25 Aralık 2014 Perşembe

En saf hal



Çok eski zamanlarda Japonya’da bir hırsız varmış. Bu hırsız hiçbir şekilde yakalanamamış, hatta evine gireceği kişileri de girmeden uyarırmış. “Bu akşam dikkatli ol, geleceğim.” diye. Gene de yakalanmamış. Her geçen gün ünü daha da artmış ve artık herkes kendini, onun evine girmesinden dolayı özel hissetmeye başlamış. Seksenli yaşlarına geldiğinde oğlu bir gece, “Baba sen çok ünlü bir hırsızsın, mesleği devam ettirmem için sırlarını bana anlatmak istemez misin?” demiş.
Hırsız, “Bu bir sanat olsaydı zaten sen sormadan anlatırdım, ancak bu ne bir zanaat, ne bir beceri, ne bir vasıf, ne de bir ustalık. Bu sadece bir hüner işi, eğer istiyorsan sana bir şans vermeye hazırım, belki hünerin bir köşesinden sen de tutabilirsin.” demiş.
Beraberce imparatorun sarayına gitmişler. Babası, sanki kendi evinde bir iş yaparmışçasına sabır ve sükûnet ile tek tek tuğlaları yerinden çıkararak bir delik açmış duvara, o delikten içeri girmişler. Baba, sanki günlük yürüyüşünü yapar gibi, gece dünyanın en tehlikeli yeri olan sarayda sessiz ve sakin adımlarla yürüyormuş. Oğlan endişe ve korku ile dolmaya başlamış bile. “Neden babam buraya girdi ki, keşke daha fakir bir evden başlasaydı.” gibi düşünceleri aklından geçirirken sarayın en dipteki odasına girmişler.
Hırsız, “Dolabın içine gir, orada imparatorun en değerli hazineleri var, sen onlardan istediğini al, ben seni dışarıda bekliyorum.” demiş oğluna.
Oğlan dolabın içine girmiş, gördüklerini şaşkın gözlerle seyrederken babası kapıları kapayıp kilitlemiş ve “Hırsız var, hırsız var!” diye bağırmaya başlamış. O anda oğlan ne olduğunu şaşırmış, babasına kızacak hali de kalmamış ve ne yapacağını bilmez halde dolapta donakalmış. Kalabalık, etrafta koşup her yeri ararken, bir hizmetkâr dolaba bakmış, kapılar kapalı. O sırada içeriden fare sesine benzer bir ses duymuş. Elinde mum, dolaba doğru yaklaşıp kapıları açtığında oğlan can havliyle dolaptan fırlayıp koşmaya başlamış. Aynı madalyaya koşan bir atlet gibi saraydaki bütün nöbetçilerin arasından sıyrılmış ve geldiği delikten çıkmış, saray görevlileri de ardından. Koşarken birden uçurumun kenarına gelmiş. Bir an soluklanan çocuk, büyük bir taşı alıp uçurumdan aşağı atmış, taşın gürültüsü vadide çınlarken o yoluna devam etmiş. Kralın askerleri ellerinde meşaleler, uçurumun kenarında durup uçurumu aydınlatmaya çalışmışlar ve küçük patika yola girmeden geri dönmüşler, hırsızın atladığını düşünerek.

23 Aralık 2014 Salı

Osho



“Size dinsiz olmayı öğretiyorum ve
Size çocukların saflığını bulmanızı öğütlüyorum.
Size Mucizeyi anlatıyorum ve
Var olmanın gizemini açıklıyorum.
Size bunları inceleyip araştırmanızı değil, onların tadını çıkarmanızı ve
Onları bir teori haline getirmeye çalışmak yerine onlarla dans edebilmeyi öğrenmenizi öğütlüyorum.
Bütün varoluş müzik ile dans ediştir, insanoğlu hariç.
İnsanoğlu bir mezarlığın parçası haline gelmiştir,
Ben sizi oradan çıkmaya çağırıyorum.”
                                                                              “The Sword and the Lotus”- Osho Rajneesh

Korkularımızın içine hapsolmak ve acıların verdiği bir anlık zevki tatmak yerine onları fark edip tanımaya başlarsak, onlardan kurtulma savaşı vermek yerine seçenek üretmeye başlayabilir, bu seçeneklerden istediğimizi alabiliriz.
Seçenek ürettikçe, çoklu seçeneklerin içinde kaybolmak yerine, yaratma ve anda kalma gücümüzle karar verme yetimizi harekete geçirebiliriz. Kendi seçtiğimizle var olmanın tadını yaşayabiliriz.
Namaste…

18 Aralık 2014 Perşembe

Kendimi tanıyorum



“Sizin bir tek kişiliğiniz var ve bu iyi ve kötünün ötesinde.” Deepak Chopra – Gölge Etkisi

Biz, içinde yaşadığımız dünyaya karşı gelmeye, onunla yaşamaya, ondan daha değişik olmaya, kabul edilmeye, sevilmeye ve birlik olmaya çalışırız. Çalıştıkça olmayanların altında ezilip yalanlar söyler ve o yalanlara inanmaya başlarız. Ondan sıkılıp yeni yalanlar aramaya, bulmak için gezmeye, okumaya, yeni sosyal alanlar, yeni görevler ve böylece yeni kişilikler yaratmaya çalışırız.
Doğduğumuzda boş olan içimizdeki kara tahta, artık kendi yarattığımız yalanlarla doludur. Bu yalanları tekrar silip baştan yaratmak ise önce buradan çıkmak istemeyi gerektirir. Çünkü her bir sırrımız, ta derinlere gömdüklerimiz, bir gün karşımıza çıkacak ve bizi daha da yoracaktır.
Farkındalık, cesaretimizi ele almaya, bilinçsizce savaştığımız gölge yanlarımızı onlar çıkmadan ortaya çıkarmaya yarayacak ve onlarla bilgelik ile anlaşmamızı sağlayacak tek aracımızdır. Ne yaptığımıza ve nasıl yaptığımıza gerçekçi bir bakış açısı, bizim her iki yönü de kullandığımızı anlamamızı sağlıyor.
Şimdilerde sürekli olarak hem bedensel hem de okuyarak yoga çalışıyorum. Okudukça anlıyor ve anladıklarımı, çoğunlukla olmadan hayata geçiriyorum. Fark ettiğim şu: Hızla yapıyorum ve başarılarımdan zevk almaya başladığımda yaptığım işi bırakıyorum. Bu ikilemi hayatım boyunca yaşadığımı hiç fark etmemiştim.
Şimdilerde yapabilmenin, yapamamanın, yaparken kendimi dinlemenin, bir daha bakmanın, başka yolu olup olmadığını araştırmanın tadına varıyorum. Olmayınca neler olduğunu, başarısızlıkla neler yapılabileceğini, sınırların zorlanmasının neler getireceğini anlamak için, kendimde “eski odunluk” olarak adlandırdığım kasılmanın, başarısızlıktaki utancın ötesinde yaşamayı öğreniyorum. Kendimdeki acelesizliği, yavaşlamayı ve durmayı tadıyorum. Kendimi tanımayı öğreniyorum.

Karmaşık görünse de mutluluk arayıp hep acı çeken, kötü ve umarsız çocuk rolünü üstlenen kişiliğimden mutluluğu arayana geçiş yapmak yerine, her tecrübenin, her duygunun altındaki yeteneğimi ve bilgeliğimi keşfetmeye doğru ilerliyorum. 
Namaste.

16 Aralık 2014 Salı

Boşluk



Mara (Farkındalık Düşmanı) ve tebaası köyleri gezermiş. Bir gün, bir köye geldiklerinde bir adamın olduğu yerde durup gülümsediğini görmüşler. Tebaası Mara’ya seslenmiş: “Biri daha salt gerçeği buldu, bu seni rahatsız etmiyor mu?” Mara, bir adama bir de tebaasına bakmış, adamı aşağılayan bir yüz ifadesiyle “Salt gerçeği buldu evet, şimdi de onu mutlak gerçek ve inanç haline getirecek.” diye cevaplamış.
Biz söylenenleri, gördüklerimizi, anladığımızı sandığımız her şeyi, bir forma sokmaya, form içinde tutmaya ve inançlar geliştirip kendimizi yönlendirmeye çalışıyoruz. Var olan tek gerçekliğin boşluk olduğunu bilerek her gün o boşluğun içinde yeni inançlar geliştiriyor, kendimize yeni dayanaklar buluyoruz. Başarılarımız ve başarısızlıklarımız, yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımız, yaşamımız ve yaşayamadıklarımız için nedenler üretiyoruz.
Boşluğun içine atılan her taşın, birçok yere değdiğini ancak tutunmadığını; yeni gelen günün, anı yaşayarak öğrenmemizi, geçmişte olanlardan öğrenip yenide olacaklara dikkat etmemizi sağladığını anlamak, bizim için boşluğun içinde yanlızlığa işaret.
Oysa deneyimlerimiz çoğaldıkça zenginliğimiz her yönden artıyor, deneyimlerimizle bir dönme dolap gibi etrafımızı da zenginleştiriyoruz, sınırlarımızın olmadığını keşfettikçe bütünleşip tamamlanıyoruz.
Her gün bedenimle uğraşmadığım, asanaları yapmadığımda bedenimin nasıl gerilediğini, ancak her tekrarda daha iyi hale geldiğini, ara verince başka uzuvlarımı fark ettiğimi anladıkça bazen durmanın, bazen de yapmanın keyfini çıkarıyorum. Kendimize, kendimizi tanıma zamanı verelim ve sabırla ne kadar zengin olduğumuzu anlayalım.
Namaste…

11 Aralık 2014 Perşembe

Kılavuz

Kendi kendimizin kılavuzu olmak; kendi içsel çatışmalarımızla, korkularımızla, savunma mekanizmalarımızla, gurur ve kibrimizle, hatta kendimizin yansıtmalı benzetmeleriyle başa çıkmak demektir. Kılavuzun, yanlış yapmaktan korkmaması, tahminlerde bulunması, keşfetmeyi bilmesi, önsezileri ile oynaması ve sorumluluklarını almayı bilmesi gerekir. Sonrasında onları uygular, doğrular ve tekrar kontrol eder.
Yoga da bir kılavuzdur, bedenimizin kendi içindeki işleyişini, bilgi akışını, değişik görevlerin dağılımını anlamamızı sağlar. Kulak vererek yaptığımız her asana ile beden farkındalığımızı geliştirerek, yapacağımız işlerde, söyleyeceğimiz sözlerde daha duyarak yaşamayı öğreniriz.
− Ben bu kadar uykulu değildim, neden sürekli esniyorum, tam konu hakkında bir şey söyleyeceğim esniyorum…
− Nefes almaya çalışıyorsunuz, derin nefesler, daha hazır değilsiniz söyleyeceklerinize…
Denedikçe, neleri yaptığımızda başımıza nelerin geleceğini, denediklerimizin bize yararını, hayrını fark ediyoruz. O zaman bazen susup oturmayı, bazen sinirlenmeyi, bazen çekilmeyi, bazen zarar vermeyi ve daha ne yapılması gerekiyor ise onu yapmayı öğreniriz.
Deneyimlemek, bizim bilgi dağarcığımızın başlangıcıdır, daha ilerisi, bilgi ile kaynaşması ve herkesin kendi deneyimi ile zenginleşmesidir. Başkalarının deneyimleri bizi ne kadar zenginleştirirse zenginleştirsin; kendi deneyimlerimiz ve bilgimizle yeni görüş açıları katmayı, geçmişten öğrendiklerimizi anda harmanlayıp, yeniye deneyim zenginliğiyle başlamayı öğrenmemize yarıyor yoga. Bedenimizi tanıdıkça derinlere gitmemizi sağlıyor.
Yolculuğun sonu yok, nereye gideceğimiz ise tamamen bizim sınırlarımıza bağlı.

Namaste… 

4 Aralık 2014 Perşembe

İç yaşam

İnsan, gözlerini açtığı andan itibaren bir beden içine sıkışmış, zihnin verilerini bilerek ve yaşamı beden aracılığıyla deneyimleyerek yaşar hale gelmiştir. Biz, bunun pençesinden kurtulmak için sürekli arayış içindeyiz, deneyimlemeye, hayatın tadına varmaya çalışırız. Bütün bunları da ölüm korkusuyla veya geçicilikten kurtulmak için yaparız. İçimizde çatışmalar başlar. Bedenimiz ve zihnimiz, ölümü, ölümün bir zaman geleceğini bilir ve bu şekilde yaşarken, ruhumuz yaşamanın sonsuzluğunu bilir ve yaşamaya devam etmeyi sürdürmek için canlılığını her daim elde tutar.
Dualite, ilk olarak içimizde başlar. Bu, içimizde savaş halini doğururken, biz dünya ile de savaşmaya başlarız, ikilikleri, kutupları sürekli olarak deneyimler ve daha fazlasını ister hale geliriz. İştahımız giderek artarken bilgilerimizi, deneyimlerimizi de sürekli artırmaya çalışırız, dışsal öğrenim süreci bizim içsel öğrenime hazırlanmamızı sağlar.
Arzularımızı, gelecek planlarımızı, ölümsüzlüğümüzü sürdürebilmek için bedensel özgürlüğümüzü ele almaktır yoga. Bedenin sınırlarını aşıp kendimizi filmlerde seyrettiğimiz pozların içinde bulmanın, güçlenmenin farkına varmanın, şeklimizi değiştirmenin mümkün olduğu bir yerdir yoga aslında. Bedensel sınırlarımızı aştıkça, zihinsel sınırlarımızı da kaldırmaya ve daha ilerisinin hayalini kurmaya başlarız yoga ile. İçimizdeki evreni keşfederiz.
Kendimizi keşfettikçe, kafamızı karıştıran, umut ve umutsuzluk veren, sevinç ve zevk veren, eğlendiren bütün dünyasal olayların nereden geldiğini, ardında ne olduğunu bilmeye başlar insan. Öğrendikçe, bilginin ardındaki gizemi de çözmek ister, ta ilk nedene, salt gerçekliğe ulaşana kadar.

İnsan sıradan hayatın sahteliğini bir kere kavradığı zaman, kendisinin bir daha aldatılmasına izin vermez. O dünyayı deneyimin gözüyle görür ve şöyle der; “Senden hiçbir şey beklemiyorum; eğer sana geliyorsam bu sana vermek içindir, senden almak için değil. Senin için her şeyi yaparım, fakat sana bağımlı olmayacağım.”  Hazret İnayet Han

Biz, deneyimlerimizle evreni zenginleştirip onun içinde sonsuzluğa kadar var olmak için buradayız. Varoluşumuzda deneyimlerimizin zenginliğine hapsolmadan, onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek yogada yaptığımız. Birliktelik, iki ayrı parça değildir. Birliktelik, yolculuğumuzda bizi hedefe götürürken, yolculuktan ayıran diğer bütün görsel, duygusal ve ölümcül, her türlü deneyimin üstüne çıkmamızı sağlar. 

Deneyim yolculuğumuzda bize eşlik eden bedenimize iyi bakmak dileğiyle. Namaste.

2 Aralık 2014 Salı

“Dünya benim tuvalimdir”

− Ben artık dengede olmak istiyorum, sürekli oradan buraya sarsılmak, sürekli bir gösteri… Ne bileyim dünya hayatı bu olmasa gerek, ne demiştiniz geçen hafta, algıyı geliştirmek…
− Evet, algılama tek yönlü olmaz, sürekli bir devinim halindedir, devinimi sayesinde biz de dengede kalma imkânına sahip oluruz. Bu yüzden önce, hakikaten daha derinlerde neler hissettiğimizi, ne anlamlar yüklediğimizi fark ettikçe, kelimelerimizi, algımızı ve özgürlüğümüzü ele alır ve onları beden, zihin ve ruh üçlüsü ile ifade etmeye başlarız.

Bazen terapiste mi yoksa yogiye mi gidiyorum diye merak ediyorum. Yoga hem hücreler arası enerjiyi, hem organlar hem de zihinsel ve sinirsel faaliyetler arasındaki iletişimi harekete geçirir. Bedensel tıkanıklıklar, bedensel ve organlardaki hastalıklara, ruhsal tıkanıklıklar da yanlış anlamalara, duygusal yorumlamalara ve yorumların anlaşılmaması yoluyla baskıya ve gerginliğe yol açar.
Esnemek, nefes almak ve bedeni tanımak, nedenleri ve nasılları fark etmeye yarar. Bedensel kalıplarımızı fark ettikçe, nedenlerini araştırıp duygusal yüklerini de keşfederiz. Yaptığımız iş, onun içindeyken takındığımız duruş ve bunun nedeni, bizi bağımlılıklarımıza, korkularımıza, mutluluğumuza yönelten göstergedir.
Her bulduğumuz neden ve yorumumuz, olduğumuz ve içine sıkıştığımız dünyayı tanımamıza neden olur. Dünyamızı keşfedip onu anladıkça seçim hakkımız olduğunu ve yaşamımızı basitleştirme özgürlüğüne sahip olduğumuzu bize kanıtlar.
Artık gizli anlam arayışından, olaylara mistik bir anlam vermekten sıyrılır, bakış açımızı değiştirmeye odaklanırız. Duygularımızı etkileyenin olayın kendisi olmadığını anlarız. Zihnimizin içeriğine dair karar verme yetisine sahip olmanın tadını çıkarmak ve farkındalığını geliştirmek için yoga yapmak, Debbie Ford’un dediği gibiDünya benim tuvalimdir ve ben kendime değerli bir ders vermek için bu olayı hayatıma çektim” düşüncesini geliştirmeyi sağlar.
Her asana, kuşaklar boyunca oturmuş ve örnek davranışı oluşturmuş imgelerin derinliklerine uzanan bir yoldur. Asanaları uyguladıkça  katmanları aralayıp sıkışmışlığımızdan kurtulabilmeyi ve yeni bir anlayış geliştirebilmeyi öğreniriz. Yani dünyayı yeniden yaratma yetisine sahip oluruz.

Hepimizin tuvaline dünyada bilinen yaklaşık 25.000 rengin değmesi dileğiyle…