30 Aralık 2016 Cuma

Re-cycle








- Artık kendi şimdiye kadar kaldığınız döngüden çıkın. Şimdi kendi döngünüzü yeniden yaratın. Hani kendi yoganıza da bu adı verdiniz ve felsefesini anlatıyorsunuz ya...

Dün Özge Hanım'ın bana hediyesi bu sözlerdi. Evet kendi yogama bu adı verdim. Ne demek re-cycle, google translator'a sorduğunuzda "döngüsü yeniden" diye bir cevap çıkıyor. Bundan tam 4 sene önce aldım "Mindfulness" adlı Thich Nhat Hahn'ın verdiği eğitimi. Eğitim iki aşamalı diye düşünüyorum, çünkü 14 maddeden sadece ilk beşini anlattılar ve sadece onun içselleştirmesini anlamamız için saldılar bizi, unları anladığınızda geri gelin mi demekti oradan ayrılış ya da bunları hayatınıza uygulamayı bildiğinizde bir daha gelin mi bilmiyorum.

Mehmet Zarasızoğlu'ndan aldığımız eğitimler sırasında öğrendim, her birimizin hayatta kalma adına kendine ne tür yaşamsal ağlar yaratıp, kendini nasıl güvende hissettiğinin teorisini, Özge Hanımla beş koca yılda bu yaşamsal döngümü tanımayı öğrendim ve hala tanımayı sürdürüyorum.

Mindfulness Training'in bir kısmının anlatıldığı "Huzurun kendisi olmak" kitabında Farkındalıkla yaşam için gerekli yapılması gerekenlerden bir tanesi;

"Şu anda sahip olduğunuz bilginin gerçek, değişmez ve nihai olduğunu düşünmeyin. Dar kafalı olmaktan ve şu anki görüşlere saplanmaktan kaçının. Başkalarının görüş açısına sahip olabilmek için görüşlere bağlanmamayı öğrenin ve herşeyi kendiniz deneyimleyin. Gerçek yaşamda bulunur teoride değil. Tüm yaşamınız boyunca öğrenmeye ve kendi içinizdeki ve dünyadaki gerçekliği her zaman gözlemeye," anlamaya ve anladıktan sonra yolunuza devam edebilme cesaretini bulun. Son kalın olmadan yazılan cümle bana ait.

Bugüne kadar yaiadıklarımın beni ben yaptığını fark etmek demek, beni ben yapanları anlamak ve onları düşman olmaktan çıkarıp bana yararlarını anlamaktan geçtiğini anladım, dün. Hala hayatımı bu şekle getirmek için ne kadar zorlandığımı düşünmek yerine, zorlamaların bana ne getirdiğini fark ederek, beni dönüştürdüğü beni anlayarak, dönüşen benliğimin yeniden yapılanmasını artık acılarımın içinde boğularak değil, yaşadıklarımı anlayarak ve onların bana olan yarar ve zararlarını kavrayarak yaşamımı tekrar şekillendirmenin RE-CYCLE olduğunu fark ettim.

Yoga, değişmezlerim, değişirlerim ve dönüşürlerim ve benim yaptıklarını kabul etmeden önce neden, nasıl, niçini düşünerek söz, düşünce ve haraketlerimi ortaya koymamı sağladı. Asanalarla dış dünyamı, yamalar ve niyamalarla iç dünyamı, bakma ve anlama yetimle çevremi, konsantrasyonumla sınırlarımı bulmamı ve bu sınırlarda ısrarcı olmadan var olabilmeyi ve her dönüşümümü sürdürülebilirlik ve hayatta kalma adına değil de, yaşamın tadına varabilmek adına fark edebilmeyi anlattı.

Kendimizin içindekileri, esnekliğizi, sertliğimizi, yaşama nelerin bizim için önem arz edip, nelerin hayatımızda dmnüşmesi gerektiğini fark edebileceğimiz bir yıl dileğiyle....

Namaste!    

27 Aralık 2016 Salı

Burçlar ve Astroloji





Neredeyse iki yıldır kendimi ayrıca bir astrolojiye adadım. Yoganın ve vedantaların bir kolu olduğunu öğrendiğimden beri ve merakımı daha da derinleştirip biraz daha kendimi tanımak içinde iyi bir yöntem olduğunu düşündüm. 

Önce Bengü Kadakgül ile Vedik astroloji eğitimine başladım ilk yılı alınca ve harita için programları bilgisayarıma yükleyince, işim bitmiş gibi dersleri bıraktım. Aynı diğer alanlarda olduğu gibi biraz dokundum. Yoga biraz dokunmayla ucunu kaldırıp bakmayla olacak bir şey değil. Yoga yaşam alanı, yaşamın kendisi, yaşam felsefesi, yaşam biçimi, varoluşumu şekillendiren ve bilgileri aldıkça benim yaşam şeklimin değişik hallerini anlatan bir ilim dalıymış. Bir yıldır Nalan Yıldırımın derslerine kâh girdim, kâh girmedim. Bu yıl artık sıkı bir ders alış ile yeniden başladım.

Her yerden bir mdev, aile dizilimi ödevlerimi derken Nalan'da ödev vermeye başladı. Burçların ay, güneş ve yükeselen olarak tasvirini yapacak sonra da birbiriyle bağlantılarını kuracaktım.Şimdiye kadar dualiténin bu kadar güzel betimledndiği bir alan görmedim ben astrolojiden başka. Karşıtlıkların bir sentezi gibi astroloji. Burçlar içlerinde hem iyiyi, hem de kötüyü, hem pozitifi, hem de negatifi, hem güzeli, hem de çirkini barındırıyorlar ve mısır ve yunanlılar tarafından geliştirilen altın oranın tanımını ise en iyi astroloji yapıyor. 

Wikipedia altın oranı şöyle anlatmış : Bir doğru parçasının |AB| Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan (C) bölünmelidir ki; küçük parçanın |AC| büyük parçaya |CB| oranı, büyük parçanın |CB| bütün doğruya |AB| oranına eşit olsun.
Altın Oran, pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1,618033988749894...'tür. -noktadan sonraki ilk 15 basamak- Bu oranın kısaca gösterimi:  olur. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, Fi yani Φ'dir.

Bunu anlamak ve anlamını keşfetmek de bizim aslında hayat içinde bu oranı yerleştirebilmemizden geçer. Nasıl bir yerleşim sağlamayı düşüncelerimiz, duygularımız, duyularımız, ailesel durumumuz, hayata kalışımız, alışkanlıklarımız, coğrafi alanımız ve daha bir çok parçadan oluşurken, bu alana nasıl ulaşacağımıza karar vermemize yardım edense astrolojik haritamızdır. 

Beni bu işe başlatan Bengü Hocama ve bana astrolojiyi anlaşılır şekilde anlatan, onu sevmemi sağlayan ve öğrenimimi büyük bir sevgi ve şevkle sürdürmemi sağlayan Nalan Yıldırım'a teşekkürler. 

Namaste !
  

23 Aralık 2016 Cuma

Şiirde İnsan

Revue Question de






Fransa'ya her gidişim yeni bir kitap,dergi veya yeni bir bilgi keşfi. Bu sefer Sorular diye kitapımsı bir dergi aldım. Konusu insan bedeni. İçinde şiir, dövme,yiyecek,spor,coğrafya yani insanın bütün halleri var. Bu halleri şiirlerine dökmüş Farnsa dışında pek tanınmayan bir yazar gözüme ilişti..

Malcolm de Chazal (1902-1981) tarihleri arasında yaşamış bu şair hakkındaki yazının başlığı ise;
"Bütün herşeyi duyan duyarlı Varlık"

Bazen tek tanrılı dine inanan, bazen Panteiste, bazen deiste bazen de polytheiste olarak anlgılanmış bir yazar Chazal. Her kavram birbirinden farklı olsa da her biri içinde bir diğerini barındırıyor. Chazal'a göre, insan bir beraberliğin bütünü, bu bütünde beden ve ruhtan oluşmuş. Yazar, bedeni bir tarayıcı olarak nitelendirmiştir; "İnsan bedeni bütün evreni sayı ve renk ilminde algılayan bir tarayıcıdır.İçine hem var olanı hem de var olmayanı alır. Bitkilerin dilinden, metallerin bakışlarından, hayvanların hareketlerine kadar her var oluş insan bedeninde ifadesini bulur."

İnsan bedeni anlaşılmayacak kadar fazla katmanın bir bütünü. Her bir örgüyü tanımak, tanıdıktan sonra neye tepki verdiğini bilmek ve her birinin vereceği tepkinin diğerine yapacağı karşı etkiyi de göz önünde bulundurmak ancak insan bedeninin kusursuz işlemesine yardım eder. Bütün bu halleri bizler insan olarak ilişkilerimizde yaşamayı öğreniriz. İlişkiler bizim kendi bedenimizin dilini anlamamıza yardım ederler. Her kişiye karşı takındığımız tavır bir diğerine karşı takındığımız tavırdan değişiktir. Takındığımız tavırlar içinde kullandığımız sözler de her biri için farklıdır. Bu farklılıkların bize ne nitelikler kattıklarını, niteliklerimizi her insan ilişkisine göre nasıl kullandığımızı fark etmek de bizim ruhumuzu anlayabilme yeteneğimizdir.

Almak ve vermek yaşamın alışılagelmiş sürdürülüşüdür. Bunlar özgür ve dünya ile ilişkilendirilebilecek her sistemin özünde bulunur ve ancak bu özde gelişim gerçekleşir. Eğer denge bozulursa o zaman sistem ya dolup taşar ve boşluk yaratamaz ya da tamamen boşalır.Sistem var olmaktan çok yok olur. Bu dengeleri yürütmek için her türlü yetenek, nitelik ve niceliklerimizi nerelerde ve hangi yolla kullanabileceğimizi bilmek bize hem alabilme, hem de verebilme imkanı yaratır.

Her bir canlı ya da cansız var olan ya da gözle görülmeyenden alırken ve verirken neler aldığımızın ve neler verdiğimizin idrakine vardığımızda bütünlüğümüzü ve sürdürülebilirliğimizi sağlamanın adımını atmış oluruz.

Bize bahşedilen görebilme, duyabilme,dokunabilme, tad alabilme ve hissedebilme yeteneğini öğrenilmişlikler yerine kalpten uygulamak dileğiyle...

İyi hafta sonları !

20 Aralık 2016 Salı

Gunas






"Ben Vedaların kurbanıyım, Ben ibadet edilenim, Ben Tanrı'ya sunulan adağım ve Ben aynı zamanda doyurulan ve doyuranım. Ben ilahiyim, Ben eritilmiş tereyağım, Ben ateşim, Ben adak ve ikramım...Ben evrenin babasıyım, annesiyim, sürdürücüyüm, dedeyim. Ben bilinenim, temizleyenim, OM'un hecesiyim. Ben bilgeyim, ilimim,tasavvurum, övülenim, hor görülenim...Amaç ve desteğim; Tanrı ve Tanığım, evim, sığınağım ve arkadaşım. Ben var oluş ve aynı zamanda yok oluşum, toprağım, depolayanım, ölümsüz tohumum...Sıcağı verenim; istediğim de yağdıran istediğimde kurutanım. Ben mlümsüzlüğüm, O Arjuna ! Ben aynı zamanda da ölümün ta kendisiyim. Ben var olan ve olmayanım." Bhagavad Gita (IX.16-19)

Kendimizi tanımlaya başlarken karşıtlıklarımızı da beraberimizde getirdiğimizi ne kadar da çabuk unutuveriyoruz. Her birimiz ne kadar iyilik sever isek bir o kadar da kötülük severiz. Ne kadar sevgi doluysak bir o kadar da nefret doluyuz.

Bütün bu karşıtlıklarımızı kabul edip, iki seçim yerine ortada bir üçüncü, bir dördüncü ve bilemediğimiz sayıda her iki ucun birleştiği bir alan olduğunu kabul etmekten çekiniyoruz. Ayurveda ve Yoga işte bu konuda bize yol gösteren bir sistem. Sistem nitelikleri (Gunas) ortaya atmış. Sattvic (İyicil), Tamasic (Kötücül) ve Rajasic ( Hareket halinde ortaya çıkarma).


Ben iyi alanlarımı kendimce ortaya koyabilirsem ve onların karşıtlıklarını da bulabilirsem uçlar da bulunarak zorunlu bir yapış yerine oyun sahamda onların karşı tarafın ve benim anlayışım içinde yeni bir var oluş ile ortaya koyabilirim.


Portobello Cadısı - Paulo Coelho, bir kadını anlatır. Öyle bir kadın ki, eski eşinin gözünde bir Cadı, sevgilisinin gözünde bir Tanrıça, babasının gözünde peri, annesinin gözünde bir yalancı...bütün bu algılar aslında karşının algısı ile yorumlanan ve beni ben olmakta zorlayan hal.

Eğer ben beni bütün karşıtlıklar içinde bilirsem ne olanı, ne olmayanı yadsırım. Olanı da olmadığını düşündüğümü de kullanmayı öğrenirim.

Kendimi açık fikirlilikle tanıyacağım bir hafta dileğiyle....

Namaste!
   

16 Aralık 2016 Cuma

Yargı



"Bilmeden ve öğrendiklerimi unutarak bakabilme yeteneğim benim özgür yargımı oluşturur. Özgür yargı yeteneğimse benim kendime bakma ve kendimi bilme yeteneğimi geliştirir." Anonim

Bu yargı kabiliyeti herkes de bulunur, bu herhangi bir yetenek ve çalışma gerektirmez.Daha yavaşlayabilme, temas edebilme ve yaptığı işi görerek,hissederek,dokunarak,duyarak ve kokusunu alarak yapmayı gerektirir.

Belki David Life'ın bu cümlesini birkaç kez daha bloğumda yazmışışdır; "Yama ve Niyamaları öğrenmeden, yaşamadan, deneyimlemeden Asana'nın içine giremezsiniz. Yaptığınız sadece bir duruş olarak kalır."

Geçenlerde aynı cümleyi "Yoga Ansiklopedisi-André Van Lysebeth'in kitabında da okudum. Bu cümle insanları ayırmak ya da aşağılaşak ya da onların anlayışının daha az olduğunu göstermiyor. Sadece korku ve utanç ile baş edip deneme yeteneğimizin ve deneyimleme isteğimizin ne kadar olduğunu ölçmemizden bahsediyor. Sokrates'in dediği gibi "Kimse isteyerek ve bilerek kötülük etmez". Kötülük etmenin içinde yatan kötülük gerçekleşebilsin diye kötülük yapmaktır, Herhangi bir canlının da bu şekilde hareket etme imkanı yoktur çünkü doğasında böyle bir özellik yoktur.

Bizler öğrenip öğrendiklerini iyi uygulayan, uygularken sorgulamayan varlıklar haline dönüştük. Oysa ki bir şeyi gerçekleştirebilmek için onun nasıl yapılabileceğine dair bir deneyimimiz olması gerekir.  Başkalarının deneyimleri benim yargı yeteneğimi ve öğrenme yeteneğimi geliştirmez aksine köreltir.

İnsanlar kötü bir doğaya sahip değildir, ancak yanılgıya ve karşı tarafın algısına ve kendisinin algısına ters düşen hareketler yapmaya yatkındır. Kötülük etmek,yapmak, bunu isteyerek yapmak ve herhangi bir şekilde davrandığı ve o karşı tarafa ya da kendine yarar getirmediğinde sonucunun kötülüğe dönüşmesi arasında bir fark vardır.

Bu yüzden bir şeyi gerçekleştirmek için ne donanımlara, ne araçlara ve nasıl bir bakış açısına sahibim, baktığım yönden bakabilme yeteneğim, açı değiştirmekteki kabiliyetim nelerdir diye her türlü deneyimi gerçekleştirmeye hazır olmak ilk şartımız, ardından karşımızdakilere ve yapış ve uygulayışlarına bir anlayış geliştirip, onların istediklerini deneyimleyip, ardından kendimize uygun olanı ve kendimizin kalbine oturanı bulmak bizim gerçek yargı yeteneğimizi geliştirmemizi sağlar.
Yani KERİM olmayı gerektirir.

Kırılgan, sert, başarılı,mücadeleci,inatçı,şanslı, cömert,verimcil, ulu,büyük, aşırı karşısındakini düşünen, asil,soylu....ve daha birçok karşıtlık ve dengesizlik içinde var olan bir kişilikten var olmayı ve var olurken karşıtlıklar içinde dengede kalabilmeyi getirir özgür yargıda bulunabilmek.

Keramet sahibi olmak anahtar kelime...

Her gün yeniden olanı yeni bir gözle görüp yeni bir şekilde deneyimlerken hata, kötülük yapabilmeyi kabul edip, utanç ve korkunun içinde kalmadan yerden kalkıp tekrar başlayabilmek dileğiyle...

Namaste!

13 Aralık 2016 Salı

İyi -Kötü

karanlık ve aydınlık görselleri ile ilgili görsel sonucu




Geçenlerde bir tanıdığımızın cenazesinden ayrılırken o kişiyi tanıyanlar mı, yoksa iş arkadaşlarımıydı tam bilemediğim iki kişinin konuşmalarına tanıdık oldum;

-          -İyi adamdı yaa..
-         -Yok abi çok iyi adamdı; dedi diğeri.

İyi-kötü kavramları neden hayatıma kesin bir halde yerleşti bilemiyorum hatta bugünlerde onları daha da sorgular oldum. Ne demek iyi, neye göre iyi, neye göre kötü, kim kötü, nasıl kötü….Biz bütün bu kavramları önce anne babamızın öğretisinden, sonra arkadaşlarımızın anne babalarınınn öğretisinden, sonra okulun, sonra kendimizin denyimlerinden alıp alıp üst üste koyuyoruz. Neyin üstüne koyduğumuzu bilmeden.

Yogaya gelince başlıyoruz yumuşatmaya, negatif yanları, ya da gölge halleri…bir yandan iyi kötü yoktur derken, negatif ya da gölge halini gene de ortaya koyuyoruz. Hala bir dualité içinde takılıp kalıyoruz. Halbuki bütün iyi- kötü olarak nitelediğimiz haller bizim niteliklerimiz ve sadece deneyimlenip sonuçlarından toplum yorumlarına göre iyi ya da kötü diye tanımladığımız haller.
Halbuki bilsek bir anlasak aslında çok iyilik yaptığını düşünenin, kendinden verenin sonunda kendine kötülük edip diğerine bir yarar sağlamadığını, iyilik yapmaktan pişman olanın bir daha iyilik yapmamaya karar vermesine kadar giden bir olayın insanı katılaşmaya iten yanını bir görebilsek.

Olayları anlamadan, kelimelerin içeriğinin bilincine varmadan günlerimizi sarf etmeyi alışkanlık haline getirmişiz. Yaşadıklarımızla yorumluyor, sonunda da dualité tuzağında boğuluyoruz.
Ne yaptığımızı bilmek için deneyimlemek lazım, neyi nasıl yaptığımda neler olduğunu bir değil, birkaç kez deneyimlemek, yeni yollara baş vurarak deneyimlemek ve bilgisizce deneyimlemek, benim farkındalığımı yükseltir. Bildiğim şeyi bildiğim şekilde birkaç kez deneyimlersem, aynı yola beş kez sapıp sonunda aşınmış, çürümüş ve çukurlu bir yolda sarsıntılar içinde ilerlemeye benzer.

Ferhan hocamla iki günlük Ayurveda Temel Eğitimi ve Ayurvedaya giriş günlerine katıldım bu hafta sonu. Ayurveda’yı aslında ben Ferhan hocamdan daha önce aldım, şu sıralar kendim öğretisini anlatıyorum. Ancak bir daha dinlemeyi anladığımı zannettiğim konuları bir daha dinlemeyi tercih ettim. Sistemin işleyişi sağlığımız içinde sadece bir tek bilinenle anlatılmamış, 3 guna, 3 dosha, 3 dosha’nın 5 türü, yedi bağ dokusu, 41 çeşit ateş, 3 ayrı nitelik ve niceliğin tamalayıcılığı derken, bir bakış açısından incelenmeyen bir beden.

Sebzeler,yağlar, renkler,etler, meyveler,baharatlar her birinin kullanımı bir kısma yarar sağlarken, bir kısmında çürümesini sağlıyor. Dengenin bir pamuk ipliğine bağlı olduğu bu beden, bu evren içinde nasıl kötü veya iyi ayrımını yaptığımızı bir daha sorgulamamız gerektiğine inanıyorum.

İyi- Kötü yerine neyi, nasıl ve hangi duygular içinde yaptığımı anlayacağım renkleri bol olan bir hafta dileğiyle…

Namaste!


6 Aralık 2016 Salı

Tutuculuk




Birşeyi tutmak, almak ve saklamak, fazla almak, söylenilene bağlı kalmak, güven içinde yaşamak...hepsi bir şekilde yeniden korkmanın, deneyim yaşayabilme cesareti göstermekten çekinmenin, kendi renklerimi bilmememin bir başka yolu. Ayrıca uyumun, sağlıklı ve güven içinde yaşamanın da bir yolu.

Geçenlerde Reiki Masterlarımdan en en büyüğü olarak kabul ettiğimiz hocamla konuşuyordum, nereden oraya geldik hatırlamıyorum;

- Aslı yurt ne anlama gelir biliyormusun? dedi
-Vatan, doğduğum ülke !
-Hayır yurt kelimesinin kökendeki anlamı çadır, oba, konaklama yeri demektir."

Bugüne kadar hiç bilmediğim bu kelime beni taa eskilere, bana öğretilenlere, anladıklarımı nasıl anladığıma ve bir türlü yurdumu bulamama kadar götürdü. Aslında yurt belkide yaşadığım yerin dışında kendi ailem, kendi bedenim ve bulunduğum alan. Bunu bilmiyerek benim kadar yaş alan kaç kişi var ya da ben mi tek cahilim bilmiyorum.

Bizler, anlamlarını bir gün bile araştırmadığımız kelimelerin içinde hayatımız oluşturur, bağlar kurar ve onlara bağımlılıkla bağlanırız. Bağlanırız ki gerçeklik sandığımız ve dokunma ile tanımlayabildiğimiz, gözlerimizle gördüğümüz, tadını aldığımız maddesel araçlarla hayatı tanımlayabilelim. Kendimizi görünen bu beden içinde var edebilelim.

"Arzular ya da acılar arasında kendimize kalan bir anlık zaman diliminde,
 can sıkıntısı başlar ve değişime ihtiyaç duyarız.
 Yaşamda kalmak bütün canlıları ilgilendiren, meşgul eden bir oluş halidir ve insanları canlı tutar.
 Ancak kendini güvenceye aldığında kalan zaman içinde ne yapacağını bilemez insan.Ve o anda varlığının ona yüklediği yükten kurtulup özgür olmak ister. Kendini hissetmekten korkar,hissedebilmekten,hissedilmekten ve başlar zamanı öldürmeye, can sıkıntısını gidermeye.
İhtiyaclarından kurtulmuş, ihtiyacı kalmamış insanların günümüzde geçirdikleri her anı kazanılmış bir değer olarak gördüklerini gözlemliyorum. " Arthur Schopenhauer

Yaşamı tutunarak, ondan ve getireceklerinden korkarak yaşamak bize tutuculuk, uyum içinde canımızla uyumsuzluk, katılık, esnek olmama hali, hastalıklar ve can sıkıntısı ile huzursuzluğu getirir. Yoga'da buna "Aparigraha" adı verilir. Hiç birşeye sahip olmama hali ya da Tanrı ile beraber yürüyebilme yeteneği.

Hindistan'da maymunları yakalamak için ince ve sık borulardan yapılma kafeslerin içine bir muz koyulur, dışarıda olan maymun bu muzu görünce kafese yaklaşır ve dışarıdan muzu alabilmek için kollarını bu dar ve sık boruların içinden geçirerek muzu almaya, bazende soyarak yemeye çalışır. Avcılar yanına yaklaştığında onun sesini duysalarda, akıllarını tamamen muzu almaya odakladıkları için, özgürlüklerinin elden gideceğini anlamadan devam ederler muzu çıkarma çabalarına...

Bizlerde bilgisizce söylenenleri dinleyerek, sorgulayamayarak, yapılanı yaparak, cesaretsizlik, korku veya utanç yüzünden odaklanırız çevremizdekilere ve bilmeyiz yaşarken sadece bir muz için özgürlüğümüzü nasıl kaybettiğimizi.

Yurdunuz bedeniniz, yurdunuz eviniz, nerede o evin kapılarını açıp utanç ve korku olmadan yaşayabiliyorsanız orada özgür yaşamayı seçin...

Namaste!