10 Aralık 2015 Perşembe

Ne olurdu?



Ne olurdu bilmesem,
Ne olurdu yapamasam,
Ne olurdu…

Sürekli bir zamanla yarış, kendimle yarış, dışardakilerle yarış. Olanı olmayanı bilmeden geçen bir zaman, unutkanlıklar, hatırlamalar, anılar, kaçışlar, gelişler, uğraşlar ve koşuşturmalar. Ne olurdu diye sormadan, cevabını bildiğini sanmak bizim yaşadığımız hayat.

Halbuki bildiğimizi zannetiğimiz bütün cevapları bazen doğru çıkaran, bazen bildiklerimizi tamamen alt üst eden, hiç beklenmedik anda karşımıza dikilen yenilikler bizleri her gün şaşırtmasına rağmen, hep olacakları bilirmiş gibi korku ve utanç ile hareket ediyoruz.

Cevabı bilmiyorum, demek o kadar korkutucu ve o kadar utandırıcı ki, onun için tutunuyoruz bildiklerimize. Bazen küçük adımlarla riskler alıp geri kalan zamanda yapılması gerekenler silsilesine bırakıyoruz kendimizi. Tanımladığımız hayat bize tanımlanan hayat, kelimelerimizi bile tanımlamaktan, anlamaktan, anlatmaktan aciz ancak bilmiş bir kibirle yürüyoruz hayatın içinde.

Ne olurdu sorusunun cevabı aslında bilmemek, bilememek, bilmezken ilerleyebilmek. Serseri, deli, zerdüşt olmayı kabul etmek ya da çok başarılı, çok zengin, çok akıllı olmak. Hangisinin sonuçta çıkacağını bilmeden yapmak ise kendini gözlemlemeyi, kendine sorduğun sorulara dürüstçe cevap vermeyi, dürüstlüğün içinde olan neyse onu kabul edip bütünleşmeyi gerektiriyor.

Bütünleşmek, dünya yüzeyinde bildiğim ve bilmediğim, kınadığım ve sevdiğim, asla dediğim her şeyi yapabilme yetisinden çok, benim olarak kabul edebilme yetisiymiş. Bütünü denemek, gücü, korkaklığı, utancı kabul edebilme özgürlüğüymüş.

Ateş’in sayesinde tanıştım Cameron Shayne ile, kızımla gittim onun eğitimine, son dakikaya kadar imtihanımı veremeyeceğimi düşünerek çekmedim çekilmesi gereken videoları. Son günlerinde hummalı bir çalışma ile bitirdim yapılması gereken ödevleri, alır mıyım sertifikayı bilmiyorum. Ama yaptım elimden geleni, dürüstçe, korkarak ve videolarda konuşurken kendimden utanarak.

Ne olurdu diye sormadan, ne olacak diye endişelenmeden, olacakları beklemeden bütün güzelliği ile yaşadım şu birkaç günü. Özgürce, disiplinle, dikkat ve teması kesmeden, yaşamaya başladım hayatla.

“Her gün bir hazinedir… Onu en parlak elmas ile karşılaştırmayın. Elmas kolayca bulunabilir. Bugün geçip tükendikten sonra yüzyıl sonra bile bir daha yaşanamaz.”   
Üstat Dogen – "Bonze Zen" (1200-1253)

Namaste…

1 yorum: