25 Ekim 2018 Perşembe

Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız





HEPİMİZ KEND MASALLARIMIZIN KURBANIYIZ


Babam Almanya'da olsa bu adam sokağın ortasında durup da mallarını boşaltmaz derdi. Bu sabah kızımı okula götürürken bir kamyon yolun bir şeridinde durdu ve mallarını boşaltmaya başladı. Ardından yayalara yeşil yanarken, durdum ancak tramway geçişini kapattım ve tramway üstüme doğru gelip anca durdu ben de yayalara yeşil yanarken geçmek zorunda kaldım...

Bir olay yaşanır biz olayı olduğu şekilden farklı ve her zaman aklımızda olduğu gibi başkasına anlatırız. Sonrasında her o ülkeyi ziyarete gittiğimizde aynı imajı bize gösteren ve hatırladıklarımızı doğrulayan görüntüler gelir ya da gelmez gözlerimizin önüne ancak biz onu aklımızda kaldığı gibi hatırlarız. Sonra bunları çocuklarımıza olan ve olması gerekenler gibi anlatırız. Zaman değişti, şimdi nasıldır demeyiz. 

Masallar da dilden dile anlatılırken böyle bir zaman ve anlatıcı gazabına veya yaratıcılığına uğramazlar mı ? İnsanın varlığından bu yana 300 ya da 350 bin yıl geçmiş. Profesör Hublin, insanlık tarihini yeniden yazmak gerekiyor bu bulgulara göre diyor. Bütün bilgiler 300 veya 350 yıl öncesinden kalma ve her biri fasyalarımızın, bedenimizin bir yerinde yazılı. Bütün bu bilgileri çıkarıp buldukça aynı bir arkeolog gibi bedenimize işlemiş izleri ortaya çıkarıyoruz. Hikayelerimizi aynı insanlık tarihini yeniden yazmaya başlamak gibi yeniden her gün yazabiliyoruz.

Yoga asanalarını yaparken bizler bütün bu kadar yıllık olduğunu aklımızla şimdi öğrendiğimiz tarihin ancak küçük kalıntılarını ortaya çıkarıyoruz. Bütünlüğümüzdeki, kalıpların sadece bir kaç tanesini. Bedenin hareketi bütün bir insanlık tarihinin içinde bulunduğu bir ağacın hareketine benzer. Hareket ettikçe amacımız bütün bu bilgilerin bulunduğu alanları keşfetmek. Parçalanmış şekilde anlayabildiğimiz insanlık tarihini, doğduğumuz ülkenin yapısı ile bağdaştırdığımız tipimiz ve doğduğumuz ülkenin sınırları içindeki ananeler ile bağdaştırdığımızdan fazlasını bu beden içinde saklıyoruz. 

Bedenin dilini öğrendikçe, kapıları açıp, kapıların ardındaki yeni bilgilere ulaşabiliyoruz. Ne kadar istekliyiz bu bilgilere ulaşmak için? Bu bilgilere ulaştıkça kendimizi kaybedeceğimizi düşündükçe ve kendimiz yerine parçaları olmayan bir bütün içinde bulunmanın hafifliğini hissetmek nasıl bir duygu?

Bilemediğimiz için bu duygunun tanımını, bedenin ne izlerini taşıdığını ve hangi dili konuştuğunu ne kadar öğrenmek istiyoruz? 

Bütün bu mirastan bize kalacak sadece bir tek parça. O parça dünya içinde yanlışları ve doğruları ile bütünün bir parçası olacak ve bütün içinde tek olacak ancak bütünün bir parçası olacak. Bu kadar yaş alabilmeyi göze alabiliyor muyuz ? Bu kadar az olabilmeyi ve çokluk içinde yer alabilmeyi benimseye biliyor muyuz?

Namaste….!   

13 Eylül 2018 Perşembe














Yoga derken....


Her Rüzgar savuracak bir toz bulur..
Her hayat yaşanacak bir can bulur...
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur..
Bulunmayacak tek Şey senin benzerindir...

Yasemin Güller ile yurtdışına taşındığımdan beri neredeyse her gün bir kez bazen iki kez konuşuyoruz. Özlüyorum Türkiye'yi mi desem yoksa arkadaşlarımı mı ya da daha çok konuşma isteği ve yalnız kalmama isteği mi bilemiyorum.

Konularımız hep aynı kendimizi deşiyoruz. İkimizde Aile Dizilim meraklısı, öğrenme anlama meraklısı olduk. Aslında hayatı anlamayı ve hayata bir anlam vermeyi istiyoruz. Her ikimizin de çocukları büyüdü ve yalnızlığa doğru, yeni bir yaşama doğru ilk adımlarımızı atıyoruz. Yasemin çekirdek ailesini kaybedeli çok olmuş. babamı son yolculuğuna uğurlarken yanımdaydı hep. Bilmek istediğimiz ve anlamak istediğimiz nasıl bu hayatı sürdürülebilir hale getireceğimiz herkes bizden gittikten sonra....

- Robert De Niro'nun filminde yaşam sevmek ve çalışmaktan ibarettir diyordu, herhalde yarar sağlamalı bir işe döneceğiz kendimizi görebilmek için. Ne garip başka türlü anlamıyoruz kendimizi... dedim.
- Hani bir hikaye anlatmıştın ya sen Tanrı ile ilgili bize nefesinden üflemiş diye işte belki de bu yüzden göremiyoruz dedi Yasemin. Hani Tanrı görünmez ya biz de bizi görmüyoruz ya kendimizi, ancak başkaları aracılığıyla, onlar için yaptıklarımızla kendimizin farkına varabiliyoruz. Kendimiz kavramı ancak onlarla var oluyor...

Bir an düşündüm. Nedir kendim. kimdir kendim, ne işlevi var kendimin. Kendimi görünce ne
olacak ????

Karma yoga mutluluğun tanımını bulma ve hayat içinde varoluşta yaptığını neden nasıl hangi yolla yaptığını anlama ve bilme sanatı. Jnanayoga, içinde bulunduğumuz korunduğumuz bedenin sağlığının korunması ve sürdürebilirlik için içinde bulunduğumuz bedene bakabilme yollarını öğrenme, kendini parçalarının keşfi ve kendi gerçekliğinin ve özgünlüğünün arayışı, Rajayoga, kendi benlik parçalarımızın farkına varışla onları nasıl değişik şekillerde kullanabileceğimize dair farkındalık ve bu benlik parçalarının öteki ile alışveriş içinde nasıl şekillendiğinin anlayışı ve farklı bakış açıları geliştirme, Kundalini Yoga, kaynaktan gelen enerjiyi bilinçle ve farkındalıkla kirletmeden sözüme, özüme dikkat ederek kullanabilme hali, Hathayoga ise artık sözüme, bedensel halimin içindeki öze, kendime saygı göstererek bütün bu edinilmiş bilgiyi, farkındalıkları, ruhun zarafeti, duyguların farkındalığı, hareketlerin canlılığı, gücün çalıştırılması ve doğadan aldığım besinlerin farkındalığı ile birleştirerek üzerinde yaşadığımız dünya ile aynılığı kavrayabilmektir.

Kendimizi görmemekten bahsederken yaşadığımız evrenin kendimiz olduğunun farkındalığı, ancak elle tutulmayan benin yokluğu, ila karşıda algılanan bir benin gizemi... Kendimiz ile karşıyı ayırma eğilimi, hiçe sayarken kimi ve neyi hiçe saydığını bilmemek...

Yoga,  ' Yaşama Sanatını ' aslına uygun haliyle uygulayabilmeyi bilmektir.

   
Namaste…..

10 Eylül 2018 Pazartesi




Müzisyenlerin yaşamı bedenlerinin son müziğini sarf edene kadar devam eder....

Her birimizin bedeni, ayrı bir müzik çalar. Babamın son nefesinden önce bitti yaşamı. Hayat algısı mükemmellik olan babam, yaşamın mükemmelliğini hayatlarımıza yansıtamamaktan dolayı yaklaşık 15 yıl önce adına Alzheimer verdiğimiz hastalıkla yavaş yavaş kendini yok etti.

4 gün oldu, bu dünyayı terk edeli. "MIŞ" lıkla yaşamı sevemedi, mükemmel işleyen bir bedenin içinde.

Mükemmel bir mekanizmanın yani bedenin bir parçası "ben" diye adlandırdığımız olgu. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bu mükemmel bedenin bir parçası olmanın verdiği sorumluluk ile onu ve ona bağlı olan hayatları hep mükemmel şekilde ayakta tutmaya çalışıyoruz. Mükemmelliğin ne demek olduğunu bilmeden.

Mükemmellik, ne kimseyi kırmamak, ne kimseyi üzmemek, ne kavga etmemek, ne de kötü laflar sarf etmek değil. Mükemmelik aslında kendimizi oluşturan parçalardaki üzellikleri ve çirkinleri görerek onları kullanırken neyi neden ve nasıl kullandığımı, neden kendimi korumak için bazı yollara baş vurduğumu, bazen nasılda hizmet etmek ve sevgimi ortaya koymak için kendimi açtığımı, neden herkesi güldürmeyi başardığımı anlamak gerçekte kendi hayatının sorumluluğunu ele alabilmek. Yaptıklarımı iyi kötü olarak yorumlamamak, altında ezilmeden, olanlardan başkalarını sorumlu tutmadan, elden gelenin en iyisini yaparak sevmeyi ve çalışmayı bütün yaşam boyunca sürdürebilmek.

Babam ne kadarını bildi bilmiyorum, kurallarına sıkı sıkıya bağlı olduğu zamanlar katı aynı zamanda da o kuralları yıkamayı isteyecek kadar sevgi dolu olduğu ve etrafı için dünyayı değiştirecek kadar yumuşak olduğunu.

İnsan parçalardan oluşur, insan bir bütün değildir, insanın bir değil binlerce dili vardır, İnsanın bütünü içindeki dilleri bir araya toplayıp, bütünlüğün ayrı ayrı parçalarını görmek yogayı yaşayabilmektir. Yoga, içimizi kaplayan yumuşak dokunun nerelerde, neden sertleşmesi gerektiğini ve bu sertliğin içindeki kırılganlığını tanımamıza yardım eder.

Babamın müziği son nefesi ile son buldu.... 



15 Mayıs 2018 Salı

İNSAN

Paris'te Dali'nin sergisine gittim geçenlerde, insan aklının, doğal olarak bize verilen yetenek, nicelik ve güçlerin sanatla bir birleşimi. Dali'nin sergilenmemiş eserleri, çok ünlü eserleri her birinin iç içe geçtiği bir sergi idi. 300 parça, mobilyaları çizimleri ve heykellerinden oluşuyordu.

 
 
Bu heykeli yani çekmeceli kadın heykeli, yoga'nın yaşamın kendisi olduğunu hatırlattı bana. Yaratıcılık, Oluş, Güç ve Aşk. Bütün bunların içine sığdırıldığı, dünyanın ilmini içine alan bu kadında nasıl da güzel anlatmıştı psikolojimizi, nerelerde üzüntülerimizi, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, utançlarımızı, suçluluklarımızı sakladığımızı, görünmeyen, gizli çekmecelerimizde.   

Görmek yaratmaktır demiş Dali. Yaratıcılık, gördüğümüzü, derinine, incelemek, meraklanmak, nerden ve nasıl bakacağımızı, nesini sevip, nesini sevmeyeceğimizi, bazen sevmediklerimizle nasıl ilgilendiğimizi, sevmedikçe şekillerinde farklıklar yaratmaya uğraştığımızı görmektir.

Oluş ele tutulur hale gelen, düşüncelerimizdir. Yaratımın, şekil aldığı haldir. Görmenin yanı sıra, duyabildiğimiz,  tadına varabildiğimiz, dokunabildiğimiz, hissedebildiğimizdir.

Güç, merakın içindeki iyi ve kötüyü birbiriyle harmanlayıp, yeni bir oluşu içimde oluşturabildiğim, içimdeki ateşi yönlendirebildiğim, dengeyi kurabilmenin kendisidir.

Aşk ise merakı, içimdeki iki ucun her bir halini, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, harmanlayarak ortaya koyduğum beni anlatır. Bilincin, zihnin ve düşüncenin derinlerindeki birlikteliği bildiklerimle değil, benimsediklerimle ortaya koymayı, kendi özgünlüğümün doğasını anlatmayı getirir.

Anlatmanın kendini bin türlü yolu var. Bazen heykellerle, bazen binalarla, bazen formüllerle, bazen Asanalarla, bazen yazılarla, bazen fotoğraflarla... bazen de sadece seçimlerimizle...

Seçimlerimiz sadece bize aittir ve seçimlerimizle sadece kendi hayatımızı değil, bütün hayatları etkileriz. Seçişlerimizin hayat buluş şekli ile ancak ifade ve özgünlüğümüzü ortaya koyma imkanına sahibiz. Onları yıkıcı ya da yapıcı hale getirmek sadece gördüğümüz noktanın genişliğine ya da darlığına bağlıdır.

Bugün bedenime tekrar bakıp, çekmecelerimi açtım, içlerinde yıkanlarla, yaratanlarla ve beni ben yapanlarla, elimde olanlarla kendim yeni bir gözle baktım.

Havalandırın çekmecelerinizi içinde neler var daha...!

Namaste..!

   

8 Mayıs 2018 Salı





 AN

 
"Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için bir sır ve gizemdir" Charles Dickens
 
Anlamaya, çözmeye. dinleyip yorumlar çıkarıp, düşünceler geliştiriyoruz, kendimizi ne kadar anlıyor, hüzünümüzü, sevincimizi ne kadar tanıyoruz.
 
Bilmiyorum kelimelerin anlamını. Bilemiyorum, her gün değişiyor. Tanımlarım bile aynı kalmıyor. Bedenimi bile tanımıyorum, bir gün yaptığını ikinci gün yapamaz hale geliyor. Değişiyor her an.
 
Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..
Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..
O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..  Mevlana Cellalettin Rumi
 
Değişen, bir anı bir anına uymayan, içinde var olanı hiç bilmediğim bir dünya tanımaya başladım sosyal işlerde çalışmaya başlayınca. Kendi derdini anlatamayanların, dili olmak yaptığım. Onların ihtiyaçlarına cevap aramak.. Tercümanlık yapıyorum, her gün başka bir kişi için, derdi için, ihtiyacı için, öğrenmesi için...
 
Her kesin kendi ihtiyacı, karşılanmasını istediği şekli, karşılanmasına kadar bekleme şekli, karşılanmadığında üzülme, sevinme şekli varmış. İhtiyaçlar bile değişikmiş benimkinden. Farkında olduklarım, bildiklerimi zannettiklerim, yargıladıklarım, anladığımı zannettiklerim değişiyor.
 
Kendimi anlayamazken, kendimi anlatamadığımı düşünürken şimdilerde başkalarının diliyle, başka bir dilde anlaşılmanın, soruları sorabilmenin, cevap aramanın dilini öğreniyorum. Soruları farklı, ihtiyaçları farklı anlatıyorum.   
 
Kendimce farkında olduğum dünyadan farklı bir dünya olduğunu, dilin gizemini, anlatılanın ne kadar da insanın kendi içinde derin anlam ifade ettiğini görüyorum. Özlemin, mutluluğun, acının, var oluşumuz diye adlandırdığımızın nasıl da değiştiğini yenilendiğini, dönüştüğünü ve yeni bir hayat içinde başka hallerde meydana çıktığını görüyorum. Sevincin bile anın getirdiklerine bağlı olduğunu anlıyorum.   
 
Asanalarla bedenin dilini anlamaya çalışmaya başlayalı 5 yıl oldu. Her anın içinde değiştiğimi, isteklerimin, ihtiyaçlarımın her an değiştiğini, bedenimin ihtiyaçlarının alışkanlıklarım içinde nasıl gözden kaçırdığımı şimdilerde fark ediyorum. Tanımadan, değişimi dikkate almadan, anın içindeki sadeliğin, yalınlığın, samimiyetin güzelliğini, yapabilme isteğiyle, başarabilme hırsı ile nasıl da uçup gittiğini gözlemliyorum.   
 
Mutluluk diye aradığımın, sadece bir anlık, bir tebessüm olduğunu ve vazgeçilenin yok olduğunu öğreniyorum, dünyanın keşfinde.
 
Bedenimin tercümanı olmak, onunda benim gibi değişebilirliğini, yeniden değerlendirilebilirliğini, dönüşümünü, anlamakla mümkünmüş.
 
Her anı, bir nefesin sonunda başka bir gözle görebilmek dileğiyle... Namaste...!
 

2 Mayıs 2018 Çarşamba



HAYAL




Hayal etmen gerek, hayal etmezsen hayallerin nasıl gerçekleşecek....

Hayal etmeyi ancak çocukken yapabiliyoruz galiba.. Hayallerimiz boş verdiğimiz zaman güzel ne olduğuna bakmadan nasıl ve nerde gerçekleştiğini bilmeden. Büyüdükçe hayaller de büyüyor ve şeklini bir türlü veremediğimiz, tam bir cümlede anlatamadığımız bir karmaşıklığa dönüşüyor. Sonrasında "hayırlısı neyse" demeye başlıyoruz. Hayal etmeyi unutuyoruz. Olmamız gerekenleri ve olmak isteyip istemediğimizi bilmediğimiz şeyleri hayal etmeye başlıyoruz.

Olunması gerekenler hayallerimizi yıkıp geçiyor.

Olunması gereken var oluşumuzu oluşturan bir hikaye. Bu hikaye çocukken, bir bisikletim olsa ile başlıyor. Sonra arabam, evim, yazlığım, iyi bir işim, herkesin beğenisini kazanan bir eşim, mutlu bir ailem ile tanımsız hale geliyor. Duymuyoruz bile martıların şarkısını. Hayallerimizin de anlamını bilmiyoruz.

Dün bir yoga dersine gittim, çok güzel küçük bir stüdyo, "Yoga studio le Singe" hayallerimdeki basitlikte bir yoga dersi miydi. Evet. Basit, sade ve kolay. Yormadan bir saat. Yapabilirliğimi test etmediğim, yapabilirliğimi sorgulamadığım ve yapabildiklerimin içinde kendimle kalabildiğim bir ders.

Hayalimdekiler ise hep Baş, el duruşları ya da scorpion gibi daha zor hareketler. Odak noktam bu olunca kaçırdım zevkini bu kadar basitliğin. Kaçırdım zevkini kendi nefesimi dinlemenin. Kaçırdım bedenimdeki zarafeti.

Hayal etmek için kendini bilmek gerekiyor, kendinin her dakika değişebileceğini, isteklerinin anlık olduğunu, ihtiyacın karşılandıktan sonra yeni bir ihtiyaca kadar herhangi bir doyuma ihtiyacın olmadığını. Yapmak istediklerini sıraya koymak, istediklerin için ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri hayal etmek. Bu hayaller deneyimledikçe gerçek ihtiyaçlarının farkına varmakla gerçekleşiyor.

Yaşadıkça, deneyimleyip içine alıp hakikaten neleri kendince yapabildiğini anladıkça hayaller de  hayat buluyor.

Deneyim, hayallerin hayat bulmasına yardımcı oluyor.

Namaste...!       

17 Nisan 2018 Salı




Sadece sevdiğin şey...!

Coşkulu ancak mutsuz günler...Mutsuzluk nedir diye sorarken buluyorum kendimi kendime. Dün güneş yoktu dışarıda. Bir anda bütün yoga ve bütünsel felsefe kitaplarında okuduğumu  ve anladığımı sandığım şekilde düşündüm; ya ben gülümsersem, ya ben içerimde iyi hissedersem ne olur.

Hafifçe güneş kendini gösterdi, biraz grilikten çıktı gökyüzü.

Vizyonla Gerçeklik bir ve özdeştir.


Aslında bütün öğretileri iyice okumuş olmama rağmen, her an cehaletimin  bir sağlamasını yapmak ihtiyacı duyuyorum. Öğrendiklerim ne kadar çok olsa da, öğrendiklerimle ilgili anlayış geliştirmek ve onları hayata geçirmek arasında nasıl bir fark var ?

"Olumlu duyguları üretebilmek için uzun bir hazırlık evresi ve kendi üstümüzde dikkatli bir çalışma gereklidir."

Bedenimle iletişim kurmak için fasya için ortaya atılmış beden hareketlerini yapmaya başladım. Önce sadece 1 saat, sonra bütün hareketleri bitiremediğimi fark ettim ve 1,5 saatte çıktı çalışmalarım. Sonra oldu 2 saat. ve 2,5 saatte ilk defa bütününü hareketlerin bitirdim. Sonrasında bu süre kısaldı ve 2 saat ile 1,5 saat arasında etkili bir çalışma olmaya başladı. İp atladıkça, ya da fasya roll dedikleri yuvarlak süngerimsi sertliği bedenimin çeşitli yerlerinde çalıştırdıktan sonra hep bir rahatlama hissediyordum.

On gün geçti, bu rahatlık bana sigarayı içmeme özgürlüğü verirken, diğer yandan sağ tarafımda çene kaslarımda bir arı başlattı. Bedenimin bana bu günlerde ne anlattığını anlamak isterken, sabah Tanrılar Okulu kitabını elime aldığımda bütün bu cümlelerin yanı sıra; "Dünya senin düşlediğin gibidir."  cümlesi benim hep sıkıştığım alanda bana işaret eden bir bedenim olduğunu gösterdi. Bir türlü konuşmalarımı beğenmez, sadece yazarak kendimi anlatmanın benim için imkanlı olduğunu düşündüğümü fark ettim. En çok korktuğum şeyin ifade edememek olduğunu ifade etmemek için sigarayı bir emzik gibi kullandığımı, yoganın bedenle bir ifade etme şekli olduğunu ancak onda da bir yerlerde takıldığımı ve takıldığım zaman kendimi kasmanın ötesinde yapmak istemediğimi fark ettim. Bütün beden kendini ifade etmeye başlamıştı, benden bağımsız ancak benle uyum içinde bir orkestra gibi.

Gerçek iyileşme ancak içeriden gelir.


Korkuların, endişelerin, kaygıların ve bilinmezliğin içinde hareket etme yetisini sormakla yapabildiğimizi öğrendim. Sormak, cehaletimi bilgiye dönüştürür, sormak, kendi gerçekliğimin dışına çıkabilme yetisine kavuşmamı sağlar. Karşılığını sessiz ifade ile elde ettiğimiz cevaplar ise sabrı, beklemeyi ve yazarak bilgi sahibi olmama neden olur. Anlayabilme yetisine deneyimleyerek, kısılmayarak, sıkışmayarak, ulaşabilirim.

Cehaletin karanlığında sorarak ışık bulunabileceğinin farkına varmak ve özgürlüğe giden yoldaki bağımsızlığın sıcak esintisini hissedebilmek , severek ve eğlenerek kendimizi bulabilmek dileğiyle...

Namaste...!
    

10 Nisan 2018 Salı











Fasya

(Köyceğiz Kaya Kalpa Kampı)
 
Vücudun bütünün de işlev gören tek organ. Vücudun tümünde var olan ve her bir organ, kemik, ligament, eklem ve bedenin içerisin de en bulunan hücreleri bile saran, bedenin annesi, babası ve ailenin tümünü toplayan ve bizim dış görünüşümüze de şekil veren tek organ.
 
1596-1650 yılları arasında yaşayan Descartes'ın "düşünüyorum demek ki varım" ilkesi ile XVII. yüzyılda ortaya çıkan rasyonel düşünce, beden ve zihin ve ruh üçlüsünü birbirinden ayırdı. Bu ayrım tıbbı da etkiledi ve beden sanki kendi içinde bir bütün olarak ele alındı, ne onu saran fasya, ne bedeni etkileyen düşünceler, ne beden de yaralar açan, duygular artık bedende oluşan hastalık ve yaraların bir uzantısı olarak görülmemeye başladı.
 
Beden içindeki algılayıcı sinirler, beden de olan her baskıyı, büzülme, kasılmayı, durumu, genişlemeyi, büyümeyi algılar ve olan en küçük detayı kaydeder. Beynimize bütün bu bilgiyi an içinde en ufak detaya kadar haber verir. Yani iç algı ya da Latincede  proprius - kendinin, recipere- almak, halini gerçekleştirir.
 
İç algı, bazen bizi hareketsiz kalır belli bir andan itibaren, bazen duygulara duyarsız kılar. Bazen olanın yarattığı etkiyi uzatır, baskıya karşı koyma hali geliştirir, kendi içinde bedeni korumak adına yapar. Bazen de, olayların, durumun, hareketin kendisine ateş yükselmesi, acı ve baskı ile hem cevap verir, hem de bir uyarı olarak sistemimize yerleştirir.
 
Beden içinde oluşan iç algının eşit dağılımı, gerekli alanlarda sindirimi, hastalıklı alanların tekrar canlandırılması ise sadece hareket ile gerçekleştirilebilir. Bedenin arkasında bulunan fasya, bedenin arka kısmını korumakla görevlidir. Bedenin ön kısmında bulunan fasya ise, korumayı gerçekleştirmek için hızlı davranmamızı tetikler. Korku anlarında başımızı koruma altına alır. Bedenin her iki yanında bulunan fasya ise, bedeni dengede tutar, ön ve arka arasında aracı görevi görür. Bedeni biçim bozulmasına karşı korumaya çalışır ve biçim bozulması sırasında bedende zarar verilmemesi gereken organları korur. Sarmal fasya ise, bedenin her bir parçasını birbiri ile ilişkilendirir ve gerilim bütünlüğünü dağıtır.
 
Bedenin içindeki bu uyum aslında bizim yaşamla uyumumuzun göstergesini oluşturur. Kendini bilmek, ne ölümsüzlüğü, ne de  ölümü getirir. Kendini bilmek bilinmeyen bu boşluk içinde bizim yaşam şeklimizi, yaşama olan inancımızı, yaşam içindeki yerimizi belirler. İçimizdeki Enerjiyi dengeli bir biçimde koruyabilmek bir sanattır. Sanatı ifşa edebilmek, sanatın anlamını kavrayabilmek ise insanın doğasıdır.
 
Sanat uygulamadır, sanat deneyimdir, sanat renklerin ahengi içinde bir bütünlük yaratmaktır. Sanat, insanın doğasıdır. Doğamızı dengelemek ise kendini bilmekten geçer....!
 
Namaste...!

      

7 Nisan 2018 Cumartesi









Cehalet


 
Taylan Bey anlattı geçen gün, okur yazarlık demek bilgiyi öğrenmek, anlamak ve tatbikten geçer diye. Okuduğunu anlamak ve okuduğunu tatbik edememek cehalettir. Anladığımızda, oluş hallerimizden vazgeçip, anladığımızı denemek ise yapabilme yetisi, sabır ve alçak gönüllük getirir.

Söyleneni yapmak ise, kibir, riyakârlık ve suçlama ile suçluluk getirir. Cehaletin anlamı aslında Tanrı'ya bir baş kaldırıştır. İnancın yokluğudur. Her şeye rağmenlere karşı çıkış ve başımıza geleni bir çekme halidir.

Umudumuzu diri tutan şeyler vardır. Mesela betonların arasında direnen bir çınar, gri dumanlara inat masmavi gökyüzü, dev santrallere rağmen çağlayan nehirler, çöllere gülümseyen bahar yağmurları... bir yudum kitap.com

Biz umudu, yürekten gelen bir şey olmaktan çıkarıp aynı masallarda ki gibi gökten bekleriz, ya da anne babamızdan umarız bize güven verip yardım etsinler diye, ya da bir sevgilinin omuzuna başımızı koymakta buluruz. Kendi gücümüzün farkına varmak ise bize yalnızlık gibi gelir.

Kendi gücümüzü fark etmek, insanlığın yardımına hazır hale getirir oysa ki bizi. Bir iz bırakacak kadar güçlü hale getirir. Dünya tarihini yeniden yazan bir yazar haline getirir. Bilinene uyum ise gurur duyulmayacak bir esaretin kapısını açar bize. 

Bu sabah yoga matının üzerinde sancılar içinde dinledim bedenimi, neleri var neleri yok anlamadıysam da yalnız olmadığımı fark ettim, duyduğum seslerle. Fasya ya da interstititum olarak tanımlanan bağ doku, yumuşak doku hareketlerini yaparken kendimi dinledim, bedenimi fark ettim. Zorlamadan, nefes alıp vererek sadece bir an onun acılarının ortasında ne kadar da zorlandığımı, zorlandığını anladım. 

Kendimi, bedenimi fark etmenin hazını rahatlatarak, zorlamadan bulurken, acıların içinde ne kadar aciz olduğumu ve red edişimi fark ettim.

Kendimi, bedenimi ve yaşamı anlamak için çabalamaya karar verdim bugün...

Namaste!     

 

5 Nisan 2018 Perşembe







Değişik ben halleri

"Bir insandan nefret ettiğimizde onda kendi içimizde gömülü bir şeyden nefret ederiz." Skomsvold

Sevgi ve nefret, zenginlik ve fakirlik, güzellik ve çirkinlik...bütün bize zıtlık olarak öğretilen kavramlar aslında birbirinin bir karşıtlığı değildir. Karşıtlık ilkesi, ikililikten doğar. Oysa ki her bir kavram kendi içinde bir bütün barındırır ve diğerini de tamamlar.

 
Surya Namaskar yapmak için kalktım bu sabah, hava henüz aydınlık değil, güneşi henüz göremiyorum. Telefonuma göre doğuş saati saat 7:29. Ve ben güneşe selamı yapmaya çalışıyorum. Güneşin her zaman karanlığın içinde bir yerlerde saklı olduğunu bildiğimi düşünüyorum. Ay'la güneşin birbirini tamamladığını, her ikisinin de üzerinde yaşadığımız dünyaya ışık vermek için değişik zamanlarda ortaya çıktığını biliyor muyum yoksa düşünüyor muyum...

Duygularımızda  aynı güneşle ay gibidir, her biri bir anlam içerir ve kendi zamanlarında içimizde yeşerir. Ne zararlıdır, ne de zararsız. Ne kötü, ne de iyidir. Bize benimseyemediğimiz, mutluluğu içinde bulamadığımız bir alanı anlatır. Acıyı tattırır bize bu mutluluk arayışı. Sütün kahvenin rengini yumuşatması gibi.

17. Yoga'nın efendisi, seni kavramak, senin farkında olmak ve seni anlamak için nasıl bir düşünüş şekli geliştirmeliyim.
18. Krishna, tekrar anlat- detaylı  anlat - yoga'nın ne olduğunu; seni yeteri kadar duyamıyorum. Sözlerin benim hayatımın özünü ifade ediyor.
20. Ben bütün yaratıkların özünde olanım. Ben onların başlangıcı, onların ortası ve onların sonuyum.
Bhagavad Gita- İlahi olanın tezahürü - Sri Swami Satchidananda 

Bazı duygularımızı, sözlerimizi, yaptıklarımızı beğenmeyiz, onlarla hiç gurur duymayız, bazılarının içinde ise kendimizi parlayan, ışıldayan bir varlık olarak görürüz. Bu benliklerin hepsi bendedir, ancak bazıları gölgede kalır, bazıları ise parlak haliyle ortaya çıkarır kendini. Öğrendiklerime göre değer verdiğim ya da yargıladığım her hareketin tezahürü de aynı gece ile gündüz gibi olacaktır. Başarılarım başarısızlıklarımı görmeme, başarısızlıklarım da nasıl başarılı olabileceğimi anlamama yardım eder.  Bir duruş içinde elimi sıkıca yere bastığımda ancak bacaklarımın yerden havalanması gibi.

Kendimi itmeden, kakmadan yaptım güneşe selamı, anlamaya ve bakmaya çalıştım bedenime nasıl yardım edeceğime, ne bir zamana bağladım yaptığımı, ne de bir yere. İçimdekiler zaman gelince ortaya çıkarlar, zamanı geldiğinde dönüşür ve başka bir hal alırlar.

Her şeyin bir adı ve yeri yoktur evrende, her şey evrende kendi zaman ve yerini kendi belirler.

Namaste!....
 



15 Mart 2018 Perşembe



Her halikârda yoga'da duruşlarına bileklere bağlı periferik eklemlerin yani el ve ayakların güçlenmesi ile başlanmalıdır. Bizler dünyayla ayağımızın topukları ve ellerimizin içi ile ilişki kurarız. Eklemden uzak noktalarımızla - el parmaklarının ve ayak parmaklarının yayılması ve açılması ile - Bedenin içindeki güç ve/veya kırılma noktamızla bağlantıya geçeriz. Böylelikle uzaktan yakına doğru ilerleriz. El ve ayaklarımızı yayıp genişlettiğimizde kendi kişisel sınır ve limitlerimizi daha yakından tanıma fırsatı buluruz.

İn many respects, a yoga practice should begin by opening the hands and feet while strengthening the peripheral joints of the ankles and the wrists. İt is through the soles of our feet and palm of our hands that we interface the world. By opening the distal points of the body- in particular spreading the hands and fingers as well as the feet and toes- we create a corresponding connection to the proximal points within the core of the body. That is we access the core from the periphery. When opening the distal points of the hands and feet, we also gain a better sense of our personal boundaries and limits.

En tout cas on doit commencer notre pratique de yoga en ouvrant nos mains et nos pieds, pour pouvoir  au fur et à mesure fortifier nos joints périphérique. C'est via les plantes de nos pieds et nos paumes que nous bâtissons une relation avec la nature et le monde. En ouvrant les points distale - en particulier ouvrant les mains et les doigts ainsi que les pieds et les orteils - nous créons une connection avec nos points proximale à l'intérieur de notre corps. C'est à dire on aborde le corps par son périphérie. Quand on ouvre les points distal de nos mains et de nos pieds, nous acquérons un meilleur sense de nos limites et nos bornes.


YOGQ OF THE SUBTLE BODY - TIAS LITTLE











Hikayeni yaz günü

Maya Fiennes'ın sayfasında gördüm böyle bir günün olduğunu. Kendisinin de bilmediği bir günmüş business.com sayfasında okumuş; " Kendi hikayeniz insanlara güç, ilim ve bilgi kaynağı olur. Kendi hikayenizi paylaşmak, hele ki bu hikaye işinizle ilgiliyse kapıları açmanın en iyi yoludur. Kendi deneyimlerinizi ve işiniz konusundaki bilgilerin paylaşımı, insanlarda güven uyandıracaktır ve sizi izleyeceklerdir. Özgün, kırılma ve güç alanlarınızı paylaştığını bu hikayeler insanların size gelmesini sağlar ve onların sizi merak etmesini. Sunduğunuz hikaye sizin bütününüz değildir, bütününüzün bir parçası, bulunduğu alanın ise Avatarı'dır ( yani simgesi). Bu Avatar sizin ulaşamayacağınız alanlara, hiç karşılaşamayacağınız kişilere kadar uzanır.   Hikayeleriniz bulunduğunuz alanda deneyim sahibi olduğunuzu, vermek istediğiniz mesajı uzaklara taşır ve kendinize yeni iş imkanları yaratmanızı sağlar. Diğerlerine ders verir, başarılarınız, hatalarınız, karşılaştığınız engeller, geliştirdiğiniz taktikler, değişik kişilere değer ve ilham olur. Hayatınızın hangi bölümüyle ilgili olursa olsun anlatmadığınız hikayeniz kaybolur gider."

Paylaşın hikayenizi sadece işinizin değil, anne olarak hikayenizi, ev kadını olarak, kadın olarak, erkek olarak, ilişkilerinizin hikayesini, parayla ilgili hikayenizi, iyiliklerinizi, manipülatif hallerinizi, sakin hallerinizi, aile hikayenizi....

Psikologlar da öneriyor yazmayı demiş Gaye Dinçel" Yazsam n'olacak" dememekte yarar var. Yüreğinin üstündeki ağırlık bir nebze azalırsa ne ala.

Yazın hikayenizi hareketlerle, dansla, yazıyla, sunun size verilen çirkinliği, güzelliği bütün çıplaklığıyla önce kendi gözlerinizin önüne, sonra dilerseniz başkalarının sofrasına.

Dündü yazma günü, bugünde benim anlatma günüm. Hikayemi baştan yazma günüm, yaşım 52 yakında 53 olacak. Sevgiyle, yaptığım kötülüklerle, umarsızlıklarımla, canım istekleri ile dolu bir hikayem var. Bencilliğin hep var olduğu, ihtiyaçlarıma göre düzenlediğim, ihtiyaçlarını anlamadıklarıma göre anladığım kadarıyla yaşadığım bir hikayem var.

Beni ben yapan hikayelerim var....

Namaste...!

 

13 Mart 2018 Salı













Ekadaśī

Dün akıllıydım dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim kendimi değiştiriyorum. Mevlana Celalettin RUMİ
Yaklaşık 30 yıl yaşamın ardından iliopsoas kası ve bel omurunda değişim olmayan insan yoktur. Neredeyse herkes de bir kaç derecelik bir bükülme ya da bir değişim meydana gelir bel omurunda. Yoga'da bu iliopsoas kasında bulunan gerilimin bir yanda daha baskın olması olarak yorumlanıyor. Bu eğrilik, burkulma ya da dönme bir çok nedene bağlı olabilir. Aynı sağ elle yazı yazmak ve sol eli daha az kullanmak gibidir. Sürekli olarak tekrarlanan her şey tek taraflı bir gerilim oluşturur.
Ekadaśī  kelime anlamı ile eka: bir ve dasha: on; yani on bir sayısı. Bu on bir gün kalıcılık, sebat ve süreklilik Tanrısı Vishnu'ya adanmıştır. Bu oruç günleri bildiğimiz oruç günleri gibi geçirirlebildiği gibi, sihlerde olduğu gibi sadece şiddetsizlik ilkesinin deneyimlenmesi ile de geçirilebilir.
Aynı alışkanlıklarımız gibi bu on bir günde de yeni bir alışkanlık edinmek amaçtır aslında. Her bir alışkanlığın bağımlılığından kurtulup, sınırlamaları kaldırıp, katılaşma ve sabitleşmeden uzaklaşıp, bağımlılıktan kurtulup, kendimi değiştirmeye yarar.
Hayat gerçekte yiyecektir. Beden ise bu yiyeceği yiyendir. Yaşamda beden varolan sabittir; yaşam ise bu varolan sabitin içindedir. Yiyecek ise yiyecek içinde sabittir. Yiyecek kendi içindeki sabitliği ile, hayatta var olduğunu bilir. Yiyeceği yiyen ve yiyeceğe sahip olan var olur. Döllenir, büyür ve bilgeliğin ışığında, var oluşu ile kendini ortaya koyar.  S. Radhakrishnan - Temel Upanishadlar
Bizler var olan bir düzen içinde, varlığımızı sürdürebilmek için deneyimlerin içinde yoğrulan var oluşun kendisiyiz. Var oluşumuzun bağlı olduğu tek alan kendimiz. Kendimizi değiştiremeyiz ancak her gün yeniden bir yazılım ile yaşanabilecek deneyimlerimizi farklılaştırabiliriz. Eğriliklerimizi, bükülmelerimizi, zaaflarımızı, korkularımızı, utançlarımızı, kısalıklarımızı, uzunluklarımızı bildikçe, bedenin ne kadar geniş olduğunu öğrendikçe, kendimi değiştirmek, soluduğum havayı değiştirir.
Yoga'nın bize sunduğu bu kurallar kendi içimizdeki sezgisel beni yani özdeki varoluşu ortaya çıkarır. İngilizce sezgi kelimesi latince intueri kelimesinden türemiştir. "İntueri", yansımak, dikkatle seyretmek, tefekkür, düşünüp taşınmak anlamına gelir. Sezgilerimizi kullandığımızda ele tutulamayan hislere, değişken ruh hallerine dokunuruz.
İkinci Beyin adlı kitabında Michael Gershon şöyle tarif eder karın boşluğunu, sezgisel alanı; Bağırsaklara bağlı sinir sistemi, beynin kölesi değildir. Ona karşıdır, özgür bir ruhtur o. Omurilik ve beyne bağlı periferik sinir sisteminden bağımsız olan tek asi ve devrimci oluşumdur.
Sezgilerimiz, bizi bilinç altı, bilinç ötesi, kollektif bilinç ve bilinç üstümüze bağlayan tek alandır. Sezgileri hareket geçirmenin binlerce değişik yolu vardır. Bunlardan biri  ekadaśī 'dir.
Sezgilerinizle ya da kendinizle kalacağınız bir on bir gün dileğiyle....!
Namaste.!
 
 

7 Mart 2018 Çarşamba







OM ya da AUM

İlk ses !

İlk ses olarak anlatıldı bana.

Sesli harflerin birleşimi ile bir sessiz harf. O sessiz harfte ise ses halen devam ediyormuş bedende titreşim olarak. Sonra titreşim bittiğinde hala bir ses, sesten kalan duygunun, hissin sesi, sonra bir an o boşlukta olan ve olmayan sesin duyumu, görümü, tadı ve dokunuşu.

İşte her gün bu anı kelimelerimizde, sözlerimizde bir anlık hissediyoruz ve bilinen anlamını değil de, o bir anlık boşlukta oluşan anlamını ifade ettiğimizi düşünüyoruz. En azından benim için şu sıralar bu böyle.

Beden terapisi öğretiminde konun söylenmesinden sonra yapılan çalışmalarda yan yana oturduğumuzda öncelikle bedende ne hissettiğimizi anlatıyoruz. Sonra bu duygunun yanımızdaki kişiden kaynaklı olup olmadığını anlamak için seninle aramızda konuşulmamış bu ana kadar dile getirilmemiş herhangi bir bilinmezlik oldu mu diye soruyoruz.

Oysa ki günlük hayatta ne zaman kendimize zaman ayırıp, neden şu anda sigara yaktım ya da neden bu şekilde anlattım, bedenim sana ne oldu, karşımdaki sana dediklerimden ne anladın diye soruyoruz.
Kelimelerin anlamlarını kendimizce mi ortaya koyuyoruz yoksa anladıklarımız ve öğrenmiş olduklarımızla mı ortaya koyuyoruz.

Yoga, mutluluğu ve sağlığı getirir mi ? Et yemeyince daha pozitif olur muyum ? Matın üstünde yapabildiklerimle dünya yaşamında nasıl esnek düşünürüm? Bilmiyorum.

Matın üstünde çok esnek olanın hayatta katılık içinde yürüdüğünü görmek, et yemeyince sadece bağırsaklarımın iyi çalıştığını ancak tiroidlerimin alınması gerektiğini bilmek, aslında sindirme ve dışarı atmanın tam olmadığını anlamak.Mutluluğu ve sağlığı aynı alanda ne demek istediğimi bilmeden tutabilmek mümkün mü ?

Yoga duruşlarını yapabilmek için her hareket içinde bir karşıtlık ilkesi ile çalışır bedenimiz. Esnetirken bir alanı, gerer ötekisini, iyice basmak için bütün kaslar bir anda kasılmaz, bazıları serbesttir diğerleri daha katı. Kelimelerimizin içinde de bu karşıtlıklar vardır. Tam olarak ne yapmak istediğimizi bilmez, söyleyemezsek ne beden duruşu yapabilir, ne ben hayat içinde bir duruş sergilerim, ne de karşımdaki cana destek olurum.

Bir an seslerin arasındaki sesi, seslerin içindeki titreşimi ve boşluğun bilinmezliğinin içinde var olabilmek mi yoga?

Namaste....!
      

14 Şubat 2018 Çarşamba


Ben ve ben



Kendinize hiç yakından bakmayı denediniz mi ? Taa gözlerinizin en derinliklerine. En derinlerde neler yattığına. Karşısına geçip oturabildiniz mi bedeninizin ?

Dinlediğiniz hayalleri, söylenişleri onun muydu yoksa sizin kafanızdakiler mi ? Dokunduzmu yaş alan bedendeki ağrılara ? İnce, bazen derin ve kalın çizgilere?

Yapamadınız, yapmadınız o sizinle her yerde bulunan,  "yatağınızın baş ucundan eksilmeyen hiç okunmamış bir kitap gibi sakladığınız"  demiş instagramda ethereal_yogagirl, bedene.

Hiç okumadığımız, açmanın gereksiz olduğuna karar verdiğimiz, tanıdığımızı sandığımız bu beden neler gizliyor, neleri anlatıyor, nerelerde hiç deneyim yaşamamış, nerelerde çökmüş, nerelerde zayıflamış, nerelerde hala diri!...

Asanalarla bedeni anlamayı öğreniriz, içine yerleştirdiğimiz bunca bilginin yükünden, yanlış anlaşılmışlıklardan, sıkışmışlıklardan kurtarırız bedeni. Karanlıkta kalmış alanlarımıza bir ışık tutarız bedendeki hareketlerle. Gün ışığına çıkar bedenimizdeki dünyanın yükü.

Amaç bedeni yönetmek değildir. Beraberce nasıl en rahat şekilde hareket edebildiğimi gözlemlemektir. Bedenle  birlikte hareket etmeyi öğrenmektir. Küçük adımlarla, her sayfanın kenarından tutup, merakla içindekileri öğrenme yetisidir. Bazen bölümlerde, bazen sayfanın bir cümlesinde takılı kalmak ve orada anlamak için saatlerini geçirmektir.

İlişkiler öteki ile başlar, öteki ise bana benden yakın, aynı zamanda bende olan, ve benim göremeyeceğim bir alandaki benle başlar. Gözlerden ırak beni hatırlamanın bir yoludur Asana, ne istediğimi bütünlüğüm içinde fark etmemin, anın içinde nelere şahit olduğumu anlamanın yoludur. İçimdeki ve içindeki fırtınaları dindirmenin gerçek bilgisini taşımaktır. Hastalanınca yatmak yerine onu dinlendirmeyi bilmektir, hastalanınca söylenmek yerine neye ihtiyacı olduğunu sorabilmektir. Sorumluluk alıp, korksam da yeni diyarlara gidebilme yetisidir güvenle.

Başka ile ilişkiye girmenin en gizemli yoludur, gözle görülmeyen ile ilişkide olmak.

Namaste...!

   

1 Şubat 2018 Perşembe









Ne zaman Yoga yapmalı ?

Dün sabah oğlumla kahvaltıda oturmuş, hayattan konuşurken, her lokmada bir ikimizi de geren kelimelere ortaya dökülmeye başladı. Sesler hafif yükseldi, biraz indi ve

- Tamam anne benle sende konuşma seni anlamıyorum ve bunlardan çok sıkılıyorum artık... dedi oğlum.

İlk anda ağlasam mı, karnım ağrımaya, hatta şişmeye başladı, içimde birikenler, benimle ilgili bütün olunmamışlıklar, yapamamışlıklar, bunlara olan öfkem...Her biri karnımın içinde bir balon gibi şişmeye başladı.

Farkındalığımı ve kim olduğumu düşündüğüm beynimi çağırdım yanıma, konuştum onunla. Oğlumun 18 yaşında olduğunu, ergen olduğunu kendi fikirlerini savunacağını anlattım kendime. Kendisinin haklı olduğunu ve hep haklı olmak isteyeceğini hatırlattım. Sonra yapamadıklarımla ve yapabildiklerimle bir daha yüzleşmek için beni aldım karşıma yapamadıklarımı hangi bilinçle ve hangi öğrenilmişliklerimle yapamadığımı bir daha hatırlattım kendime.

Sonra matımı serdim odama, piyano müziğimi açtım spotify'dan ve başladım kendimin acıyan, yaralanan bedeniyle ilgilenmeye. Karnımın boşluğu o kadar büyük ki, almıştı her bir söyleneni içine, korumuştu bütün anılarımı, yumuşattım sıkışan kaslarımı, nefes aldım içimde tuttum nefesi, sonra verdim ve verdikten sonra da tuttum nefesi. Uzarken esnedim, kocaman ağzımı açarak, çene kaslarımdan taa ayak parmaklarıma kadar.

Çocuk pozu ile kendime annelik yaptım, paschimottanasana ile kendimi gördüm, savaşçılarla haykırdım yapamadıklarıma,  ardha chandrasana ile buldum dengemi. Burgularla açtım kalbimi hayatın değişkenliğine.

Her gün mü yapılmalı, ne zaman yapılmalı, sıkıştığım zaman mı yapılmalı, yoga hem düşünce de hem de beden de her gün yapılmalı bence. Yapabildiğim kadar, içimdekileri akıtabildiğim kadar.

Namaste..!
 

28 Ocak 2018 Pazar










 
Sebepler
“Artık ödevimizi, ödevlerimizi yerine getirmek bizi tatmin etmiyor. Onları yerine getirmek bir çeşit duygusuzluğa yol açmakta, ödevler yerine getirildikten sonra içimizde bir rahatlama olmuyor. Sebebi de bu ödevler artık çok eskimiş şeyler, çok eski ve çok kolaylaşmış sorumluluklar. Bunlar gerçek vicdanın ihtiyaçları değil artık…”
Dünya her gün, ihtiyaçlar her gün, istekler her saniye, arzular her an...değişiyoruz. Değiştiriyoruz olma şeklimizi. Dünyayı değiştiriyoruz. Dünyada bizi değiştiriyor. Düşüncelerimiz bedenimizi, bedenimiz ise düşünme şeklimizi. 
Bizler bütün bu küçük değişimlerin farkına varmadan yaşarken, sürekli mutsuzluğun peşinden bir gidişte can buluyoruz. Can bulmak mı, her gün ölmek mi ? Onun kararını bile vermekten kaçınıyoruz, çekiniyoruz.  
Korkularımız, utançlarımız, söylediklerimiz ve söyleyemediklerimizle kendimizi ödevlerimizin arasında var etmeye çalışıyoruz.
"Bir şeyi iyi yapmak istemek ile o şeyi iyi yapmak için bir sebep olması aslında temelden farklı iki şeydir." Fazıl Say- Akılla bir konuşmam oldu.
Bizler sadece geçici hayatlar yaşamadığımızı, geçiciliğin rahatlama getirmediğini, geçiciliğin özenden yoksunluk getirdiğini anlamaya çalışırsak farkındalıkla yaşayabiliriz.
Farkındalık, bize bedenimizin dilini hatırlatır, farkındalık konuşmanın ve bazen sessiz kalmanın müziğini dinletir. Karşımızdakini dinlerken gerçekte ne demek istediğini duymamızı sağlar. Farkındalık bir fincan kahvenin bedendeki titretişimlerinin ne kadar da çok şey ifade ettiğini hatırlatır. 
Farkındalık neyi neden yaptığımı bilmeme yardım eder. İster devam ederim, ister vazgeçerim. Seçim hakkımın olduğunu her ne yaparsam yapayım kontrolün bende olduğunu hatırlatır. Varlığımın bilincini getirir. Ben olmazsam hiç bir şeyin olmayacağının inancını getirir.
Ben olmanın ve yaptıklarımı bilmenin ve sebeplerini anlayarak yapmanın hafifliğini anlayabilmek niyetiyle...
Namaste..!

25 Ocak 2018 Perşembe









Yoga duruşları ne işe yarar




Oluş ve varoluş durumlarımın tamamının farkına varmaya başlayalı çok zaman olmadı. Hakikaten yoga Āsanaları ile devam etmeye başladığım hayatım bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmeye devam ediyor. Kendimin her halini benimsemek ile devam ediyor. Hiç istemediğim hallerimi, bazen olmasının beni çok mutlu ettiği hallerimi.
Yeni fark ettiğim halim bencillik, diğeri –mış gibi yapma halim...
Annemin çok bencil olduğunu düşünürdüm bu yüzden pek de bencil olmak istemezdim. Hep vereyim, hep başkalarını mutlu edeyim ki ben bencil olmayayım.   
Ya da muhtaç olmamak için her işi ben yapayım bir de görüntüde iyi yapayım yani – mış gibi yapayım halim. 
Bunları benimsemek benim için zormuş onu fark ettim. Toulouse’a taşınalı 8 ay oldu. Hep
taşınmalarımda kolayca yerleşir. Sonrasında bir kadın bulur ve işleri kısa yoldan hallederdim. Ancak
burası böyle olmadı. Tanımadığım bir şehir tanıdığımın olmadığı bir şehir, beni sürekli başkalaştıran
eğitimler.  Yerleşemedim hemen, alamadım herşeyi hemen. Hatta evin temizliği için bir kadın bulsam da yerleşemedim hemen. Bu hafta ilk defa teyzem gibi kadınla birlikte temizlik yapmaya karar verdim.
Annem temizliği her gün gelen Melek Hanım Teyzeme yaptırsa da bir türlü memnun olmazdı. Neden
mi şurası benim istediğim gibi olmamış diyerek. Ezira salonu yaparken bende odaların tozunu aldım
diplerdeki tozu, sonra ben bitirdikçe o, süpürüp sildi. Hiç bir yerde ne toz kaldı ve ev istediğim gibi
temizdi artık. Evin işi bitmedi tabii ki de çamaşır ve sonrasında ütü kaldı. Sadece Ezira 3 saat geldiği için değil, benim istediğim temizlik zaman aldığı için. Fark ettim ki benim istediğim temizlik, düzen her biri ayrı ilgi ve alaka bekliyor.  
Aynı yoga āsanaları ile bu ilgiyi bedenimin diplerinde sıkışmış tozları ortaya çıkarmak için gibi ev
temizliği.
Eğitimlerle, Terapi ile, farkındalık ile Yama ve Niyamaları yerine getirsem de bütün bedenimde yapışmış  tozları da temizlemek lazım. Bu yüzden āsana önemli imiş.

Oluş ve varoluş durumlarımın tamamının farkına varmaya başlayalı çok zaman olmadı. Hakikaten yoga
Āsanaları ile devam etmeye başladığım hayatım bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmeye devam
ediyor. Kendimin her halini benimsemek ile devam ediyor. Hiç istemediğim hallerimi, bazen olmasının
beni çok mutlu ettiği hallerimi.
Yeni fark ettiğim halim bencillik, diğeri –mış gibi yapma halim...
Annemin çok bencil olduğunu düşünürdüm bu yüzden pek de bencil olmak istemezdim. Hep vereyim,
hep başkalarını mutlu edeyim ki ben bencil olmayayım.   
Ya da muhtaç olmamak için her işi ben yapayım bir de görüntüde iyi yapayım yani – mış gibi yapayım
halim.  
Bunları benimsemek benim için zormuş onu fark ettim. Toulouse’a taşınalı 8 ay oldu. Hep
taşınmalarımda kolayca yerleşir. Sonrasında bir kadın bulur ve işleri kısa yoldan hallederdim. Ancak
burası böyle olmadı. Tanımadığım bir şehir tanıdığımın olmadığı bir şehir, beni sürekli başkalaştıran
eğitimler.  Yerleşemedim hemen, alamadım herşeyi hemen. Hatta evin temizliği için bir kadın bulsam
da yerleşemedim hemen. Bu hafta ilk defa teyzem gibi kadınla birlikte temizlik yapmaya karar verdim.
Annem temizliği her gün gelen Melek Hanım Teyzeme yaptırsa da bir türlü memnun olmazdı. Neden
mi şurası benim istediğim gibi olmamış diyerek. Ezira salonu yaparken bende odaların tozunu aldım
diplerdeki tozu, sonra ben bitirdikçe o, süpürüp sildi. Hiç bir yerde ne toz kaldı ve ev istediğim gibi
temizdi artık. Evin işi bitmedi tabii ki de çamaşır ve sonrasında ütü kaldı. Sadece Ezira 3 saat geldiği için
değil, benim istediğim temizlik zaman aldığı için. Fark ettim ki benim istediğim temizlik, düzen her biri
ayrı ilgi ve alaka bekliyor.  
Aynı yoga āsanaları ile bu ilgiyi bedenimin diplerinde sıkışmış tozları ortaya çıkarmak için gibi ev
temizliği.
Eğitimlerle, Terapi ile, farkındalık ile Yama ve Niyamaları yerine getirsem de bütün bedenimde yapışmış  
tozları da temzilemek lazım. Bu yüzden āsana önemli imiş. (www.yaşamlayoga)


Oluş ve varoluş durumlarımın tamamının farkına varmaya başlayalı çok zaman olmadı. Hakikaten yoga
Āsanaları ile devam etmeye başladığım hayatım bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmeye devam
ediyor. Kendimin her halini benimsemek ile devam ediyor. Hiç istemediğim hallerimi, bazen olmasının
beni çok mutlu ettiği hallerimi.
Yeni fark ettiğim halim bencillik, diğeri –mış gibi yapma halim...
Annemin çok bencil olduğunu düşünürdüm bu yüzden pek de bencil olmak istemezdim. Hep vereyim,
hep başkalarını mutlu edeyim ki ben bencil olmayayım.   
Ya da muhtaç olmamak için her işi ben yapayım bir de görüntüde iyi yapayım yani – mış gibi yapayım
halim.  
Bunları benimsemek benim için zormuş onu fark ettim. Toulouse’a taşınalı 8 ay oldu. Hep
taşınmalarımda kolayca yerleşir. Sonrasında bir kadın bulur ve işleri kısa yoldan hallederdim. Ancak
burası böyle olmadı. Tanımadığım bir şehir tanıdığımın olmadığı bir şehir, beni sürekli başkalaştıran
eğitimler.  Yerleşemedim hemen, alamadım her şeyi hemen. Hatta evin temizliği için bir kadın bulsam
da yerleşemedim hemen. Bu hafta ilk defa teyzem gibi kadınla birlikte temizlik yapmaya karar verdim.
Annem temizliği her gün gelen Melek Hanım Teyzeme yaptırsa da bir türlü memnun olmazdı. Neden
mi şurası benim istediğim gibi olmamış diyerek. Ezira salonu yaparken bende odaların tozunu aldım
diplerdeki tozu, sonra ben bitirdikçe o, süpürüp sildi. Hiç bir yerde ne toz kaldı ve ev istediğim gibi
temizdi artık. Evin işi bitmedi tabii ki de çamaşır ve sonrasında ütü kaldı. Sadece Ezira 3 saat geldiği için
değil, benim istediğim temizlik zaman aldığı için. Fark ettim ki benim istediğim temizlik, düzen her biri
ayrı ilgi ve alaka bekliyor.  
Aynı yoga āsanaları ile bu ilgiyi bedenimin diplerinde sıkışmış tozları ortaya çıkarmak için gibi ev
temizliği.
Eğitimlerle, Terapi ile, farkındalık ile Yama ve Niyamaları yerine getirsem de bütün bedenimde yapışmış  
tozları da temizlemek lazım. Bu yüzden āsana önemli imiş