30 Ekim 2014 Perşembe

Zihin sağlığı

"Yaratacak hiçbir şey bulamadıysanız, kendi kendinizi yaratın." Carl Gustav Jung
30 veya 40'lı yaşlara geldiğimizde kavrama ile ilgili sinir hücrelerimizde kayıplar başlar.
Yaptığımız spor egzersizleri kilo kaybına ya da kilomuzu sabit tutmamıza yaradığı kadar, bazı hastalıklara karşı korunmamızı da sağlıyor. Aynı zamanda beyin sağlığımızı da destekliyor.
Fiziksel egzersizler sırasında beyniniz, birçok karmaşık hareketi düzenlemek ve birbiriyle uyumlu hale getirmek zorunda. Bu, aynı zamanda karmaşık işlevler öğrenme kapasitenizi artırdığı gibi dikkat ve farkındalığı da yükseltir.
Düzenli spor, beynin merkezindeki gri maddenin aynı çocukluktaki gibi artmasını sağlıyor. Yani yaş ile bu üretim azalmıyor; siz dans edip aerobik, yoga, yürüyüş vb. yaptığınız sürece.
Bütün bunlar kafamda çıktım oğlumla tatile, babamın hastalığı dünyada yaygın, her yerdeki kitap ve posterlerde bu uyarılar yer alıyor.

Ne doktor, ne estetik cerrah, ne güzellik malzemeleri, ne de başka bir şey ya da kimse, bizim kadar kendimizden sorumlu olabilir. Hem içimize hem de dışımıza önem vermek dileğiyle... Namaste.

28 Ekim 2014 Salı

Sessizliği dinlemek

"Yoga % 99 eylem ve % 1 teoridir." Pattabhi Jois
"Tanrı sürekli renk değiştiren bir bukalemuna da benzetilebilir; bazılarımız bukalemunu sadece renk değiştiren bir canlı olarak, diğeri sadece kırmızı olarak, diğeri ise yeşil; bukalemunu yaşadığı ağacın altında tanıyanlar ise onun renkten renge girdiğini ve bazen de renksiz olduğunu bilirler." Ramakrishna (“Vedanta Hinduizmin Kalbi” Bölümü - Hans Torwesten)
Sessizliği okumayı, sessizliği yazmayı, sessizliği dinlemeyi öğreniyorum çocuklarımda, bazen çok şey anlatıyorlar, bazen hiçbir şey. Bu kez oğlumla baş başayız, tekne ile Kuzey İrlanda sularında.
Sırf fiziksel değişimlerini değil, içlerindeki değişimleri de gözlemek, anlamak ve onları duymak ne kadar zormuş. Onları gözlemlerken kendimi görmüyormuşum.
Farkındalıkla yaşamak, yoga ile bir olmak, aslında hayat deneyiminin içinde hayatın bize nasıl hissettirdiğini fark etmekmiş. Yaşarken hayattaki çoklu görevleri eş zamanlı yapmak yerine hayatın dokusunu, tadını, çeşitliliğini algılayabilmekmiş.
Duygularımızı birer yol gösterici olarak algılayıp onların sırf rengini değil, içinde taşıdıkları anlamları da birlikte ele almakmış.

İçimizdeki hiç kimsenin göremediği sırları, sessizlik içinde anlamak ve anlatmaya başlamak dileğiyle...

23 Ekim 2014 Perşembe

Hayaller

"Acının kulu olduğun sürece seni korku yönetir." (Deepak Chopra - Tanrı / 4. Bölüm - Şankara - hayat bir düştür) 
Her birimiz, sınırları belli olan bir beden içinde yaşamakla yükümlü olarak bu dünyaya geliyoruz. Bu bedenin içine duygularımızı, düşüncelerimizi, hayallerimizi sığdırıyoruz. 
Mucizeler Kursu’nun ikinci dersinde, "Burada gördüğüm her şeyi (sokakta, camda, bu odada) bildiğimi düşündüğüm anlamlarla algıladım." diye yazar. 
Bir çocuk dayak yediğinde bu kötüdür, bir yetişkin ötekine küfür ettiğinde bu kötüdür, bunlar bizim kötüye ilişkin fikirlerimizdir. Bu fikirler ile büyür, onları birer gerçeklik olarak kabul ederiz. Bazen düşlerimiz, hayallerimiz yıkıldığında, kayıplar yaşadığımızda bu gerçekliğimiz de yıkılır. Bu gerçekliği tekrar oluşturmak için yeni gerçekler ortaya atarız. 
"Arzuyu, bugünün modern psikanalizmin bize verdiği bütün gereçlerle analiz ettiğimizde, kendimizi dikkat ve niyetimizle arzunun var olduğu noktaya yönlendiririz. Arzuya atfedilen dikkat gerçek bir çaba gerektirir, arzu etmek için harcadığımız çaba, bilincin temiz kalmasını, yani dikkatimizi odaklamayı gerektirir." der Rollo May. 
Yoga asanaları da olabileceğimiz ve olmak istediğimiz niteliklerin fiziksel hallerini ortaya koyar. Yaptıkça niteliklerimizi tanır, kendi içimizdeki zenginlikleri fark ederiz. Deneyimlerimiz arttıkça, neyi nasıl değiştireceğimizi yaşayarak deneyimleriz, ancak her zaman istediğimiz sonucu elde edemeyiz, bu da inancımızı kaybetmemize neden olur. Oysaki pek çok denenebilecek yol vardır.

Yoga asanaları sistemsizlik içinde bir deneyimdir, kendinizi hayallerin içinde nerelere bırakmaya karar verdiğinizle sınırlıdır sadece...

21 Ekim 2014 Salı

Jivanmukta

− Anne nasılsınız?
− Sen de kızın da...
− Hayırdır anne anlamadım...
− Dün bütün gece ağladım.
− Ne iyi olmuş, ta anneannemin ölümünden beri ağlamadığınızı söylemiştiniz, sevindim. Ne oldu ki!
− İşte bu kadar anormal bir insansın, kızını da böyle yetiştirmişsin, ikinizle de konuşmayacağım.

Tam anlamadan, tam dinlemeden kapadık telefonları dün annemle.
"Gerçek sevgi, boğulduğumuz veya içine gömüldüğümüz bir duygu değildir. Gerçek sevgi sorumluluğu alınarak verilmiş bir karardır. Hepimizin aşkı veya sevgiyi, sevme duygusu ile karıştırmamız, hüsrana uğramamıza neden olur." (The Road Less Travelled - M. Scott Peck)
Yoga, farkındalık, kendini arama; her biri, iyi-kötü, esnek-odun, şefkatli-gaddar gibi zıtlıklarımızı içimizde keşfedip, neyi ne zaman, nerede ve nasıl kullanmaya karar vereceğimizi anlamamıza yarayan bir araçtır.
"Tanrının insana verdiği en büyük hak, seçme ve seçebilme özgürlüğü" derdi annem ve babam, sonra da sınırlar koyar, onlara uymayınca kızarlardı. O zamanlar pek anlamazdım, ta ki özgür ruhun ne olduğunu kavrayana kadar.
Her birimiz, bizim için yazılmış senaryonun bir parçası olmakla birlikte senaryomuzu değiştirme yetisine sahibiz, birer "jivanmukta: kendini bulmuş ve bilmiş ruh" olmak için buraya geldik.

Gerçekte ne olduğumuzu bulmak için sorumluluğumuzu alıp yürüyebilmek ümidiyle...
Namaste.

16 Ekim 2014 Perşembe

Dengede ve güvenle

− Sanki yıllardır aynı şeyi konuşuyoruz.
− Hayır Aslı Hanım aynı değil, değişimleri fark etmiyor musunuz. Biz dıştan içe doğru yol alıyoruz, artık köklerinize iniyoruz.
İçimizde neler saklı, ta derinlerde nasıl bir dünya var, en gizli arzularımız, en derin isteklerimiz, korkularımız... Kendimizi bildiğini sanan bizler. Aldatmacamızı yaşamaya çalışıyoruz.
Kayıtsız şartsız özgürlük, cesaret ve dürüst olmayı gerektiriyormuş. Hayallerimizdeki ben ile karşılaşmamayı da kabullenmekmiş.
Ruhsal yolu izlemeye başlayan her kişi gibi, önce süper eğlenceli gerçekliklerle karşılaşsam da o eski "eksikliği", korkuları, içimde hissetmeye devam ediyorum. Şimdilerde kendimi anatomik olarak tanımak adına fazladan yaptığım her yoga hareketinde, aslında toplumda sevilmeye pek yaramayacak hallerimi de keşfediyorum.
Kendi beklentilerimi bile karşılayamaz oldum. Mükemmel olmak, tek bir gerçekliğe dayandığı için bütün olma hayallerimin yıkılışını simgeler hale geldi.
"İyi" ya da "kötü" olarak algıladığım bütün bu dünya sisteminin çöküşü, belki de kıyametin anlamı bu.
Sevgiyi alabilmek için, iyi bir insan olma halini geçip olma halini yaşamak, insanlara karşı ve insanlar için yapmadığımız her şey, ne kadar da güvensiz bırakabiliyormuş bizi.
Dengemizi sağlayabilmek, bir varlık olabilmek, hayatını ve soyunu sürdürmek, yaşam gücümüzü simgelediği kadar, bizi bağımlı ve kör hale de getirebiliyormuş.
Dış ortak bilinç ile içsel ortak bilinci birleştirebilmek için hem başımızın hem de ayaklarımızın üstünde dengede ve güvenle durmayı öğreniyoruz yogada. Durağanlık ve devinimi her iki görüş açısıyla fark edebilme yetisine sahip oluyoruz. Güvenle kendimizi her halimize açma yetisini elde edebiliyoruz.

Taşları zaman zaman keskin, bazen yumuşak, zaman zaman dengesiz bu yolu, beraberce katedebilmek dileğiyle... Namaste.

14 Ekim 2014 Salı

Yapboz

Bu aralar geçmişimle uğraşıyorum, her kelime, her hareket… Hepsini aklıma getiremeyeceğim gibi geliyor. İşte tam o sırada bir olay oluyor ve geçmişimden bir film parçası kopup gözlerimin önünde mi canlanıyor yoksa bir şeyler mi içimde çalkalanıyor, onu tam bilmiyorum.
Bu sabah gene bunları düşünürken, Debbie Ford'un “Işığı Arayanların Karanlık Yanı” adlı kitabını elime aldım. Psikolog Rollo May'in deliliği, "tekrar tekrar aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemek" diye tanımladığını okudum.
Her birimiz alışkanlıklarımızın getirdiği rahatlık içinde, saçımızı, erkek arkadaşımızı, işimizi, evimizi, adresimizi, şehrimizi ve hatta ülkemizi değiştirerek kendimizi yenilemeye ve yenilerken, “Bundan sonra aynı şeyleri yapmayacağım” diye kandırmaya çalışıyoruz.
Yeniden inşa etmeye çalışırken ne yaptığımızı görmeden, davranışlarımızı sahiplenmeden, kendi sorumluluğumuzu üstlenmeden, bilinçli bir şekilde yaşamımızı değiştirme, kendimizi yenileme imkânına sahip değiliz.
Her attığımız adımın sorumluluğunu alabilmek için ise nelere mal olabileceğini bilmek yerine, adımı niye attığımızı kendimize itiraf etmek gerek. Adımı attıktan sonra da olabileceklerin senaryosunu bilinenle baştan yazmak yerine, sonuçlarını, etkilerini iyice gözlemleyip nerede takıldığımızı görmek gerek.
İşte yoga böyle bir çalışma. Bedenimizin her parçasının bütün içinde yaptığı etkiyi anlayarak tek tek her kemik parçasından her kasa, dokularımızın, bedenimizin dış zarının (fasya) her dokumasına kadar neler olduğunun farkına vardığımız ve hissetmeyi öğrendiğimiz bir bütün.
Yogayı her gün yeniden tanıdıkça her dokumun, kemiğimin, kıkırdağımın içine gizlenmiş en ufak parçasını gözlemlemeyi öğreniyorum.

Okyanusun bütününü keşfetmek için yapbozun parçalarını tek tek birleştiriyorum.
Namaste...

9 Ekim 2014 Perşembe

Bütünlüğün içindeki birlik

Hep hayatın anlamını aradım. Yoga hayatıma girdikten sonra, arayışım biraz daha derinleşti, derinleşmenin yanına bir de farkındalık kelimesi eklendi. Kelimeler eklenmekle kalmayıp anlamlarını, kullanımlarını değiştirdiler. 
Yoga tarihini ve gelişimini okurken farkındalığın duyularımızın da ötesinde olabileceğini, avcılar gibi her kuşun kanat çırpışını ayırt edebileceğimizi, her çığlığın, her sesin başka anlamlara geldiğini, hatta kalp atışlarının bile farklı olduğunu keşfettim. 
İlk defa bugün yoga dersi alırken, baş duruşunda, bedenimin benle konuşmasına şahit oldum. Bedenim bütün olarak hareket emiyordu. Her uzvum kendini seferber etmiş, sadece bütünde acı çekmeden hareketi yapmak için beni düzeltmeye çalışıyordu. Onları duydukça heyecanlandım, dengemi kaybedip yere indim. Bir deneme daha, bedenimi dinlemek için bir an durdum. Durdukça konuşan bedenim, asana içinde daha uzun dengede kalmamı sağladı. Kendimi beklentiyle kaptırdığım sırada ters tarafa düşüyordum ki hocam tuttu. Çığlığımda asanada uzun kalışımın sevinci kadar, düşersem ne olur korkusu vardı. 
Dersten çıktıktan sonra, aslında bugüne kadar her şeyi, her uzvu, her insanı, hayatın her kelimesini bütünden ayırıp dinlediğimi, oysaki bütünlüğün içinde her birinin bir anlamı olduğunu fark ettim.
Oysaki yaşamın müziği ile hayatın sözleri iç içe akarken bir anlam teşkil ediyormuş. Ben ise bugüne kadar başarının çığlığını, korkunun çığlığından ayırmış, kendi başarılarımı görmemişim.

Bütünlüğün içindeki birliği görmek dileğiyle...
Namaste.

2 Ekim 2014 Perşembe

İsvara Pranidhana

Niyamaların sonuncusu. Mutlak varlığı algılamaktır yazıyor eğitim notlarımda. Diğer bir deyişle nefsini bilen kendini bilir.
Herkes Tanrı’yı, Doğayı, Mutlak Varlığı, Büyük Gücü, Allah'ı, Brahman'ı, adı her şey olanı bilir. Kendince bilir. Almanya'daki yuvalarda çocuklara Tanrı’yı çizin demişlerdi. Bir tanesinin resmi hiç aklımdan gitmiyor, çok hoş bir kadın ve elbisesinin etekleri yıldızlarla dolu. Bu ne diyorlar, “Tanrı bu, yıldızlar da biziz” diyor, ufak bir erkek çocuğuydu.
Bütün okumalar, eğitimler, çalışmalar, öğrenilenler içimizdeki bilgilerin tekrar ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır. Bir yardımcı daha var: Basitlik.
"Zihni düşüncelerden kısmen ayırabilirsek, o zaman kendi asıl benliğine ulaşır, şartsız ve formsuz, bu bizim içimiz, ruhumuzdur." Eckhardt Tolle - Birlik
Namaste.