21 Haziran 2016 Salı

Denemeyi istemek


“Bir şeye nasıl cevap vereceğinizi bilmemekle, nasıl cevap veremeyeceğiniz arasında fark vardır!”

“Aman tanrım kendi sesim mi bu? İnanmıyorum…” dedim

Özgür ile okuma ve diksiyon dersinde bir metin okuyoruz. Daha doğrusu bana okuturken, ben fark etmeden kaydetmeye başlamış.

“Ben mi bu sesi çıkardım?”

Kendimizi ne kadar az tanıdığımızı, ne kadar az bildiğimizi bir bilsek. Bilmemek aslında en güzeli, o zaman deneme, görme, hazırlanma, tekrar deneme imkânlarına sahip oluyoruz. Bildiğimizde ise o zaman denemeden, bir şans daha vermeden, merak edip başkaları neler yapıyor diye bakmadan kesin bir kararlılık sergiliyoruz.

“Ya ben bir zamanlar çok iyi…” ya da “Ben denemek istemiyorum, olduğum hal benim için yeterli” sözleri ile kendimizi ne kadar kısıtladığımız, ışığımızı ne kadar sakladığımızı öğrenme yetisine bile sahip olmuyoruz. Eski ile yeniyi birleştirmeye çabalayıp duruyoruz. Oysa bilmeyince ve merak edince, bilmediğini içselleştirince ve kabul edince o zaman kendimizi, kendi gerçek değerlerimizi öğrenme şansımız daha çok artıyor.

Eğer bilmediklerimizi denemeye ve onları hayatımıza geçirmeye karar verirsek, hem kendimiz yapabildiklerimize şaşıracağız, hem de diğerleri bize daha çok ilgi ve merakla bakacak. Bütün bu yenilikleri keşfetme sorumluluğunu aldığımızda, başka bir yaklaşım geliştirmeye, olaylara değişik şekillerde cevap verebileceğimizi fark etmeye başladığımızda da temas ederek kendimizin bilincine varır, içte ve dışta fark edilir ve fark edilmenin verdiği his ile yeni bir çağ açarız.


İyi haftalar! Namaste…

14 Haziran 2016 Salı

Düşünmeden yapmak


Geçen gün diksiyon dersinde, “susacağım” kelimesini “susucam” diye okuruz, dedi Özgür. Neden diye sordum, “Aynı senin ‘beau’ kelimesini ‘bo’ okuduğun gibi, Fransızcada bunlar birleşince öyle okumuyor musun” diye cevap verdi.

Bir an durdum, ne komik, evet hakikaten tam da böyle bir şey yaşamımız. Aynı alışkanlıklarımız, öğrendiklerimiz, kabullendiklerimiz gibi. Sormadan neden diye, nasıl diye, sadece yapıyoruz.

Böyle devam ettiğimizde hayatı, olması gerekeni yaşadığımızı, doğruyu yaptığımızı biliriz. İfademizi bulduğumuzu zannederiz ve buna inanmak için elimizden geleni yaparız. Dikkat bile etmeyiz, ne yaptığımıza, ne yaptıklarımızı sevip sevmediğimize, ne de nasıl olduğuna.

Matın üzerine çıkmak demek, farkındalıkla bedenimizi, yaptıklarımızı, ağrıyan bölgelerimizi, aynı zamanda karşımızdaki hocanın esnekliğini, anlattıklarını, yaptıklarını anlamaya çalışırken deneyimlemektir. Hem kendimle hem de karşı taraf ile ilişkidir. Aynı çocukken bir yapboz yaptığımızda görmeyi, anlamayı, tanımayı ve sonra parçaları yerleştirirken, nezaketi, yeteneklerimizi, aklımızı ve dikkatimizi kullanmayı öğrenmek gibi.

Yoga yaparken kendimizle yeniden karşılaşıp yeniliklerimizi keşfetmenin, bir hocayla birlikte yaparken yeteneklerimizi yeniden keşfetmenin zevkine varmak ve onları gün içinde ve yaşamda kullanabilmenin tadına varmak dileğiyle…

7 Haziran 2016 Salı

Sübtil beden


Sübtil beden, sübtil zekâ…

Aynı bir bilgisayar içindeki devreler şeması, gibi Hint yogiler ve Tibetliler de beden içinde gezinmek için özenle hazırlanmış bir seyir haritası olarak adlandırırlar sübtiliteyi. Önemli olan maddesel dünyamızda veya biyolojik sistem içinde bu doğayı tanımlamak.

EMR veya tomografik makinaların çıkışından çok önce, bütün bu manyetik rezonanslar olmadan derin meditasyon halinde tanımlanabilen bu olaylar, artık günümüzde yoganın hayatımıza girmesi ile herkesin dilinde yer almaya başladı.

Yoga dilinde anlatırken bir bedeni sadece yatan, yiyen ve ihtiyaçlarını karşılayan bir varlık olarak değil, hayvan hareketlerini, güneşin gücünü kullanarak akan bir nefesin kendisi gibi tanımlıyoruz. Aynı beden içindeki bütün organların, sinir sisteminin, iskelet yapısının, dokuların birbirleri ile olan etkileşimleri gibi, deneyimlerimiz de bütün bu içsel sistemimiz ile bağlantı halindeyken, tarihimiz, kökenimiz, yediğimiz yemekler, korku ile mi yoksa baskının getirdiği utanç ile mi hareket eden bir yapıyız, anlamaya çalışıyoruz.

Yoga yabancı bir dili öğrenmeye benzetilebilir. Önce dilin kendisini, sonra insanlarını, sonra da dilimizde, ağzımızda, damağımızda bıraktığı bir tadı tatmak gibi. Tatların ardından, insanın duygularına deyişini, içini kıpırdatışını, sevgi ile mi yoksa sertlik ile mi tonladığımıza bir göz atmalıyız.

“Keşif, yeni yerler görmek değildir, keşif yeni gözlerle bakabilmektir.” Tias Little

Yoga yeniden bir keşiftir, yeni yolların, yeni olasılıkların, yeni imkânların içimizde yeşerdiği, yeniden anlam kazanarak değişik bir şekilde tezahür ettiği, yenilenebilirliğin, dönüştürülebilirliğin ve sürdürülebilirliğin ortaya çıktığı bir yaşam şeklidir.

3 Haziran 2016 Cuma

Anne Oteli


Çaresizlik bir süreçtir. Her duygunun bir süreç olduğu gibi çaresizlik de bir süreçtir, gidene yas tutmaya, olmayana ağlamaya, öfke geliştirmeye, konuşmaya, yeni bir yol bulmaya, ayağa kalkmaya, yardım istemeye, yardım etmeye ve yeniden ayağa kalkabilmeye.

Her duygu bir süreç, bir adım ve bir yönlendirmedir. Biz eğer kendimizi anlayamazsak, o zaman yola çıkamaz, olduğumuz yerde sıkışır, üzüntü yerine, öfkeye teslim olur ve karşımızdakileri de zehirleriz. Kendimizin yapamadıklarını başkasının da yapamaması için çalışır, onları da yollarından alıkoyarız.

Çaresiz kalmanın ne demek olduğunu ve bizi nelerden koruduğunu ve neleri harekete geçirebileceğimizi fark edersek, işte o zaman hayatımıza yeni bir anlamı verip, diğerlerine de örnek teşkil edebiliriz.

Antes Vakfı’nı aile üyelerine yaptığım ısrarlar üzerine kurduk, kendimizce çaresiz kalmış çocuklar ve onların aileleri için küçük adımlar atık. Şimdi Sami Ulus Çocuk Hastanesi’nde çocuklarının yanında olan, evlerinden uzak, ailelerinden uzak bir sandalye üstünde yaşayan ya da çocuklarının yataklarında yatan anneler, doğum yaptıktan sonra şehrin bir ucundan diğer ucuna her gün üç-beş saat yolculuk yaparak çocuğunu emziren anneler için bir şeyler yapabilmeye, onları çaresiz bırakmamaya karar verdik.

Onlar için bir Anne Oteli yaptırarak ailelerinden uzakken sıkıntılarını paylaşarak rahatlayacakları bir evin inşaatının bütün masraflarını üstlenmeye karar verdik. Çaresizlik içinde olanlara yardım etmeye çalışırken bizim de hem ayni hem de nakdi yardımınıza ihtiyacımız var.

Ele ele çaresizliklere karşı güç bulmak için Anne Oteli’nin yapımında yardım bekliyoruz, küçük büyük düşünmeden, çaresizlik duygusuna yeni bir ad takmayı ve yeni bir anlam yüklemeyi amaçlıyoruz…

Namaste!