8 Aralık 2015 Salı

Pranayama



“Üstatlık, nefesin kontrolü ve disiplinli bir incelikle ortaya konan sanatsal bir uyumdur.” “Light on Pranayama” – B.K.S. Iyengar

Aslında Pranayama, Sanskritçe anlamı içerisinde prāna’nın ya da nefesin terbiyesidir. Prāna ya da pra-ana’nın ön eki “pra”,  içinde “ileri, bir şeye doğru, uysal, öncelikli” kelimelerini içermektedir.

İnsan olma sanatının üstatlığını anlatmış Iyengar kitabında. Yoga olmayı, yogayı yaşamında bir yolculuk olarak görmeyi ve bu yolu işlerken dikkat edilmesi gerekenleri, yapılacak hareketleri, nefesin kullanımını, ellerin kullanımını, beden bütününü, karşımızdaki olarak adlandırdığımız benlerin bendeki beden buluşunu işlemiş.

Her gün bizlere öğretilen bir dünyanın içine gözlerimizi açtığımızı sanarak uyanıyoruz. Gözlerimizin bakışını, göz kapaklarımızın açılıp kapanışını, kulaklarımızın duyduğu sesi dinlemeden veya dinlediğimizi düşünerek, öğrendiklerimizi yorumlayarak yani beynimizi çalıştırarak anladığımızı ve rahat olduğumuzu sandığımız bir dünyada yaşıyoruz.

Oysaki kulaklar nefesin sesini duymadıkça, o sesle ortaya çıkan ışığı görmedikçe dünyayı olduğu gibi göremez. Ruhun ışığı, gözlerden, kulaklardan ve çapraz geçişle akciğerlerden beynin arkasına ve gözlerin ortasına yansır. Burası bizim yaşam enerjimizin hayat bulduğu ve nefesin kontrolünün yani gerçekliğin ortaya çıktığı alandır.

Bu bir biliş ya da varoluş değildir, bu sadece olduğunu bilmenin ve var olmaya çalışmadan beraber yürüyebilmenin alanıdır. Ben bedenimle beraber yürüyemezsem, duygularımı anlayamazsam, düşüncelerimi toparlayamaz ve ruhumun ışığını bedenim, duygularım, düşüncelerim ve sinir sistemimde yaşam gücümle bir araya getiremezsem, ne kendime dürüst olabilirim, ne söylediklerimde bir tutarlılık olabilir, ne de var oluşumda gerçekliği yaşarım. Sadece yaşama karşı kibirli, küstah ve kendini beğenmiş bir şekilde meydan okumaya çalışırım.

Akıl, aynı sahip olduklarımız, sevdiğimizi ve sevmediğimizi zannettiğimiz, olan ve olmayanı gördüğümü ve anladığımı düşündüğüm her şeyin toplamını oluşturan iyi bir köle, ancak kötü bir üstatdır, demiş Iyengar. Prānāyāma çalışmasını yaparken, yogi başını hafifçe geride tutar, kafatasını ön ve arka bedenin dengesi içinde ayarlar, bu sayede basit ve sıradanlığın içinde, kibirsizce yoluna olanlar ve hayatındaki anlarla devam eder.     

Birliktelik, beğendiklerimiz ve beğenmediklerimizle değiştirmeden, dönüşümün içinden geçen varlıklar olarak, nerede takıldığımı, nerede böbürlendiğimi, nerede sahip olma yetilerimin beni dengeden çıkardığını, nerede aşırıya kaçtığımı, nerede yönetimi ele alarak ve soru sormadan anladığımı zannettiğimi fark ederek, dinlemeyi, dinlerken hissetmeyi, temas etmeyi ve kendi akışına bırakarak sadece beraber bütün olmanın hazzına vardığım alandır.

Hiç konuşmadan, düşünceler olmadan, duyguların bilmeyle ortaya çıkmadığı, seyrettiğim denizi, yanımda olan kişi ile içimde hissetmektir beraber yürüyebilmek. Bütün içinde sarılınmış ve sarmalanmış, güvende, bütün cesaretim ve özgürlüğümün sınırsızlığında koşarken suyun içinden geçebilmek, toprağa dokunabilmek, havanın ve boşluğun dokusunu elle hissedebilmektir.

Sınırlılığımızın sonsuzluk içinde akabildiği, beraber yürüyebilmenin tadına vardığımız bir anla buluşmak dileğiyle…   
Namaste!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder