30 Aralık 2016 Cuma

Re-cycle








- Artık kendi şimdiye kadar kaldığınız döngüden çıkın. Şimdi kendi döngünüzü yeniden yaratın. Hani kendi yoganıza da bu adı verdiniz ve felsefesini anlatıyorsunuz ya...

Dün Özge Hanım'ın bana hediyesi bu sözlerdi. Evet kendi yogama bu adı verdim. Ne demek re-cycle, google translator'a sorduğunuzda "döngüsü yeniden" diye bir cevap çıkıyor. Bundan tam 4 sene önce aldım "Mindfulness" adlı Thich Nhat Hahn'ın verdiği eğitimi. Eğitim iki aşamalı diye düşünüyorum, çünkü 14 maddeden sadece ilk beşini anlattılar ve sadece onun içselleştirmesini anlamamız için saldılar bizi, unları anladığınızda geri gelin mi demekti oradan ayrılış ya da bunları hayatınıza uygulamayı bildiğinizde bir daha gelin mi bilmiyorum.

Mehmet Zarasızoğlu'ndan aldığımız eğitimler sırasında öğrendim, her birimizin hayatta kalma adına kendine ne tür yaşamsal ağlar yaratıp, kendini nasıl güvende hissettiğinin teorisini, Özge Hanımla beş koca yılda bu yaşamsal döngümü tanımayı öğrendim ve hala tanımayı sürdürüyorum.

Mindfulness Training'in bir kısmının anlatıldığı "Huzurun kendisi olmak" kitabında Farkındalıkla yaşam için gerekli yapılması gerekenlerden bir tanesi;

"Şu anda sahip olduğunuz bilginin gerçek, değişmez ve nihai olduğunu düşünmeyin. Dar kafalı olmaktan ve şu anki görüşlere saplanmaktan kaçının. Başkalarının görüş açısına sahip olabilmek için görüşlere bağlanmamayı öğrenin ve herşeyi kendiniz deneyimleyin. Gerçek yaşamda bulunur teoride değil. Tüm yaşamınız boyunca öğrenmeye ve kendi içinizdeki ve dünyadaki gerçekliği her zaman gözlemeye," anlamaya ve anladıktan sonra yolunuza devam edebilme cesaretini bulun. Son kalın olmadan yazılan cümle bana ait.

Bugüne kadar yaiadıklarımın beni ben yaptığını fark etmek demek, beni ben yapanları anlamak ve onları düşman olmaktan çıkarıp bana yararlarını anlamaktan geçtiğini anladım, dün. Hala hayatımı bu şekle getirmek için ne kadar zorlandığımı düşünmek yerine, zorlamaların bana ne getirdiğini fark ederek, beni dönüştürdüğü beni anlayarak, dönüşen benliğimin yeniden yapılanmasını artık acılarımın içinde boğularak değil, yaşadıklarımı anlayarak ve onların bana olan yarar ve zararlarını kavrayarak yaşamımı tekrar şekillendirmenin RE-CYCLE olduğunu fark ettim.

Yoga, değişmezlerim, değişirlerim ve dönüşürlerim ve benim yaptıklarını kabul etmeden önce neden, nasıl, niçini düşünerek söz, düşünce ve haraketlerimi ortaya koymamı sağladı. Asanalarla dış dünyamı, yamalar ve niyamalarla iç dünyamı, bakma ve anlama yetimle çevremi, konsantrasyonumla sınırlarımı bulmamı ve bu sınırlarda ısrarcı olmadan var olabilmeyi ve her dönüşümümü sürdürülebilirlik ve hayatta kalma adına değil de, yaşamın tadına varabilmek adına fark edebilmeyi anlattı.

Kendimizin içindekileri, esnekliğizi, sertliğimizi, yaşama nelerin bizim için önem arz edip, nelerin hayatımızda dmnüşmesi gerektiğini fark edebileceğimiz bir yıl dileğiyle....

Namaste!    

27 Aralık 2016 Salı

Burçlar ve Astroloji





Neredeyse iki yıldır kendimi ayrıca bir astrolojiye adadım. Yoganın ve vedantaların bir kolu olduğunu öğrendiğimden beri ve merakımı daha da derinleştirip biraz daha kendimi tanımak içinde iyi bir yöntem olduğunu düşündüm. 

Önce Bengü Kadakgül ile Vedik astroloji eğitimine başladım ilk yılı alınca ve harita için programları bilgisayarıma yükleyince, işim bitmiş gibi dersleri bıraktım. Aynı diğer alanlarda olduğu gibi biraz dokundum. Yoga biraz dokunmayla ucunu kaldırıp bakmayla olacak bir şey değil. Yoga yaşam alanı, yaşamın kendisi, yaşam felsefesi, yaşam biçimi, varoluşumu şekillendiren ve bilgileri aldıkça benim yaşam şeklimin değişik hallerini anlatan bir ilim dalıymış. Bir yıldır Nalan Yıldırımın derslerine kâh girdim, kâh girmedim. Bu yıl artık sıkı bir ders alış ile yeniden başladım.

Her yerden bir mdev, aile dizilimi ödevlerimi derken Nalan'da ödev vermeye başladı. Burçların ay, güneş ve yükeselen olarak tasvirini yapacak sonra da birbiriyle bağlantılarını kuracaktım.Şimdiye kadar dualiténin bu kadar güzel betimledndiği bir alan görmedim ben astrolojiden başka. Karşıtlıkların bir sentezi gibi astroloji. Burçlar içlerinde hem iyiyi, hem de kötüyü, hem pozitifi, hem de negatifi, hem güzeli, hem de çirkini barındırıyorlar ve mısır ve yunanlılar tarafından geliştirilen altın oranın tanımını ise en iyi astroloji yapıyor. 

Wikipedia altın oranı şöyle anlatmış : Bir doğru parçasının |AB| Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan (C) bölünmelidir ki; küçük parçanın |AC| büyük parçaya |CB| oranı, büyük parçanın |CB| bütün doğruya |AB| oranına eşit olsun.
Altın Oran, pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1,618033988749894...'tür. -noktadan sonraki ilk 15 basamak- Bu oranın kısaca gösterimi:  olur. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, Fi yani Φ'dir.

Bunu anlamak ve anlamını keşfetmek de bizim aslında hayat içinde bu oranı yerleştirebilmemizden geçer. Nasıl bir yerleşim sağlamayı düşüncelerimiz, duygularımız, duyularımız, ailesel durumumuz, hayata kalışımız, alışkanlıklarımız, coğrafi alanımız ve daha bir çok parçadan oluşurken, bu alana nasıl ulaşacağımıza karar vermemize yardım edense astrolojik haritamızdır. 

Beni bu işe başlatan Bengü Hocama ve bana astrolojiyi anlaşılır şekilde anlatan, onu sevmemi sağlayan ve öğrenimimi büyük bir sevgi ve şevkle sürdürmemi sağlayan Nalan Yıldırım'a teşekkürler. 

Namaste !
  

23 Aralık 2016 Cuma

Şiirde İnsan

Revue Question de






Fransa'ya her gidişim yeni bir kitap,dergi veya yeni bir bilgi keşfi. Bu sefer Sorular diye kitapımsı bir dergi aldım. Konusu insan bedeni. İçinde şiir, dövme,yiyecek,spor,coğrafya yani insanın bütün halleri var. Bu halleri şiirlerine dökmüş Farnsa dışında pek tanınmayan bir yazar gözüme ilişti..

Malcolm de Chazal (1902-1981) tarihleri arasında yaşamış bu şair hakkındaki yazının başlığı ise;
"Bütün herşeyi duyan duyarlı Varlık"

Bazen tek tanrılı dine inanan, bazen Panteiste, bazen deiste bazen de polytheiste olarak anlgılanmış bir yazar Chazal. Her kavram birbirinden farklı olsa da her biri içinde bir diğerini barındırıyor. Chazal'a göre, insan bir beraberliğin bütünü, bu bütünde beden ve ruhtan oluşmuş. Yazar, bedeni bir tarayıcı olarak nitelendirmiştir; "İnsan bedeni bütün evreni sayı ve renk ilminde algılayan bir tarayıcıdır.İçine hem var olanı hem de var olmayanı alır. Bitkilerin dilinden, metallerin bakışlarından, hayvanların hareketlerine kadar her var oluş insan bedeninde ifadesini bulur."

İnsan bedeni anlaşılmayacak kadar fazla katmanın bir bütünü. Her bir örgüyü tanımak, tanıdıktan sonra neye tepki verdiğini bilmek ve her birinin vereceği tepkinin diğerine yapacağı karşı etkiyi de göz önünde bulundurmak ancak insan bedeninin kusursuz işlemesine yardım eder. Bütün bu halleri bizler insan olarak ilişkilerimizde yaşamayı öğreniriz. İlişkiler bizim kendi bedenimizin dilini anlamamıza yardım ederler. Her kişiye karşı takındığımız tavır bir diğerine karşı takındığımız tavırdan değişiktir. Takındığımız tavırlar içinde kullandığımız sözler de her biri için farklıdır. Bu farklılıkların bize ne nitelikler kattıklarını, niteliklerimizi her insan ilişkisine göre nasıl kullandığımızı fark etmek de bizim ruhumuzu anlayabilme yeteneğimizdir.

Almak ve vermek yaşamın alışılagelmiş sürdürülüşüdür. Bunlar özgür ve dünya ile ilişkilendirilebilecek her sistemin özünde bulunur ve ancak bu özde gelişim gerçekleşir. Eğer denge bozulursa o zaman sistem ya dolup taşar ve boşluk yaratamaz ya da tamamen boşalır.Sistem var olmaktan çok yok olur. Bu dengeleri yürütmek için her türlü yetenek, nitelik ve niceliklerimizi nerelerde ve hangi yolla kullanabileceğimizi bilmek bize hem alabilme, hem de verebilme imkanı yaratır.

Her bir canlı ya da cansız var olan ya da gözle görülmeyenden alırken ve verirken neler aldığımızın ve neler verdiğimizin idrakine vardığımızda bütünlüğümüzü ve sürdürülebilirliğimizi sağlamanın adımını atmış oluruz.

Bize bahşedilen görebilme, duyabilme,dokunabilme, tad alabilme ve hissedebilme yeteneğini öğrenilmişlikler yerine kalpten uygulamak dileğiyle...

İyi hafta sonları !

20 Aralık 2016 Salı

Gunas






"Ben Vedaların kurbanıyım, Ben ibadet edilenim, Ben Tanrı'ya sunulan adağım ve Ben aynı zamanda doyurulan ve doyuranım. Ben ilahiyim, Ben eritilmiş tereyağım, Ben ateşim, Ben adak ve ikramım...Ben evrenin babasıyım, annesiyim, sürdürücüyüm, dedeyim. Ben bilinenim, temizleyenim, OM'un hecesiyim. Ben bilgeyim, ilimim,tasavvurum, övülenim, hor görülenim...Amaç ve desteğim; Tanrı ve Tanığım, evim, sığınağım ve arkadaşım. Ben var oluş ve aynı zamanda yok oluşum, toprağım, depolayanım, ölümsüz tohumum...Sıcağı verenim; istediğim de yağdıran istediğimde kurutanım. Ben mlümsüzlüğüm, O Arjuna ! Ben aynı zamanda da ölümün ta kendisiyim. Ben var olan ve olmayanım." Bhagavad Gita (IX.16-19)

Kendimizi tanımlaya başlarken karşıtlıklarımızı da beraberimizde getirdiğimizi ne kadar da çabuk unutuveriyoruz. Her birimiz ne kadar iyilik sever isek bir o kadar da kötülük severiz. Ne kadar sevgi doluysak bir o kadar da nefret doluyuz.

Bütün bu karşıtlıklarımızı kabul edip, iki seçim yerine ortada bir üçüncü, bir dördüncü ve bilemediğimiz sayıda her iki ucun birleştiği bir alan olduğunu kabul etmekten çekiniyoruz. Ayurveda ve Yoga işte bu konuda bize yol gösteren bir sistem. Sistem nitelikleri (Gunas) ortaya atmış. Sattvic (İyicil), Tamasic (Kötücül) ve Rajasic ( Hareket halinde ortaya çıkarma).


Ben iyi alanlarımı kendimce ortaya koyabilirsem ve onların karşıtlıklarını da bulabilirsem uçlar da bulunarak zorunlu bir yapış yerine oyun sahamda onların karşı tarafın ve benim anlayışım içinde yeni bir var oluş ile ortaya koyabilirim.


Portobello Cadısı - Paulo Coelho, bir kadını anlatır. Öyle bir kadın ki, eski eşinin gözünde bir Cadı, sevgilisinin gözünde bir Tanrıça, babasının gözünde peri, annesinin gözünde bir yalancı...bütün bu algılar aslında karşının algısı ile yorumlanan ve beni ben olmakta zorlayan hal.

Eğer ben beni bütün karşıtlıklar içinde bilirsem ne olanı, ne olmayanı yadsırım. Olanı da olmadığını düşündüğümü de kullanmayı öğrenirim.

Kendimi açık fikirlilikle tanıyacağım bir hafta dileğiyle....

Namaste!
   

16 Aralık 2016 Cuma

Yargı



"Bilmeden ve öğrendiklerimi unutarak bakabilme yeteneğim benim özgür yargımı oluşturur. Özgür yargı yeteneğimse benim kendime bakma ve kendimi bilme yeteneğimi geliştirir." Anonim

Bu yargı kabiliyeti herkes de bulunur, bu herhangi bir yetenek ve çalışma gerektirmez.Daha yavaşlayabilme, temas edebilme ve yaptığı işi görerek,hissederek,dokunarak,duyarak ve kokusunu alarak yapmayı gerektirir.

Belki David Life'ın bu cümlesini birkaç kez daha bloğumda yazmışışdır; "Yama ve Niyamaları öğrenmeden, yaşamadan, deneyimlemeden Asana'nın içine giremezsiniz. Yaptığınız sadece bir duruş olarak kalır."

Geçenlerde aynı cümleyi "Yoga Ansiklopedisi-André Van Lysebeth'in kitabında da okudum. Bu cümle insanları ayırmak ya da aşağılaşak ya da onların anlayışının daha az olduğunu göstermiyor. Sadece korku ve utanç ile baş edip deneme yeteneğimizin ve deneyimleme isteğimizin ne kadar olduğunu ölçmemizden bahsediyor. Sokrates'in dediği gibi "Kimse isteyerek ve bilerek kötülük etmez". Kötülük etmenin içinde yatan kötülük gerçekleşebilsin diye kötülük yapmaktır, Herhangi bir canlının da bu şekilde hareket etme imkanı yoktur çünkü doğasında böyle bir özellik yoktur.

Bizler öğrenip öğrendiklerini iyi uygulayan, uygularken sorgulamayan varlıklar haline dönüştük. Oysa ki bir şeyi gerçekleştirebilmek için onun nasıl yapılabileceğine dair bir deneyimimiz olması gerekir.  Başkalarının deneyimleri benim yargı yeteneğimi ve öğrenme yeteneğimi geliştirmez aksine köreltir.

İnsanlar kötü bir doğaya sahip değildir, ancak yanılgıya ve karşı tarafın algısına ve kendisinin algısına ters düşen hareketler yapmaya yatkındır. Kötülük etmek,yapmak, bunu isteyerek yapmak ve herhangi bir şekilde davrandığı ve o karşı tarafa ya da kendine yarar getirmediğinde sonucunun kötülüğe dönüşmesi arasında bir fark vardır.

Bu yüzden bir şeyi gerçekleştirmek için ne donanımlara, ne araçlara ve nasıl bir bakış açısına sahibim, baktığım yönden bakabilme yeteneğim, açı değiştirmekteki kabiliyetim nelerdir diye her türlü deneyimi gerçekleştirmeye hazır olmak ilk şartımız, ardından karşımızdakilere ve yapış ve uygulayışlarına bir anlayış geliştirip, onların istediklerini deneyimleyip, ardından kendimize uygun olanı ve kendimizin kalbine oturanı bulmak bizim gerçek yargı yeteneğimizi geliştirmemizi sağlar.
Yani KERİM olmayı gerektirir.

Kırılgan, sert, başarılı,mücadeleci,inatçı,şanslı, cömert,verimcil, ulu,büyük, aşırı karşısındakini düşünen, asil,soylu....ve daha birçok karşıtlık ve dengesizlik içinde var olan bir kişilikten var olmayı ve var olurken karşıtlıklar içinde dengede kalabilmeyi getirir özgür yargıda bulunabilmek.

Keramet sahibi olmak anahtar kelime...

Her gün yeniden olanı yeni bir gözle görüp yeni bir şekilde deneyimlerken hata, kötülük yapabilmeyi kabul edip, utanç ve korkunun içinde kalmadan yerden kalkıp tekrar başlayabilmek dileğiyle...

Namaste!

13 Aralık 2016 Salı

İyi -Kötü

karanlık ve aydınlık görselleri ile ilgili görsel sonucu




Geçenlerde bir tanıdığımızın cenazesinden ayrılırken o kişiyi tanıyanlar mı, yoksa iş arkadaşlarımıydı tam bilemediğim iki kişinin konuşmalarına tanıdık oldum;

-          -İyi adamdı yaa..
-         -Yok abi çok iyi adamdı; dedi diğeri.

İyi-kötü kavramları neden hayatıma kesin bir halde yerleşti bilemiyorum hatta bugünlerde onları daha da sorgular oldum. Ne demek iyi, neye göre iyi, neye göre kötü, kim kötü, nasıl kötü….Biz bütün bu kavramları önce anne babamızın öğretisinden, sonra arkadaşlarımızın anne babalarınınn öğretisinden, sonra okulun, sonra kendimizin denyimlerinden alıp alıp üst üste koyuyoruz. Neyin üstüne koyduğumuzu bilmeden.

Yogaya gelince başlıyoruz yumuşatmaya, negatif yanları, ya da gölge halleri…bir yandan iyi kötü yoktur derken, negatif ya da gölge halini gene de ortaya koyuyoruz. Hala bir dualité içinde takılıp kalıyoruz. Halbuki bütün iyi- kötü olarak nitelediğimiz haller bizim niteliklerimiz ve sadece deneyimlenip sonuçlarından toplum yorumlarına göre iyi ya da kötü diye tanımladığımız haller.
Halbuki bilsek bir anlasak aslında çok iyilik yaptığını düşünenin, kendinden verenin sonunda kendine kötülük edip diğerine bir yarar sağlamadığını, iyilik yapmaktan pişman olanın bir daha iyilik yapmamaya karar vermesine kadar giden bir olayın insanı katılaşmaya iten yanını bir görebilsek.

Olayları anlamadan, kelimelerin içeriğinin bilincine varmadan günlerimizi sarf etmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Yaşadıklarımızla yorumluyor, sonunda da dualité tuzağında boğuluyoruz.
Ne yaptığımızı bilmek için deneyimlemek lazım, neyi nasıl yaptığımda neler olduğunu bir değil, birkaç kez deneyimlemek, yeni yollara baş vurarak deneyimlemek ve bilgisizce deneyimlemek, benim farkındalığımı yükseltir. Bildiğim şeyi bildiğim şekilde birkaç kez deneyimlersem, aynı yola beş kez sapıp sonunda aşınmış, çürümüş ve çukurlu bir yolda sarsıntılar içinde ilerlemeye benzer.

Ferhan hocamla iki günlük Ayurveda Temel Eğitimi ve Ayurvedaya giriş günlerine katıldım bu hafta sonu. Ayurveda’yı aslında ben Ferhan hocamdan daha önce aldım, şu sıralar kendim öğretisini anlatıyorum. Ancak bir daha dinlemeyi anladığımı zannettiğim konuları bir daha dinlemeyi tercih ettim. Sistemin işleyişi sağlığımız içinde sadece bir tek bilinenle anlatılmamış, 3 guna, 3 dosha, 3 dosha’nın 5 türü, yedi bağ dokusu, 41 çeşit ateş, 3 ayrı nitelik ve niceliğin tamalayıcılığı derken, bir bakış açısından incelenmeyen bir beden.

Sebzeler,yağlar, renkler,etler, meyveler,baharatlar her birinin kullanımı bir kısma yarar sağlarken, bir kısmında çürümesini sağlıyor. Dengenin bir pamuk ipliğine bağlı olduğu bu beden, bu evren içinde nasıl kötü veya iyi ayrımını yaptığımızı bir daha sorgulamamız gerektiğine inanıyorum.

İyi- Kötü yerine neyi, nasıl ve hangi duygular içinde yaptığımı anlayacağım renkleri bol olan bir hafta dileğiyle…

Namaste!


6 Aralık 2016 Salı

Tutuculuk




Birşeyi tutmak, almak ve saklamak, fazla almak, söylenilene bağlı kalmak, güven içinde yaşamak...hepsi bir şekilde yeniden korkmanın, deneyim yaşayabilme cesareti göstermekten çekinmenin, kendi renklerimi bilmememin bir başka yolu. Ayrıca uyumun, sağlıklı ve güven içinde yaşamanın da bir yolu.

Geçenlerde Reiki Masterlarımdan en en büyüğü olarak kabul ettiğimiz hocamla konuşuyordum, nereden oraya geldik hatırlamıyorum;

- Aslı yurt ne anlama gelir biliyormusun? dedi
-Vatan, doğduğum ülke !
-Hayır yurt kelimesinin kökendeki anlamı çadır, oba, konaklama yeri demektir."

Bugüne kadar hiç bilmediğim bu kelime beni taa eskilere, bana öğretilenlere, anladıklarımı nasıl anladığıma ve bir türlü yurdumu bulamama kadar götürdü. Aslında yurt belkide yaşadığım yerin dışında kendi ailem, kendi bedenim ve bulunduğum alan. Bunu bilmiyerek benim kadar yaş alan kaç kişi var ya da ben mi tek cahilim bilmiyorum.

Bizler, anlamlarını bir gün bile araştırmadığımız kelimelerin içinde hayatımız oluşturur, bağlar kurar ve onlara bağımlılıkla bağlanırız. Bağlanırız ki gerçeklik sandığımız ve dokunma ile tanımlayabildiğimiz, gözlerimizle gördüğümüz, tadını aldığımız maddesel araçlarla hayatı tanımlayabilelim. Kendimizi görünen bu beden içinde var edebilelim.

"Arzular ya da acılar arasında kendimize kalan bir anlık zaman diliminde,
 can sıkıntısı başlar ve değişime ihtiyaç duyarız.
 Yaşamda kalmak bütün canlıları ilgilendiren, meşgul eden bir oluş halidir ve insanları canlı tutar.
 Ancak kendini güvenceye aldığında kalan zaman içinde ne yapacağını bilemez insan.Ve o anda varlığının ona yüklediği yükten kurtulup özgür olmak ister. Kendini hissetmekten korkar,hissedebilmekten,hissedilmekten ve başlar zamanı öldürmeye, can sıkıntısını gidermeye.
İhtiyaclarından kurtulmuş, ihtiyacı kalmamış insanların günümüzde geçirdikleri her anı kazanılmış bir değer olarak gördüklerini gözlemliyorum. " Arthur Schopenhauer

Yaşamı tutunarak, ondan ve getireceklerinden korkarak yaşamak bize tutuculuk, uyum içinde canımızla uyumsuzluk, katılık, esnek olmama hali, hastalıklar ve can sıkıntısı ile huzursuzluğu getirir. Yoga'da buna "Aparigraha" adı verilir. Hiç birşeye sahip olmama hali ya da Tanrı ile beraber yürüyebilme yeteneği.

Hindistan'da maymunları yakalamak için ince ve sık borulardan yapılma kafeslerin içine bir muz koyulur, dışarıda olan maymun bu muzu görünce kafese yaklaşır ve dışarıdan muzu alabilmek için kollarını bu dar ve sık boruların içinden geçirerek muzu almaya, bazende soyarak yemeye çalışır. Avcılar yanına yaklaştığında onun sesini duysalarda, akıllarını tamamen muzu almaya odakladıkları için, özgürlüklerinin elden gideceğini anlamadan devam ederler muzu çıkarma çabalarına...

Bizlerde bilgisizce söylenenleri dinleyerek, sorgulayamayarak, yapılanı yaparak, cesaretsizlik, korku veya utanç yüzünden odaklanırız çevremizdekilere ve bilmeyiz yaşarken sadece bir muz için özgürlüğümüzü nasıl kaybettiğimizi.

Yurdunuz bedeniniz, yurdunuz eviniz, nerede o evin kapılarını açıp utanç ve korku olmadan yaşayabiliyorsanız orada özgür yaşamayı seçin...

Namaste!

25 Kasım 2016 Cuma

Ölüm korkusu


“Evrende tek sabit olan dönüşümdür.”
Alanna Kaivalya

Bizler hep ölümden bahsederken içimizi gidişle veya gidenle ilgili bir hüzün kaplar.

Bundan iki hafta önce annem Amerika’ya gitti ve babam yalnız kaldı; yalnız ama ben, oğlum, kızım ve bakıcısı vardı. 

Her gün ağladı babam, annem öldü zannederek. Ağlarken hep şunu söyledi: “Ben kiminle konuşacağım, kiminle olacağım oraya gider de onu bulamazsam.

Aslında bizi korkutan nereye gideceğimiz değil, ne olacağımız da değil. Biz aslında her şeyle, bildiklerimizle ve bilmediklerimizle olan bağlarımızın kopmasından korkuyoruz. 

Sonraki günlerde aldı babam eline annemin resminin olduğu çerçeveyi ve onunla konuşmaya başladı.
Tek başına ama bir başına kalmadı. 

Ölüm bizim bağlarımızı kesmez ancak bağ olmayacağı korkusu bizi yer bitirir.

Yoga ile dıştan içe bir bağ kurmayı, kurduğumuz bağda kendimizi bulmayı, bulurken yalnız kalmamayı, bağsız kalmamayı öğreniyoruz. 

Geçmiş ile ilgili değil, gelecek ile ilgili değil hayaller, beklentiler.

Hayal ya da beklenti yerine bağlarımızı sağlamlaştırıyoruz dünya ile ve yaşarken bağlı olduğumuzu hissedebiliyoruz. 

Geçiş değil korkutan, her şeyden bihaber olmak da değil, sadece yalnızlık içinde bağsız, serseri mayın gibi bizi bir yandan bir yana savuracak günler bizi korkutan. 

Bedenimizin içinde ne kadar çok ben olduğunu, ne kadar çok biz ve ne kadar çok sen olduğunu öğrenmenin yoludur yoga...

Yeryüzünde yalnız olmadığımızı fark ederek diğerleri ile iletişim becerisini geliştirmek dileğiyle...

Namaste!

22 Kasım 2016 Salı

Gözlem, Algı, Kavrama, Sezgi, Birlik


Gözlem; keskin ve kesindir. Detaylara dikkat eder. Ancak bu kadar kesin olduğu için sınırlıdır. Etrafını ve yakınını görmez. Bu kadar kesin olduğu için bazen çok yakın, bazen istilacı, bir şekilde kaskatı ya da merhametsiz ve saldırgan olabilir. Bilim için ön şarttır.

Algı; bağımsızdır. Bazen mesafeye ihtiyacı vardır. Bir çok şeyi bir anda fark eder, seyreder, bütün hakkında bilgi edinir, kendi alanındaki en küçük detayın farkındadır. Bir şeyin ya da bir gözlemin anlamını kavrar. Ve anladığına bir de anlam ve bilgi yükler.

Kavrama/Anlayış; aslında gözlem ve algı olmadan herhangi bir akıl yürütme olmaz, tabii anlayış/ akıl yürütme olmadan algı ve gözlemde olamaz. Ancak hepsi birlikte var olursa o zaman bizler anlamlı bir şekilde hareket edebiliriz.

Sezgi; kavrama ile sezgi bir görünse de tam olarak aynı değildir. Sezgi anlayışın yardımı ile bir sonraki hamleyi yapabilmeye yardım eder. 

Birlik; benim diğeri ile aynı dalga boyutunda olmamı, onu anlamamı sağlar. Onun içinde kaybolmadan, ondan ürkmeden ve kendimden ürkmeden ve kendimle bütün içinde kalabilme yeteneğimdir.

Bütün bu terimleri Bert Hellinger yukarıdaki benim tercümelerimdeki kelimelerle açıklamış. Her biri bir diğerinin içinde var olan, her biri bütün için gerekli olan unsurlar. Bizler kendi algılarımızın içinde kalırken bazen kendi bedenimizi bile duymadan, hayatı algıladığımız zanneder ve bir de bildiklerimiz ve öğrendiklerimizle diğerini yargılar, diğerlerine akıl verir veya diğeri ile kendimizi kıyaslarız.
  
Önce kendimizle, yani bedenimiz, zihnimiz ve ruhumuz ile bir dalga boyutunda olmayı anlamak gerektiğini öğretir yoga. Matın üstüne çıktığımız andan itibaren kendi bedenime doğru bir yolculuğa başlarım. Dışımdakinden, içimdekileri anlamaya, duymaya ve anlayabilmek içinde zihnimdekileri boşaltmaya başlarım. Zihnim boşladıkça da ruhumun derinliklerindeki beni tanımaya başlarım.

İnsan olmak kendi içinde yeteri kadar karmaşık bir durum. Pek çok seçim ve pek çok çelişki içinde diğer insanların arasında yol almaya çalışırken, kendi ihtiyaçlarımızın farkına varabilme savaşını veriyoruz. Bütün kararsızlıklarımızın ve keşmekeşimizin içinde yoga bize kılavuzluk edip, daha derinlerimize inip kendi özgünlüğümüzü bulmamıza yardım eder. Daha zengin ve dolu bir yaşamın sırrını buldukça, yaşamımızı daha becerikli ve bilinçli olarak yaşarız. 
  
Ustaca yaşanacak bir hayatın kapısını aralamak için ne bekliyoruz….



Namaste..!

18 Kasım 2016 Cuma

Özgürlüğe açılan Kapı



“Vazgeçmiş olmanın ızdırabı bir hatıraya dönüştüğünde, siz de yeni bir hayata başlamış olursunuz.” Anonim
İnandıklarımızdan, bildiklerimizden vazgeçmek ve ona bir duygu, bir anlam yüklememek bizi korkutur. Eşyalarımızdan, yerimiz ve yurdumuzdan, rahatımızdan, etrafımızda olanlardan her birinden ayrılmak bizi yanlızlaştırır.
Yeninin kapısını aralayabilmek için, bütün her birine yüklediğimiz anlamların neler olduğunu kavradığımızda, bütün vazgeçemediklerimizin bizde yarattığı isteği, arzuyu, öfkeyi, korkuyu anladığımızda ancak bırakan, vazgeçen, yeni bir yol arayan kaşif olabiliriz.
İnancımızı geliştirir, olabilecek olasılıkları yeniden araştırmaya başlarız. Doğru olduğunu, mutluluğu nasıl bulacağımı, huzurun, zenginliğin benim ölçütlerimde varlığını sürdürmediği bir alanda ancak yeni bir doğuşu, inancı ve güven duygusunu uyandırabilir.
Biz ise her öğrendiğimize saplanır kalırız, araştırsak da bilgileri bile inandığımız alanda buluruz. Bundan zevk duyarız bizi desteklediği, bizi doğruladığı için. Oysa ki salt doğru, sadece benim anlayışım içinde olan bir doğrudur.   
Bildiğimiz doğrular ve vazgeçmediklerimiz, bağlılıklarımız, bağımlılıklarımız bizi ayakta tuttukça biz katılaşır, sertleşir, içinden çıkamadığımız bir labirentin içinde kısılır kalır ve sadece bir tatil, bir değişiklik ile onlardan sıyrılmaya, biraz nefes almaya başlarız. Kendimizi aslında daha yanlızlaştırırız.
Yoga, İNANCIN ÖZGÜRLÜĞE AÇILAN BİR KAPI olduğuna değinir. İnanış olana karşı geliştirdiğim, sonrasında bildiğimi zannettiğim bir güvenlik duvarıdır, oysa ki inanış bir biliş değil, sadece tadına bakabilme yetisi, dokunabilme, kokusunu alabilme, duyabilmeve ve görebilme yeteneğidir.O an içinde hissedebildiklerimi yaşama özgürlüğüdür.
Bütün bu duyumsadıklarımı ardımda bırakıp anın içinden geçebilmedir. Yeniden aynı şeye defalarca bakıp onu yeni uygulamalar içinden geçirmek değil, başkalıklardaki aynıları anlayıp, her birini yaşanmışlıklar olarak kabul edebilmektir.
Yaşanmışlıkların deneyimlerine, bende bıraktığı izlere tutunmak yerinde gördüklerimin ve yaşadıklarımın zenginliği içinde, dönüşebildiğim ölçüde, sürdürebildiğim bir hayatın içinden geçebilme yetisidir.
Namaste!   


15 Kasım 2016 Salı

Kendini aramak




“Taa dibe indikçe nerelerde neler saklı onu öğrendikçe kendimi ve bütün insanlığı tanırım.” Anonim

Bizler öğrenilmişliklerin çocuklarıyız. Anneler ve babalarımızdan öğrendiklerimizi uygulamak bize güven verir. O güven içinde neyin nasıl yapılması gerektiğini biliriz ve yapılacak şey hakkında bilgi sahibi olmak bizi biz yapar.

Bazen bu öğrenilmişlikler bizi yorar, o zaman marjinal olmak, tersini yapmak, denileni başka bir şekilde yapmak benim sınırlarımı genişletir, genişletirken beni yorduğunu taa ki neden bu şekilde yaptığımı anladığımda canımın isteğine kavuşurum.

Yogada bu yüzden revaçta verilen derslerde hoca neyi nasıl yapacağımızı söylüyor bizde ona göre bu hareketleri yapmak ve bedenimizi geliştirerek aynı çocukken olan elastikiyete dönebilmek, zayıf olup güzel görünmek, genç kalmak ve genç kalırken hayranlık toplamayı ümit ediyoruz.
Hocalar, bu hareketleri söylenen gibi yapmak için önce kendilerini tanıyor, variasyonlar ile önce o hizalanmaya gelebilmek için bedeni nasıl çalıştırıcaklarını öğreniyor ve ondan hizalanarak hareketi kitabın söylediği gibi yapmaya başlıyor.

Hizalanmak kendi içinde birliğe gidebilmek anlamındadır aslında. Zihini, bedeni ve canı birbiri ile hizalamayı öğrenmektir. Her öğreniş bize içimizdeki yeni bir olasılığın kapısını önce aralamayı sonra o kapıyı açmayı isteyip istemediğimize karar vermeyi öğretir.

Bilmişliklerimiz ise kapıyı açmadan bize kapıyı görmemeyi öğretir. Görmeyi bilmez olan aptal, zekası az, yapamayan, başarısız, kötü, topluma uygun olmayan, egosu yüksek, kendini beğenmiş, kibirli….ve daha neleri içinde taşır.
Öğrenmişlikleri bırakabilmek, bir an durup ne yaptığına bakabilmek ve yaptığının acı vermesi, ağrı yapması ile bir başka şekilde yapabilmeyi denemek aslında yoga. Hem yaşam içinde, hem de matın üstünde.

Değişik olmak, Avrupa kültürü almak, amerikayı görmek, başka ülkeleri ve dilleri keşfetmek, diğer bir işle hobi olarak da uğraşmak bize bütünü görmede yardımcı olur. Bütünü görürken yapılan işin başka şekilde yapılabileceğini gösterir. Bizi olduğumuz alandan bir anlık da olsa çıkarır.
Birini bir diğerinin yerine koymak yerine, aynı işi diğeri gibi denemeyi, dönüştürmeyi ve dönüştürürken sürüdürebilmeyi sağlamak dileğiyle!



Namaste…. 

4 Kasım 2016 Cuma

Variasyon




Kendi bedenim sınırlarım olduğunda, ulaşacağım özgürlük bu beden içinde önce neleri yapabileceğimi bulup, tanıyıp ardından da neleri yapamayacağımı düşünüp anlamaktır.
Kendi sınırlamalarım içinde ben hem bedenimi, hem de zihnimi tanıdığımda, başka nitelikleri bu yapabilirlik içinde nasıl yaparım sorusunu sormaya başlarım. Bizler yoga duruşlarında bunlara variasyonlar adını veriyoruz.
Variasyonun kelimesinin anlamı, farklılık, dönüşme, değişikliktir.
Variasyon benim bir pozu öğrenirken kendi sınırlarımı çok iyi tanıdığımı zannedip, pozu yapamadığım fikrinden beni çıkarıp, pozu değişik bir şekilde yapmama yardımcı olur. Sonrasında beni güçlendirip, destekleyip, kuvvetlendirdikçe ve esnekleştirdikçe, variasyondan ikinci bir variasyona geçerek biraz daha hareketin özüne doğru giderim. O sırada bedenimi tanırım, bedenimi tanıdıkça zihnimin, çevrenin ve öğrendiklerimin bana neleri dayattığını anlarım ve anlayışım geliştikçe hareketlerim başkalaşır. Başkalaşma yapabilirliğin, öğrenebilme kabiliyetimin ilk adımıdır.
Eğer niteliklerimi ve niceliklerimi kesin ve keskin sınırlar içine koymazsam ben dönüşüme girme yeteneğine ve deneme kabiliyetine sahip olurum.
Kendimi kötülemek ve kesin sınırlarımı çizmek yerine yoga asanalarını rahatlık alanımı bularak yaparsam, o zaman dönüşüm içinde bir yer açabilmek için sınırları olmayan, zekası çok yüksek, dönüşüm kabiliyeti ve esnekliği mükemmel olan omurgamı kullanmayı öğrenebilirim.
Manipülasyondan variasyona bir geçiş sağlarım. Kendimi rahatlatırken, koyduğum kısıtlamalardan kurtulup, kendi doğruluğumu ve dürüstlüğümü bulur, birşeyin doğru olup olmadığını sorgulamadan doğru olduğuna inandığım, gördüğüm, hisettiğim alanın içinde kendime yer açma ve yeniyi tanıma imkanına sahip olurum.
Dün akşam ben mi Merve Tığlı Çınar’a ders verdim o mu bana ders vermeyi öğretti bilmiyorum. Birbirmiz içinde kendiliğimizi tanımaya doğru yol aldık.
Her başkasında bir variasyonumuz yatar, diğerlerinin yaptıklarına kızmak ve üzülmek yerine onların benim variasyonlarım olduğunu bilirsem, kendi variasyonumla özüme ilerleme imkanına sahip olurum.

Namaste…!

1 Kasım 2016 Salı

Denge






Herşey dengede güzel. Denge güzel de neyin ne kadar yapılması, nerede durulması, sınırların kime göre ayarlanması gerek onu hiç bilmeyiz. Kime göre sınırlar, kime göre düzen, kimin ki doğru, kimin ki yanlış?
Hep bu sorular bizim kendimizi belli bir düzen içinde büyütürken aklımızı kurcalayanlar. Aile dizilimci Bert Hellinger “Yardım etmenin düzeni” adlı kitabında, “anne babanın bizi büyütürken yaptığı yardımının karşılığının ancak kendi çocuklarımızı eğitirken bizim de çocuklarımıza verebileceğimiz bir yardım şekli olduğunu anlatmış.” Yani anne baba yardım ettiği ve binbir fedakarlıkla bizi büyüttüğü için bizim de yaşlılık zamanında onların anne babası olmamız gerektiğini anlatmamış.
Karşılık kalpten verilen, benim verebileceğim, kendi sınırlarım içinde verebileceğim ve ancak benim sınırlarına karar verebileceğim bir karşılıktır. Bu karşılık karşı tarafın algısında belirginleşemez, karşı tarafın algısında şekillenemez.
Temas ederek yapabileceğimi ve yapamayacağımı bildiğim sınırların içinde vermeyi öğrendiğimde kendime ve etrafımdakilere huzuru ve barışı veririm. Ve herşeyin karşılığının belirli bir çerçeveye dayanmadığını bilirim.
Temas ettiğimde kendi kalbime dokunduğum kadar, karşı tarafında kalbine dokunur, onunisteklerine nasıl cevap verebileceğimi kendimce bulurum. Her iki tarafa da yani kendime de, karşı tarafa da eşitçe, hakça, utanmadan, korkmadan cevap veririm.
“Bir çiçekten hoşlandığımızda onu alıp koparırız, bir çiçeği sevdiğimizde onu sadece sular ve onun büyümesini seyrederiz.” Buddha
Sevebilmek, ona yol gösterebilmek, ona şekil vermemektir, şeklini almasına izin vermektir. Her şekilde dönüşümü tanıyabilmektir.
Beklentilerimiz yerine, sevmenin kendi içindeki dengesinde ayrılıklar ve değişiklikler içinde kendimizi yeniden şekillendirebilmek dileğiyle….

Namaste!  

25 Ekim 2016 Salı

Özgürlük


yaratıcılık görselleri ile ilgili görsel sonucu

“Kimse senin yarattığının aynını yapamaz!” Anonim

Her birimiz kendi dünyalarımızın yapımcıları, editörleri, yazarları ve şekillendiricileriyiz. Kendi dünyamızda olanların aynısı diğer kişilerle benzeşse de, içimizde hissettiğimiz, olaya cevap veriş şeklimiz, olayı algılayışımız ve bununla birlikte olayların gidişatına yol verişimiz tamamen emsalsizdir.

Bu emsalsizliğimiz bizim parmak izimizden başlar, dünya görüşümüz ve hayatımızı oluşturuşumuza kadar bize ait olur.

Düşünüyorum demek ki varım!” Descartes

Diğer bir yandan da içinde yaşadığımız toplum bizi sürekli bir tüketime doğru yönlendiriyor, sanki yeni çıkan ürünleri almazsak, yeni çıkan düşünceleri bilmezsek, politikada en çok sevilen partiyi tutmazsak o zaman var olamayacağımıza inandırılıyoruz. Buna inandıkça kendi yaratılışımın kesinlikle tek olmayacağına inanıyor ve varlığımın oluşunu sadece dış görünüşüm, giydiklerim, oturduğum yer, çalıştığım iş ve bedenimin fiziksel görünüşü olarak algılıyorum.

İlk yaptığım öğrenilmesi gerekenleri öğrenmek, uygun kurallara göre de planlarımı yapıp bu hayatı olduğu gibi değil, olması gerektiğine inandırıldığım şekilde yaşama geçirmekle başlıyor. Oysaki plan yapabilmek demek, kesin bir karara varmadan önce deneyebileceklerim ve deneyemeyeceklerim konusunda kendi duygularımı, o anki yeteneklerimi ve bana verilen aletleri kullanabilme becerimi bilmekle başlar. Oysa karar almak, aklımızın ve mantığımızın bizim kendi içimizde kurduğumuz hayalleri, kalbimizin isteklerini yadsımasına izin vermeden özgürce bakabilmeyi ve sonrasında planlamayı gerçekleştirebilmektir.

İki karşıtlık gibi dursa da seçmeye zorunlu olmak yerine, seçim yapabilme özgürlüğümü bedenim, zihnim ve ruhumun istekleri ile birleştirme yeteneğini yani bilinçli, zeki bir farkındalığın gelişimini sağlar bu yöntem.

Özgürlüğün tanımını tekrar yaparak, hakikaten ne kadar özgür yaşayabildiğimize bir göz atmak dileğiyle….

Namaste!

21 Ekim 2016 Cuma

Bilgelik


“Bilge, dünyayı korkusuzca ve hiçbir beklentisi olmadan gören ve kabul edendir.

Ötesini görmeye çalışmadan ve ölümle gideni düşünmeden, geçicilikle barışık yaşar.

Gerektiğinde müdahil olmak üzere hayatın akışını seyreder.

Beklentisizce sadece müdahil olduğu alanın olabilirliğini ya da olamayacakları gözden geçirir.

Bilgelik, disiplin ve çalışmanın meyvesidir. Bilgeliğe erişen artık herhangi bir çaba göstermez.

Her zaman yürümesi gereken yöne doğru adım atar ve sona ulaşır. Sona çabaladığı için değil yolda büyümeyi öğrendiği için ulaşır.”

Bert Hellinger

Aile dizilimci ve Psikolog olan Bert Hellinger, 1970’li yıllarda Aile Dizilimi kuramını ortaya atan kişidir. “Yardım Etmenin Düzeni” adlı kitabının ilk sayfasından aldım bu kısa yazıyı. Yaşamda nasıl bir yol aldığımızı, nerelerde sıkışıp kaldığımızı, nerelerde aynı tepkileri verip, nerelerde diğer hallerimizden yararlanmadığımızı ve neden yararlanmadığımızı bize gösterir aile dizilimi. Mehmet Zararsızoğlu’nun sözlerinden anladığım kadarıyla, “anın içinden geçebilme ve anı yaşarken temas edebilme sanatı” aile dizilimi.

Esra’yla son günlerde nerelerde neler yaptığımızı, ne zaman neyi başardığımızı ve nasıl başardığımızı konuşuyorduk. Takıldığımız anları, hatıraları. Birden yaşlı insanların eskiden hep “Ah ben şu zamanlarda şunu şunu yapardım…” dediği aklıma geldi, sonra acaba yaşlanıyor muyum diye aklımdan geçirdim. Oysaki o anların içindeyken temas etmeden geçtiğim, geçerken büyüdüğümü anlamadığım, büyürken hangi özelliklerimi, hangi yaşamda kalma alanımı kullandığımı ve geçtiklerimden sonra artık bu yaşam alanı yerine yeni yaşam alanları açabildiğimi ve oralarda var olmak için yeni niteliklerime ulaşmam gerektiğini fark etmeden ilerlediğim anlarda, bu eski hikayeleri ortaya dökerim. Ya da kendimi yılgın, başarısız, özlem içinde hissettiğimde bu hikayelere dönmek beni yatıştırır.

Anılarımı bırakmak yerine ya da onları yineleyerek geçmiş günlerin güzelliğini, korkusunu, kokusunu, rengini hatırlamak yerine, içinde bulunduğum alanın renklerine odaklanmayı yeni bir yaşam alanında hangi niteliklerimle var olacağımı öğrenmeye kendimi vererek var oluşumu yeniden nasıl yaratacağımı düşünmektir aile diziliminin bana açtığı yol.

Yaptıklarımla ve yapacaklarımla, niteliklerim ve renklerimle aynı parmak izim gibi eşsiz bir yaşamı yaşamak. Seçimimizi yapma zamanının geldiğine inanıyorum…

Ya siz?

Namaste…

18 Ekim 2016 Salı

Benlik arayışı


“Bir ateist ölmüş ve kapıya gelmiş, Azrail cehennemi göstermiş. Ateist yerim belirlenmeden önce benim bir Allah’ı görmem gerek demiş. Çıkarmışlar Ateist’i huzura, Allah’ı gören Ateist, ‘Aaa, sen var mısın? Nietzsche bize senin olmadığını anlattı.’ demiş. Allah da ‘O zaman sen de Nietzsche ile cehennemde beraber yan.’ demiş.”

Birçoğumuz için önemli olan görüntünün kendisidir. Kendilik bilinç hallerimiz ve kendilik bilinç gelişimimiz bizim birinci önceliğimizi oluşturur, 30’lu yaşlarımıza kadar. 30’lu yaşlarımızdan itibaren sorgulamalar, sorgulamaların ardından bir boşluk duygusu oluşur ve yol bazen araştırmadan, soru sormadan dış dünyada bir doyuma ulaşmaya çalışma ile sürer gider. Ya da tam tersine bir ruhanilik ile  “EGO”nun yok edilmesi, ilahi varlığa sürekli bir şükür, her şeyin pozitif görülmesi gibi bir başka aşırı uç bizim uçurumumuzdur.

Oysaki Evren ve Varlık bir bütündür diye anladım ben yoga öğretilerini. Varlığın görüneni ile görünmeyeni arasında bir çeşit danstır, Tanrı’ya, evrene veya Allah’a inanış. Bir ayrılık yoktur bütünde, biz ayrımcılığı şart koşmadığımız sürece. Yoga ve Ayurveda’da, Guna’lar yani niteliklerimizin bize doğuştan verildiği söylenir. Bu değerler, her türlü yaşam türü içinde bulunur. 

Yani biz bu nitelikleri kazanmayız, bu nitelikler geldiğimiz yerden veya aileden de bize verilemez, bu nitelikleri bizler sadece cilalayıp parlatabiliriz ve onları dünyaya yansıtabiliriz.

Bu niteliklerimizi ortaya koymamızı engelleyen ise, toplumun bize koyduğu kurallardır. Toplumların, ülkelerin, insanların, yaşam tarzının koyduğu bu kısıtlamalar, bizim kendi niteliklerimizin farkına varmamızı engeller ve bizi olmayan bir benlik duygusu ile karşılaştırır. Yani yapay bir benliği kendimize yakıştırmamıza neden olur.

Kabir Helminski, “Bilen Kalp” kitabında bu durumu şu şekilde tarif etmiştir; “Olumlu, işlevsel yokluk hâli, oynadığı rol tarafından, hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları tarafından, kültürünün koşullanmaları ve âdetleri tarafından yönetilmeksizin, bireysel bir kişilik yoluyla görünüşe çıkan bir öz benlik hâlidir.

Yoga derslerinde de mat üzerinde, kendi küçük evrenimizde yaptığımız bedensel duruşlar, bizim koşullanmaların dışında, korkuların ve yalanların içine girmeden, daha duyarlı, açık, dürüst ve kendimize yönelik bir mizah duygusu ile gerçekleştirdiğimiz bir danstır. Katı halimizden, akıcı, eriyen, asanalar içinde yok olan ve onunla hemhal olan bir ben kalır matın üzerinde.

Hayvansal niteliklerimizle birleştiğimiz, doğanın şeklini aldığımız bu haller bizi kişilik ötemizde, manevi bir bedene daha çok yaklaştırır.

Namaste!

11 Ekim 2016 Salı

Tırmanış


Tatil sırasında kızımla bir tırmanışa kalkıştık, Kanadalıların pek sevdiği bir spor dalı yürümek, tırmanmak. Bana göre mi? Bilemedim. Tırmanmaya başladığımızda ilk adımlar güzeldi. Bir orman ve biz yürüyoruz, gittikçe dikleşen bir çıkış içinde bulmaya başladık kendimizi, uzaklara baktıkça hiç varamayacağım bir çıkışı aradığıma kanaat getirmeye başladım. Gözüken bir şey olmadığı gibi, görünenin sonundaki daha da korkutucu bir yol gibiydi.

Kısa bir mesafeyi gözüme kestirip o kadar alanda görüşümü sabitlemeyi seçtim, görüş alanımı ne kadar daraltırsam bir o kadar kısa sürede gideceğim yere varabiliyordum. Her varıştan sonra bir dinlence… Durmak, sabretmek, bakmak, görebilmek… Kesinlikle bir olayın sonunu kestirmeyi gerektirmiyormuş. Her şeyin olduğu gibi, dağın da bir sonu veya bir bitişi var.

İşlerimizi yaparken, kesinlikle güvence arayışı ile bir son bekliyoruz. Fark etmediğimiz ayrıntı ise her yapışta sonun yapı taşlarını üst üstte koyduğumuz. İçimizde birleştirip, yeniden yapılandırdığımız bir yolun bilinirliğinde ilerlemeyi seçmek ise bizi yolumuzdan alıkoyduğu gibi, kalbimizin sesini dinlememeye de iter.

Yogada hareketleri yaparken bir anlık durmayı, bir anlık yavaşlayıp sonuna gelmeden hareketin güzelliğine bakmayı, hareketin kendisini yorumlamayı, bedenimizde neler yarattığını anlamayı, bedenimizde yarattığı duygunun bizim için anlamını kavramayı başardığımızda, kusurlu ya da kusurlu olmama duygusunun, başarılı ya da başarısız olma hissinin dışında ikiliğin olmadığı, sadece var olduğumuzu kavradığımız bir alanda var olmaya başlarız.

1.250 metrelik, kısa sayılabileceğini daha sonraki günlerde anladığım bu ilk yürüyüş sadece var olabildiğim bir alanda kalmamı sağladı.  

7 Ekim 2016 Cuma

Yoga ve algı


Ayurvedaya göre yiyecekler kadar duyguların da sindirilmesi, emilmesi ve metabolizmaya giriş yaptıktan sonra çıkışının sağlanması gereklidir.

Ayurveda, Yoga, Jyotish ya da Astroloji Bilimi eskiden okullarda okutulan Hayat Bilgisi’nin kendisidir. Felsefe, biyoloji, anatomi, mekanik, mimari, zooloji, sanat, tıp, güzellik, diyet, etik ve sosyal kuralların bir toplamıdır. Günümüzde ise bazen pornografi, bazen güç gösterisi, bazen de bir bedensel aktivite olarak algılanmaktadır.

Stephen des Aulnois, Tag Parfait Pornografi dergisi başyazarı yoga için şu sözleri kullanmıştır; “Bir mat, bir yoga kıyafeti, çekim alanı belli. Uzaylıların olduğu veya bilinmeyen gezegenlerin keşfedildiği bir senaryodan daha heyecan verici…”

Eril ve dişil enerjinin, demokrasinin, mükemmeliyetçiliğin, özgürlüğün, sınırların bir toplamını yansıtırken hayata karşı duyarlılığa ve hayatla temasa bir davet yoganın anlamı. Birbirinden bugüne kadar ayırdığımız, parçalayıp böldüğümüz her bir parçanın, birleşik halde her bir bireyin içinde yaşama geçirilişi.

Yoganın ne olduğunu tartışmak yerine, saptırarak uygulamak yerine, biz nasıl hayata geçiriyoruz, ona bakmayı amaç edinirsek, belki o zaman yol alırken takıldığımız alanları görmek de daha kolaylaşır.

30 Eylül 2016 Cuma

Kavramak


“Arzu, istek ve amaçlarımız ne bir şeyi izler, ne de bir şeyden kaçar. Kavrayışımız, anlayışımız ve bilgimiz doğrultusunda biz amaç, istek ve arzularımızı iyi veya kötü diye sınıflandırır ve elimizden gelenin en iyisini yapmayı deneriz. Bütün meziyet, özellik ve renklerimizi kavrayıp bütünlüğümüzün içindeki toplama vardığımızı hissettiğimizde ise memnuniyetten başka hiçbir şey var olmaz.” Descarte

Bizler bize toplumun dayattığı, varlığımızı bilmemizi önleyen bir sürü kuralla çevrili olarak yaşarız. Bu kuralları da hislerimiz, olması gerekenler ve duygularımız olarak tarif ederiz. Aslında duygunun ne demek olduğunu bilmeyiz.

Öğretilen duyguların içinde, huzur, mutluluk, nefret ve aşk vardır. Gerisinde bir de sahip olunması gereken objeleri biliriz. Ağlamamayı, hatta fazla gülmeyi ya da hiç gülmemeyi öğreniriz. Nerelerde suratımızın nasıl olması gerektiği, nerelerde ses tonumuzun yükseleceği, nerelerde nasıl giyinilmesi, nasıl giyinilmemesi gerektiği, her şey bize öğretilmiştir. Geriye bize bunları uygulamak kalır. Biz de buna yaşam adı veririz.

Ve yaşadığımız hayatın böyle yaşanmasına ve böyle devam etmesine izin veririz, ta ki hayat ile farklı bir teması öğrenene kadar. Yoga, Gestalt terapi, sistem dizilimi terapisi ve sadece yaşamın böyle olamayacağına dair fikirlerim ile bu yollarda ilerleyişim, benim arayışımda yardımcı oldu. Anlamaya ve temas etmeye çalışırken, yeniden bir tanım yapabilmeyi, tanım yaparken kural koymadan tanımın değişebileceğini, an içinde hissettiklerimin, bir sonraki anda aynı duyguyu yaşatmadığını öğrenmeye ve deneyimlemeye başladım.

Deneyimlerken eskiyi ve öğrendiklerimi unutmaya değil, onları başka ne şekillerde değerlendirebileceğimi, onların duygusunu, anlamını, yapısını ve görünüşünü değiştirebileceğimi kavramaya başladım.

Yoga bir hayat, bir yaşam, bir ömür. Yorumlarımız ile yoğrulan, hissettiklerimizle başlayıp duyularımızın harekete geçtiği, duyuların kullanımını, maddelerin, anların ve olayların evrim, dönüşüm, değişim geçirebildiğini öğrendiğimiz bir alan. Bu alanı kavrayabilmek, yapabilmek değil, o alan içinde var olurken bütün duyularımızı kullanabilmeyi, güvenlik alanlarımızı keşfedip ona göre hayatımızı yeniden ve her an zerreciğinde yeniden bir heykeltraşın, bir aşçının, bir mühendisin ve daha birçoklarının şekillendirip çeşitlilikleri bir araya getirdiği bir alan olarak görmeye başlamaktır.

Her anın yeniden başka şekillerde yaşanabileceğini ve anların bir kalıbı, bir adı olmadığını, yaşam tarzını değiştirmenin ve yaşam içinde evrim geçirerek yer değiştirmenin, iş değiştirmenin, şekil değiştirmenin ayıp karşılanmadığı ve kendi içinde mutluluğunu bulmuş bireylerin toplamıyla yaşayabilmeyi öğrenebilmek dileğiyle.

Namaste!

23 Eylül 2016 Cuma

Özgünlük


Hep bir birlik arayışı, hep bir yakın olma arayışı, hep bir topluluk olma arayışı içinde kendimizi bir yerden ötekine, bir arkadaşlıktan ötekine koşarken buluruz. Değiştiremeyeceğimizi düşündüğümüz alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız içinde sıkışır, ne yapacağımızı bilemeyiz. Yardım isteyebileceğimiz, bağırıp ağlayabileceğimiz, kızgınlıklarımızı, suçluluklarımızı anlatabileceğimiz bir yer ararız.

Bir yere ait olmaya, ait olmanın normlarına, kurallarına, gerekliliklerine uymaya çalışırız. Çalışırken hep çok çalışmamız, düzgün bir şeyler ortaya çıkarmamız, yaptıklarımızı ait olduğumuz topluluğa uygun yapmamız, çalmamamız, kimseye şiddet uygulamamamız gerekliliklerine uygun davranmaya çalışırız. Kötü olanları hayatımızdan çıkarır, iyi olduklarına inandıklarımızı hayatımıza alırız.

Sürekli bir ayrım yapar, iyi çalışmayanları, söz dinlemeyenleri, uymayanları hep bir şekilde dışlar ve sonrasında da düzgün bir şekilde hizmetimizi ve yapacaklarımızı yaptığımıza kendimizi inandırırız.  Ayrılıklar içinde öğrenebileceğimiz ne kadar değişik hal, tavır ve güzellik olduğunu fark etmeyiz. Birbirimizi tanıyarak, yardımlaşarak neleri başkalaştırabileceğimizi, neleri dönüştürebileceğimizi bir türlü keşfetmek istemeyiz.

Yogada da bizler birliği, tekliği, aynılığı ararız. Oysaki aynılığı tasvip etmeyiz, kurallarına uymayanları, disiplinli olmayanları, yogayı kendi çıkarları için kullananları kendimizden uzaklaştırır, onlardan öğrenilecek bir şey olmadığını düşünür, kendi bildiğimizi doğru sayarız. Evrende birçok ağaç, çiçek, sebze, hayvan çeşitlemeleri olmasına rağmen, insan tek bir kadın ve bir erkek olarak yaratılmış. Birliği ve aynı zamanda özgünlüğü bilsin diye.

Özgünlük, üstün olmayı, bilmeyi, doğruyu yapmayı getirmez, özgünlük diğerlerine bir yol gösterici, diğerlerinden öğrenerek yenisini yaratmayı bilmeyi getirir. Özgünlük çeşitliliği, renkleri getirir.
Öğrenmek için, bilebilmek için, değişip dönüşebilmek için, özgünlüğümüzün farkına vararak, kimseyi herhangi bir yolda gitmeye zorlamadan, nelerin değişik olduğunu izleyebilmek ve görebilmek için birbirimizle ilişki kurmalıyız, birbirimizden öğrenmeli ve birbirimizin renklerinde yeniden kendimizi bulmalıyız.

Dün Zeynep adında bir kızın annesi beni aradı ve kızı için burs ihtiyacı olduğunu belirtti, ben de “Kızınız bunu istiyor mu ?” diye sordum. Kadıncağız “Zeynep utanç duyuyor” dedi.

Dünyada okumak, belki farklılıklarını topluma kazandırmak isteyen birçok çocuk, imkânsızlık, ayrımcılık ve utandırılmaktan dolayı renklerini ortaya koyamıyor. Biz AntesVakfını kurduk, şu anda ailemizin geliri ile 11 çocuk okutuyoruz. Ekim ayında tekrar ihtiyacı olanlara burs verebilmek için yolumuza devam etmeyi istiyoruz. Birlik içinde ve özgünlük içinde yürüyebilmek için bu çocukların ihtiyacı olan gelirleri beraberce sağlamamıza yardım edin.

Yoga, birliği öğrenmektir. Okuttuğunuz her çocuğun renklerini tanımak, özgünlüklerini bilmek sizi de değiştirecektir.

Namaste…

20 Eylül 2016 Salı

Renklerimiz


Geçenlerde annemle ve babamla kahvaltı ediyoruz. Babam bugün ne olacak, diye bir soru soruyor.
Annem “Bir şey yok yapacağımız, bugün de diğer günler gibi Allah’ın bize bahşettiği günlerden birini geçireceğiz. Artık bundan sonra böyle bizim hayatımız” diyor.

Hayat geçirilecek bir zaman mı? Yoksa hayat yaşanabilecek ve bize verilen özgürlükler içinde bir yaşama alanı mı; seçme, seçilme, kalma, gitme, çalışma, başarılı olma, çok paralı olma!

Özgürlüklerin anlamı, hep yapacak bir şey olması mı, yoksa yapma isteği ile yapabilme yeteneği mi?
Yapabilme yeteneği, ancak hayat içinde, Mehmet Zararsızoğlu’nun da dediği gibi keşfettiğimiz ve anın içinden geçerken farkına vardığımız renklerimizle şekillenir. Renklerimizin farkına varamazsak, hayat renksiz ve içinden geçilirken beklenen, siyah demirli ve şeffaf camlardan oluşan bir otobüs durağına benzer.

Bekleriz hep bir şeyler olmasını, denileni yapar, normları uygular, olanı aynı halde tutmaya çalışırız. Olanı özleriz ve hayat olmayana ağlamakla ya da çok ağır bedeller ödeyerek olmayanı oldurmakla geçer.

Oysaki sadece yapabilmek için yapmak, deneyimledikçe farkına vararak denemeye devam etmeye karar vermek, denerken yeniden keşfetmek veya herhangi bir başka yapının da olabileceğini ortaya çıkarmak, hayatta bize verilen en büyük özgürlüktür.

Yoga, bize bu farkındalığı, farkındalığın hallerini tanımayı, tanırken hayatın normlarının da değişebileceğini, normların içinde yeniden norm yaratılabileceğini öğretir. Aynı bir ağacın yaşamını sürdürmek için olduğu alanda şekil değiştirmesi, alanını başka şekillerde kullanması, kullanırken, diğer ağaçlarla uyum sağlaması gibi.

Hayata tekdüze değil, normlarla değil, kendi içsel gözlerimizle bakmayı öğrenmeye çalışmak, hayatın içinden geçerken hissederek renklerimizi keşfetmemizi sağlar.

Renkli bir dünyanız olsun… Namaste!