31 Mayıs 2016 Salı

Duygular ve duyular


“Hatıralar kaybolur ama yazılar kalıcıdır.” Doğu’ya özgü atasözü

Bir türlü oturup yazamıyorum anılarımı, bir türlü yazmak istemiyorum. Aile diziliminde başıma gelenleri, gördüklerimi, duyduklarımı… Söze dökmek daha kolay gibi geliyor bize, oysaki yazılan kelimeleri bir daha okumak, bir daha düşünmek, bir daha süzgeçten geçirmek gerekiyor.

Aslında konuşmak da böyle. Söylediğimiz her sözün bir değeri, bir şiddeti, bir etkisi var, hem kendimizde hem de duyanda.

Bugün Facebook’ta Rumi’nin bir sözünü paylaştım. “Mantığın ve aklın anlayamayacaklarını anlasın diye Can’a kendi kulakları verilmiştir!” demiş. Ayurveda, Yoga, Vedalar da bize duygularla değil, duyularla hareket etmemiz gerektiğini öğütler. Duyular (Tanmatras) bizim canımızın kendisidir, duygular ise gerçekliğin perdelendiği alandır.

Yoga, yoke, yokluk, hiçlik ise duyguların olmadığı, salt gerçeğin içinde bulunduğumuz alandır.

Namaste!...

27 Mayıs 2016 Cuma

Svādhyāya


Cornell Üniversitesinde yapılan bir araştırma cehaletin, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırdığını ortaya çıkarmıştır. Ancak eğitimin kalitesi ve düzeyi arttırılırsa aynı niteliksiz insanların, niteliksizliklerinin farkına varmaya başladıkları görülmüştür.

Hepimiz bir şeyler öğrendiğimizi, öğrendiğimizi iyi bildiğimizi ve yaptıklarımızı bu öğretiden dolayı iyi yaptığımızı zanneden insanlarız. Jivamukti Yoga eğitimine gittiğimde yoganın 8 dalı anlatıldı. Niyama yani ikinci dal, yaşam içinde uymamız gereken 5 kural olarak açıklandı. Bu kurallardan biri ise Svādhyāya.

Svādhyāya; yani eğitim sözcüğü, Sankskritçede iki kelimeden oluşur, sva yani “kendi” ve adhyāya yani “bir şeyin içine adım atmak, girmek”. Bir kişinin kendi derinine inmek için eski yazıları, sutraları, İncil’i, Kuran’ı, en doğrusu derin bilgi ve bilimsel bilgiyi okuyup harmanlayarak, deneyimleyerek ulaşması gereken kurallardan biridir. Buddhist çalışmalardan biri olan Shata-Ptha-Brāhmana yani “Tanrı olmanın yüz yolu” ise bu hali şöyle tanımlar:

“Eski yazıtların ve bilimsel bilgilerin öğrenimi ve onların yorumlanmasına kendini adayan kişi mutluluğun kaynağıdır. Hiçlik zihnine ulaşır ve diğerlerinden bağımsız hale gelir, her geçen gün ruhani güçlerini tekrar elde eder. Kendi benliği ve kendi bilimi içinde rahat uyur. Hazlarını, duyu ve duygularını bir içinde görür. İçsel dünyasında zaferler kazanır, dünyasını olgunlaştırır (Loka Pakti - 11.5.7.1).

Buradaki eğitimin anlamı her şekilde eğitimdir, bunlar Tanrı’dan gelen, bedenden gelen, kitaplardan gelen, bilimden gelen bilginin harmanlanması, meditasyon ile gelen bilgilerin kalp ile öğrenilerek hissedilmesi ve yaşama adapte edilmesidir. Bir yol vardır, o da kalpten geçmesi. Eski yazılardan tercümeler yapan kişiler bunların sürekli tekrar (japa) söylenmesinin de kalbe ulaştığını ve kalbi ve insanı dönüştürdüğünü belirtmektedirler.

Cehaletimiz sadece eğitimle yok olmaz, eğer öğrendiklerimizi anlamaz, onları yaşama geçirip deneyimleyemez ve ne demek istediklerini ta derinlerimizde hissedemezsek, işte o zaman hep cahil kalırız.

Namaste!

20 Mayıs 2016 Cuma

Zekâmıza karşı işlediğimiz suç


Dün Armanda ile Dr. Frawley’in Ayurveda okulunun imtihanlarını geçmek için soruları cevaplarken, Armanda “zekâmıza karşı işlediğimiz suç” diye bir kavram olduğunu anlattı. Bir anda ne olduğumu şaşırdım. Allah, Tanrı, büyük güç diye tanımladığımız ve bize nefesinden verdiğine inandığımız bir Tanrı var ve kendimizin de ondan bir parça olduğuna inandığımızı iddia etmemize rağmen, acılar içinde yaşamak, ölümsüzlüğü aramak, inanç geliştirmek, onları bir kalıba veya formüle sokup “İşte budur dünya yaşamı” diyebilmek için geçirdiğimiz her gün bir suç işliyoruz.

Eskiden söylenen Günah, sonrasında söylediğimiz Ayıp kelimelerini de aslında bu bilinçten alıyoruz. Aynı dili konuşan eski kafalılarla, yeni kafalı bizler aynı inançları taşıyoruz, değiştirdiğimiz tek şey konuşma tarzımız ve kelimelerimiz. Birçoğumuz aslında dönüştürüp, tazelenmiş bir hal ile değiştirmeden, yok etmeden, hayatımızdan çıkarmadan, yeni bir şekil vermeden sadece içten gelen bir sesi dinlesek, bir an hakikaten durup…

Durmak için çok çalışmak, metanetli olmak, sürekli dikkat etmek, anladığımızı bir daha düşünmek, sabırla dengede kalmayı öğrenebilmek lazım. Nankör olan beden ve zihindir, bizler ise aslında durup yavaşça olanı izleyenin kendisiyiz.

Baktıklarımızın farkına varabilmek dileğiyle…

Namaste.

17 Mayıs 2016 Salı

Yaşlanmak


Yaşlanmak mı, uzun yaşamak mı, yaşayabilmek mi yoksa ölüme hazırlanmak mı? Ölüme hazırlık olsa gerek diye düşünüyorum, nasıl doğuma hazırlık yapıyorsak ölüme de öyle bir hazırlık yapma imkânımız var.

Annemizin karnında geçirdiğimiz 9 ay kadar bir süre boyunca, hem anneden, hem babadan, hem komşulardan, hem arkadaşlardan bir şeyler öğrendiğimiz gibi, teknolojik gelişmeleri takip etmek, yeniliklere ayak uydurmak, bilebilmek için 9 ay boyunca duyularımızı geliştiriyoruz. Duyularımızla anlıyoruz, annemizin gezdiği yerleri, gördüklerini, baktıklarını, söylediklerini; ta ki ilk ışığı görüp o ışıkta kalabilmenin ne kadar zor olduğunu anlayana kadar.

İçeride ışığın hep olacağına dair bir belirti var, ancak dışarıya çıktığımızda ilk ışığı görüyoruz. İşte doğum buysa ölüm de burada öğrendiklerimiz, algıladıklarımız, hissettiklerimiz, gördüklerimiz ve yorumladıklarımızla yaptığımız bir yolculuk. Yolculuğun karanlıkla ışık arasındaki tarafına geçişe kadarki süreçte, hazırlık olarak tek yapabileceğimiz, anlamadıklarımızı yorumlamak ve duygularla anlamak yerine, doğuma kadar yaptığımız gibi duyularla anlamayı öğrenmek.

İşte o zaman, ne zaman gelip ne zaman gittiğimizi anlamayacak kadar hafif olacağımız için, belki de ölümü bile fark etmeden, bir kelebek gibi toz haline gelerek ve dünyanın dört bir yanına kendimizi bırakarak sonsuzlukta kalacağız.

Namaste… 

13 Mayıs 2016 Cuma

Olduğumu olmak


“Olduğumu olmanın mutluluğunu ve doyumunu yaşıyorum!” Anonim

Bedeni duymak yoga, bedeni sevmek ayurveda, bedeni anlamak jyotish, beni anlamak ise Tanrıyı anlamak, Tanrıyı tanımak ya da Sufizmde dendiği gibi aşk ile yanmak.

Bendeki benlerin zenginliklerinden bazıları beni ne kadar üzse de, bana öğretilenler içinde kötüyü bedenleştirse de, onların da benden bir parça oluşunu kabullenmek, onlarla bir olmak ve onların aslında ne anlamlar daha içerdiklerini araştırmak YOGA YOLU.

Bir kalıba bağlı kalmadan merakla, neşe ile, öğrenme ve keşfetme ile ilerleyebilmektir. Kalıpları bildiğimiz için kendimizle bağdaştıramadığımız bazı kavramlar bize yakıştırıldığında veya biz o kavramlarla kendimizi tanımladığımızda eğer o kavramın içinde daha neler saklı bilemezsem bir türlü kendimle barışamam, memnun olamam, ne yapacağımı bilemem ve hiçbir şey bir türlü sonuna gelmeden onu sonlandırırım.

Yapabileceklerimi sınırlandırır, bir de onları kendi sıkışıklığım haline getiririm.

Yaşamda kalan hallerimin bana nasıl yardımcı olduklarını, yaşamda bilmediğim taraflarımın yakıştırılmayacak ve kullanılmayacak olmadıklarını, onların da işlevleri olduğunu ve bu işlevlerin benim hayatımı zenginleştireceğini anlamak ve görebilmek…

Salak, Gerizekâlı, Aptal, Sokak Kadını, İşe yaramaz, Ukala, Kibirli, Yalancı, Manipülatif, Demagog, Psikolog… ve daha bilemediğim bir çok yönümün neler için bana yarayabileceklerini araştırıp, bulup bu yeni anlamlarını deneyimlemek dileğiyle…

Namaste!

10 Mayıs 2016 Salı

Güven duygusu


“İnsan, tanrıyı hiçbir zaman yeterince sevemeyeceği gibi, ona yeterince de güvenemeyecektir. Sadece yaptıklarımız ona olan güvenimizin bir göstergesi olacaktır!” Eckhart Tolle, “Ruhsal konuşmalar 14”.

Bütün güven yoksunluğum, kendimi görmeyişim, göremeyişim, başarısızlıklarım, korkularım, bunun yanı sıra evrenin beni şımarık bir çocuk gibi büyütüp bana her istediğimi vermesi. Verilenlerin kıymetini bilmeden hep tekrar tekrar istedim, ne istediğimi bilmiyorum, bir daha söyleyeyim, dur bakayım, hangi kelimeleri kullansam diye düşünmem, güvensizliğimin en büyük örneğiymiş.

Bugün şu saat ve şu saat arası Tanrı bütün kapıları açacak, Merkür Güneş’in kalbine girecek… Pek bildiğim bir şey değil astroloji ve evren. Bir bilim dalı kesinlikle, hayatımda önemli bir yeri var, Hinduizm ve Yoga içinde de Jyotish’in yani astrolojik haritaların önemi yüksek. Bütün bunlar sadece benim belki daha sıkı güven duymamı, inanmamı sağlamaya yardım eden araçlar. Bunları kullanırken, kendimi, var olmanın büyük ağırlığını, var olma savaşını oratadan kaldırmadığım sürece içimdeki ve çocuklarımın gözünün içindeki güvene erişmem pek de imkânlı olmasa gerek.

Beni benden daha çok seven, beni benden daha çok gören gözlerin, beni takdir eden dillerin, beni seven ellerin özlemi bütün bunlar. Etrafıma bakıp sadece ne kadar sevildiğimi ve varlığımın kabul edildiğini bir anlık bile hissetsem, bu güven duygusuna, bu inanç duygusuna erişip içinde uçabilirim.

Bu hafta sonu aile diziliminde, Mehmet Bey’in sözlerinde, Mazlum’la Dora’nın bana sarılışında, Yasemin’in elimi tutuşunda ve  odadaki herkesin gözlerinde o derin okyanusu bulduğum için ve bunu görecek gözlerim olduğu için çok şanslıyım.

Annemle dün kahve içerken, “Benim sevgiye ihtiyacım var” dedi. Her birimiz bu sevgiye bakmayı, almayı, alırken hissetmeyi, verirken sadece vermeyi bilirsek o zaman yaşadığımız ve acı olarak düşündüğümüz her şeyin asıl gerçeğini görebiliriz.

Sevgiyi görebilmek ve tutabilmek dileğiyle…

6 Mayıs 2016 Cuma

Dünyanın kalp atışı


Dünyanın kalp atışı ya da Schumann rezonans değerinin bilimsel olarak insan beyni ile bir bağlantısı olduğu kanıtlanmıştır. Bu değerlere göre kendisini ayarlayan beynimizin, odaklanma, çözebilme yeteneğini bu bağlantı sağlar. Bağlantının değişimlerinde ise beynimizin frekanslar arasında sıkışıp kalmaya eğilimi olabileceği düşünülmektedir. (Webtekno sayfasından alıntı)

Hep bir akışta kalma, akışla ilerleme, akma, anda kalma terimleri ile sarılmış sarmalanmış olmamızın nedeni bu olsa gerek diye düşünüyorum. Yoga, bu sıralar video çekimlerini bitirebilmek için çabaladığım “Budokon Style” (Cameron Shane’in ortaya çıkardığı Yoga akışındaki hayvan hareketleri bölümü) veya Sanskritçe kelimelerle anlatılan duruşların doğadan alıntılar olması, her biri, bizim hem iç hem de dış varlığımızla önce birbirimize, sonra dünyaya, sonra da evrene olan bağımızı bilimle birlikte ortaya koymaktadır.

Son yazısında Juno “Detaylarda kaybolmayı bırakıp meselenin özüne, kalbine inen bir yol bulabiliriz” diye yazmış. Yaratan, doğa, hayvanlar, başkaları, mikroplar ve sayamayacağım kadar canlı ve cansız türü, hepimiz biriz.

Başkaları ne yapıyor, nasıl yapıyor diye düşünmek yerine, kendimizin ve bize bağlı veya biz olanın mutluluğuna doğru atacağımız her adımın mutlu bir dünyanın da oluşumuna atılan bir adım olduğunu unutmayalım.

Namaste.

3 Mayıs 2016 Salı

Prāna ve agni


Nefes bir araç mıdır yoksa yaşamın iksiri midir? Prāna, Chi, Orgon… Ne diye adlandırırsak adlandıralım, Prāna, yaşam iksirinin içeride gezmesine yarayan bir araçtır. Agni ise bu yaşam iksirinin, bedende dolaşımındaki yakıtı, bedenin her yerine ulaşmasını sağlayan güçtür. Bu iki güç olmazsa bizler fiziksel yaşamımızı sürdüremeyiz.

Nefesle ve onun bedende dolaşımı ile bizler bedene yaşam enerjisi sağlarız. Nefesi alırken ve verirken, yiyeceklerimizi yerken, işimizi yaparken, bunları ancak nezaket ile yaparsak bedene korkusuz, endişesiz, utançsız bir yaşam enerjisi alırız. Zihnimizdeki düşünceler ve duyguların her biri nefesimizle bedenimizin içine doğru akar ve bedeni beslerken zehirlerler.

İçimizde dolaşan zehri de, panzehri de harekete geçiren ve varoluşumuzda bizleri besleyen güç ne Prāna ne de Agni’dir, bunlar bizim beden bilincimizdir, fiziksel alanda varoluşumuzu sağlamak için duygu ve düşüncelere ihtiyaç vardır.

Yoga ve Ayurveda ile bu varoluştaki zehri yok etmeden, panzehri koruyarak içimizdeki dengeyi buluruz. Her düşüncenin bir duygusu, her duygunun bir hareketi ve bu hareketin de bizim içimizde ve dışımızda bir etkisi vardır. Her nefes alışımla, bulabildiğim her yeni anlatım yolu, bedenimin içinde beni besleyen ya da hasta eden bir yolculuğun başlangıcı olacaktır.

Her dokunuş, ağzımızdan çıkan her söz, zihnimizde oluşan her düşünce, merakın coşkusu ve heyecanı ile ne kadar dolu olursa ancak o zaman iyi ile kötünün ayrımını yapmadan, yapabilmenin, tanıyabilmenin ve anlayabilmenin binlerce değişik haliyle tanışıp, yaşamımıza yeni bir açıdan bakabiliriz.
Namaste…