yolu

Yaşamlarımızın döngüsü, doğanın döngüsü, her biri kendi içinde ve birbirinin içindeki bir sistemin parçalarını oluştururlar. Bütün bu sistemlerin bir parçası da bizim bedenimizin içinde bulunur. Bedenimiz, evrenin bir parçası olduğu gibi, aynı zamanda evrenin kendisidir.
Güneş, ay, dünya, uzay, samanyolu, birbiri içinde bir eylem geliştirdiği sırada, eylemler dünya üzerinde bir etki uyandırdığı gibi bizim üzerimizde ve içimizde de etkiler bırakmaktadır.
Dünyanın devinimsel döngüsü içinde toplumlar; ay, güneş ve doğa olaylarına uyumlu olarak yaşadıkları gibi işlerini, binalarını, evliliklerini, çocuklarının doğumlarını, mezarlarının yapımını, doğayı gözlemleyerek vardıkları, bizim bugün bilim adını verdiğimiz bilgiler doğrultusunda yaparlardı.
Doğa, evren, uzay ve insan, zaman içinde bölünüp parçalara ayrılmış ve dinler ortaya çıkıp bizi de tamamen kendimizden, tanrısal varlığımızdan, sonsuzluğumuzdan koparmış ve ölümlü halimize dönüştürmüştür.
Yoga,  içimizdeki bütün bu bilgilerin tekrar yüzeye çıkmasını, önce içimizdeki birliği, ardından birbirimizin doğa ve yaşamla olan bağını kavramamızı sağladığı gibi, üstün zekâ olarak adlandırdığımız bilimsel, ilmi ve tanrısal bilgilerimizin de tekrar canlanmasına yol açmaktadır.
Görünürde çözülmez olarak algıladığımız sorunlar, hastalıklar, doğal afetler, karşımızdaki, başkası gibi terimler tamamen yok olup birlikteliği tekrar hissetmeyi sağladığımızda ve bütünün içinde, bilginin değişkenliğini, kendi içimizde ve dünyada gözlemlemeye açık olduğumuzda, paylaşımı gerçekleştirebiliriz.
Paylaşım ile çok olanı bir eder, bir olanı çok edebiliriz. Bilgilerinizi, enerjinizi, kelimelerinizi paylaşın. Paylaşırken ayrım gözetmeden, soruna çözüm getirmeden, yıkıcı olmadan, zorlamadan yapıcı olmaya çalışmak için yoga ile içinden geçmeyi, anı hissederken içine tıkanıp kalmaktansa anı gözlemlemeyi, anlamayı, diğerini hissetmeyi öğrenebiliriz. Bir zamanlar var olan bilgilerimizi hatırladıkça da bütünü yeniden yaşayabiliriz.

Yaşadığımız dünyanın zenginliklerini yeniden hissetmeyi öğrenmemizi kolaylaştıran yoga yolunda ilerlemek dileğiyle...

6 Mart 2014 Perşembe

Tahterevalli

“Hayat bir tahterevalliye binmek gibi, bir aşağı bir yukarı...” Serdar Özkan – Rûmî’nin Bildiği Aşk
Yoga da aynen bir tahterevalli gibi, bir gün bütün patlamalarımızı su yüzüne çıkarıp bizi bezdiren, öfkeler içinde gezdiren, başka bir gün ise mutluluktan uçuran, aşk ile kendimizden geçiren.
İçsel yolculuğumuz da aynen bunun gibi, ne olduğunu bilmediğimiz ve ne olduğuna karar veremediğimiz tadı tuzu belli olmayan; yolu, izi, yönü olmayan, ancak aşk ile yapılan bir eylem ve eylemsizlik. Olmadan olmayı öğrendiğimiz bir yoldur.
Düşüncenin, planların, isteklerin yerinin olmadığı bir dünya aslında yoga yolu. Neyi nasıl yapacağımızı her gün yeniden öğrendiğimiz, sorguladığımız ve bilemediğimiz anda gerçekten sükûnet içinde içimizde hissettiğimiz bir yoldur.
Zamanın, mekânın, yerin, yurdun, keşkelerin, suçlamaların olmadığı bir dünya. Her an içimizde olan ancak her an varlığını bilemediğimiz, her an ulaşılmasa da günün her salisesinde, hücrelerimizin her birinde bulunan nefestir, yoga yolu.
Tahterevalli hareket ederken, ortasındaki boruya sarılırdım, sonra da iki tarafında arkadaşlarım otururken, üstünde dengede kalmaya çalışırdım çocukken. İşte yaşam da böyleymiş, bazen düşüp bazen dengede kaldığım, düştüğümde güldüğüm, ağladığım ve sonra tekrar yerime geçip devam ettiğim bir oyun alanı.
Özümüz gibi gülerek başlayalım güne.

Namaste.

4 Mart 2014 Salı

Yeniden Yaratılış

“Tanrı taşta uyur, bitkide nefes alır, hayvanda hayal kurar ve insan olarak uyanır.” Angelus Silesius
Tanrı her yerde, hiçbir yerde ve sonsuzluğun içindedir. Yoga yolculuğumuzun amacı da içimizdeki Tanrı’ya yolculuğunda eşlik edip onu tanımak, tanımanın ötesine geçip onunla birlik içinde evreni yeniden yaratmayı denemektir.
Şimdi hepimizin içine girdiği hapishanelerin kapıları açıldı. Ancak kimse bizi dışarı çıkmamız için zorlamayacak. Seçim bizim, şimdiye kadar da hep bizimdi. Anlamamız gereken, her birimizin görünmez zincirlerle sözlerimize, yaptıklarımıza, sevdiklerimize ve sevmediklerimize olan bağlılığımız.
Bunu anladığımızda bütün hareketlerimizin sadece kendimiz üzerinde etki yaratmadığını, bütün evreni nasıl sarstığını anlayabiliriz. Burada deneyimlediğimiz bütün esaret ve acılarımız, diğerlerine çektirdiğimiz acı ve esaretin sonunda oluşmaktadır.
İlişkilerimizin her biri, kiminle olursa olsun, her birimize yansıyor. Biz hayvanları, insanları veya doğayı esaret altına almaktan, onları sömürülebilir olarak görmekten vazgeçtiğimizde, yüzyıllardır zincire vurulmuş olarak kaldığımız hapishanemizdeki zincirleri kırabiliriz.
Kimseyi yargılama. Onların da senin gibi, en iyi şekilde yapabileceklerini yapmaya çalışan başka senler olduğunu unutma. Deneyimlerini yaşa, kendi evinin önünü temizle, dünyayı değiştirmeye çalışma, sadece yapbozun parçalarını topla ve...

Her gün yeni bir gün, kaleydoskopunu çevir ve yeni çıkacak resmi heyecanla bekle.