30 Temmuz 2015 Perşembe

Kontrol



Bizler toplumda yaşarken her şeyi, her hareketi, her davranışı ve düşünceyi kontrol etmeyi görev biliriz. Oysa bu bir görev değil yaşamın kendisidir. Bizler hırsı tatmadan huzurun, heyecanı tatmadan ruhsuzluğun, mutluluğu tatmadan acının ne olduğunu bilemeyiz.

Hırsı kaybetmeden arzu ve isteklerle yaşamayı öğrenmeyi bastırmak; isteklerimizden utanmayı, utanç içinde suçluluk hissetmeyi ve sonunda da istemekten vazgeçmeyi getirir. Oysaki biz mutlu olmak, tat almak, acı çekmek, acının soğukluğunu, bazen de sıcaklığını hissetmek için buradayız. Bunları yaşamak için deneyimlemeyi, deneyimleyecek korkuyu ve aynı zamanda korkunun yardımı ile cesareti bulmayı, cesaretin yardımıyla tadına ve farkına varmayı öğrenmek için buradayız.

Kafa karıştıran ise bu iki ucun aslında bir tek düzlem olduğunu anlamakta. Anlamaktan şaşkınlığa, şaşkınlıktan karmaşaya geçtiğimizde ise ucun nerede başlayıp nerde bittiğini bilmemeye başlarız, bilmediğimiz zaman zemini bulamaz, üstün neresi altın neresi olduğunu, başlangıç ve sonun yerini bilmeyiz.

“Aynı ayakta durduğunuz gibi başınızın üstünde durun!” Nasıl bir anlayıştır bu, diye düşünmüştüm Yogeswari bu cümleyi söyledikten sonra. Aynı ayakta durduğum, omuzlarımı geri ve aşağı çektiğim, üst bacak kaslarımı dışa doğru çevirirken, popo kaslarımı sıktığım, pelvisi içe döndürüp bel ve karnımı içeri çektiğim gibi, baş duruşuna çıkınca bütün bu fizksel halin içine girmek zorundayım. Yoksa baş duruşunda da sağlam bir şekilde basamam başımın üstüne.

Hayata bakış açısı olmadan, her türlü bakış açısını deneme cesaretini bularak, tabu ve kuralları deneyimleyip uyup uymadığını, kabul edip edemeyeceğimizi anladıktan sonra hayatın tadını alabilmenin zevkine varmak dileğiyle!

Namaste…

28 Temmuz 2015 Salı

Bilim dalı yoga



Yoga, şimdilerde artık bir bilim dalı olarak kabul edilmeye başlanmış olsa da, bize gelişinden çok önce yani altı yedi bin yıl önce yogiler tarafından şimdiki gelişmiş teknikler ve makineler olmadan sevilmiş ve denenmiş. Bütün sinir sistemini, beyin dalgalarını, bedenin değişik organlarını renk ve kurgular içinde algılayan makinelerden çok önce onlar “kendilerinin gözlemleme/farkındalık” güçlerine inanmışlar. Her deneylerini, her nefes alışlarını, bedenin içindeki kanallardan geçişleri sürekli deneyimlerken, notlarını almış, birbirlerine anlatmış ve tekrar denemişler. Yaptıklarının, keşfettiklerinin, kendilerini ve etraflarındaki evreni daha iyi anlamaya yardım ettiğine inanmışlar. Her yeni deneyimde daha karmaşık olana karşı bir anlayış geliştirmiş, olanın daha ince taraflarını ve detaylarını kavrayabilme yeteneğine sahip olmuşlar.

Dağlarda, mağaralarda, aşramlarda kalarak bütün bu deneyimleri tekrar tekrar uygulayarak, meditasyon yaparak, şarkı ve ilahi söyleyerek, bizim şu anki makinelerimizin ve teknolojilerimizin henüz ulaşamadığı bilgilere yoga sayesinde ulaşmışlar. Kasları uzatmayı, eklemleri açmayı, kemikleri değişik şekillerde dizerek yeni duruşlarda kalmayı başarmışlar. Hayvanları taklit etmiş, farkındalığı her bir birimde hissetmeyi ve her bir birimle öğrenmeyi ve anlamayı sağlamışlar.

Nefes ile yaptıkları denemelerde, enerji toplamayı, sıcaklık üretmeyi, dengelenmeyi, soğumayı öğrenmişler. Meditasyon sırasında çamaşırlarını kurutmayı bile başarmışlar. Farkındalıkları ile insanların her nefeste bir burun deliğinden nefes aldıklarını keşfetmiş ve bunu gün içinde yeniden düzenlemeyi başarıp, alınan nefesin eşit dağılımını sağlamışlardır. Nefesin sürelerini, tutuşları kontrol etmeyi deneyerek, zihinlerini ve hatta kalp atışlarını durdurmayı, oksijen alımlarını yavaşlatmayı ve tekrar başlatıp yeniden yaşamlarına devam etmeyi bile başarmışlar.

Yoga, bizim dünyayı keşfettiğimiz, her ülkenin kuralları gibi kişiliğimizi düzenlediğimiz, yere, zaman ve değişik iklim şartlarına kendimizi uyumlu hale getirmeyi öğrendiğimiz, çevreci olduğumuz, hayvansever olduğumuz, kendimize ve etrafımıza saygı duymayı öğrendiğimiz, kendimizi ve içinde bulunduğumuz evreni, coğrafyayı ve tarihi öğrendiğimiz okul. Matematiği anladığımız dünya, yani taşıdığımız kütüphaneyi keşfettiğimiz alan.

App’lerden ve internetten daha eğlenceli, daha ileri ve gelişmiş kendimizi tanıma fırsatları bulmak dileğiyle…
Namaste…

21 Temmuz 2015 Salı

Yeni yollar



Su sıralar, Gestalt terapinden anladıklarım ve Cameron Shayne’nin eğitmenlik eğitimi için okuduğum kitaplar arasında kendimi anlamaya çalışıyorum. Kabul etmenin başkalarını kabul etmek olmadığını, sadece kendimi görüp tanımak olduğunu, affetmenin de affetmek anlamında değil, tanıyarak sevmek anlamında kullanıldığını öğrenmeye başladım.

Kabul, sevmek, neyi, neden, nasıl yaptığımı anlamak. Duygularımı duyumsamak, tadına varmak, onları doyasıya yaşamak, yaşamanın ötesinde onların yönetiminde mi yoksa ötesinde mi davranarak söyleyeceklerime, yapacaklarıma karar vermenin yollarını aramakmış diye düşünür oldum.

Hareketlerimi, düşüncelerimi,duygularımı davranışlarımla göstermek yerine onları ifade etmeyi öğrenmeyi seçmeye başladım.

Gene çok yağlı bu et!
Olabilir, et yemeyince neyin ne olduğuna bir türlü kanaat getiremiyorum. Gelecek sefere sorarım kasaba. J

Tabii bu her zaman bu şekilde sonuçlanmıyor, hele ki eski zamanlarda;

Nankörün tekisin, ben koştum hazırladım, o kadar para verildi ona, bunu bulamayanlar var.:( gibi abuk subuk bir sıralamaydı giden…

Neden mi? Duygularla anlayışı, anlayışla olanı, gerçeklik ile yansıyan görüntüyü, kusur ile bağdaştıran bir döngüde tutuyoruz. “The Dance of the Lion and the Unicorn” adlı kitapta Waller Mark bu durumu şu satırlarla açıklamış; “Çocuklar ne kadar şartlara bağlı olarak yetiştirilirse, zihinleri de o kadar şartlara bağlı ve sınırlı olacaktır.”

Şartlara bağlı olmak, ölümün ve doğumun bilinmezliğini ortadan kaldırıyor. Şartlara bağlı olmak sınırlar yarattığı için güven verici oluyor, ayağımızın altına bir toprak başımızın üstüne de bir gökyüzü çiziyor. Ve biz acıyı kutu içinde kalarak çekmekle uzayda sınırsız uçarken çekmek arasında bir seçim yapıyoruz her gün.
Nerelere gideceğimi bilmeden, sınırlarını bilmediğim ama benim şekillendirdiğim bir alanda gitmenin güvenini tatmak için her gün yeni yollar deniyorum; kendimde, çocuklarımda, annem, babam, ablamla ve diğer ilişkilerimde. Her değişikliğim onlar için bir yenilik, bazen terk edildiğim, bazen güvensiz olarak nitelendirilen, bazen de neşe verici olan bir alan. Korku ve utançla, yenilik ve yaratıcılığın kol kola gezdiği bir alan.

Denemenin zevkine ve acısına temas etmenin tadını çıkarmak dileğiyle…

16 Temmuz 2015 Perşembe

Yeniden algılamak



"Kimse ışığı onu kapılar ardına saklamak için yakmaz. Işık çoğaldıkça var olur; çoğaldıkça insanların var olan harikaları algılamasını sağlar.” Paulo Coelho - Portobello Cadısı

Bu sabah Facebook’ta Betül’ün yayınladığı bir videoyu seyrediyordum. Videoda bir kişi yürüme bandını bisiklet haline getiriyor ve küçük bir motor ile bunun sokakta da yapılabilecek bir spor haline gelmesini sağlıyor. Her gün yeni bir merak, her gün sınırların biraz daha ötesine geçmek, her gün sonsuzlukta yeni bir ışık içinde var olmak. İnsanın binlerce fikri, binlerce imkânı ve milyonlarca şekli var.

Oysaki bizler, kendi kısıtlı çevremizde kalmayı, bağımlılıklarımızı sürdürmeyi, denememeyi, yeniyi reddetmeyi, eskiyi sürdürmeyi, bu sayede kendimizi güvenceye aldığımızı düşünmeyi ve düşündürtmeyi yerinde buluyoruz. 
Kendi sonsuzluğumuzun gardiyanı oluyoruz. Kendi güvenimizi kırıp, kendi bilgilerimizi yok edip, korkularla, sınırlarla ve yokluklarla dolu bir dünya yaratıyoruz kendimize.

Yoga matının üzerine ilk çıkışlarımda hareketleri doğru yapmak, sırasına göre doğru harekete gitmek ile uğraşırken her başarısızlığımda kendimi üzgün ve yorgun hissediyordum. Utanç ve korku beni durdurmaya yetiyordu. Biraz daha zayıflamam, biraz daha genç olmam, biraz daha esnek olmam gerektiğini düşünerek beklemeyi sabır zannediyordum. Oysaki sabretmenin, denemenin, yeni yollar üretmenin, içinde yaşayıp kalmanın değil, yeni ufuklar açmanın anlamını taşıdığını anladım.

Yeni yollar bularak eskiyi kullandığımı, yarına umutlar saçtığımı anladığımda çocuklar gibi özgür olabilmenin kapılarını zorlamaya başlıyorum. Her gün “Amerika’yı yeniden ve değişik yollardan keşfetmeye” başlıyorum. Keşfettikçe Amerika’nın ötesinde ve içinde yeni yerler, yollar keşfedebilme imkânına kavuşuyorum.

Önyargı, bağımlılık, bilmişlik ve öğrenmişliğin ötesine geçerek, yeniden, yeni bir gözle algılamanın varlığına tanıklık etmek dileğiyle…
İyi tatiller…

14 Temmuz 2015 Salı

Anuśaya


“Yeni bir şey öğrenmek amacıyla eskiye tekrar bakmak.” Thich Nhat Hanh / Yaşam Şimdiki Andadır

Kendimi tanımlamak, tam olmamakla beraber bir elli yıl hesabı: Neler oldu, neler olmadı, ben ne oldum, neler olmadım, binlerce içsel hesaplaşma, birçok güzel doğum günü kutlaması, arkadaşlarım, çocuklarım, ablam, annem ve babam, kuzenler… Büyüyen ailemle doğum günümü kutladım.

Anuśaya’nın anlamı da doğum günlerine çok uygun, hele ki bunlar 10’arlık seneleri kapsıyorsa. Wiki.yoga’da anuśaya; zihinsel etki, pişmanlık, gerçekleştirilememiş hareketler olarak çevrilmiş.
Geçmişte gerçekleştiremediklerimizi, gelecekte çözümlemek için ileri bir tarihe atmak ya da onların gelecekte çözümlendiğini hayal ederek yaşamaktır bizi aslında andan uzaklaştıran, bilincimizde birçok yüzey oluşturan bir yapı.

Ne olduğumuzu veya ne olmak istediğimizi bilmek yerine, her şey olduğumuzu kabul ederek, yapbozun parçalarını tamamlamak zor gelir. Kendimi tanımlarken, iyi, manipülatif olma eğilimleri olan, bazen yalan söylemesini bilen gibi sıfatların sonunda, bütün yazdıklarımı silip tekrar başlıyorum kendimle ilgili yaklaşımlarıma, oluşumlarıma.  Oysa hangisini yapmadığımı, yapmak istemediğimi, kullanmayı öğrenmek istediğimi, istemediğimi bir dökebilsem kâğıda… O zaman umut, ümit, arzu gibi nedenlerle daha sonra daha çok acıyla yüzleşmeye zorlayacak anlar yerine, şimdinin içinde hem geleceğimi, hem geçmişimi, hem acılarımı hem sevinçlerimi inşa etme yeteneğine sahip olabilirim.
 
“Uzak geleceği planlamayı bilmeyen insanı, yakın gelecek tedirgin eder!” Konfiçyus

Gelecek de, geçmiş de hep anda yaptıklarımızdan mevcut olan kesitlerdir, onun için hem geleceği hazırlamak hem de geçmişi dönüştürebilmek için şu anda attığımız adımlara, koyduğumuz etiketlere dikkat ederek, sınırlar yerine sınırsızlığımızı keşfederek, kendi sınırlarımızı sabırla aşabilmeyi öğrenmektir.

Her günün yeniden kendimizi keşfetmek olduğu bilinci ile hem kendimize hem de karşımızdakine dikkatimizi vermek dileğiyle…
Namaste.