29 Mayıs 2014 Perşembe

Yeni yol

− Anlatın bakalım, neler yaptınız bu hafta?
− Bu hafta güzel miydi bilmiyorum, fena da değildi. Farkındalığım arttıkça çocuklarım artık benim çocuklarım değil de sadece insan durumuna geçiyor. Ben öğreten, onlar öğrenen değil de her birimiz birbirinden öğrenen varlıklarız. Bazen annelik konumum için kendimle savaşmak zorunda kalıyorum. Nasıl hem eğitmen hem de öğrenci olunduğunu gerçek hayatta öğrenmeye çalışıyorum.
Evet çocuklarıma artık öğrendiğim gibi annelik yapmıyorum. Anneler kızar, döver, öğretir. Hayır, beraber öğrenirler. Biz içi dolu sevecen varlıklarız, sınırlarımızı zorlasak da hiçbirimiz bunu diğerini incitmek adına yapmayız, sadece duyguları denemek ve kendimizi tanımak, sınırlarımızı bilmek isteriz.
Utandırıldıkça, ayrıldıkça, ezildikçe, zorlandıkça, bezdikçe ve her yerde aynı örneği gördükçe isyan yerine teslimiyeti seçeriz. Teslim olduktan sonra da yapılması gerekenler her yerden üstümüze gelmeye başlar.
Yogaya başladığımda, asanaların kolay olanlarından zorlarına adım atmayı heyecanla bekledim. Zorlarına adım attıktan sonra sınırlarımı genişletmenin, yeni yöntemler ile varlığımı sürdürmenin, yeniden hayata doğmanın, yeniden hayatı başka şekillerde keşfetmenin mümkün olduğunu öğrendim.
Kendimi tanımaya, kendimden utanmamaya, yaptıklarıma değer vermeye ve kutsallığımın değerini ortaya koymaya çabalıyorum.

Kendimle yeniden tanışıyorum. 

27 Mayıs 2014 Salı

Yaratıcı enerji

Öyle bir anlık samathiye çıkış ve ardından dünyadan elini eteğini çekmek değil yoga. Yoga, yaratıcılığı bu dünyada kabullenmeyi ve kullanmayı öğrenmek.
“Hayatınızın Amacı” adlı kitabında Dan Millman, yaratıcı enerjiyi şu şekilde anlatmış: “Yaratıcı enerji kabarıp taşan, dinamik bir niteliğe sahiptir; onun ifade bulmaya ihtiyacı vardır, o akmak ve kullanılmak için mevcuttur. Bu enerji iki yüzü keskin bir kılıç gibidir, yapıcı amaçlarla kullanılmadığı zaman, yıkıcı yollardan boşalır. Önü tümüyle kesilirse, duvara çarpıp sürekli yolunu arayan su gibi her bir şekilde dışarı çıkmaya çalışır. Fiziksel, duygusal ve zihinsel şekilde hastalıklar ve rahatsızlıklar yaratır”. 
− Keşfettim biliyor musunuz?
− Neyi Aslı Hanım!
− Geçenlerde “Uyumsuz” diye bir filme gittim kızımla. Filmde cesurlar toplumuna üye olmak için bir binanın en üst katından içinde ne olduğu bilinmeyen karanlık bir boşluğa atlanması gerekiyor. İşte yaşam da böyle bir şey... Ne oldu anlatmıyorum sonra, gidin bu filme, ben çok hoşlandım.
Filmin devamını bilmek ya da bilmemek önemli değil, aydınlığa mı karanlığa mı düşeceğimiz bize kalmış. Sadece o an içinde tutunabileceğimiz, ya hırs, öfke, sevgisizlik gibi geri dönüşümünü her gün ta hücrelerimizin en derinlerinde hissedeceğimiz duygular ya da geri dönüşümünü beklemeden başlayabileceğimiz bir sonsuzluk duygusu…
Yaratıcı enerjimizi nasıl ne yöne kanalize edeceğimizin seçimi bize verilmiş, evrendeki tezahürünün yapıcı veya yıkıcı olmasını seçmek de bizim elimizde. Bu enerjiyi, artık bildiğimiz biçimde, yıkıcı olarak kullanmamıza imkân verilmeyen bir döneme girdik. Deneyimlerin tekrarını değil, yaratıcılığa izin vermesini gerektiren bir dönem bu.
Evren, bizim savaşlarla, üzüntülerle, kırgınlık, kızgınlık ve öfke ile harap olmamız yerine, bize anlaşarak ayrılığımızdaki bütünlüğü fark edebileceğimiz ve ayrılıkları da bütünlüğün birliği içinde kullanabileceğimiz bir zamanı işaret etmekte. Bu döneme kadar kısır bir labirent içinde yaşadığımız zamanın hapishane duvarlarını yıkıp sonsuzluktaki yaratıcılığın içinde gözlerimizi açarak onu algılamayı öğrenmeliyiz. 

Gözlerimizi açıp içimizdeki tanrıya ulaşmak dileğiyle...

22 Mayıs 2014 Perşembe

Masallar diyarı

Masallarda hep bir iyi bir de kötü vardır ve “Sonsuza kadar mutlu yaşadılar” cümlesi ile biterler.  
Ne demek sonsuza kadar mutlu yaşadılar? Hiç hayatlarına kötü girmedi, hiç çirkin biri olmadı, hiç hırsız yoktu, hiç nefret yoktu, hiç savaş yoktu. Listeyi başında hiç olan bir sürü kelime ile doldurabiliriz.
Oysaki anda yaşamak; her anı, hem iyiyi hem kötüyü, hem geceyi hem gündüzü, hem güzeli hem çirkini yaşamayı gerektirir. Nefretimiz, kızgınlığımız, mutluluğumuz görüldüğünde, anlaşıldığında ve fark edildiğinde neyi, kimi affettiğimizi, neden şükrettiğimizi biliriz. Anında kendimizi negatif duygularımızdan temizleriz.
Negatifi anda yaşadığımız gibi, pozitife dönüştürmeyi de anda yaşarız. Birini yaşamadan diğerini yaşamaya çalışmak, kafamızda bir anlam karmaşasına yol açacaktır.
Dalai Lama, bir basın toplantısında gazetecilerin sorularını cevaplamış. Çok ateşli bir gazeteci, bütün söylediklerini kelimesi kelimesine yazmış. Bir ay sonra Dalai Lama’nın, daha önce söylediklerinin tam tersini söylediğini duyan gazeteci, basın toplantısı sırasında ayağa kalkmış:
− Sayın Dalai Lama, bundan tam bir ay önce sizin bu sözlerinizi not etmiştim. Şimdi bunun neredeyse tam tersini söylüyorsunuz, nasıl oluyor?
− Eğer hep aynı yerde kalsaydım o zaman bugün ben Dalai Lama olmazdım.
Bu hikâyeyi reiki masterım anlattığında bu sözleri bugünkü gibi anlamamıştım. Her gün kendimizin farkına varmak, yeni deneyimlerin hayatımıza girmesine ve hayatımızın yaratıcılığında anlayışımızın da değişmesine neden olmaktadır.
Ağırlıklarından arınmış bir beden, zihin ve ruh üçlüsü,  yaşamın bütün sürprizlerine açık ve olayları farklı bir biçimde içine almaya hazır olan bir üçlüdür.
Deneyimleri, kötü, iyi diye ayırt etmeden içimize almayı kabul ettiğimizde, gelenin içindeki anlamı fark ederken, kendimizdeki yaratıcılığı an içinde hissetmeye başlarız.

Ve sonsuza kadar yaşarız…

20 Mayıs 2014 Salı

Facebook veya sanal dünya

Buluşun aslı bence de çok güzel, ne zamandır görmediğim, yerini bilmediğim herkes yanıma geldi. Sonra görme ve görülme yeri olmaya başladı Facebook, bilen bilmeyen, interneti olan olmayan, yaşı tutan tutmayan herkes orada buluşmaya başladı. Benim çocuklarım bile arkadaşlarının neler yaptığını yaşlarını farklı göstererek oradan takip etmeye başladılar.
Dedikodu kış döneminden çıkıp yaz aylarında da hayatımıza girdi. Kimin ne zaman ne yaptığı, saat kaçta kalktığı bu sayfaya girdiği anda bilinmeye başlandı. Ben önce çocuklarımı kontrol adına girdim, ardından bloğumu tanıtmak adına kaldım ve bugün terk ettim Facebook’u.
Dünyamız gibi her şeyi içinde barındıran bu sanal dünyanın içindekilerden yararlanmak ve onları kullanmak aslı amaç olmalı. Oysa şiddetin, sonsuz bir hırsın, bitmek tükenmeyen bir anlatma ve kendini gösterme isteğinin, sadece sahte bir “benlik” yaratmanın aracı oluyor. Kısır bir döngü içinde, egomuza tekrar tekrar dönmemize sebep olan bir yere dönüşüyor.
Oysa böyle sanal bir birleşme, alçakgönüllü bir ruhla ve doğrulukla bir buluşma yaşandığında, egomuzu yok etmeden beraberce terbiye edebilmek ve her birimizin içindeki öz benliği bulup ortaya çıkarmak mümkün olacaktır. Geliştirmemiz gereken en önemli ilişki de budur.  
İnsanlığımıza sanal ya da elle tutulur dünyada, cennette veya cehennemde, nerede olursa olsun ulaşmak dileğiyle...

Namaste

15 Mayıs 2014 Perşembe

Kurallar ve kanunlar

Yasaklanan ve yasaklanmayan, kural olarak bilinen, lazımlarımızı ortaya koyduğumuz ve anlamları geçiştirdiğimiz bir dünya yarattık kendimize.
"İnsan sept günü için değil sept günü insan için yaratıldı." İsa Peygamber
Biz konulan kuralları, söylenen sözleri bazen rahatlıktan, bazen korkaklıktan, bazen bağımlılıktan, bazen de utanma korkusuyla kabul eder ve uygularız.
Farkına varmadığımız ise uyguladıklarımızı içselleştirmediğimizdir. Dini kitaplarda anlatılanları, şirilerin bilgilerini, ermişlerin özlü sözlerini yazıp okuduğunu anlatan ve moda akımı şeklinde bunları tüketim malı haline getirenlerin bulunduğu bir dünyada kaçımız bunları deneyimliyor?
Yoga, anladığımı, anlattıklarımı, yaşadıklarımı fark etmemi, sorumluluğunu kalbime yerleştirmemi ve taşımamı sağladı.
Yaşamayı hareketin içinde öğrendikçe içimizdeki yaradanı keşfederiz.

Namaste.

13 Mayıs 2014 Salı

Anneler günü

Anneler günü, babalar günü, çocuklar günü, kadınlar günü... Beş vakit namaz, meditasyon, pazar sabah ayini, Şabat... Bütün bu günler, zamanlar, saatler bizim farkındalığımıza yapılan bir çağrıdan başka bir şey değildir.
Hatırlatmaları dikkate almak, hatırlatmaların ne anlama geldiğini anlamak, hayatımızda bulunan değerlere ve sorumluluklarımıza her gün sahip çıkmanın önemini vurguluyor.
Sorumluluklarımızı bilmek, onlara sahip çıkmak; kırgınlıklarımızı, içerlemelerimizi hatırlamak; kullandığımız kelimelerin o anda içimizde uyandırdığı etkiyi hatırlayıp neden ve niçin söylediğimizi anlamak, karşımızdakine ve kendimize verdiğimiz önemi gösterir.
Kendimizle ve dünya ile bir bütün halinde yaşamaya başladığımızda; gün, saat, zaman kısıtlaması, kutlanması gereken bayram veya uyulması gereken herhangi bir dini sorumluluğumuz olmayacaktır.
Hayat içinde disiplini bulmak, günlerinizin tamamını farkındalık bayramına çevirir. Acı, üzüntü ve keder yerini anlayışa bırakır. Anlayış ise bütünü, birliği gerektirir.
Disiplin, direnç gösterdiğimiz sürekli bir tekrarı ve rutini gerektirir. Disiplin, içindeki rutin odaklanmayı; odaklanma ise olayları, yapılanları başka bir gözle görmeyi sağlar. Yeni bir gözle görme yeteneği ise fikirlerimizde, inançlarımızda özgürleşmemizi sağlar. Özgürleştikçe, yapacaklarımızı sınırlamak yerine, yeni ufuklara doğru yol alma cesaretine sahip olacağımız gibi, daha kararlı ve detaylı düşünürüz.

Disiplini rutin olmaktan çıkartıp yeni ufuklara açılan yelken olarak kullanmak dileğiyle...

8 Mayıs 2014 Perşembe

Hazır olmak

− Neden olmuyor anlamıyorum, ancak çok ısındığımda ya da birkaç kişi ile ders yaparken köprüye kalkıyorum!
− Ne bileyim, bence en iyisi bu hafta sonu Godfrey Deveureux ile yoga yaparken ona sor.
Ferhan Hocam böyle söyleyince cumartesi sabahı Godfrey’in yanına gittim.
− Ben köprüye çıkarken hep bir yere gelip takılıyorum, kendimi yukarı itemiyorum.
Bana baktı, gülümsedi ve “Hazır değilsin demek ki!” dedi.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Yoga ile yoğrulmasam, “Hay salak adam, bu ne biçim cevap, tabii kendi yapıyor ya” gibi düşünceler geçerdi içimden. Oysa ilk defa, hazır olmanın anlamını düşünmeye başladım.
Derse girdik, Godfrey oturdu; “Ben derslerime hiç hazırlanmam, derslerin ilhamını bana öğrenciler, deneyimler, yaşanmışlıklar, sabah derse giderken yolda olan olaylar verir. Yoga dersini, hareketi yaptım, yapamadım, iyi yaptım, ay ne güzel, asanaları gerçekleştirdim ile ziyan etmeyin. Yoga yaşamın kendisi...” sözleriyle derse başladı.
Öğretiler, öğrenim, dersler, anlatılanlar, her biri bizi zenginleştirirken aynı zamanda fakirleştiriyor. Verilen doğruları almak, onları olduğu gibi öğrenip içselleştirmeye çalışmak… Biz yaşamı anlamıyoruz, yaşam bize bir kitap içinde teorileri ile veriliyor. Çalıştıkça anlamlarını bozup kişiselleştiriyoruz. Halbuki tek bir yol yok, bir işi yapmanın bir sürü yöntemi varken biz bunları gözden kaçırıyoruz. En iyi görünen yöntemi almak yerine herkesin kullandığını alıyoruz ki birlik içinde olmayı bilelim.
Biz hem gören hem görüleniz, sadece gören değil, gördüklerini değiştireniz. Yaşamımızda bize verileni, söyleneni, anladığımız gibi değil; bir sanatçı gibi verileni ve verilmeyeni ellerimizle işleyerek, öğüterek, özümseyerek, tadarak, dokunarak, hissederek, görerek, sadece dışını değil, içini de merak ederek yeniden ortaya koymaya ve değiştirmeye çalışmak bizim varoluşumuz.
Yogayı biçimsel olmaktan çıkarıp yaşamımın içine katmanın gerçek hazzını yaşadım bu hafta sonu. 
Namaste!

6 Mayıs 2014 Salı

Beraberlik

Gözlerimiz ve zihnimiz, her ne kadar birçok kitabı, binlerce kez aynı satırları okumuş olsa da hiçbirini tam bilemeyiz. Bilmek kalpte hissetmektir, bilmek yaşamaktır, her yaşayış da yeni bir öğreniştir. Bilmek, her yeni deneyimde bilmediğimizi fark etmektir.
Sufi inanışına göre, Allah katına çıkıldığında bütün dünyevi başarıların anlatılmasından sonra, Tanrı karşısındakine kalbini sorarmış; “Eğer kalbiniz sizden razı ise, Ben de sizden razıyım. Kalbinizin en derinliğiyle olan ilişkiniz, Benimle olan ilişkinizdir.” dermiş.
Katı fikirler, olumsuz yargılar, kanılar, eleştiriler, benliğin önemsendiği ancak bedenin, zihnin ve ruhun arka plana atıldığı her düşünce, söz ve fikir kalbi karatır. Bilmek, karşılaştırmayı, eleştirmeyi, kınamayı, kıskançlığı, hırsı, kini, nefreti artırır.
Denemenin yolu, farklılıkları fark etmek, hapishane duvarı örmek yerine, duvarları olmayan binlerce çiçeğin, çimenin, otun ve bilemediğimiz binlerce hayvan türünün içinde yaşadığı sonu gelmek bilmeyen bir bahçede birlik içinde yaşamaktır.
Almanya’da şu anda yeni yapılandırılan bir ormanda ayılar, kurtlar, Almanya ikliminde yaşayabilecek vahşi hayvanlar serbest olarak gezerken, orman insanların kullanımına da açılmış durumda.

Beraber yaşamanın özgürlüğüne inanış yolunun, her geçen gün daha da kendini gösterdiği bu dönemde beraberce yürüyebilmenin tadını çıkarmak dileğiyle.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Varoluşun dayanılmaz ağırlığı

− Bak kızım, karşındakine nasıl olursan o da sana öyle davranır, sen naziksen o da nazik, sen iyi isen o da...
Bu söylevlerin anlamının her geçen gün değiştiğini, anlamlarının ne olabileceğini düşünüp aynı kelimelere bir de değişik açılardan bakmanın yararını anlamak, onları farklı değerlendirebilmek, annem sayesinde öğrendiğim bir şey...
− Anne bence onun anlamı, sen kendine nasıl davranıyorsan karşındaki de sana öyle davranıyor.
− Sen hep kendi egonla hareket ettin tabii, hep sen sonra başkaları…
Yoga ile bunu kavramaya başladım, ben kendime ne kadar açık yürekli isem, evren de bana açık yürekli, ben kendimi ne kadar berrak görebiliyorsam evren de bana kendini o kadar berrak tanıtıyor, ben kendime ne kadar saygı gösteriyorsam evren de bana o kadar saygılı…
İkilik içinde bütünü fark ettiğimizde; kime, nasıl davranmışım, kimi üzmüşüm, kimden nefret etmişim pek de önemi kalmayacak, dönüp dolaşıp geleceği yer gene ben olacağım.
“Etme bulma dünyası” diye boş yere söylenmemiş. Her hareketimizi, her sözümüzü, kalkışımızı yatışımızı, tüketişimizi, bu bilinç içinde yapmaya başladıkça, tahammül etmek yerine kendi kendimizle yüzleşmeye başlayarak, bazen hoşlanmadığımız şeyleri yapacak, yaşayacak ve deneyimleyeceğiz. Dönüşüm ancak deneyim yoluyla bizi bize bulduracaktır.
Değişim, dönüşüm ve deneyimi umutsuzluk ve ihtiyaç yüzünden yaşamak yerine yerimizi bulmanın huzuruna kavuşalım. Her birimiz bir olduğumuz kadar ayrı bir veçheyiz, bütünlüğü sağlamak için buradayız. Yerimizi yaratmak ümidiyle...

“Ay güneşin önünde bir derviştir, ama gecenin yıldızları arasında en parlak odur.”  Sufi deyişi