28 Mayıs 2015 Perşembe

Manipülasyonun anlamı



Her şeye bir anlam vermekle hayatımı zorlaştırmışım gibi geliyor. Anlamları değiştirmek, kalıplarımı yıkmak, onun yerine başka bir şey koymak ne kadar da zor ve bir o kadar da anlaşılmaz geliyor.
Neden anlaşılmaz?
Yani ona inandım, şimdi neye inanacağımı bilmeden yeni bir tanım arıyorum?
Neye mesela?
Mesela manipüle etmek! Ben bunun kötü bir şey olduğuna, dürüstlük olmadığına, yalancılık olduğuna, güvenin kötüye kullanımı olduğuna senelerce inandım. Oysaki her bir ucu ve uçlardaki nitelikleri kullanmanın dengeyi getireceğini, dengenin de hiçbirine bağlanmadan yoga dilinde özgürlük getireceğini anlatıyorsunuz.
Evet, bu haftaki ödeviniz, bir manipülasyon denemesi ve denemenin sonucunu bana anlatmak!

Ben kafamda bütün sorularla Özge Hanım’ın yanından çıktım, ne nasıl deneyeceğimi, ne kime karşı kullanacağımı bilmeden. Hatta içimde şu sözler çınlıyor: “Annen senelerce diğerlerine olanları göstermemek için bu şekil davrandı, şimdi senin en nefret ettiğin işi kendi terapistin yapmanı istiyor”. O sırada kızım aradı ve bana bir türlü içime sindiremediğim bir arkadaşı ile dışarı çıkacaklarını söyledi. Ben önce sakin bir şekilde “Hayır” dedim, o kabul etmedi, sonra laf lafı açtıkça uzattı. Ben cevap vermeden dinliyorum, bir anda “Aha işte kullanma zamanı” dedim. Artık susması gerektiğini anlatmak için ona çok sinirlenmiş şekilde bağıracağım, diye kafamdan geçirdim. Bir anda delirmiş gibi bağırmaya, artık bu sözleri duymak istemediğimi söylemeye başladım ve sözlerimi dikkatlice seçip onu yaralamadan, bağırma ve kızgınlık halimi abarttıkça abarttım. Sonunda kızım sustu.Tam bir sessizlik ve telefonu kapattım.

Kesinlikle suçluluk duymadan, ne istediğimi bilerek yaptığım, kırıcı herhangi bir laf söylemediğim ancak sesimin şiddettini kullandığım bu an, tam bir karşılığı olmayan varoluşun kendisi idi. Amacım gereksiz sözler sarf etmemek, niçin, nasıl anlatmadan, geçmişi ve gelecekte olacakların bir tahlilini yapmadan cevabımı iletebilmekti.

Yoga kitaplarının her birinde, acı çekmeden ve zevk almadan hayatın olmayacağı ve bunun sonsuz bir girdap, bir etkileşimler zinciri olduğu anlatılır. Ve sonra ben de hep hem hayattan, hem babamdan, hem de anladıklarımdan bu acıyı yok etmek için uğraştım. Oysaki bu döngü benim, insanların ve bütün doğanın gelişimini, değişimini ve dönüşümünü sağlamak için var.

İçimde yapmak istediğimi bilip kararlı olduğum ve beklenti yerine o anda uygun bulduğum tepkiyi sadece anın gerektirdiği şekilde verebildiğimde,  suçluluk, utanç ve korku duymadan taktığı bir maskeyi, giydiği bir kostümü ve ezberlediği bir rolü oynayan benin özüne zarar vermeden, aynı saflıkta kalışını sağlarım. 

Benim bildiğim artık manipülasyon kelimesinin anlamının, gerektiği yerde kullanılan bilinçli rol oynama olduğu. Her anın farkındalığı ve sürekli bir dikkat içinde istediğim anda giyip çıkarabileceğim elbiselerin sonsuzluğunu ve hafifliğini yaşamanın tadına yeni yeni varmaya başlamak.

Hatıraları, olanları ve önyargıları biriktirmeden, onların tohumlarını sürekli yeşertmeden yaşanacak bir toparağa adım atmanın hafifliğini gün be gün ve an be an yaşamak dileğiyle.

26 Mayıs 2015 Salı

Gerçek dönüşüm



Yazar Richard Dawkins evreni şöyle tanımlıyor; “Gözlemlediğimiz evren eğer içinde tasarım, amaç,  şeytan ya da melek barındırmasa ve sadece boşluk ve gaddar bir acımasızlık içerse,  o zaman beklentimizi karşılayacak özelliklere sahip olurdu.”

Daha basit bir dille, bir şeylere varmak bizim çelişkimiz, olanı olduğu gibi algılamayıp oldurmaya çalışmak, çalışarak ayırmak, ayırarak ruhsallığı bile olmayan bir şeyi oldurmak gibi göstermektir. Bu göreceli bir gerçekliğin kabulüdür. Sürekli değişen bir gerçeklik, kesin bir gerçeklik olmaktan çıkar.  

Yasakların, tanımların olmadığı, bilinmeyen bir dünya. Tanınmayan bu dünyanın içinde de sürekli bir uyanıklık, karar verme yeteneği ve sürekli bir uygulama ve deneyimleme ile sadece denemiş olmanın zevkine, keyfine varmak için yapma eylemi.

Bir şeyi tatmin etmek, bir şeye uymak, anlam katmak veya olabilmek değil de, keşfedileceklerin sonsuzluk denizinde deneme imkânına sahip olmanın tadını çıkarmak hayat.

“Baskı ile yapılan bir değişim gerçek değişim değildir.” der Krishnamurti. Gerçek dönüşüm ne iradeyle ne de zorla olur; sadece denemeyle, denemenin sonucunu kabul ile olur, olana ve olacaklara güven ve cesaret ile bakmayı ve kabul etmeyi gerektirir.
Namaste…

21 Mayıs 2015 Perşembe

Antes Vakfının kuruluş amacı



Yönetiminde yer aldığım Antes Vakfının nasıl kurulduğundan "Yaşam mozaiği" adlı yazımda bahsetmiştim. Vakfın kuruluş amacı; çocuk, genç ve artık çocukluğa doğru yol alan yaşlılarımızın, aktif olarak hayat içinde rol almalarını sağlamak için bedenlerini bilinçli bir şekilde kullanmayı öğrenmelerini temin etmektir. Ayrıca kendilerine, çevrelerine ve her türlü canlıya karşı güven, sevgi duyarak,  kendilerinin ve dünyanın sunduğunu düşündüklerinin daha da ilerisine adım atabilme cesaretini bularak, değişim içinde kendilerini yeniden deneyimlemeye hazır olmalarını sağlayacak bir gücü geliştirmeye yardım etmektir.

Kendimizi, başkalarını ve bize öğretilen bilgileri kötüye kullanmadan, verilen günlük, hayata dair ve entelektüel bilgileri, hayatın içinde bütünün ve kendimizin hayrına kullanmayı öğrenmek ve öğretmektir vakfımızın amacı. Vakfımız, hayata tanıklık etmeyi, ayrı gözlerle dünyayı algılamayı ve insan gücünün etkili ve sağlıklı kullanımını algılamayı amaçlamaktadır.

Disiplin, inanç, yoga, meditasyon, sanatsal faaliyetler, yarenlik ve bütünlüğün iç içe girdiği bir ortamda, yazıp çizerek hayatımızın hikâyelerini yaratmak, mozaiklerle hayatımızın renklerini seçmek, bedensel hareketlerle (yoga) sağlıklı bir bedene kavuşmak, meditasyon ile zihnimizin hızına yetişmeyi ve onu sakinleştirmeyi öğrenmektir. Bütün bunları yaparken yaratıcılıkla yapılan sergilere ev sahipliği yapmak; yaratıcı resim ve fotoğraflardan özel tişörtler bastırarak onların satışını sağlamak; sağlıkla ilgili psikoloji, Doğu ve Batı tıbbının bir araya geldiği workshoplar ile yeni bir bakış açısı geliştirmek; geliştirirken bu bilgileri çevremizdekilerle paylaşmak ve paylaşırken bunun karşılığında aldığımız paralarla hastanedeki çocukların kişisel, sanatsal ve eğitimsel ihtiyaçlarını karşılamak; yaşlıların yalnızlıkları içinde kaybolmadan tekrar çevreleri ile ilişkiye girerek, kendi deneyimlerini paylaşarak faydalı olmalarını ve fayda sağladıkları bilinci ile yaşamlarını sürdürmelerini sağlamaktır.

Yaşamda ne, neden, ne için, ne yüzünden soruları yerine kendimize “BEN KİMİM!” sorusunu daha ciddi bir şekilde sorarak, kendini tanımayı beraberce öğrenmektir Antes Vakfının amacı.

19 Mayıs 2015 Salı

Prānāyāma ile sağlıklı nefes



Prānāyāma, ritmik, yoğun ve bilinçli bir şekilde solunum organlarının çalıştırıldığı bir tekniktir. Uzun ve sürekli bir teneffüsün (pūraka) ardından nefes verme (rechaka) ve nefes tutma (kumbhaka) arasında bir gidiş geliştir.
Pūraka sistemi harekete geçirir, rechaka bozulmuş ve zehirli havayı dışarı atar ve kumbhaka enerjilerin bedende dolaşmasına yardım eder. Bütün bu devinimler yatay düzlemde (dairghya), düşey düzlemde  (āroha) ve çembersel genişlemede (viṥālata) meydana gelir. Bilinçli ve disiplinle yapılan bu nefes dağılımı, zihni odaklar, uygulayıcıya zinde ve uzun soluklu bir beden oluşturmasında yardım eder.

Prānāyāma, otomatik olarak yapılan, beden ve ruhu bir arada tutan bir nefes değildir. Uygulayıcının özellikle yapmak isteyerek ve özenle uygulayacağı bu nefesler bedende gözle görülmeyen kimyasal değişiklikler yaratır.

Āsana uygulaması ile prāna akışını durduran engeller kaldırılır, prānāyāma ile beden içinde prānanın işlevsel akışı sağlanır, böylece zihin düzenli, durağan ve sakin bir hale gelir. Arzu ve amellere denge gelir, kendini tanıma, farkındalık gelişir ve ardından özünün bilgeliğine ulaşır beden, zihin ve ruh birlikte.

Yogaś citta-vŗtti-nirodhaḥ

“Kendini düşüncelerinle ve zihninin çalkantıları ile özdeşleştirmeye son verdiğinde; Yoga özünle bütünlük meydana gelir, bu samadhi, mutluluk, saadet ve kendinden geçmedir.”  (Sharon Gannon - Türkçesi benim yorumum)

Yoga bir bütündür demişti David Life, ilk dersimize girdiğinde. Yama, Niyama, Āsana, Prānāyāma, Pratyāhāra, Dhāranā, Dhyāna ve Samādhi. Bir yolu atlayıp diğerine geçmekle yogi olunmaz, bu yarımlıktır, bu yarım akıldır. Bu zihnin bir oyunudur. Tamlık içinde yarımlıkların anlamı vardır, sevginin içinde nefret vardır, anlayışın içinde sonsuzluk vardır. Birini bulmadan diğerine ulaşamayız, her ikisine ulaşmadan ne birini, ne de ötekini hissedebilir, anlayabilir ve uygulayabiliriz.

Yoga yolu, körlükten, körelmeden, duygusuzluktan (mūdha), ölçülülüğe, sadeliğe, sakinliğe ve ılımlılığa (niruddha) bir geçiştir, oradan da salt mutluluğa, özümüze yani özgür bir ruh olmaya adım atarız.
Namaste…

14 Mayıs 2015 Perşembe

Gerçekten dinlemek, gerçekten dinlenmek



Gerçekten dinlemek, gerçekten dinlenmek, sevginin, ilginin, şefkatin gerçek tezahürüdür. Önyargıların, arzuların, isteklerin, deneyimlerin bir kenara bırakıldığı, kendi bildiğimizin dışına çıktığımız bir alandır. Dinleyen ve anlatan arasında gerçekleşen bu bütünlük,  kendi içimizde genişlememizi ve büyümemizi sağlarken, yeni bir dünyanın da kapısını açarız.

Gerçekten dinlemek, gerçekten dinlenmek ayrıca bizim kendimizi de, karşımızdakini de açık kalplilikle kabulümüzü, olanı oduğu gibi almamızı sağlar. Bu odaklanmadır, bu meditasyondur, sevgidir, gerçek anlamda bir bütünlüktür.

Ahmet, Burak, ne bileyim, sizin okul zaten küçük, hâlâ aynı konuyu konuşuyorsunuz!
Anne bir dinlesen beni, Ahmet değil Max… Benim sana anlattığım şeyin içinde Ahmet değil Max vardı.
Neyse canım, ben de bütün hepsini aklımda tutmak zorunda mıyım. Dinlemişim, olayı da biliyorum değil mi!

Bizler seçici dinleriz, istediğimizi duyar, istemediğimizi kenara koyarız. Ne yapabileceğimizi, problemi nasıl çözeceğimizi, o arada zamanın ne kadar kısıtlı olduğunu, “Hay Allah geç kaldım” diye düşünürüz. Bazen konuşmaları kısa sürede bitirdiğimiz, bazen de çözümleri baştan söylediğimiz olur.

Aynı bedenimizin farkındalığı gibi, asanalar sırasında duyduğumuz acıyı bedenimizin sesi sanırız. Ne demek istediğini, neyin farkına varmamızı istediğini, nasıl yapmamız gerektiğini dinlemeden bilinende, belirgin olanda, tanıdıkta kalırız. Oysa beden bizimle konuşur ve bize en derin sırlarını, sınırlarını anlatır, bunu sadece asanalar sırasında yapmaz, gün içinde de aynı anlatımı sürdürür.

Bedene, “Pardon son söylediklerini bir daha tekrarlar mısın” deme şansımız olmasına rağmen ve sürekli bize hatırlatma yapmasına karşın, halen duymamız gerektiğini düşündüklerimizi duyarız.
Dinlemek, gerçekten dinlenmek, zaman ister, sabır ister, cesaret ister, yeni bir bakış açısı ister, sevgi ister, merhamet ister.

Sevgi çalışma ister, sevgi emek ister, sevgi zaman ister, sevgi disiplin ister. Sevgi öğrenilmek, tanınmak, bilinmek, dikkat edilmek ve emek ister. Kendimizi sevmenin ilk adımı ise kendimizi dinlemektir. Ne zamanki kendimizi duymaya başlarız, o zaman karşımızdakileri dinlemeyi öğrenmek için ilk adımı atmaya hazır oluruz.

Kulaklarla değil, tüm bedenimizle kendimizi ve dünyayı duyabilmek niyetiyle…