26 Haziran 2014 Perşembe

Düşünceler

Hayatımızı şekillendiren düşüncelermiş. Düşüncelerimizin ne zaman, nerede, hangi anda geldiklerini anlamamızı sağlayan ise nefesimizmiş.
Bazen kendimizi dinlemek için her şeyden tamamen uzaklaşmak, kendimizi keşfederken çok yararlı oluyormuş. Çıktığım yolculukta yeni bir mantra öğrendim: “Lokah samastah sukhino bhavantu”. Anlamı: “Yaşayan herkes mutlu ve özgür olsun, benim sözlerim, hareketlerim ve düşüncelerim bir şekilde bu mutluluğa ve özgürlüğe katkıda bulunsun”.  
Yogada karşıma çıkan bu sözleri sürekli tekrarlamak, beni düşüncelerin, sözlerin ve hareketlerin anlamını fark etmeye, onları kendimden ayrıştırmaya ve dışarıdan incelemeye sevk etti. Gün içinde emir olarak algıladığımız, tenkit olarak gördüğümüz, kendimizi sevilmez hissettiren hareketlere maruz kaldığımız ve düşüncelerin altında ezildigimiz anlarda, her birini içimizde tekrar şekillendirmeden önce incelemeye almaya sevk etti beni bu mantra. Yanlış anlaşmaların, tecritlerin, sevgisizliklerin, yalnızlığın, gerekliliklerin olmadığı bir dünya ile karşılaşmamı sağladı. Dışarıdan baktığımızda, duygularımız ve düşüncelerimizi karıştırmadığımızda ayrımı daha kolay yapabilme yetisine ulaşıyoruz. 
Nefes ilk yardımcımız, içeride kalmışlar içinse yoga hareketleri ve meditasyonu yanımıza aldıktan sonra yaşamımız daha da kolaylaşmaya başlıyor.  
Sörf tahtasında hiç durmadım, daha doğrusu denemelerim pek başarıyla sonuçlanmadı. Sonra bir daha elimi hatta ayağımı bile sürmedim. Costa Rica’daki eğitmenlik kursu sırasında tanıştığım eğitmen adaylarından biri, bana yeniden sörfü anlattı, “Oturup bütün dalgaları incelemelisin sörfe başlamadan önce. Nereye doğru gittiklerini, nerede birleştiklerini, nerede son bulduklarını, ne zaman yükseldiklerini ve alçaldıklarını”.

Yogayı anlamak, çalıştığınız öğretmenleri ve veya öğrencileri tanımak için nefeslerini dinleyin, nefesleri ile birleştiğinizde birliği hissedebilirsiniz. İçinizdeki bu şarkıyı her gün duymanız dileğiyle.

24 Haziran 2014 Salı

Kendini bulmak

Yapılan yolculuk geri dönüş için özümüze, tanrıya veya geldiğimiz yere. Geriye dönmek için çabalarken korkularımız, şüphelerimiz, bildiklerimiz, bilmediklerimiz bizi bir durgunluğa getirse de bir türlü huzurumuzun içinde yaşayamıyoruz. Ya sürekli arayışta, ya sorularla ya da memnuniyet edası ile olduğumuz yerde kalıyoruz.
Her ne kadar sonsuzluk içinde yaşasak da tekrar ne zaman dünyaya döneceğimiz, nasıl döneceğimiz bile belli değil. Bilmezlik bizi yavaşlatıyor ve alışkanlıklarımızın konforunda oturmayı, değişiklikleri görmemeyi ya da önemsememeyi öğreniyoruz.
Burada olduğumuz sürece, yaşadığımız dünyayı güzelleştirmek için dünyanın bizi huzurda tutmasına yarayacak işleri yaparak mutlu olduğumuzda, etrafımızdakilerin de yollarında rahatça ilerlemesine yardımcı olabiliriz.
Bir kişinin yaptığı bir tablo, diğerinin yazdığı bir yazı, ötekinin ördüğü bir kazak, her biri dünyada birinin işine, birinin mutluluğuna veya birinin sadece gülümsemesine yardımcı olacaktır.

Bu yüzden yapacaklarımızın ne getireceğini bilmeden korkusuzca yapabilme özgürlüğüne erişmek dileğiyle...

19 Haziran 2014 Perşembe

Müzik ve yoga

“Siz müzikle mi yapıyorsunuz yogayı? Bence yoga, tai chi gibi sessizlik içinde yapılmalı ki sessizliği, ölümü, boşluğu hissedebilesiniz.”
Seneler evvel tai chi hocam Süha Bey bana bu sözleri söylediğinde, bu değişime hiç ulaşamayacağımı düşündüm.
Müzik bence bir bütünleyici idi. Yoga bir dans sanatı, kendini ifade sanatı ve müzik de onun tamamlayıcısı.
Yoga sırasında dinlediğimiz müzikler sadece sufi müziği ya da budha türü, meditasyon müziği olmak zorunda değil. Bazen pop, bazen hip hop, rock’n roll, hatta hard rock bile olabilir.
Bazıları hayatımıza anlam katmış, bazıları yaşanmışlıkları beraberinde taşıyan şarkılardır. Yoga sırasında yaşanmışlıkları tekrar ve dışarıdan farkındalıkla izleme imkânını sağladı müzik.
Yeniden gözden geçirmemi, şekillendirmemi ve bazen de olayları tamamen görüp artık onlara yol vermemi sağladı.

Hayatınızın müziği ile yoga yapmanız dileğiyle... 

17 Haziran 2014 Salı

Kabuğu kırmak

Hiçbirimiz yeni kalmayacağız, değişeceğiz. “Bu onun karakteri”, “O hiç değişmedi ki” gibi sözler aslında doğru değil, zaman içinde hepimiz istesek de istemesek de değişiyoruz.
İstemek veya istememek, sorumluluğun altında kalmak veya var olan imajın yıkılması bizi korkutan. Kendimize yarattığımız kabuklara o kadar alışıyoruz ki sadece onlardan çıkmak istemiyoruz. Bir kısmı öğretilen, bir kısmı kendimizin yarattığı kabuklar. Her birimizin farklı olduğunu düşünmesi de yarattığımız kabuklardan kaynaklı. Aslında kabukların görüntüsü farklı olsa da herkesin isteği sadece güvende hissetmek, sevilmek.
Bazıları güvende hissetmek için güvende hissettirir; bazıları eşine, çocuklarına sarılır. Bazıları sevgi için kiliseye, cemaatlere bağlanır. Bazıları tam güveni bulmak için yalnız kalır. Aramadıkça saplanırız bulunduğumuz bataklığa, bilgi içindeki cehaletimiz de orada başlar. Öğrendik sanırız, biraz olsun toplumun istediği özelliklere sahip olduktan sonra. Bilgi bizi körleştirir, cahilliğimizi artırır, sınırlarımızı daraltır.
Yoga bize her şeyin her gün değişik olacağını hatırlatan bir uygulamadır. Asanaları yaparken bir gün başarılı, bir gün esnek, bir gün dengesiz, bir gün çok rahat oluruz. Her gün ve her saat değişim gösteririz. Farkındalığımız da günün her saati başka şekilde çalışır, bazen anlarız, bazen fark eder, bazen ısrarcı oluruz. Yani insan kalırız. Kusursuz olamayacağımızı fark ettikçe ve hata yapabileceğimizi kabul ettikçe ne başımıza gelenler ağır, ne yaşadıklarımız kabul edilemeyecek kadar acı olur. Bu sayede bırakabilmeyi ve her güne yeniden başlayabilmeyi başarırız.

Mükemmelliğin sınırlarını zorlayarak geçireceğimiz bir yaşam dileğiyle…

12 Haziran 2014 Perşembe

Hayat dersi

“Geçen gün bizim komşu aradı, teknenin motoru suya inmiş diye. Gittim ki sular çekilmiş ve suya inmem için tekneye atlamam gerekli, atlarım atlamasına da sonra nasıl çıkarım. Aman deyip bıraktım, bırakmasam belki de biri gelip beni bulana kadar teknenin içinde oturmam gerekecekti. Fırtına mevsimi… Bizim sitenin işlerine bakan oğlanı aradım, zamanın olduğunda gel de bunu çıkar diye ve teknenin motorunu bozulma pahasına orada bıraktım.”
İşte bu dayımın bana verdiği hayat dersi. Hayatımız da böyle. Sabah kalktığımız andan yatana kadar her söylediğimiz, her yaptığımız, her deneyimlediğimiz sonsuz olasılıklara açılan kapımız. Kendimiz için kararlar alıyoruz; hiçbir kararımız ne annemiz, ne çocuklarımız, ne de Tanrı için. Sadece biz öyle söylüyoruz.
Teslimiyet de bu olsa gerek diye düşünüyorum, aldığım en küçük kararın farkında olup sonucunu bilmeden bu kararı uygulamak. İnsanlar hakkında yorum yapar, başkalarının kararlarını sorgularken fark etmemiz gereken tek şey bu. Dedikodu yaparken, başkasını tenkit ederken neleri nasıl düşündüğümüzü ortaya koyup sıkıştığımız alanları ortaya çıkarıyoruz. Bir şeyi yapmamaya ya da yapmaya karar vermeye adım atıyoruz, attığımız adımları düşünmeye çalışıyoruz. Ve orada sıkışıp kalıyoruz.
Yoga sayesinde sıkışmanın sonunda hep bir açılma, değişim meydana geldiğini cisimleşmiş bir halde anlamaya ve görmeye başladım. Değişimin aslında ele tutulur ve gözle görülür olduğunu anladım. Ancak değişimin nereden geleceğinin, nasıl başlayacağının ve ne olduğunun, hiçbir zaman çözemeyeceğim bir denklem olduğunu anladım.

Sabırla bekleyip görmenin hafifliği ile yaşamak dileğiyle…

10 Haziran 2014 Salı

Teklik ve birlik

Tek ile bir aynı anlamda algılansa da teklik; bir bireyi, bir olanı, bir taneyi, yalnızlığı, sınırsızlığı, tek sayıyı temsil ediyor. Birlik ise çokluğu, sonsuzluğu, değişkenliği, disiplini, rutin olmayanı ve daha birçok anlamı içine alıyor.
− Elif, Gaye ile konuşurken bakıcı gibi birisinin babamı oyalaması nasıl olur diye bir fikir attı ortaya, ben de buraya yakın bir bakım evini aradım, yarın gidip eğitimli bakıcıları görmek istiyorum. Sen ne dersin?
− Ben de babam için çok şey aradım, kolektif, birileriyle bir şey yapsın diye, ama Allah kahretsin Türkiye’yi bilmiyorum, bugünlerde orada yaşamak bile istemiyorum. Zaten Türkiye’de olduğum dönemlerde de birbirimizle konuşmadığımız için... Ben zaten babamı alıp gezdiriyorum bütün işlerimi bir kenara bırakıp...
− Ben sadece fikir sana nasıl geldi diye bilmek istemiştim...
Konuşmamız uzayıp gitti. Sorulan sorunun amacı birlik içinde bir karara varmak, ancak biz oluşumuzu yaptıklarımıza, başarabildiklerimize, varlık olarak kendimizi ortaya koyacak şeylere dayandırdığımız için “birlik” içinde yaşamayı unutuyoruz.
Birlik içinde yaşamak yapılanın sonsuzluğunu fark etmektir, sınırların olmadığını anlamaktır, muhtaçlık ve acının olmadığını kavramaktır. Birlik, her birin kendine has olanı ortaya koymasına izin vermek ve gidilen yolda daha güçlü bir adım atmaya yardımcı olmaktır.
Yapboz gibi, her parça kendi beden yapısı içinde resmin bir parçasını oluşturur, hepsinin birleşiminden büyük resim ortaya çıkar.
Yapbozun parçalarından biri olma deneyimini yaşayabilmek dileğiyle...

Namaste.

5 Haziran 2014 Perşembe

Yoga felsefesi

Yoga, Hindistan’daki en eski felsefe sistemlerinden ikincisi, bu sistemlerin bütününe Darshanlar adı veriliyor. Bunlar birbirinden ayrı olmaktan çok birbirlerini tamamlayan felsefeler. Yakınlıklarına göre ikişerli gruplara ayrılmış olan bu sistemler sırasıyla:
Yoga ve Samkhya (en eskiler), Vaiseska ve Nyaya,  Purva Mimamsa ve Vedanta. Sonradan Budizm ve Jainizmin de katılmasıyla Hint felsefesinin gelişmiş parçaları bir araya toplanmıştır.
Yoga, Samkhya ve Vedanta, insanın metafiziksel varoluş nedeniyle ilgilenirken, Purva Mimamsa ise tanrıya geri dönüş yolunda merdivenlerin çıkılmasına yardım eden ayin ve davranış kurallarını anlatır. Vaisesika ve Nyaya ise evrende denenmiş olayların gözlemlerini anlatan ve analiz eden felsefe sistemleridir. Bütün bu sistemlerin toplamı; metafizik, din, nihai gerçeklik, dünyevi gerçeklik ve ruhsal özgürlüğün anlamlarını kavramamızı sağlar.
Bu sistemlerin öncüleri, öğrencilerinin kolayca öğrenebilmeleri için “Sutra” denen kısa ve özlü cümlelerle düşüncelerini anlatmışlardır. Sutranın kelime anlamı ipliktir ve dokumalardaki her ilmik gibi, bütün Sutralar birbiri ile bağlantı içindedir.
Sutralar tam bir cümle değildir. Birden fazla anlama gelmezler. Anlamları, dokumanın katmanları gibi her bir Sutranın katmanları arasında gizlidir. Bir Sutranın bütün açıklığı ve detayları ile anlaşılabilmesi, ancak ve ancak gözün her gün yeniyi, kulağın her bir sesi, tenin her bir katmanı, burnun her bir kokuyu ve dilin her bir tadı ayırıştırıp yeniden birbirleriyle harmanlamasını gerektirir.
Yoga, geri dönüş yolculuğumuzda bütün duyularımızı her gün başka şekillerde kullanabilmemizi sağlarken, zihinsel olarak yeni ufuklar açıp ruhani alanda genişlememize de yol açar.

Namaste...

3 Haziran 2014 Salı

Okul

− Anne, biz bu 21 seneyi belki de boşuna kaybediyoruz.
− Hangi 21 sene oğlum?
− Ya şu okula gidiyoruz ya, ondan sonra üniversite. Hemen işe başlasak, ben şimdiye 30.000 euro kazanıyor olurdum. Ne var ki biyoloji, Almanca...
Oğlum bunları anlatırken, birden üniversitede okuduğum sırada kızlardan birinin söylediği söz aklıma geldi, “Ya ben evlenmeye karar verdim, bana ne Dante’nin ‘İlahi Komedya’sından...”
İşte hayata da bu şekilde başlıyoruz ve bildiklerimizi, içimizde de bildiğimizden emin olduğumuz için öğrenmenin anlamsızlığını kavrayamıyoruz. Öğrenmek değil bizim yapmamız gereken; aslında okuyup, gözlemleyip, bazılarının farkına varıp, bazılarını deneyimleyip sonra da yeni sonuçlar çıkarmak. Sonsuzluğun içindeki işleyişi, sınırları tanımak aslında hayat.
Hastalıkların bir uyarı olduğunu, onları değerlendirme yollarını ve hayatımıza neler getirdiklerini fark etmemizi sağlamak yoga. Güzel günlerin yaşanması gerektiğini, hastayken izlemeyi, nelere dikkat edilip nelere edilmeyeceğini, sonra neler yapabileceğimizi öğrenmek. Yani sınırlarımızın sonsuzluğuna bir mehter takımı edasıyla bakabilmektir yoga.
“Biz, kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslayacak biçimde yetiştirildik, eğitimimiz ve kültürümüz ona dayanır. Böylece, olduğumuzdan daha başka biri olabilmek için uğraşırız.” J. Krishnamurti