26 Ağustos 2015 Çarşamba

Kelimeler ve yoga



Konuşmak bir sanattır. Konuşmanın sınırlarını, doyumunu ve duyumunu hissedebilmek ise yoga yapabilmek için atılacak ilk adımdır. Saygının, sevginin, güvenin ifadesidir kelimeler.

İçimizdekini anlatmayı başardığımızda, yoga yapmaya, yoga olmaya, yoga yolunda ilerlemeye başlarız. 
Kelimelerin gücüyle ifadeyi, hareketi öğreniriz. Aşk şarkıları yazar, sevgiyi anlatırız şiirlerde. Kendimizi ifade eder, doğamızı ortaya koyarız.

Eğer duruşları anlatamıyorsak, yapamayız; duruşların adlarını bilmiyorsak, duramayız; duruşların anlamını bilmiyorsak, esneyemeyiz; duruşların ne işe yaradığını bilmiyorsak, kendimizi ortaya koyamaz, doğamızı yaşayamayız. Sevgiyi, dansı, zarafeti, inceliği yaşatamaz, yaşayamayız.

Bir kelime oyunudur, yoga. Kelimelerin var olduğu, harekete dönüştüğü, bedenleştiği… Ve bedeni dönüştüren bir sestir. Zamanın olmadığı, zamansızlığın içinde akan bir nehrin renkleri ve ışığıdır yoga.

Bedenimizi yıkayabildiğimiz, arındırabildiğimiz, yeniden varlığımızı ve doğamızı hissettiğimiz yerdir kelimelerimiz.

Kelimelerin akışta olduğu, ışıkla dolduğu nehirlerin içinde kendi notalarımıza doğru akabilmek dileğiyle…

20 Ağustos 2015 Perşembe

Guna ve dosha



Yogadaki tipleme iki düzeyde yapılabilir. İlki ruhsal düzeye, GUNA yani nitelik düzeyine, ikincisi ise DOSHA yani fiziksel ve zihinsel sağlık düzeyine (bedenin halet-i ruhiyesi) göre yapılabilir.

Guna’lar, bizim insan-ı kâmil olma yolunda zihnimizin, bilincimizin sağlığını tanımamıza yardım ederken, Dosha’lar zihin ve beden arasındaki dengeyi korumamıza yardım ederler.

Her ikisi de kendimizin sonsuzluğunu ve doğasını tanımamıza yardımcı olur. Her birimiz hem üç gunaya, hem de üç doshanın her birine sahibiz. Bazıları daha ağır basarken diğerleri daha az gelişmiş durumdadır.

Asanalar ile ilk etapta gölge yanlarımızı tanımaya, anlamaya başlarız. Bedenimizde yerleşen toksinleri ve sıkıntıyı harekete geçirip bedendeki ataleti üstümüzden atmaya başlarız. İkinci etapta, arzu, istek, ihtiras ve hırslarımızı tanımlar ve onları pranayama ve daha çok gevşetici asanalar sayesinde dengeye getiririz. Beden artık ilgi alanımız olmaktan çıkmış, kalbimiz ve zihnimiz odak noktamız olmuştur. Üçüncü etapta ise özümüze dönmek, doğamızı tanımak isteriz.

Aslında hangi etapta olduğumuz değildir yogada önemli olan. Önemli olan niyetimizi an be an sürdürebilmektir.
Namaste…


18 Ağustos 2015 Salı

Mevsimler


“Writings from the Zen Masters” küçük hikâyeler ve onların yorumları ile dolu, sevimli, bazen de soru sorduran bir kitap.

“İlkbahar Ekim zamanı;
Sonbahar Hasat zamanı;
 Yaz dinlendiren bir meltem;
Kışın ise kar kaplar her yeri.
Aklında gereksiz şeyleri barındırmazsan;
Her mevsim senin için iyi bir mevsimdir…”

Ne zaman iyi, ne zaman kötü ve ne zaman doğru sorusudur, bizi her gün korkumuz ve utançlarımızla yüzleştiren. Ne kadar yara aldığımız, ne kadar yaşlandığımız veya ne kadar büyüdüğümüz değil, aslında yaşamda önemli olan her gün nasıl yürümek istediğimizdir. Korkuların kapladığı kişi, yolunu değiştirmek istemezken, utançların kapladığı kişi her gün yol değiştirmek ister. Korkuların kapladığı kişi, her gün korkudan yan yollara kaçarak kendini kurtarmak isterken, utançların kapladığı kişi kendini tehlikelerin önüne atmak ister.

Her anımız, bir bakış açısı ile kendini korumaya çalışmakla geçer. Tek anlamamız gerekense korunacak bir şeyin olmadığıdır.

Yoga bizi algının tek bir odak noktası olan bedene, zihne, duyguya, ruha götürür, her birine tek tek giriş yaparken her birini birbirine bağlar, yavaşlarken, hızımızın akışını ve zamanın kişiselleşmesini sağlar.

Yogada alınacak yük yoktur, bakılacak alan yoktur, akar gider, yoga bavullarımızı kapıda bırakıp, alışverişi unuttuğumuz, gösterişi, rekabeti, hissetmeyi, hissetmemeyi, olanı, olmayanı, evrenin içindeki mevsimlere bıraktığımız bir dünyadır. Bazen eker, bazen biçer, bazen sıcacık bir meltemle akıp gider ve bazen de sabreder ve bekleriz.

Mevsimleri ve kendimizi fark edip yaşayabilmek umuduyla…
Namaste!

13 Ağustos 2015 Perşembe

Yemek



“İstediğinde sana verileceğini bil; aradığını bulacağını bil; kapıları çaldığında sana açılacağını bil; her sorana verilir, her arayana bulundurulur; her kapıları açmaya çalışana açılır.” Matta 7.7

Niyet et verilsin, pozitif düşün ki olsun, bütün bu sözleri duyarız da ne kadar inanrız bilemiyorum. Ancak farkında olabilmek, farkındalığın kendisine zaman ayırabilmek, farkındalıkla beraber olabilmek için önce kendimizi, midemizi, karnımızı temizlemeliyiz. Ağızımıza her aldığımız lokma bizim isteklerimizi, düşüncelerimizi, sözlerimiz ve niyetlerimizi etkiliyor.

Kolaylıkla sindirebildiğimizde, hayat da kolaylıkla sindirebilir, diye yazmış Maya Fiennes, “Yoga for Real Life” adlı kitabında. Yediğimiz yemeyin tadı kadar, kokusu, dokusu ve görünümü de bizi cezbeder.

Kendimize ya da başkalarına hazırlamak değildir yemek; yemek bir sunumdur, bir farkındalıktır, tapınağa yapılan bir sunum, evrenle olan bağlantıdır. Yıkarken yiyecekleri elinize almanızda, soyarken suyunu hissetmenizde, kabuklarını çıkarırken hangi kalınlıkta soyacağınızda yatar, yemeğin size vereceği tat.

Ağzınıza aldığınızda çiğnerken aldığınız değişik hazlardır, ilk anda acı gelen sonra yavaş yavaş tatlılaşan ve ardından ekşi olandır yiyecek, farkındalığa dokunmaktır tat almak. Yerken bilmektir benim için ne kadar yeterli, midem için ne kadar asitli, gözlerim için ne kadar tuzlu, dilim için ne kadar yakıcı.

Bedeni hissetmek, ruhun dokunuşunu doyurmak, zihnin bilgisi ile yorulmak ve duygular ile tat almaktır yemek yemek. Her ayrı bedeni doyurmaktır. Her ayrı bedende yoga yapmaktır. Zevkin, arzunun, hazzın, vahşetin, sömürünün, açgözlülüğün, yeterliliğin, tamah etmemenin, vazgeçebilmenin, sabrın olduğu alandır yemek.

Her gün matımıza çıktığımız, her akşam sofraya oturduğumuz, her saniye nefes alıp verdiğimiz gibi ana dokunmaktır yemek. Bir ilişkidir, yalnızlık dediğimiz anın içinde.

Yalnızlıktaki farkındalığı, yalnızlıktaki anı, çokluğu her an güvenle ve inançla yanımızda taşımak dileğiyle…

11 Ağustos 2015 Salı

Nefesimiz, nefsimiz



Nefesimiz, bedenimiz, duygularımız, zihnimiz ve ruhumuz aynı çizgide olduğunda…

Genelde bildiğimiz bir kurala göre büyürken, esnerken nefes alır, küçülür büzülür, öne eğilirken nefes veririz. Bazen de bunun tam tersini yaparak hareketin tadını çıkarmayı, zorluğunu anlamayı veya onu başka bir şekilde hissetmeyi isteriz. Oysaki her hareket kendi içinde bir duygu, kendi içinde bir düşünce ve kendi içinde bir söz gibidir. Bizimle birlikte ve bizden ayrı hareket eder. Zamanı, nefesi, uzunluğu, kısalığı, nezaketi ve sesi vardır.

Nefesimizi bedenimizde duyarak, hissederek, düşünerek, alıp vermek; istediklerimizi, söylediklerimizi, niyetlerimizi dile getirmeyi sağlarken, onların bedenimiz, beynimiz, duygularımız tarafından da anlaşılması demektir.

Patanjali’nin de İkinci Kitap 46. sutrada yazdığı gibi “sthira-sukham āsanam” – “duruş sabit ( istikrarlı) ve neşeyle dolu olmalıdır”. Dikkatin gerilimsiz, gevşemenin de umarsızca olmadığı bir alan, duruşun içinde kalarak nefesi tutmadığımız, nefesi bedenimizin duygusuna, düşüncesine, sözlerine uyarak sarf etmeye başladığımız, kendimizi, dünyayı ve en ufak sesi bile duyabildiğimiz bir alandır o an.

Yani anın simyası, sthira-sukham’ın gerçekleştiği bir zamandır. O zamanın içinde yaptığımız ve yapmadığımız, duyduğumuz ve duymadığımız, hissettiğimiz veya hissetmediğimiz herhangi bir titreşimi izleyebilmektir yoga, bilmek yerine kulak vermek, anlamak yerine geçişini seyredebilmek ve dinleyerek tınıdaki farklılıkları duyumsayabilmektir.

Namaste…

6 Ağustos 2015 Perşembe

İlişkiler



İlişkilerimizde bazen karşı tarafı suçlar, bazen kendimizle baş başa kalırız. Bazen yukarıda olduğunu arada sırada hatırladığımız Tanrı’ya, bazen de evrenin bizim için yazdığı yazgıya övgüler veya sövgüler yağdırırız.

Bu kadar çokluk arasında kendimizle ilişki kurmayı tamamen unuturuz. Kendi bedenimizi, parayla aldığımız giysiler, evler, arabalar, koltuklar gibi ihmal ederiz. Ancak bütün bu parayla alınan ve bizim olduğuna kanaat getirdiğimiz eşyalardan ayrı olarak beden değiştirilemez, atılamaz, verilemez, doktorların elleri arasında yeniden yaratılamaz.

Masaj Günleri’nde ilk defa bedenim olduğunu ve bu bedenin gözle görülür olmayı, dinlenir olmayı arzuladığını fark ettim. Aynı yogada olduğu gibi, matın üstüne asanaları uygulamak için değil, bedenimizle ilişki kurmak adına çıkıyoruz.

Yoga yaparken yanımızdaki ile, onun asanayı yapışı ile, en ileridekini yapamayışı ile, hocanın ne kadar kıvrak ve esnek oluşu ile ilgileniriz, bazen de hareketleri bir türlü düzgün yapamayışımıza konsantre oluruz.
İlk defa bu sabah bedenimle konuştum, onu inceledim, hatlarına, düzlüklerine,eğimlerine, çizgilerine baktım. 

Olduklarıma ve olmadıklarıma, olmak istediklerime değil sadece olana, ana, ayrı olup bütün olanıma bakabilme şansına sahip oldum.
Namaste…