29 Nisan 2014 Salı

İnsan olmanın sorumluluğu

− Yaa bu sokak köpeklerine çok üzülüyorum, ama onlar varken köpeğimle gezmek de zor.
− Neden Aslı Hanım?
− İnsanlar çiğ kemik, et falan veriyorlar, köpekleri iyice saldırgan hale getiriyorlar. Neyse bir de teslimiyet, yok şiddetsizlik, ben bir değil bin türlü karıştım. Her sabah arabaya binip çocuklarla şehre inerek gezdiriyorum köpeğimi...
Terapistimin yüzünde o anda çok sinir olduğum manidar bir gülümse vardı. Bu konuşmayı yapalı dört, beş ay kadar oldu.
− Nasıl yani teslimiyet ve şiddetsizlikle bunun ne ilgisi var?
− Kızmayacağız, bağırmayacağız ve madem böyle, bırakalım şimdi de sokak köpekleri fazlalaşsın falan ya...
İşte böyle başladı sorumluluk yolculuğum. Önce kendinin farkına var, sonra ne yaptığını fark et, neden yaptığına bak ve bunu yapınca sana, dünyaya, diğerlerine ne olacağını gör. Yeni bir bakış açısı geliştirilebilir mi sorusunu sor ve yorgunluk yerine rahatlığı seç. Yoga ve Gestalt her daim birbiriyle bütün halinde karşıma çıkıyor. Bedenimi fark ettikçe, hareketlerimi gözlemledikçe neyi, nasılı sorguluyorum. Aynı zamanda asanalarda derinleştikçe, vücudumun nelere kadir olduğunu gördükçe, dünyada bir tek doğrunun olmadığını, bakış açılarının birçok yönden dikkate alınması gerektiğini de öğrenmeye başladım. 
Öğrenim aslında deneyim. Deneyimler çoğaldıkça her ülkede, her hava şartında, her insan tipinde farklılaştığı gibi, bütün içinde de ayrışmayı sağlıyor. Sürekli bir değişim içinde ilerlemeyi sağlıyor ve gelişimi kolaylaştırıyor.
Oysaki biz anladığımızı sandığımız şekilde sadece kurallara uymaya çabalıyor ve kendi gelişimimizi yavaşlattığımız gibi, bir de deneyimlemekten kaçınıp kafamızı her gün duvara vurmaktan yorulmuyoruz.

Üretmenin ve yaratıcı gücün her gün değişen büyüsünü tatmak ümidiyle...

24 Nisan 2014 Perşembe

Yogayla yaşamak

“Yoga nedir?” sorusunu sürekli olarak kafamda gezdiriyorum.
“O hareketler var ya, ben artık tamamını biliyorum, evde de yapıyorum. Artı kasetler ve kitaplar o kadar çok ki.”
Hocam bana “İlk yoga dersini ver” dediğinde, ben de aynen böyle hissettim, yaklaşık bir yıldır, Nisan 2013’ten beri de yoga dersi veren bir eğitmenim. Neleri öğrendim, neleri öğrettim, ne oldum, ne olmadım…
Yoga yürüdüğüm yol oldu, bazen politika oldu, bazen insan gönlü oldu, bazen “Aman canım nedir ki” oldu. Bir arkadaşımın dediği gibi, “Yaa o kadar fazla yoga yokmuş canım, hepsi de ‘hatha’ymış” oldu.
Adını tam öğrenemedim asanaların, ismini cismini tam telaffuz edemedim, ancak yoldaki öğretme yöntemi farklılıklarında arayışı gördüm. Ferhan Hocamın “Herkes öğretir ama kendi yönünü bulmak lazım. Bırak öğretsinler, yolda onu anlayacaklardır” cümlesini anladım.
Yolda ne aradığımız da, ne bulacağımız da, ne olacağımız da deneyimle, yaratma ve görme yeteneğimizle bağlantılı. Her birimiz insan olduğumuz kadar birer yogiyiz; yaşamlarımız, hikâyelerimiz, başa çıkma yöntemlerimiz, inançlarımız, yargılarımız, ümitlerimiz ile yoğrularak hayatı var ediyoruz.    
Var ettiğimiz hayatın inancı içinde yürümek, bilgileri yeniden deneyimlerken yaratmanın zevkini tatmak, tüketmeden yaşamak, yaşanmışlıkların ağırlığını taşımak yerine yenilerine yer açabilmek, yeninin heyecanını eskiyle bütün içinde görebilmek, icat edilmişi bir de kendimiz deneyimleyip yeni bir anlam katabilmek, hayatın içinde var olanı başkalarının değil, kendi gözlüklerimizle görme cesaretine sahip olmak.

Rişilerin, peygamberlerin, ermişlerin, bektaşilerin, bilgelerin, bilim insanlarının, filozofların bize bıraktığı mirası ödünç alıp üstümüze uydurmaya çalışmadan, deneyimleyip onunla bütün olmak, hissedip derinine yaşayabilme özgürlüğüne sahip olmaktır yoga.

22 Nisan 2014 Salı

İstemenin sorumluluğu

Bir gün terapistim bana “İsteyeceksin, tabii ki kendi tarzınla isteyeceksin, bu senin hakkın, başka kimin istediği gibi isteyebilirsin ki?” demişti.
Oleey! Bana hak veren birini bulmanın sevinci ve ümidi doğdu içimde. Şimdi şimdi isteklerimi yerine getirebilmenin, isteklerimin sorumluluğunu almanın, söylediklerime dikkat etmenin farkındalığını, sevincini, şaşkınlığını yaşarken, bakış açımın ne kadar dar ve bazen de saçma ve komik olduğunu fark edebiliyorum.
İste olsun. Tabii ki evren bize hizmet etmek ve bütün istek, niyet ve dileklerimizi gerçekleştirmek için burada. Biz sadece bunun farkında değiliz, farkına vardığımızda da bu hediyenin ne kadar sorumluluk dolu ve sonsuz olduğunu bilmiyoruz ve “Ama bu değildi benim istediğim, talihsiz başım” gibi arabesk tavırlarımızı da bırakamıyoruz.
Yola çıkmak, yolda kalmak, yolun sürekliliğini kavrayıp bilmek diye bir şey olmadığını ve isteklerimizin sonsuzluğunu; sonsuzluğun da bir döngü olduğunu, isteklerimizi değişik şekillerde dile getirmenin sonucu değiştirmediğini; isteklerimizin korku, öfke, hırs ve şiddet, üzüntü kapısını açtığını da görebilmeliyiz.  Kapı aralandıkça, kutupların karmaşası ortadan kalktıkça, içimizdeki bütünlüğü yeniden inşa edebiliriz.
Hayatımızdaki olayları, değişik açılardan görmek, onlara dair duygu, düşünce ve yargılarımızı her seferinde yeniden gözden geçirmeyi öğrenip derinine inmeye başlamaktır yol. Sabah kalkışın doğum, akşam yatışın ölüm olduğu ve ölümden sonra tekrar dirilişin, geçmiş veya geleceğinin olmadığı bir sonsuzluktur.
Unutmak veya yadsımak değildir YOL. Verdiğimiz anlamları, bildiğimiz değerleri yıkmaktır ve bu yıkılan değerlerin altındaki yeni ışığı, kendi özünü ve deneyimini yaratmaktır. Bildiğimizin değil yaratma gücünün bir parçasıdır.

Yaratıcılık ise sonsuzlukta, her gün yeniden varoluşun deneyimlenmesidir.

17 Nisan 2014 Perşembe

Kendinle karşılaşma

− Nasılsınız?
− İyiyiz, ay dün akşam bale çok güzeldi keşke gelseydiniz. Neyse programın arkasında masaj yapanların adları da yazıyordu.
− Haa iyi anne...
− Gelince bak bakalım onun adı da var mı!
− Ne fark eder anne, adam çok iyi, ayrıca gidip operada masaj yaptırmıyorum, anlamadım...
− Ben senin için bu kadar araştırma yapıyorum, söyleyeceğin bu mu...
Evet, kendimizi tanımak yerine diğerlerine adamayı iş ediniriz ki birliği tadalım. Ancak kendimizle yüzleşmek, kendimize iyi şeyler yapmak, bütün olmayı öğrenmek için önce kendimizi tanımalıyız. Utancımızla, endişelerimizle, yetersizliğimizle, duygularımızla, başarısızlıklarımızla, yapamadıklarımızla ve en önemlisi de içimizdeki en büyük korkularla karşılaşmayı öğrenmeliyiz ki diğer insanlara yardım etme bilincinden kurtulup birlik içinde, her birimizin değişik şekillerde hissettiği utancı, yalnızlığı, endişeyi, korkuyu, üzüntüyü ve her ne duygu karmaşası varsa, görme yeteneğine sahip olalım.
İçimizde yaşamak, bütünü anlamamıza yardım eder. Her birimiz kendimizden uzaklaşıp diğerine yardımı kendimize amaç edindikçe bütünden de uzaklaşıyoruz. Dışta görünen ve bütünlüğün olmadığı, hiçbir sevgi ve anlaşmanın yer almadığı, sadece yıkım, savaşlar ve kavganın yer aldığı dünyamız ve içinde yaşayan biz, aslında sadece kendi gölgemizden kaçıyoruz.
Yoga, gerçek bir eğitim, disiplin ve gerçek özgürleşmeyi getirir. Farkındalığımız geliştikçe, karşıtlıklar, çelişkiler, şiddet, kıskançlık ve en önemlisi benlik savaşından arınabiliriz.

Varoluşun −bir tüy kadar− hafifliğini, sadeliğini ve içinde barındırdığı uyumu tadabilme yolunda ilerlemek dileğiyle.

15 Nisan 2014 Salı

Anlam karmaşası

Anlam içimizdeki bir duygu, kelimelere, bağrışlarımıza yüklediğimiz bir ses; anlamsızlığa ya da bilmezliğe gidişteki zorluk ise hiçbir şeyi tanımlayamamak.
Sonsuzlukta anlam yok mu, var mı? Sonsuzluğun içindeki yeniliğe gidişte anlam olmasına rağmen korku, bilinmezlik, tanınmazlık ve tanıyamama var. Her birimiz, geçmişten gelen kavramları almış ve onları işlevlerine göre kendi hayatımıza sokmuş ya da çıkarmışız. Anlamlar gün geçtikçe yenilenmemiş, sadece hayatımıza uymaz hale ya da alışkanlık haline gelmiş. Her ne kadar bu durumdan çıkmak istiyoruz desek de onu tutunup kalmışız.
“Yeniye açılan kapı” sancılı, her ne kadar bu kavramı sevmesem de bugünlerde tam anlamıyla yaşıyorum. Pınar Hocam ile yoganın asanalarını tekrar keşfediyorum, nasıl yapılabileceğini ve vücudumun bu asanaları yapabilir hale gelişini gözlemliyorum. Her asana benim için bir yenilik olacak, her asana tekrarlanmayı ve yeniden öğrenilmeyi gerektirecek.
Asanalar yerleştikçe omurgamda açılan alanlar, içsel genişlememde yeni bir dünyanın kapısını açıyor, açıyor da bu kapı denenmemişlerin kapısı, bu kapı denenmişleri yeniden değerlendirme kapısı, yeniyi ve eskiyi harmanlama kapısı.
− Bağırma anne, herkes seni duyacak, deli gibi ne diye bağırıyorsun?
− İstediğimi anlatamıyorum.
− İlla bağırman mı lazım. Senden korkuyorum, sana bir şey olacak diye korkuyorum, lütfen anne.
− Başka bir kavga şekli olmalı, başka bir anlaşma şekli olmalı, insan anlam yoksunluğundan, her şeyin çokluğundan veya azlığından sürekli kavga edemez, tersleyemez ya da sürekli yönetmeye kalkıp etrafı yatıştırarak gülen yüzler yaratmaya çalışamaz... Aaaaah…
Bütün bunları düşünmeyi ve belki de hayatın içinde anlam aramak yerine, bütün tadı damağımızda kalan acıların yeniye yer açmak için olduğunu, içimize sindirmek için zamana ihtiyaç olduğunu, zamanın göreceli olduğunu, endişe yerine yaratıcılığı kullanmayı öğrenmeyi seçmenin bizi nasıl yaratıcı yapabileceğini anlamayı gerektirir.
Hayatımızı yaşam ve ölüm olarak sınırladıkça bu kapanın bizi iyice içine alarak daha da daraltması yerine, sonsuzlukta yaşamayı öğrenmeyi her gün reddetmeden yaşamanın tadına varmayı diliyorum. 
Namaste...

10 Nisan 2014 Perşembe

Yoganın etkileri

Yoga nelere yarar, neden ortaya atılmıştır, din midir, felsefe midir? Hareketler dizisi midir? Hareketler sonucunda neler olur? Hakikaten bedensel ve ruhsal blokajları çözer mi? Ve daha birçok soru...
Her gün yeni bir sayfayı çevirmeyi, yeni bir yanımızı tanımayı, insani veçhelerimizi tanımayı öğretiyor yoga bize; ne olduğumuzu, kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi, nasıl nelere maruz kaldığımızı. Çocuk yetiştirmekten insanlığı kavramaya, insanlık tarihinden felsefenin derinlerine inmeye, dinler tarihini incelemeye, astrolojiyle ilgilenmeye ve kıyısından köşesinden yıldız hareketlerinin etkilerini okumaya, tarımdan seracılığa, şifacılıktan eczacılığa, her türlü alanda bilgiye sahip olduğumuzu, her şey ile bütün olduğumuzu, bütünlüğümüzün varlığını fark etmemizi sağlıyor.
Yogayı yaşamımıza geçirmek, çelişkilerimizin anlaşılmasına, değişik durumlardaki deneyimleri değişik bir bakış açısıyla karşılamaya yarıyor. Garip, zor, anlamsız, ters yüz eden hareket dizileri, devşirilmemizi, silkelenmemizi, yenilenmiş bir bakış açısı ile dünyaya bakmamızı sağlıyor.
Deneyimlemek ve hayatı yoga ile yaşamak, bana ansiklopedileri her gün yeni bir bakış açısı ile okumayı; kapıları, eski ile yeniyi harmanlayarak, bazen eskiyi unutarak, bazen ta eskilerden yola çıkarak açmayı öğretti. Önyargıların kısıtlamasını, yaşamın sonsuz olduğunu, yaşlanmanın güzelliğini ve her yaşın, her insanın, bütün içinde deneyimlerinin ne kadar da birbirine benzediğini öğretti.
En önemlisi, sadece iki gözümle değil, bedenimin, organlarımın, hislerimin tümüyle dünyaya bakabilmeyi öğrenmeye başladım.
Namaste...

8 Nisan 2014 Salı

Açığa çıkan gerçek

Kıyamet (Arapçada يوم القيامة, kelime anlamı: "Diriliş Günü") birçok dinde ve inanışta bulunan, dünyanın ve evrenin yok olacağı âna verilen isimdir. “Apocalypse”in anlamı ise “gözler önüne sermek, ortaya çıkarmak, gerçeği açığa çıkarmak”. Apocalypse kıyamet ile hem eş anlamlı hem de çok farklıdır. 2012 yılının kıyametin başlangıcı olacağı söylenmişti. Bu dönem hakikaten de başladı, her şeyin olduğu gibi gözler önüne serilmesi, bütün çıplaklığı ile bize sunulması. Ancak biz halen, kıyametin gelmesinin yok oluş olduğuna inanıyoruz ve bu inançla da tüketici görevimizi sürdürerek artık sona gitmeyi, tutumumuzla dünyayı yok etmeyi bekliyoruz.
Her adımımızda, her buluşta yok ettiklerimiz yerine daha yıkıcı, daha yaralayıcı, daha zorlayıcı ve açgözlü yenilikleri ortaya koyuyor ve sürekli olarak bize sunulan gerçekleri görmezden geliyoruz. Sonsuzluğumuzu kabul etmeyi bir türlü başaramadığımız gibi, sürekliliğin var olduğunu da kabul edemiyoruz. Oysa bölümlere ayırdığımız hayatımızda, bir sürekliliğin, rutinin olmasından da hoşlanıyoruz.
Sonsuzlukta olmayan rutinin varlığı mı bizi rahatsız eden. Yoga bir yol değil, yogi olmak da farklı olmak değil. Hareketi diğerinden daha iyi yapmak, daha güzel bir kıyafet ile yapmak ya da zayıf veya şişman olmak değil. Yoga, diğerlerinin acılarına ve sevinçlerine kulak vermeyi, onları anlamayı, kendi hislerimizi anlatmayı ve yaptıklarımızı veya yapılanları tartıya koymayı öğrenmektir. Doğruların veya yanlışların olmadığı, sadece yaşayarak birbirimizi gözettiğimiz, tartıya koymadan, yargılamadan, yorumlamadan, olanı bütün açıklığı ile ortaya koymak yoganın amacı olan özgürlüğü deneyimlemektir. Yaşanan her şey bir deneyimdir, yaşanan her deneyim ise bizim özümüzü keşfetmedeki yapı taşımızdır.

Yoga yolunda, deneyimlerimizi paylaşarak, her gün deneyimleyerek yürümek dileğiyle.

3 Nisan 2014 Perşembe

Himsa

“Diğerlerinde kendin ol, ta ki ötekiler kalmayana kadar.”
Bütün söylemler bu tek cümlede birleşir. Yoga, yogi olmak, yolda olmak da...
Her din kitabının başı bu sözlerle doludur, her öğretinin başı sevgidir. Hayat yolumuzun amacı sevgiyi arayıp bulmaktır.
HİMSA ise zarar vermek, şiddetle yok etmek, parçalamak, ayırmaktır. Zararı nasıl veririz:
. Fiziksel, bedensel ve araç gereç yardımıyla: Dilimizde SAVAŞ
. Konuşma, dile getirme, tanımlama, psikolojik yıkım: DEDİKODU (Hak yeme, elinden alma, özgürlüğünü kısıtlama)
. Zihinsel: Diğerlerine karşı yapılan beddualar, düşünceler (Evrene negatif sinyaller gönderme yolu ile evreni kirletme)
Bütün bu öğretileri öğrensek de, onların ötesini tanıma özgürlüğüne soyunmak, farkında olup tanımaya çalışmak, ardından da içinde yeni bir deneyim, yeni bir formül bulmak… Öğretiler, buna sevgi olmak, kâmil insan olmak adını vermişler.
Utançla başlayıp kendimizi yıkıma götürmeyi, ardından diğerlerine de bunu yaymayı; daha büyük topluluklarda sınıflandırmayı, ayırmayı, parçalamayı, üstünlüğü, açgözlülüğü, haksız rekabeti, haklı olmayı, dinlememeyi, dayağı, savaşı, saymakla bitmeyen peşinde getirdiklerini ve sürekli bir devinim içinde bizim sürekli yerimizde saymamızı sağlayan bir öğe HİMSA.
Ahimsa (şiddetsizlik) ise bizim gerçek anlamda ötesine geçerek, yeni bakış açıları, yeni deneyimler ve birlik ile yolda hakikaten ilerlememize yardımcı olacak ve zaman kavramını ortadan kaldırabilecek bir bilinç düzeyi.
Günümüzde hem dünyada hem de Türkiye’de denenmemişlerin denenme zamanı ki biz bu labirenti kırabilelim, yogacı olmanın tadına varalım.
Namaste.
James Blunt’tan bir şarkı: “Bonfire Heart”

1 Nisan 2014 Salı

Ayurveda ve Yoga

2012 yılında Yoga ve 2013 yılında Ferhan Hoca’mdan büyük bir zevk ve şevk ile Yoga ve Ayurveda eğitimleri aldım.
Her ikisinin de ancak ve ancak uygulama ile tadına varılabildiğinin ve tanımlanabildiğinin farkına vardım. Ayurveda, yoga kadar kısa sürede anlaşılır olmadı benim için, kısa ve küçük bölümlere ayırarak başladım işe. Yoga ise uygulama ile sürekli hayatın içinde kalıyor.
Ayurveda bize sağlıklı bir bedenin ve uzun bir yaşamın sırlarını sunarken yoga, hayatımıza bir amaç katıyor. Ancak her ikisi de teorik olmayan, uygulandıkça anlam kazanan ve pratik yaptıkça bizi özümüzdeki mükemelliğe, mutluluğa ve haz alma duygusuna ulaştıran birer araç.
Ayurveda bedenin, doğru yiyecek ve bakım ile her gün yediklerimizden, soluduğumuz havadan, yaşadığımız ortamdan kaynaklanan toksinleri atmasına yardımcı olur.  Yoga ise öfke, kıskançlık, oburluk, açgözlülük, bencilik, güven eksikliği gibi duygusal ve zihinsel negatif düşüncelerden nasıl kurtulacağımıza dair yol gösterir.
Her ne kadar iki ayrı parça gibi algılasak da beden ve zihin bir bütündür, bedenimize uyguladıklarımız zihnimizi ve zihnimizde düşündüklerimiz ve kalbimizde hissettiklerimiz de bedenimizi etkiler.

Yerken yiyeceklerin ve sindirdiğimiz düşüncelerin farkında olmaya doğru bir yolculuk…