30 Eylül 2016 Cuma

Kavramak


“Arzu, istek ve amaçlarımız ne bir şeyi izler, ne de bir şeyden kaçar. Kavrayışımız, anlayışımız ve bilgimiz doğrultusunda biz amaç, istek ve arzularımızı iyi veya kötü diye sınıflandırır ve elimizden gelenin en iyisini yapmayı deneriz. Bütün meziyet, özellik ve renklerimizi kavrayıp bütünlüğümüzün içindeki toplama vardığımızı hissettiğimizde ise memnuniyetten başka hiçbir şey var olmaz.” Descarte

Bizler bize toplumun dayattığı, varlığımızı bilmemizi önleyen bir sürü kuralla çevrili olarak yaşarız. Bu kuralları da hislerimiz, olması gerekenler ve duygularımız olarak tarif ederiz. Aslında duygunun ne demek olduğunu bilmeyiz.

Öğretilen duyguların içinde, huzur, mutluluk, nefret ve aşk vardır. Gerisinde bir de sahip olunması gereken objeleri biliriz. Ağlamamayı, hatta fazla gülmeyi ya da hiç gülmemeyi öğreniriz. Nerelerde suratımızın nasıl olması gerektiği, nerelerde ses tonumuzun yükseleceği, nerelerde nasıl giyinilmesi, nasıl giyinilmemesi gerektiği, her şey bize öğretilmiştir. Geriye bize bunları uygulamak kalır. Biz de buna yaşam adı veririz.

Ve yaşadığımız hayatın böyle yaşanmasına ve böyle devam etmesine izin veririz, ta ki hayat ile farklı bir teması öğrenene kadar. Yoga, Gestalt terapi, sistem dizilimi terapisi ve sadece yaşamın böyle olamayacağına dair fikirlerim ile bu yollarda ilerleyişim, benim arayışımda yardımcı oldu. Anlamaya ve temas etmeye çalışırken, yeniden bir tanım yapabilmeyi, tanım yaparken kural koymadan tanımın değişebileceğini, an içinde hissettiklerimin, bir sonraki anda aynı duyguyu yaşatmadığını öğrenmeye ve deneyimlemeye başladım.

Deneyimlerken eskiyi ve öğrendiklerimi unutmaya değil, onları başka ne şekillerde değerlendirebileceğimi, onların duygusunu, anlamını, yapısını ve görünüşünü değiştirebileceğimi kavramaya başladım.

Yoga bir hayat, bir yaşam, bir ömür. Yorumlarımız ile yoğrulan, hissettiklerimizle başlayıp duyularımızın harekete geçtiği, duyuların kullanımını, maddelerin, anların ve olayların evrim, dönüşüm, değişim geçirebildiğini öğrendiğimiz bir alan. Bu alanı kavrayabilmek, yapabilmek değil, o alan içinde var olurken bütün duyularımızı kullanabilmeyi, güvenlik alanlarımızı keşfedip ona göre hayatımızı yeniden ve her an zerreciğinde yeniden bir heykeltraşın, bir aşçının, bir mühendisin ve daha birçoklarının şekillendirip çeşitlilikleri bir araya getirdiği bir alan olarak görmeye başlamaktır.

Her anın yeniden başka şekillerde yaşanabileceğini ve anların bir kalıbı, bir adı olmadığını, yaşam tarzını değiştirmenin ve yaşam içinde evrim geçirerek yer değiştirmenin, iş değiştirmenin, şekil değiştirmenin ayıp karşılanmadığı ve kendi içinde mutluluğunu bulmuş bireylerin toplamıyla yaşayabilmeyi öğrenebilmek dileğiyle.

Namaste!

23 Eylül 2016 Cuma

Özgünlük


Hep bir birlik arayışı, hep bir yakın olma arayışı, hep bir topluluk olma arayışı içinde kendimizi bir yerden ötekine, bir arkadaşlıktan ötekine koşarken buluruz. Değiştiremeyeceğimizi düşündüğümüz alışkanlıklarımız, bağımlılıklarımız içinde sıkışır, ne yapacağımızı bilemeyiz. Yardım isteyebileceğimiz, bağırıp ağlayabileceğimiz, kızgınlıklarımızı, suçluluklarımızı anlatabileceğimiz bir yer ararız.

Bir yere ait olmaya, ait olmanın normlarına, kurallarına, gerekliliklerine uymaya çalışırız. Çalışırken hep çok çalışmamız, düzgün bir şeyler ortaya çıkarmamız, yaptıklarımızı ait olduğumuz topluluğa uygun yapmamız, çalmamamız, kimseye şiddet uygulamamamız gerekliliklerine uygun davranmaya çalışırız. Kötü olanları hayatımızdan çıkarır, iyi olduklarına inandıklarımızı hayatımıza alırız.

Sürekli bir ayrım yapar, iyi çalışmayanları, söz dinlemeyenleri, uymayanları hep bir şekilde dışlar ve sonrasında da düzgün bir şekilde hizmetimizi ve yapacaklarımızı yaptığımıza kendimizi inandırırız.  Ayrılıklar içinde öğrenebileceğimiz ne kadar değişik hal, tavır ve güzellik olduğunu fark etmeyiz. Birbirimizi tanıyarak, yardımlaşarak neleri başkalaştırabileceğimizi, neleri dönüştürebileceğimizi bir türlü keşfetmek istemeyiz.

Yogada da bizler birliği, tekliği, aynılığı ararız. Oysaki aynılığı tasvip etmeyiz, kurallarına uymayanları, disiplinli olmayanları, yogayı kendi çıkarları için kullananları kendimizden uzaklaştırır, onlardan öğrenilecek bir şey olmadığını düşünür, kendi bildiğimizi doğru sayarız. Evrende birçok ağaç, çiçek, sebze, hayvan çeşitlemeleri olmasına rağmen, insan tek bir kadın ve bir erkek olarak yaratılmış. Birliği ve aynı zamanda özgünlüğü bilsin diye.

Özgünlük, üstün olmayı, bilmeyi, doğruyu yapmayı getirmez, özgünlük diğerlerine bir yol gösterici, diğerlerinden öğrenerek yenisini yaratmayı bilmeyi getirir. Özgünlük çeşitliliği, renkleri getirir.
Öğrenmek için, bilebilmek için, değişip dönüşebilmek için, özgünlüğümüzün farkına vararak, kimseyi herhangi bir yolda gitmeye zorlamadan, nelerin değişik olduğunu izleyebilmek ve görebilmek için birbirimizle ilişki kurmalıyız, birbirimizden öğrenmeli ve birbirimizin renklerinde yeniden kendimizi bulmalıyız.

Dün Zeynep adında bir kızın annesi beni aradı ve kızı için burs ihtiyacı olduğunu belirtti, ben de “Kızınız bunu istiyor mu ?” diye sordum. Kadıncağız “Zeynep utanç duyuyor” dedi.

Dünyada okumak, belki farklılıklarını topluma kazandırmak isteyen birçok çocuk, imkânsızlık, ayrımcılık ve utandırılmaktan dolayı renklerini ortaya koyamıyor. Biz AntesVakfını kurduk, şu anda ailemizin geliri ile 11 çocuk okutuyoruz. Ekim ayında tekrar ihtiyacı olanlara burs verebilmek için yolumuza devam etmeyi istiyoruz. Birlik içinde ve özgünlük içinde yürüyebilmek için bu çocukların ihtiyacı olan gelirleri beraberce sağlamamıza yardım edin.

Yoga, birliği öğrenmektir. Okuttuğunuz her çocuğun renklerini tanımak, özgünlüklerini bilmek sizi de değiştirecektir.

Namaste…

20 Eylül 2016 Salı

Renklerimiz


Geçenlerde annemle ve babamla kahvaltı ediyoruz. Babam bugün ne olacak, diye bir soru soruyor.
Annem “Bir şey yok yapacağımız, bugün de diğer günler gibi Allah’ın bize bahşettiği günlerden birini geçireceğiz. Artık bundan sonra böyle bizim hayatımız” diyor.

Hayat geçirilecek bir zaman mı? Yoksa hayat yaşanabilecek ve bize verilen özgürlükler içinde bir yaşama alanı mı; seçme, seçilme, kalma, gitme, çalışma, başarılı olma, çok paralı olma!

Özgürlüklerin anlamı, hep yapacak bir şey olması mı, yoksa yapma isteği ile yapabilme yeteneği mi?
Yapabilme yeteneği, ancak hayat içinde, Mehmet Zararsızoğlu’nun da dediği gibi keşfettiğimiz ve anın içinden geçerken farkına vardığımız renklerimizle şekillenir. Renklerimizin farkına varamazsak, hayat renksiz ve içinden geçilirken beklenen, siyah demirli ve şeffaf camlardan oluşan bir otobüs durağına benzer.

Bekleriz hep bir şeyler olmasını, denileni yapar, normları uygular, olanı aynı halde tutmaya çalışırız. Olanı özleriz ve hayat olmayana ağlamakla ya da çok ağır bedeller ödeyerek olmayanı oldurmakla geçer.

Oysaki sadece yapabilmek için yapmak, deneyimledikçe farkına vararak denemeye devam etmeye karar vermek, denerken yeniden keşfetmek veya herhangi bir başka yapının da olabileceğini ortaya çıkarmak, hayatta bize verilen en büyük özgürlüktür.

Yoga, bize bu farkındalığı, farkındalığın hallerini tanımayı, tanırken hayatın normlarının da değişebileceğini, normların içinde yeniden norm yaratılabileceğini öğretir. Aynı bir ağacın yaşamını sürdürmek için olduğu alanda şekil değiştirmesi, alanını başka şekillerde kullanması, kullanırken, diğer ağaçlarla uyum sağlaması gibi.

Hayata tekdüze değil, normlarla değil, kendi içsel gözlerimizle bakmayı öğrenmeye çalışmak, hayatın içinden geçerken hissederek renklerimizi keşfetmemizi sağlar.

Renkli bir dünyanız olsun… Namaste!

6 Eylül 2016 Salı

Re-Cycle Yoga


Bütün düşüncelerimiz, yerinde zamanında tepki veremediğimiz olaylar, yaşayamadığımız, tanımlayamadığımız, ayıp olan, gelenek ve göreneklere uymaması yüzünden düşünmek bile istemeden bastırdığımız her duygu, her düşünce, beynimizin bir köşesine yerleşip, dile dökülene ve anlaşılana kadar beynin ve bedenin bütün kanallarını işgal ederek onları yaşlandırmaktadır.

50 yaşıma girdikten sonra etrafıma baktığımda birçok kişinin bu yaşlarını daha çok yaşlanarak geçirdiklerini fark eder oldum. İşte bu yaşlara doğru yol alırken Ferhan hocamla başladığım yolculuğun bu döneminde, bedenin yaşlanma sürecini, hayatın döngüsünü doğal bir parçam olarak görmeyi ve yaşlanma sürecimde, hayatta kalmamı sağlayan solunum, dolaşım ve enerji sistemimin elverişli bir seviyede kalmasını sağlamak için, yoganın etik ve felsefi terbiyesini hem irdeleyip hem içselleştirmeye çalışırken, yoga asanaları ile de beni bu dünyada var eden bedenimin sağlıklı kalmasını sağlamayı amaçladım.

Etik ve felsefe ile düşünsel sistemimi yeniden gözden geçirirken, bedenimin de yaş alma sürecinde yeniden dönüşebileceğini keşfettikçe yogamın bir döngü, devir, dönüşüm içinde değişkenlik adıyla anılmasını, bu değişim ve dönüşümü yaşama geçirmek istedim. 

Anın farkındalığı içinde anın içinden geçmeye ve içinden geçerken her türlü duygumun ve düşüncemin varlığını beden ve sözsel olarak yaşamaya re-cycle ya da bütün içindeki becerilerin gözler önüne serilmesi adını verdim.