29 Ocak 2015 Perşembe

Özgürleşebilmek



"Özgürlük kötüyü ve iyiyi bilip hiçbir şey olmamaktır!" Anonim
Kendimizi bulmak için acıya, üzüntüye, yaralanmaya, aşağılanmaya istek duyar gibiyiz, ta ki bu isteğin bizden kaynaklandığını kabul edene ve her birimizin dünyada başka bir yanını tamamladığını anlayana kadar. Biz bu tamamlanma olmadan insan olma yetisine ulaşamayız.
Annemle babamın kurmaya çalıştığı vakfın çalışmalarını konuşmak için dün Sami Ulus Çocuk Hastanesine gittim. Sosyal hizmetler bölümünden Haşim Bey, bize çocuklar için neler yaptıklarını, nelere ihtiyaç duyduklarını anlatırken şu anısını da araya kattı:
Sosyal hizmetlerden bir ablaları koridorları dolaşırken, bir kadının çarşafları yırttığını görmüş. “Hayırdır kızım ne oldu” demiş. “Ablacığım özür dilerim, çocuğumun altına takacağım bez kalmadı da. Ben de yeni bir bez yapmaya çalışıyorum.” cevabını almış. İşte sosyal hizmetler o gün yardım kervanını, bir battaniye de sen ör kampanyasını, 23 Nisan çocuk şenliğini, Peppe saatini, motorcuların yapacağı sinema günlerini zevkle kabul eder ve beraberce olanı, yeni bir gözle seyreder hale gelmiş. Çocuklara yeni bir ufuk açmayı öğrenmişler.
“Tanrılar Okulu” kitabında da anlatıldığı gibi, "Özgürleşebilmek, kendini dünya ile özdeşleştirmektense tüm yaşantımızı yöneten ıstırap ezgisini görüp yeni ufukların doğacağını hayal edebilmektir."
Haşim Bey, ablası ve daha birçok hayatı farkındalık ve Tanrı bilinci ile yaşayan, insan olmayı bilenlerin arasına katılmak ve katılmayı bilmek dileğiyle...
Namaste.

27 Ocak 2015 Salı

Adlandırmak



“Ay işte bizim kızımız, manken gibi, balerin de olabilirdi. Biz de onun gibi olmayı istiyoruz inşallah.” dedi İmren.
“Artık bizden geçti şekerim, o genç yaşlarda...”
“Yaa böyle demeyin, beni utandırıyorsunuz, ben hareketleri sizin kadar bile yapamıyorum.”
Bir anda konuşmaya girdim, “Ya İmren, neden öyle diyorsun. Ne yaş, ne görüntü, ne de başka bir şey zarafet, incelik, endam, o içimizde…” dedim.
“Hayır canım, baksana şimdi, çok dobiş bir kadından balerin olduğunu gördün mü sen hiç, olmaz canım bu!”
Konuşmalar böyle uzayıp giderken fiillere anlamlar, anlamlara yargılar, yargılara biçimler, biçimlere de karakter ve yapısal özellikler adını veriyoruz. Anlamları nasıl yüklediğimize, nasıl ve ne zaman kullandığımıza bakmadan sarf ettiğimiz kelimeleri de yaşam biçimimiz veya istemediklerimiz diye adlandırıyoruz.
Özgür Ruh, benim gittiğim yoga okulunun adı. Ne demek özgür ruh, özgürleşme veya affetme. Özgürlük, kötülükten de, iyilikten de özgür olmaktır. Yani her bir fiili anlamak, deneyimlemek ve onları oldukları ve olmadıkları gibi algılamamayı öğrenmektir.
Bilmek yerine, o an o kelimenin kendisini temsil ettiğini fark etmek ve o andan sonra o kelimeyi olduğu yerde bırakıp geçebilmektir, özgürlük. Aynı “Fiilin Sırrı” kitabında anlatıldığı gibi, “altın bir zincir ve demir bir zincir arasında fark yoktur, her ikisi de zincirdir”. Biz başkalaşmaya, özel olmaya çalışmak yerine varoluşumuzun kutsallığını tanımaya karar verdiğimizde, olduğumuz gibi kendimizi görmeye başlayabiliriz.
Namaste…

22 Ocak 2015 Perşembe

Asıl nefes



Bir insan yaklaşık 35 gün aç kalabilir, 4 gün hiçbir şey içmeden yaşayabilir, nefes almadan ise ancak birkaç dakika. Yaklaşık olarak bir dakikada 18 kez nefes alırız, yani bir saat içinde 1.080 kez ve gün içinde 25.920 kez nefes alıp veririz. Tanrı’nın bize bahşettiği bir hediye. Ama biz bunu bir hediye olarak algılamayız, sadece olması gereken gibi kabul ederiz.
Yoga yapmak için nefese ihtiyacımız kesinlikle var, nefeslerimizi düzenli alıp veremezsek yaptığımız sadece düzenli bir jimnastiktir.

Biz üç şekilde nefes alıp veririz:
  • Köprücük kemiği nefesi, yani omuzları ve köprücük kemiğini kaldırarak alınan nefes. Burada sadece bedenin üst kısmına, yani akciğerlerin üst kısmına nefes alırız.
  • Göğüs kafesinde alınan nefes ise, atlet nefesi olarak bilinir. Göğüs kafesinin iki yana doğru açıldığı nefestir. Burada ise sadece akciğerlerin ortasına doğru nefes alıp veririz.
  • Karın nefesinde ise, adından da belli olduğu gibi direkt olarak karına nefes alınır. Yani daha çok akciğerlerin alt kısmına nefes alınır. Bu nefes alış verişte, karın bölgesini göğüs kafesinden ayıran diyafram kasları, nefes alırken aşağı doğru çekilir ve bu sayede karın dışarı doğru şişer.
Bu üç nefes alıp verme şekli ile yeteri kadar nefesi bedenimizin içine alırız. Bu tür bir nefes alma ile dakikada yaklaşık ½ litre hava nefes yollarına alınır ve akciğerlerde emilir. Sakin bir şekilde nefes alabildiğimizde ise bir dakika içinde yaklaşık 6 litre havayı ciğerlerimize çekebiliriz.
Yogadaki nefes ise bu üç nefesin birbiri ile bütünlük içinde çalışmasından meydana gelir. Önce nefesi karın bölgemize çeker, oradan ciğerlerimize doldurur ve son olarak da göğüs kafesimize alırız. Böylelikle aldığımız oksijen, bir seferde yaklaşık 5 litreye ulaşır. Hatta yoga asanaları sırasında almayı başardığımızda, aldığımız nefesleri yavaşlatır ve dakikada yaklaşık 10 nefes alıp veririz ve böylece 50 litre havayı bedenimize alabiliriz.

İlk olarak parlak bir yıldız titredi, sonra uzayda hiç hareket etmeden durakaldı,
Ardından gökteki bütün dünyalar bir anda hareket etmeye başladı…
Gök kubbe ve bütün gezegenler kayboldu, sadece bütün her şeyi kaplayan ve her şeye hayat veren o güçlü NEFES kaldı.

Vincent Van Gogh

20 Ocak 2015 Salı

Kelimeleri canlandırmak



“Dünyaya gelişimizin nedeni bellidir, biz bunu değiştiremeyiz, ancak deneyimlerimizle akışını değiştirebiliriz.” Anonim

Değişim ne kadar zormuş!
Evet, o yüzden ben de hep size değişmeyin, önce içinde kalın, bir yaşayın diyorum ya. Ne olduğunu anlamadan değiştirmenin de bir faydası yok çünkü.
O zaman öyle diyeyim, içinde kalırken sadece fark ettiğim şeyleri adlandırmak beni zorluyor.
Yalnızca gülümsedi Özge Hanım.
Söylenenler, olanlar, hava şartları, önem sıralamamız, beklentilerimiz ve daha birçok nedenden dolayı sürekli bir koşuşturmanın içine gireriz. Sadece böyle yapılması gerektiğini düşündüğümüz için. Eğer neler yaptığımızı fark etmeden bütün bunları yaşarsak nelere sebep olduğumuzu da kesinlikle anlamayız.  Devam eden bu koşuşturma içinde yapılması gerekenleri karşımızdakilere söyler ve sürekli kendimizle ve karşıdakilerle konuşuruz.
“Dört Anlaşma” kitabında, “Birinci anlaşma çok önemlidir” der Yazar Miguel Ruiz; “Kelimelerinizle kusursuz olmak”.
Kelimelerimizle kusursuz olmak için, neyi neden yaptığımızı bilmek gerekir,  kendimize anlamını kavramadığımız bir şeyi kabul ettirmeyi değil, anlamayı ve deneyimlemeyi getirir, kelimeleri düzgün kullanmak.
Sabır ve dayanıklılık, gerçekliği kucaklamayı ve iç huzuru bulmamızı sağlar. Eğer herhangi bir durum içinde kendinizi sıkılmış, bunalmış hissederseniz, “neden ve niçini” sorun. Yaptığımız iş veya o ana yüklediğimiz anlamı kelimelere döktüğümüzde, sıkıcı veya gereksiz olarak adlandırıldığı için, yaptığımızın da bu anlamı taşıdığını düşünmemiz gerekmiyor. Yaptığımız işin bizi nereye götüreceği de önem taşımıyor. Sadece bizim deneyimi nasıl gördüğümüz ve nasıl yaşadığımız, o anımıza ve yapılması gerekenlere anlam kazandırıyor.
Bazen yapmamız gereken, sadece yüklenen ve belirlenen kelimeleri ve anlamları yeniden yaratmayı bilmek. Bir dokunuş, bir gülümseme, bütün anlamı kusursuz hale getirip anı değiştirebilir.

Kelimeleri canlandırıp yaşatmak için renk katmayı bilmek dileğiyle…