2 Kasım 2015 Pazartesi

Neden savaşıyoruz?



David Life’ıni Jivamukti Yoga websitesinde Temmuz 2015’te yayımladığı bu yazıyı tam da bugün çevirmek istedim:

“Sen, Kunti’nin oğlu, ya savaş alanında ölüp şehitlik unvanı ile cennete ulaşacaksın ya da savaşı kazanıp dünya nimetlerinde cennetini bulacaksın. Ayağa kalk ve azim ve kararlılıkla savaş.”
Bhagavad Gita 2.37

“Bir insanın en çok haz duyabileceği en muhteşem yarışma SAVAŞ’tır. İnsanın bütün temelini sarsar ve içinde olan en mükemmeli ortaya çıkarır. Korkak, korkusunu amacına ulaşmak için yenen kişiye denir. Amaç, insan olmanın temelidir.”
George S. Patton

“Savaş” ne demek, herkes için farklı olan bu kelime, telaffuz edildiğinde kanımız içeride kaynamaya başlar. Suçlara karşı savaş, kanserle savaş, yoksullukla savaş, uyuşturucu ile savaş, teröre karşı savaş – eğer insanları heyecanlandırmak ve ayağa kaldırmak istiyorsanız savaş kelimesini kullanmak yeterli olacaktır.

Hükümetler ve devletler savaşı başlatsa da, halk önde giden bando takımına hükümetlerden önce katılır. Neden? Devletler savaşı ya kendi alanını korumak ya da imkânlarını ve/veya zenginliğini genişletmek için başlatır. Halk içinse savaş, acı ve daha da yoksullaşma anlamını taşır. Birçok genç insanın ölümü, savaşı aslında olumsuz hale getirir. Neden insanların çoğunluğu kendilerine hiçbir yararı olmayan bir hareketin içinde çocuklarının ve gençlerinin büyük bir çoğunluğunun mahvolmasına razı olur? İnsanların savaşı sevmesinin bir nedeni olmalı.

İnsanların barış içinde yaşayamamasının nedenini anlamak o kadar da zor değil. Çatışma, insanların damaklarında lezeetli bir tat bırakırken, onlara var olduklarını da hatırlatmaktadır. Bayrak sallamak, üniformalara bürünmek, silahları doldurmak, evrensel bir anlam içerir. Basit günlük hayatımız, karışıklığı seçtiğimizde ve ateş etmeye başladığımızda bir anlam kazanır. İnsanlar bir bayrak altında toplanır ve kendilerinden daha büyük bir anlam içerir ve daha fazla bir şeyin parçası olurlar. Hayatları bir amaç kazanır, dramlar, melodramlar, ölüm, kurban olma ve kahraman olma imkânı ortaya çıkar. Yıllarca ve yüzyıllarca yapılan savaşlar, orada ölenlerin ve orada kahraman olanların anlatısı da bizim tarihimizi oluşturur. Dünyanın birçok yerinde hakları alınmış insanlar artık kendi politik, dini ve sosyal fikirlerini ortaya koyma ve bunun için harekete geçme imkânına sahip olurlar.

Yılın 362 gününün büyük savaşlarla geçtiği söylenmektedir (Birleşmiş Milletler’in söylemine göre ise büyük savaşlar +1.000 kadar günün toplamıdır). Bütün bu büyük savaşlar, bizim 365 günlük senemizde, içsel savaşlarımıza, komşularımızla olan küçük ve orta ölçekli savaşlara, evrensel savaşlara ve diğer canlılarla olan savaşlarımıza dönüşür.

Zarar vermenin temelinde diğerini kendinden ayrı görmek yatar. Eğer onlar başka iseler o zaman kahramanlığa zarar vermeden zarara uğratılabilirler. Devletler savaşa girdiklerinde, halklarını diğer tarafın “insanlık dışı” davranışlarına inandırır ve inançlarını desteklemek için enerji ve para harcarlar ve bu sayede ölümleri ve dehşeti kendileri için meşrulaştırırlar.

Avlanmak için veya öldürülmek veya yenmek için öldürülen hayvanların sayısı bugün 3.7 bilyona ulaşmıştır dünyada. Bu istatistik denizdeki canlıları, deneyler için kullanılanları, savaşlarda ve daha birçok fırsatçılık için ölenleri içermemektedir.

Toprak anaya karşı yürütülen savaş, sonuçları düşünülmeden her gün ve her an istismar edilmektedir. Birleşmiş Milletler’in “büyük” savaş dediği ülkelerde yaşayan insanlar ise kendi bencillikleri, kendi eğlenceleri için doğayı, hayvanları ve toprak anayı katletmeye devam etmektedir. Toprak kazma makineleri, ağaç kesim testereleri aslında bize savaş içinde yaşadığımızı hatırlatan öğeler. Bu günlük savaş atmosferi okulları, okul sonrasındaki hayatımızı bombalamalar, öldürmeler, intiharlar olarak etkilemeye devam ederken sürekli bir kargaşanın içinde yaşamımızı sürdürmemize neden oluyor.

Tek çözüm bu savaşanları dönüştürmektir. Ortaklığımızı, aynı isteklere, aynı ihtiyaçlara ve aynı haklara sahip olmak isteğimizi deneyimlersek, o zaman diğerleri de “diğer” olmaktan çıkıp “bize benzer” olmaya başlarlar. Yoga asanalarında ağaç, köpek, karga, yılan gibi birçok değişik duruşu sergilerken, bütün duruşlarda nefesin içinde duruşumuzu dengeleyebiliyoruz. Her çalışma sonrasında ortak olarak nefesi deneyimlemekteyiz.

Anlayışımızı geliştirmek, diğerlerini diğeri diye ayırmadan gözetmek, günlük kahramanlıklarımızı aynılığımız içinde sürdürmektir yoga.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder