30 Eylül 2014 Salı

Aparigraha

− Aynı Nimet Hanım.
− Hayır canım, nereden çıkarıyorsun, ben annene benzemem. Kin falan tutmuyorum ama zamanında beni çok kırdı annen.
− Hâlâ bunları mı taşıyorsunuz anne?
− Yok canım, ben bunları ta derinlere gömdüm. Ama bazı lafları duyunca, canımı acıtıyor.
Sahip olmak, tutmak, tutunmak, bırakamamak, bağlanmak, onsuz olamamak... Her biri özgürlüğümüzden bir adım uzaklaştıran, bizi her gün zehirleyen, içten yıkan ve içimizdeki ışığı söndüren bir sürü olay.
Aparigraha, yamaların son şartı, bırakabilme yetisine, koyuverme yetisine, her şeyin geçici olduğunu bilme yetisine sahip olmayı bilmek.
Thich Nhat Hahn konuşmalarından birinde şöyle demişti: "İçimizdeki koca dünya bir süpermarket gibidir, rafların her birinde bir sürü eşya, yiyecek, içecek, mal, mülk, para ve daha ne isterseniz bulursunuz. Raflardan aldıklarınıza baktığınızda düşünceleriniz ne ise içinizde de o yeşerir".
İçimizde tuttuğumuz ve her raftan alışımızda hüzün ve acı veren anılar, içimizde sadece hüzün ve acı tohumlarını yeşertir. Ele aldığımızda mutluluk ve huzur verenler ise rengârenk çiçekler, ışıklar haline dönüşürler.
Anı yaşayıp sadece o anın tadını anlamayı bilir, sonrasında ne olacağına dair hayal kurabilir, ama beklentilerimizi, düşüncelerimizi, planlarımızı bunların üstüne kurmadan, o andaki düşünceleri nefesimizle dünyaya salıvermeyi bilirsek nefes alıp vermenin, geçiciliğin ve yeniden içimizdeki süpermarkete girmenin tadına varabiliriz. Eğer her birini süpermarketin içine yığmaya çalışırsak, altlarında ezilir, boğulur ve oradan çıkamayız.
Her birimiz özgürce karar verebilme, istediklerimizi gerçekleştirebilme güdüsüyle bu dünyaya geldik. Özgür olmak için, tek yapmamız gereken ise Beatles'ın şarkısında olduğu gibi, "bırak olsun" (let it be) demek...

Namaste.

25 Eylül 2014 Perşembe

Brahmacharya

Yamalardan biri de Brahmacharya. Brahma; Mutlak, ebedi, "erdemli yol" ve charya, izlemek anlamına geliyor.
Brahmacharya: Erdemli bir yol izlemek, fazla tüketmemek, aşırıya kaçmamak, arzularına sahip çıkabilmek, bilinçli bir yaşam.
Budistler veya Hindular için 5-20 yaş arası, Vedaları ve Upanishadları okuyarak genç ruhun, cinsel veya başka bir arzuyu tatmadan görevlerine sahip çıkmayı öğrendiği yaşlar.
Son Almanya seyahatimizde "Hector ve Mutluluk Arayışı" adlı çok hoş bir film seyrettim. Ardından Hector ile ilgili üç kitap daha buldum: “Hector ve Zaman”, “Hector ve Aşkın Sırları” ve “Hector Yaşamını Değiştiriyor”.
Her biri yaşamı anlatıyor, bugün Brahmacharya'yı ele almaya karar verdiğimde “Hector ve Aşkın Sırları” kitabının son sayfalarındaydım.
Kitaba göre aşkın bileşenleri:
Birincisi yoksunluk, yoksunluğun karşıtı bolluk, dolgunluk, varlık.
İkincisi suçluluk, karşıtı verebilmenin mutluluğu.
Üçüncüsü öfke, karşıtı deneyimlemek, keşfetmek, tanımaya çalışmak.
Dördüncüsü değer bilmemek, karşıtı kendini sevmek ve kendini bilmek.
Beşincisi korku, karşıtı huzur.
Bu satırları okurken, her gün  sınırlarımızı zorlayıp bu ikilemler arasında birinden ta diğerine kadar çalkalanışımızı, sarsılışımızı ve bu gidip gelişi bir türlü göremememizi düşündüm.
Farkındalıkla erdemi bir araya getirdiğimizde, gidip gelmek yerine, asanalarda duruşun, oturuşun formunu almaya başlar hale geliyoruz. Asanalar mı bizi oturtuyor yoksa biz mi asanada duruyoruz, aslında pek de farkı kalmıyor.
İçimizde var olan kapıları, yoganın ışığı ile her gün biraz daha aralayabilmek dileğiyle.

23 Eylül 2014 Salı

Asteya

Yamalardan üçüncüsü asteya; çalmamak, diğerlerinin haklarına saygı duymak, suiistimal etmemek. 
Geçenlerde Güneş ile konuşurken bana bir kitaptan bahsetti, kitabın bir sayfasını gönderdiğinde çok etkilendim. 
"Vahşi dişiyle konuşmak için bir kadının geçici olarak dünyayı terk etmesi ve bir yalnızlık haline girmesi gereklidir. Uzun zaman önce İngilizcedeki alone (yalnızlık) sözcüğü ayrı iki kelime olarak ele alınırdı: All One (hep bir), All One olmak temelli ya da geçici olarak tamamen bir bütün olmak... Yalnızlığın amacı budur..." Kurtlarla Koşan Kadınlar - Clarissa P. Estes 
Bu satırları okurken aslında dünyaya gelişimizden itibaren asteya halinde yaşamımızı sürdürdüğümüzü düşündüm. Ancak derinine indikçe, yaşadıkça, farkında oldukça bugüne kadar anlamlarını ödünç aldığımız kelimelerin oluşturduğu bir dünyada yaşadığımızı hatırlattı. 
Ailenin, kardeşliğin, arkadaşlığın, bütünlüğün, köklenmenin, çocukların, affetmenin, sevmenin ve daha bir sürü öğreti ve kelimenin anlamlarını anlamadan kullandığım günlerde farkına varmadan yaşadım. 50'li yaşlarıma doğru basamakları hızla çıktığım bugünlerde, hayatı yeniden tanıyor, ödünç olmayan kendimin anlamını fark ederek ve her gün yeniden adlandırarak yaşıyorum. 
Ermişlerin, dikkat edilmesi, hatırlanması gereken bu kurallar konusunda neden bu kadar titiz olduklarını ancak şimdilerde anladım. Kendimi; saygılı, çalmayan, hırsızlık yapmayan bir kişi olarak tanımlayabilmenin o kadar da kolay olmadığını fark ettim. 
Artık korsan video almayan, her kelimede birkaç kez yutkunarak bazen çocuklarım için daha uzun açıklayan, kendini duyan, dinleyen ve farkında olarak sözlerini sarf eden yeni bir ben içinde yaşamayı öğreniyorum.

Namaste!

18 Eylül 2014 Perşembe

"Özde, sözde bir ol!"

Yamalar, etik ve ahlaki kurallardır. Aslında bütün kuralların da içinde barındığı en önemli birinci kuralı ise AHİMSA yani şiddetsizlik, kendine ve başkalarına sözle, düşünceyle hareket ile zarar vermemek.
SATYA da kendimize, benliğimize, düşüncelerimize ve duygularımıza karşı dürüstlüğü gerektiriyor. Yani bütünün farkındalığını, detayın farkındalığını, duyguların değil olanın içindekini olduğu gibi algılayıp, bunları tam olarak kelimelere dökebilmeyi gerektiriyor.
− Anne Fransızca hocası çok salak, gerçekten hep Fransızca konuşuyor, sanki biz hepsini anlamak zorundaymışız gibi...
Bir an durdum, söyleyeceğim her söz için bir anlık bir zaman.
− Ben anlayamadığım için sana bir iki soru sormam gerek, adamın hakkında dedikodu yapıp sövmem mi yoksa sana sarılıp üzüntünü fark etmem mi gerek?
Kızım durdu, benim işe yeni başladığımı anlar edasıyla,
− Sadece beni dinle, dedi.
Dürüst olabilmek için anlamak, duyguların ötesine geçip sorabilmek, sorarken basit, sade ve kelimelerin anlamlarını hakikaten kalpten hissederek söylemek, işte tam da SATYA.
Satya bazen susmayı, bazen beklemeyi, bazen de sormayı gerektirir. Satya aslında bizim bize davranışımızdır. Kendimize ne kadar dürüst, ne kadar anlayış ile yaklaşırsak o zaman sevgi ile yakınlaşır ve kelimelerin içindeki sevgi dolu müziği dinlemeyi öğrenebiliriz.
Hayat altın aramaya benzer, içindeki bütün pislik, taş, toprak, kalıntı, yağ, tortu ayıklanmadan altına ulaşılamaz. Hayat da aynen bu şekilde özen, dikkat, disiplin, ayrıştırma ve kalpten inanç ile yaşanırsa değeri fark edilebilir hale gelir.
Altın kalbin arayışını her gün yeniden başlatabilme gücünü bize bahşettiğin ve mucizelerin gücünü bize öğrettiğin için sana şükürler olsun.

Om shanti.

16 Eylül 2014 Salı

Yama ve niyama

Öğrendiklerimiz, dinin getirdikleri, sosyal alanda uygulanması ve uygulanmaması gerekenler, zorunluluklar, güzellikler, çirkinlikler, gölgeler ve daha bir sürü adı olabilir yama ve niyamaların.
Yama ve niyamalar, insan olmanın getirdiği nitelik ve niceliklerdir aslında. Biz doğumdan itibaren yapılması gereken ve gerekmeyenleri bilir, pozitif olmaya, şiddetsizliğe, temizliğe, dürüstlüğe, yalan söylememeye, çalmamaya, arzu ve isteklerimize gem vurmaya, iradeli olmaya, disipline, biriktirmeye, cimriliğe, açgözlülüğe, cinsiyetimizin kötülüğüne, cinsiyeti yerli ve yerinde kullanmaya, namaza, meditasyona, iç huzuruna, sevgiye, şefkate ve daha bir sürü niteliğe hemen sahip olduğumuzu düşünürüz. Bunları kimlik olarak algılar, hatta bu üzerimize yapışanları bilmeden uygular ve uygulamayanları da aşağılar, dışlar, kötüler, sevmeyiz.
"Hatha yoga sekiz kollu, dallı, öğretili bir yoldur. Tanrı ile birlik olmanın yoludur. Yolda eksik gedik bırakmadan yürürsek ancak mükemmeliyete ulaşabiliriz. Ancak bütünümüzü bilirsek, özgür bir ruh yani JİVANMUKTA olabiliriz. Bu yüzden, yama ve niyamaları öğrenmeden asanaları uygulayabildiğinizi, asanaları uygulamadan, nefes çalışabileceğinizi, meditasyon ile temizlenmenin anlamını anlamadan, odaklanıp farkındalığınızı artırabileceğinizi düşünmeyin. Yaptığını sananlar olacaktır. Esneklikte üstün olanlarınız, kendilerini iyi bir yogacı sanmadan, disiplin ile korkusuzca çalışmayı öğrendikçe, meditasyon ile temizlenip, ruhlarını ortaya koydukça bütün olabilirler."
Costa Rica eğitimimin ilk günü, bunlar her ne kadar beni rahatlatan sözler olsa da yolda beni neyin beklediğini tam olarak da bilmiyordum. Gestalt terapi, gölge terapisi, yoga, meditasyon ile her gün kendimi tanıdıkça, yama yani var olan ve kullandığımda şiddeti barındıracak, egomu yüceltecek, ruhumu ise kısıtlayacak niteliklerimi kullanmayı ve özgürce onları tanıyarak, tanrının verdiği seçme hakkıyla hayatımda gerekli olduğuna özgür iradem ile karar verdiğimde kullanabilmeyi öğrenirken, zorunluluklar veya toplum kuralları olarak anlatılan niyamaları da gerçekte anlayarak hayatıma katmayı öğreniyorum.

Bize bahşedilen ve hiç ayrılmaz parçamız olan SEVGİ ve ŞEFKAT özünü hissederek tekrar insan olmayı öğreniyorum yoga ile...
Namaste.  

11 Eylül 2014 Perşembe

Svadhyaya: İçsel yolculuk

“Hiç kimsenin kaybının olmadığı hayat oyununda yoga bir kurallar kitabına benzer.”
Iyengar (Happinez No. 6 Almanya baskısı) 
Tapas, kendimizle karşılaşmamızın ilk aşaması, yani kendimiz olma özgürlüğüdür, maskelerimizden, kuşkudan, korkudan kurtuluştur. Disiplin ile kendimizi keşfe çıkmak, bize bazen bilmediğimiz, sevmediğimiz yönlerimizi buldurur, sürekli tekerleğinde koşturan bir kobaya benzeriz bir anda. 
Yoga ve meditasyon yaparak, kendimizi, niteliklerimizi, inançlarımızı araştırabilir, içgörü geliştirebiliriz. Disiplin ve odaklanma ile de zihnimizin direncini kırarak, iç özgürlük merdivenlerini, iç huzuru ile ağır ağır çıkmaya başlayabiliriz. 
Önceliklerimizi bulup kalben odaklandıkça ve sonsuzlukta yapabileceklerimizi sıraladıkça, sonsuzluğun sonundaki fenerin ışığı da daha çok parlamaya başlar.

Er ya da geç kendimizi gerçekleştirme yolunda öz disipline ulaşmak burada olmamızın tek nedeni, şimdiden başlamaya ne dersiniz? 
Namaste.

9 Eylül 2014 Salı

Tapas

"Biz insanlar hep yeni keşfedilecek topraklar arayan, yeni savaşlarla mutlu olan, beden ölümüne kadar arayış içinde durmayan yaratıklarız." Iyengar

Tapasın esas anlamı yakmak, ateş olsa da, üçüncü niyama olan tapas disiplin olarak ele alınır.
Disiplin bir rutin değildir, disiplin kalbin atışıdır, disiplin bizim kendimiz olma arayışımız ve özümüzdür. Yontulmadan sorgulamak ve her sabah uyandığımızda kalbimizin yeniden çarpmasına neden olan isteğimizdir.
Tapas aslında görünmez hediyelerin içinde olduğu bir hazine kutusudur.

− Sanki gene aynı sahneymiş gibi geliyor.
− Hayır Aslı Hanım çok yol kat ettiniz.
− Ben ilk geldiğimde de bu sorular ve bu tür resimleri gördüğüm bir meditasyonu anlatmamış mıydım?
− Hayır arayıştaki nitelikler değişti, arayışın ihtiyaçları başkalaştı, sadece bildiğiniz yöntemi bu konularda da yeniden gözden geçirmek lazım, sanki “ya hep ya hiç” düşüncesinden, “ya hemen ya şimdi” ya da “aman kahretsin başka şeylere bakalım” uygulamasından başka yollar bulmayı deneyimleyeceğiz gene.

Tapas, bir düşünce mekanizması aslında, düşünce mekanizmamızı değiştirdikçe, bizi temizleyen, bizim hoşnut olmamızı sağlayan, bizi dönüştüren, özümüzü ve bu hayatta neden var olduğumuzu anlamamızı sağlayan beş yoldan üçüncüsü.
Yoga sayesinde yeni bir sonsuzluğun kapısını aralayabiliriz, aynen "The Truman Show" filmindeki gibi, kulübenin kapısını aralayıp yavaş yavaş o kapıdan sonsuzluk denizine yelken açabiliriz.

Namaste.

4 Eylül 2014 Perşembe

Santosha

− Gene ben olma yolculuğumda bir şeyler değişiyor. Ve ben karıştım.
− Aslı Hanım siz, ben ve herkes yeni bir konuma geçeceğimiz zaman, bir şeyleri değiştirmeye karar verdiğimiz zaman hep sarsılırız, elimizde olanları unutur, doğamızı kaybederiz.
− Doğamı mı bilmem ama, etrafta koşuşturmaya ve kendim hariç herkesi hoşnut etmeye çalışıyorum, böyle olduğu zamanlarda. 
Santosha, niyamaların ikinci basamağı. Santosha’nın anlamı kanaatkârlık, hoşnutluk, memmnuiyet olsa da aslı esneklik ve içimizdeki cesaretle hayatta karşılaştığımız değişik durumları yumuşaklıkla halledebilme gücüdür.
İlk basamak olan Shaucha, bizim beden, zihin ve ruh bütünlüğümüzü ve temizliğimizi sağlayarak, esnek, hoşnut ve yumuşak olmamıza olanak yaratır. Bu sayede olayların içinden geçerken doğamızın özünde her şey olduğumuzun farkına varıp rahatlıkla olayları karşılama gücüne sahip oluruz.
Tekrar öze dönmenin mucizesini görmeyi bilinçle dileyelim ve her karıştığımızda korkular, endişeler, sıkıntılar ve acılar yerine, şükredip kendimizin ne olduğunu bilme yolunda ilerlemenin hoşnutluğunu ve memmnuniyetini yaşayabilelim.

“Sevgili Tanrım, hayatıma lütfen bir amaç ve anlam ver. Beni huzur ve barışın bir aleti olarak kullan. Beceri ve yeteneklerimi sevginin yayılması yolunda kullan. İşimi senin iradene teslim ediyorum. Gerçek işimin dünyayı sevgi yoluyla şifalandırmak olduğunu hatırlamama yardım et. Sana şükrederim. Amin.” (Mucizeler Kursu – “Sevgiye Dönüş” – Marianne Williamson)

2 Eylül 2014 Salı

Shaucha

Babam hep “Herkes kapısının önünü temiz tutsa, o zaman her sokak temiz olurdu.” der. Kapının önü bedenimiz, içi de evimiz.
Shaucha; temizlik, berraklık, duruluk, ismet, paklık, tamlık. Yogada uyulması gereken 5 kuraldan ilki. Bütün bu nitelikler bedenimiz kadar ruhumuzu da etkilemektedir. Beden için sağlığın en önemli şartları olduğu gibi, ruhun da sağlığını korumasını sağlarlar.
Biz bedenimizde kiracıyız, ta ki evden çıkma vakti gelene kadar… Onu zinde tutmaya, temizlemeye ve bakmaya söz verdik. Onu sağlıklı ve zinde tutmak demek, içini de sağlıklı ve temiz tutmaktır. İçinde taşıdığımızın büyüklüğünü, güzelliğini, tarif edilmezliğini kelimelere dökmek imkânsız, ancak ona baktıkça evin içindeki güzellikleri keşfedebilir, odalarındaki hazineleri bulabilir ve onların keyfini çıkartabiliriz.
Yoga öncelikle bizim bedenimizi hissetmemizi, bedenimizin nelere kadir olduğunu anlamamızı ve bu farkındalık sayesinde, meditasyonla evimizdeki odaların kapılarını başka bir gözle açmamızı sağlar.
Asanalarla, sadece bedenimizi nasıl kullanacağımızı değil, enerjilerimizin üzerimizdeki etkisini de hissederiz. Her bir organımızın algısını geliştirirken, dışarıdan aldıklarımızı dikkatle seçeriz, yediklerimizle temizleniriz.
Bedenimizde, organlarımızda, duyularımızdaki yoğunluğu, enerjileri hissettikçe, içimizdeki dünyayı, hazineleri de meditasyonla hisseder ve elle tutulur halde görmeyi öğreniriz. Hissettikçe, her hücrenin canlandığını, canlanan bu hücrelerin ışıkla yıkandığını ve ışık saçtığını gözle görebiliriz.
Sabahleyin dokunan suyla başlayıp akşam yatana kadar bedenimizin dış kabuğuna ve içine girenleri farkındalıkla gözlemledikçe, daha derinlere inmeye başlar ve özümüzde olan özgürlüğümüze ulaşırız.

Özgürleşmenin hafifliğini yaşayabilmek için, yediğimize içtiğimize, yaptığımıza, söylediğimize ve düşündüğümüze dikkat etme disiplini ile güne başlayalım.