27 Kasım 2014 Perşembe

Anlaşmazlıkları anlamak

“7. Öz disiplinli bir zihin sürekli huzur halinde, kendi kutsal hali ile iletişime girer ve ne soğuktan, ne sıcaktan, ne zevkten, ne acıdan, ne övgü, ne de suçlamalardan etkilenir.
8. Gerçek bir yogi, gerçek bilginin bilgeliği içinde mutludur. Hiçbir şeyden rahatsız olmaz, duygularını kontrol edebildiği gibi sakinleştirmesini de bilir. Bir taş parçasına ya da bir külçe altına aynı bakış açısı ile bakar.” (“Bhagavad Gita 6. Bölüm”, Living Gita – Sri Swami Satchidananda)

− Bana söylemeden adamlar giriyor odama, zaten yaptığın şaka da aptalcaydı, ben öyle bir şey dememiştim, sen onu da anlamamışsın, hiç de bir şeye benzemeyecek yaptırdığın askı…
Kızım evin içinde bağırıyor, çerçeveciden gelen adamalar ve patronları Ege bana bakıyor.
“Mara hep böyle idi. Küçükken de mahalle bizi ‘Benim annem deli, benim ders çalışmamı istiyor’ diye bağırmasıyla tanıdı…” diye bir laf ettim.
Ne için özür bulmaya çalışıyordum bilmiyorum, neyi yumuşatmaya, neyi saklamaya.
− Bir de bunları anlatıp beni rezil etmek istiyorsun…
Bu lafları duyunca kızımın zaten şu anda yaralı olduğunu ve bu yaralı kızın başka bir şey için bağrındığını duydum. İşleri bitip çerçeveciler gittikten sonra yanıma geldi.
− Tamam biliyorum, ben kendimi de seni de rezil ettim, ama sinirlendim yaptığın şaka yüzünden.
Bir şey söylemedim, eskiden olsa ne oldu kızım, niye üzgünsün diye araştırmaya girişirdim ya da kızar, hatta beni rezil ettiği ve bu yüzden bir daha arkadaşları ile bir yere gitmeyeceğine kadar tartışmayı sürdürürdüm. Şimdilerde sadece bakıp onun içindeki fırtınaların resmini seyrediyorum, kasırgaları ve çöken şehirleri görüyorum.

Satchidananda, yazının başındaki satırlardan sonra şu yorumu yapmış: “Bazı insanlar arabalarını hep temizler, bazıları ise bunu yapmaz. Onlar için üzül, onlarla birlikte hisset, onlara yardım et ama onları yargılama, her biri senin gibi bir insan.”
Sürekli bir karmaşa içinde yaşayıp lazım olanlar ve olmayanlar ile bir o yana bir bu yana savruluyoruz. Neleri hissetmemiz ya da hissetmememiz gerektiği konusunda aldığımız bilgiler, değişen dünya, arkadaşlıklarımız, yalnızlık korkusu, sevilmeme endişesi bizim en büyük düşmanlarımız. Bir an yukarıda, bir an aşağıda hissetmenin bedeli ağır. Oysa dengede durdukça soğuğun ve sıcağın olmadığını, düşmanın da, arkadaşın da bir olduğunu fark edemiyoruz.
Çaresizliğimin içinde nefes alarak içimden onu anladığımı hissettim ve “Söylenmesi gereken şeyleri söyleyememekten rahatsızım gibi gelse de, aslında söylenecek bir şey yok, ta ki sen seni, ben de beni duyuncaya kadar” diyebildim.

Ötesi,  kutupluluğun dengesi… Kutupların birleşmediğini ancak aynı olduğunu, sadece ifade buluşunun farklı olduğunu anladığımızda, yogilik yolunda ilk adımlarımızı atmaya başlayacağız. O güne kadar bilinmezlik içinde yürüme cesaretini ve kuvvetini bulmak dileğiyle…

25 Kasım 2014 Salı

İş yaşamında yoga

Yoga hayatın her alanına girdi. Her şey gibi endüstriyelleştirdiğimiz, evrenselliği içinde evrenselleştirdiğimiz yoga, artık bir moda, yaşam tarzının ötesine geçerek olmazsa olmaz halini aldı.
Almanya ve İskandinav ülkelerinde, büroda yapılan yoga dersleri, öğle saatleri için üretilen büro yoga kıyafetleri, “aktif yemek arası” zorunlulukları.  İşverenler de artık çalışanlarının hastalıklarına ve duygusal hallerine eğildiklerini gösteriyor.
Google firması ise çalışanlarının yaratıcılıklarını ortaya çıkarmak ve kendi gelişiminde bir adım daha atabilmek için, 16 saatlik “kendi derinliklerini ara” adlı bir programı gündeme getirdi. 2007 yılında başlattığı bu program, çalışanlarının iş ve özel hayatlarında büyük değişikliklere yol açtı:
“Esneklik, karmaşaya karşı basit görüş açısı. Denge, farkındalık ve ilham kaynağı olmak.”
Nörobilimcilerin desteği ile araştırmalar yapılarak ortaya atılan bu program, bir kurum haline gelmiş ve dünyanın önde gelen firmalarına dersler vermeye, meditasyon programları hazırlamaya ve danışmanlar yetiştirmeye başlamıştır.
Doğasına geri dönmeye, yeniden insan olmanın niteliklerini keşfetmeye başladı insanlık. Kendi derinliklerinde nelerin olduğunu fark ettikçe, kaynağın kendi ve sonsuz olduğunu anladı.  Kaynağın bozulma ve yıpranma sebeplerini keşfetme yolunda adım atarken, evrenin ve çevrenin de daha verimli ve işlevsel olacağı farkındalığına erişti.

Kendi kendini tüketmeden, yok etmeden, sonsuzluğunun farkına varma yolunda bir yolculuğa çıktı insanlık.  Sınırlarımızın sonsuzluğunda, sınırsızlığımızı yok etmemek dileğiyle…

20 Kasım 2014 Perşembe

Değişim olmak

"Biz kendimiz değişim olmalıyız!" Ghandi

− Ne oldu?
− Canım çok acıyor. Özür dilerim, yapamıyorum bu hareketleri ben...
− Ne olur, kendinizi bu şekilde baltalamayın.
− Ama öyle, görüyorsunuz, onlar esnek, neyse özür dilerim, bir daha deneyeyim...

Özür dileriz ve özür dilenmesini isteriz; yapılanlardan, olanlardan dolayı, kendimizden, kendimiz için. Özür dilemek, sadece hayatımıza girmesini istemediğimiz şeyleri hatırlamak, hatırlatmak ve onları hayatımızdan çıkarabilmek içindir. Acıları hissetmeme isteğidir.
Her nefes alışverişte zihnimizi ve duyularımızı temizleriz. Her nefes alışta, bedenimize yeni dolan enerjiyi, temizliği, hücreleri, yenilenmeyi içimize alır, her nefes verişte ise kendimizi yeniyi almaya hazırlarız.
Hayatımızın bir yarış olmadığını kavradığımızda, sadece kendimizle yarışmanın zevkine vararak kazanan ve kaybeden olmadığını anlayabildiğimizde, yarışmanın zorluklarını görmek yerine olmanın tadını çıkarabiliriz.
Asanalarda sadece kendimizle kaldığımızda; her düşüşümüzde eğlenmeye, yeniden ayağa kalkmaya, denemeye, oturtmaya, oturmaya, sakinleşmeye, yani yaşamı anlık olarak aydınlatmaya çabalarız. Çabaladıkça sindirmeyi, sindirdikçe zevk almayı öğreniriz. Acı, yalnızlık, hata, her biri dünyamızı zenginleştirir. Başkaları dediğimiz kişilerle birlikte yaşamaktan iki kat daha fazla zevk almamızı sağlarlar. Onlar da bizimle olmaktan daha fazla keyif alarak hayatımızı bütünleştirirler.

18 Kasım 2014 Salı

Derinleşebilmek

Her gün ne olacak, nasıl olacak programları yaptığımızı, istediğimiz yaşamı sürdürdüğümüzü, ancak istediğimiz yaşamda istediklerimiz olmayınca ne kadar büyük bir yıkıma uğradığımızı fark ediyorum bugünlerde.
Derslerime çalışırken bedenin içinde katmanlı bir sistem olduğunu, kaslar, fasya, kemikler, sinirler, onun altında ya da üstünde damarlar ve daha bir sürü bilmediğimiz, bilimin ötesinde duyuların olduğunu okuyorum.
Bizse hayata çok yüzeysel bakıyoruz, yüzeyde olan ben ve her şeyden sorumlu olan ben, kararlarını verdi mi uygulayan ben. Oysa içeride daha bir sürü ben olduğunu, sadece benliğin yüzeysel olarak hissettirdiği kadar hissetmediğimi, düşünmediğimi anladım. Neden umutluyken, umutsuz olaylar olduğunu, algımın bu katmanları nasıl etkilediğini hiç de düşünmediğimi fark ettim.
Anlamakla bitmiyor o iş. Onları tanımak veya sınıflandırmak yerine, her günkü değişimleri izlemenin, bir yol haritası ve gereklilikleri olmadığını; her şeyin sürekli bir döngü içinde, ileri ve geri diye algıladığımız bir eksende aktığını fark ettim.
Çok çalışınca fiziksel olarak her şeyi yapabilirim, inancıyla hareket ederek dikkat etmeden, dinlemeden yaptıklarımla kendimi uzatmak ve esnetmek yerine incitebilirim. Olmasını istediklerimi başkalarına rağmen yaparken, iç katmanlardaki isteklerimi duymayabilirim.
Yaşamak kurallı değil, sadece her cevabı verirken, her hareketi yaparken, iç sesimizi duymayı, ta derinlerde akan diğer katmanları da göz ardı etmemeyi sağlar yoga. Alttaki kası yumuşatırken, üsttekini güçlü kılmayı gerektirir; üstteki güçlü olursa alttakini korur, alttaki esnek olursa, diğer katmanları sarar. Katmanların birbirlerini tamamlayarak gittiğini, döngünün bir çizgi olmadığı, bilinen herhangi bir geometrik şekli andırmadığını, sadece süreklilik arz ettiğini görmeyi sağlar yoga.

Bilmeyi ve anlamayı denemeden, sadece yaşam içinde, Ferhan Hoca’mın dediği gibi "derinleşebilmek" dileğiyle.

13 Kasım 2014 Perşembe

Aslında yoga...

“Dans eden ayaklar çanların sesine
Her ayak hareketi şarkı sözlerinin ritmine
Dans eden Shiva, en büyük guru
Bunların tümünü içinde bul ki
Özgürlüğüne kavuşasın”
Tirukutta Darsharna

Yoganın ne olduğunun bir türlü anlaşılamadığını düşünüyorum. Asanaların (hareketlerin) ne kadar düzgün yapıldığı veya bizim ne kadar esnek olduğumuz değil yoga.
Yoga, bedenin doğal ritmine dönerek, yapmak istediğimiz tüm hareketleri kolaylıkla, esneklikle, zarafetle yapmamız için yardımcı olmanın yanında, nefesimizi ve ruhumuzu da doğal yapısında tanıyabilmemizi, onlarla uyum içinde yeniden yaşamayı öğrenebilmemizi sağlayan bir sanat dalıdır aslında.
İnce detaylara kadar inceleyip zorunlu olarak bedenimizde hissettiklerimizin yerini, nedenini bulduğu, analizini çıkardığı, neyin nasıl yapılması gerektiğini araştırdığı için matematik gibidir yoga.
Analizden sonra gerekli yöntemi bularak gerekli aletlerin kullanımı ile tekrar doğal yapıya dönmemizi sağlayan ve işlevini tam anlamıyla yapmasına yönelik hesaplama gerektiren bir mühendislik dalıdır yoga.
Hareketin içinde eğer kendimizi dinlersek, kendimizi duymamızı, bulmamızı, duygularımızı tanımamızı sağlayan psikoloji dalıdır yoga.
Yoga, hayatı içinde bulunduran bir yaşam alanıdır. Yaşam alanımızda kendimizin ne kadar farkına varırsak, hayatı o kadar kolaylıkla yaşamayı öğreniriz.

"Bilinçsizliğin hayatımız boyunca devam edecek sağır ağrısını çekmektense, kendini keşfetmenin keskin sancısına dayanmayı seçmek, cesaret ister." Marianne Williamson - Sevgiye Dönüş
Namaste.

11 Kasım 2014 Salı

Sözün anlamı

"Beni hayal kırıklığına uğratıyorsunuz..." dedim ve evden çıktım. Masaya oturduğumda ne demek olduğunu düşündüm bu sözlerin. Hayallerimi yıktınız, kimin hayallerini, benim, aslında yıkılan duygusal ben.

− Seni hep hayal kırıklığına uğrattığımı söylüyorsun, diğer yaptıklarımı görmüyorsun.
− Oğlum, birincisi, hayal kırıklığım o andaki olaydan, ikincisi, hayaller benim sana ne oluyor...
− Bana söylüyorsun, sanki onlar ben olmasam devam edecek... Bıktım senin bu felsefi saçmalıklarından...

Felsefe, matematiğe benzer, her gün onunla birlikte büyürsek ve sunduğu imkânları bulmaya çalışırsak onu anlayabilir ve değerini bilebiliriz. İşte hayat da böyle. Deneyerek öğreniyoruz yaşamayı, denerken kelimelere anlam yüklüyoruz. Sonra anlama yüklediğimiz duyguyu fark ediyoruz. Fark ettiğimizde anladığımızı zannediyoruz. Oysa anlamadan, sadece hissettiğimizi ifade ettiğimizin farkına bile varmıyoruz.
Olanı anlamaya çalıştığımızda, daha derine inip baktığımızda ve denklemi görmeye uğraştığımızda, kelimeleri doğru ve anında kullanabiliriz. Leibniz'in de dile getirdiği gibi, "Söz Tanrı’ydı ve insan da Tanrı tarafından yaratıldı".
Bedenimizi anladıkça, içindeki katmanları tek tek kaldırdıkça, bedenimizde meydana gelenleri, duygularımızı, duyularımızı, bir uzvun işlevini, ne anlama geldiğini, ne zaman ve nasıl kullanılacağını anladıkça, kelimeleri kullanışımız, kendimizi ifade edişimiz ve onları algılayışımız da değişir.

Yoganın evrenselliğini kavrama ve onunla yaşayabilme yolunda nice günlere…

6 Kasım 2014 Perşembe

Bugüne iyi bak

"Bugüne iyi bak
O hayattır,
Bu kısa yolda varlığın bütün çeşitleri yatar.
Büyümenin sevinci,
Eylemin şanı,
Güzelliğin nuru.
Dün bir anı
Yarınsa bir görüntü,
Ama bugünü iyi yaşamak,
Her geçen gün mutlu bir anı
Her yarın umudun mutlu görüntüsü
Bu yüzden bugüne iyi bak!" 
(Sanskritçe bir şarkı)

− Merhaba baba, nasılsınız?
− Bekliyorum!
− Neyi?
− Gelsin de artık gidelim...

Babam her gün değilse de çoğunlukla bekliyor. Adını anmasa da bekliyor. Hepimizin beklediği gibi. Doğumdan sonra, ilk lafımız beklenir, sonra bir yürüse denir, doktorlar yedi yaşına gelince bu enfeksiyonlar azalır der, o beklenir. Hep beklenir: erkek arkadaş, on sekiz yas, özgürlük, evden uzaklaşma, okulun bitmesi, mesai saati sonu... Ve bekleriz.
Fark etmeyiz kaçıp giden bugünleri, umutla beklerken gözümüzün önündekini de kaçırırız ve sonra neden diye sorgulamaya başlarız. Aynı kuyruğunu yakalamayan köpekler gibi döner dururuz kendi etrafımızda.
Bugünü kaçırmadan yaşamayı öğrenmek yerine yaşamak dileğiyle...

Nefes alın, nefes aldığınızı hissedin, fark edin, tadına varın, şükredin; nefes verin, şükür ile güzelliğinizi, neşenizi, sevginizi etrafa yayın, beklemeyin, istemeyin, dilemeyin, sahip olduklarınızı bir anlığına da olsa fark edin...

4 Kasım 2014 Salı

Amma

"Göreviniz sevgiyi aramak değil, sevgiye karşı içinizde kurduğunuz düzeni açığa çıkarmak." Mevlana Celalettin Rumi

Kendimizi sevmek, bize her zaman egoizm, kendine hayranlık, hastalık olarak algılatılmıştır. Her zaman nasıl giyinmemiz, yememiz, nasıl olmamız, düşünmemiz gerektiği söylenmiştir. Ancak ve ancak böyle "şu veya bunun" hoşuna gidebilme imkânına sahip olduğumuz düşündürülmüş veya biz o şekilde algılamışızdır.
Herhangi bir şeyi onarmak zorunda, yeniden yaratmak zorunda değiliz. Hepimiz olduğumuz gibi mükemmeliz.
Mahatma Gandhi, "Korkak asla affedemez, affetmek cesurların işidir." demiş. Cesur olmak; bugünü yaşabilmek, önceden yaptıklarımız için kendimizi yargılamamak, suçlu hissetmemek, bugünümüzde ve olduğumuz halimizle kendimizi sevmek, kendimizi kabul edip hoşumuza gitmeyenleri değiştirmek, değiştirmek için yenisini bulmak, yenisini ararken tökezlemek ve bir an orada kalıp ne yaptığını fark etmek, insan olmanın, sevgi olmanın tadına varmaktır.
Kendi isteklerimizi, arzularımızı, ihtiyaçlarımızı tanımaya, anlamaya başladığımızda ve "başkalarını" ilk sıraya koymak yerine, kendimizi bulmaya çalıştığımızda, işte o zaman kalp çakramızla bağlantıya geçip hayatımızı sonsuzluğu içinde yaratma gücünü ele alırız. Ve sadece kısa bir an bile kalbimizle, dikkatimizle, şevkimizle hayatımızı tuttuğumuzda, her şeyin aslında mümkün olduğunu görürüz.

Amma, 9 yaşındayken Allah’ın adaletsizliği ile sarsılmış ve kendini yakmaya karar vermiş. Ne bu dünyanın düzenini ne de Allah’ın adaletini anlayabilmiş. Yaktığı ateşe doğru yürürken “Ben neden kendimi yakayım, üzülenlere sarılırım, onları bu sayede olanların acısından, sarsıntısından, yalnızlığından, sesinden ve sessizliğinden koruyabilirim” diyerek vazgeçmiş. Dublin'de onunla karşılaşma mutluluğuna eriştim, hakkında her şeyi bilmediğim için daha otuzlu yaşlarında olduğu kanaatine bile vardım, o kadar genç, o kadar dolu ki...
Şu anda kurduğu üniversite, köyler, kadınlara açtığı iş imkânları ile dünyaya sarılıyor.

Her gün bir kucak dolusu sevgiyi tadabilmek, işitebilmek ve hissedebilmek dileğiyle...