28 Ocak 2018 Pazar










 
Sebepler
“Artık ödevimizi, ödevlerimizi yerine getirmek bizi tatmin etmiyor. Onları yerine getirmek bir çeşit duygusuzluğa yol açmakta, ödevler yerine getirildikten sonra içimizde bir rahatlama olmuyor. Sebebi de bu ödevler artık çok eskimiş şeyler, çok eski ve çok kolaylaşmış sorumluluklar. Bunlar gerçek vicdanın ihtiyaçları değil artık…”
Dünya her gün, ihtiyaçlar her gün, istekler her saniye, arzular her an...değişiyoruz. Değiştiriyoruz olma şeklimizi. Dünyayı değiştiriyoruz. Dünyada bizi değiştiriyor. Düşüncelerimiz bedenimizi, bedenimiz ise düşünme şeklimizi. 
Bizler bütün bu küçük değişimlerin farkına varmadan yaşarken, sürekli mutsuzluğun peşinden bir gidişte can buluyoruz. Can bulmak mı, her gün ölmek mi ? Onun kararını bile vermekten kaçınıyoruz, çekiniyoruz.  
Korkularımız, utançlarımız, söylediklerimiz ve söyleyemediklerimizle kendimizi ödevlerimizin arasında var etmeye çalışıyoruz.
"Bir şeyi iyi yapmak istemek ile o şeyi iyi yapmak için bir sebep olması aslında temelden farklı iki şeydir." Fazıl Say- Akılla bir konuşmam oldu.
Bizler sadece geçici hayatlar yaşamadığımızı, geçiciliğin rahatlama getirmediğini, geçiciliğin özenden yoksunluk getirdiğini anlamaya çalışırsak farkındalıkla yaşayabiliriz.
Farkındalık, bize bedenimizin dilini hatırlatır, farkındalık konuşmanın ve bazen sessiz kalmanın müziğini dinletir. Karşımızdakini dinlerken gerçekte ne demek istediğini duymamızı sağlar. Farkındalık bir fincan kahvenin bedendeki titretişimlerinin ne kadar da çok şey ifade ettiğini hatırlatır. 
Farkındalık neyi neden yaptığımı bilmeme yardım eder. İster devam ederim, ister vazgeçerim. Seçim hakkımın olduğunu her ne yaparsam yapayım kontrolün bende olduğunu hatırlatır. Varlığımın bilincini getirir. Ben olmazsam hiç bir şeyin olmayacağının inancını getirir.
Ben olmanın ve yaptıklarımı bilmenin ve sebeplerini anlayarak yapmanın hafifliğini anlayabilmek niyetiyle...
Namaste..!

25 Ocak 2018 Perşembe









Yoga duruşları ne işe yarar




Oluş ve varoluş durumlarımın tamamının farkına varmaya başlayalı çok zaman olmadı. Hakikaten yoga Āsanaları ile devam etmeye başladığım hayatım bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmeye devam ediyor. Kendimin her halini benimsemek ile devam ediyor. Hiç istemediğim hallerimi, bazen olmasının beni çok mutlu ettiği hallerimi.
Yeni fark ettiğim halim bencillik, diğeri –mış gibi yapma halim...
Annemin çok bencil olduğunu düşünürdüm bu yüzden pek de bencil olmak istemezdim. Hep vereyim, hep başkalarını mutlu edeyim ki ben bencil olmayayım.   
Ya da muhtaç olmamak için her işi ben yapayım bir de görüntüde iyi yapayım yani – mış gibi yapayım halim. 
Bunları benimsemek benim için zormuş onu fark ettim. Toulouse’a taşınalı 8 ay oldu. Hep
taşınmalarımda kolayca yerleşir. Sonrasında bir kadın bulur ve işleri kısa yoldan hallederdim. Ancak
burası böyle olmadı. Tanımadığım bir şehir tanıdığımın olmadığı bir şehir, beni sürekli başkalaştıran
eğitimler.  Yerleşemedim hemen, alamadım herşeyi hemen. Hatta evin temizliği için bir kadın bulsam da yerleşemedim hemen. Bu hafta ilk defa teyzem gibi kadınla birlikte temizlik yapmaya karar verdim.
Annem temizliği her gün gelen Melek Hanım Teyzeme yaptırsa da bir türlü memnun olmazdı. Neden
mi şurası benim istediğim gibi olmamış diyerek. Ezira salonu yaparken bende odaların tozunu aldım
diplerdeki tozu, sonra ben bitirdikçe o, süpürüp sildi. Hiç bir yerde ne toz kaldı ve ev istediğim gibi
temizdi artık. Evin işi bitmedi tabii ki de çamaşır ve sonrasında ütü kaldı. Sadece Ezira 3 saat geldiği için değil, benim istediğim temizlik zaman aldığı için. Fark ettim ki benim istediğim temizlik, düzen her biri ayrı ilgi ve alaka bekliyor.  
Aynı yoga āsanaları ile bu ilgiyi bedenimin diplerinde sıkışmış tozları ortaya çıkarmak için gibi ev
temizliği.
Eğitimlerle, Terapi ile, farkındalık ile Yama ve Niyamaları yerine getirsem de bütün bedenimde yapışmış  tozları da temizlemek lazım. Bu yüzden āsana önemli imiş.

Oluş ve varoluş durumlarımın tamamının farkına varmaya başlayalı çok zaman olmadı. Hakikaten yoga
Āsanaları ile devam etmeye başladığım hayatım bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmeye devam
ediyor. Kendimin her halini benimsemek ile devam ediyor. Hiç istemediğim hallerimi, bazen olmasının
beni çok mutlu ettiği hallerimi.
Yeni fark ettiğim halim bencillik, diğeri –mış gibi yapma halim...
Annemin çok bencil olduğunu düşünürdüm bu yüzden pek de bencil olmak istemezdim. Hep vereyim,
hep başkalarını mutlu edeyim ki ben bencil olmayayım.   
Ya da muhtaç olmamak için her işi ben yapayım bir de görüntüde iyi yapayım yani – mış gibi yapayım
halim.  
Bunları benimsemek benim için zormuş onu fark ettim. Toulouse’a taşınalı 8 ay oldu. Hep
taşınmalarımda kolayca yerleşir. Sonrasında bir kadın bulur ve işleri kısa yoldan hallederdim. Ancak
burası böyle olmadı. Tanımadığım bir şehir tanıdığımın olmadığı bir şehir, beni sürekli başkalaştıran
eğitimler.  Yerleşemedim hemen, alamadım herşeyi hemen. Hatta evin temizliği için bir kadın bulsam
da yerleşemedim hemen. Bu hafta ilk defa teyzem gibi kadınla birlikte temizlik yapmaya karar verdim.
Annem temizliği her gün gelen Melek Hanım Teyzeme yaptırsa da bir türlü memnun olmazdı. Neden
mi şurası benim istediğim gibi olmamış diyerek. Ezira salonu yaparken bende odaların tozunu aldım
diplerdeki tozu, sonra ben bitirdikçe o, süpürüp sildi. Hiç bir yerde ne toz kaldı ve ev istediğim gibi
temizdi artık. Evin işi bitmedi tabii ki de çamaşır ve sonrasında ütü kaldı. Sadece Ezira 3 saat geldiği için
değil, benim istediğim temizlik zaman aldığı için. Fark ettim ki benim istediğim temizlik, düzen her biri
ayrı ilgi ve alaka bekliyor.  
Aynı yoga āsanaları ile bu ilgiyi bedenimin diplerinde sıkışmış tozları ortaya çıkarmak için gibi ev
temizliği.
Eğitimlerle, Terapi ile, farkındalık ile Yama ve Niyamaları yerine getirsem de bütün bedenimde yapışmış  
tozları da temzilemek lazım. Bu yüzden āsana önemli imiş. (www.yaşamlayoga)


Oluş ve varoluş durumlarımın tamamının farkına varmaya başlayalı çok zaman olmadı. Hakikaten yoga
Āsanaları ile devam etmeye başladığım hayatım bir daha eskisi gibi olmamak üzere değişmeye devam
ediyor. Kendimin her halini benimsemek ile devam ediyor. Hiç istemediğim hallerimi, bazen olmasının
beni çok mutlu ettiği hallerimi.
Yeni fark ettiğim halim bencillik, diğeri –mış gibi yapma halim...
Annemin çok bencil olduğunu düşünürdüm bu yüzden pek de bencil olmak istemezdim. Hep vereyim,
hep başkalarını mutlu edeyim ki ben bencil olmayayım.   
Ya da muhtaç olmamak için her işi ben yapayım bir de görüntüde iyi yapayım yani – mış gibi yapayım
halim.  
Bunları benimsemek benim için zormuş onu fark ettim. Toulouse’a taşınalı 8 ay oldu. Hep
taşınmalarımda kolayca yerleşir. Sonrasında bir kadın bulur ve işleri kısa yoldan hallederdim. Ancak
burası böyle olmadı. Tanımadığım bir şehir tanıdığımın olmadığı bir şehir, beni sürekli başkalaştıran
eğitimler.  Yerleşemedim hemen, alamadım her şeyi hemen. Hatta evin temizliği için bir kadın bulsam
da yerleşemedim hemen. Bu hafta ilk defa teyzem gibi kadınla birlikte temizlik yapmaya karar verdim.
Annem temizliği her gün gelen Melek Hanım Teyzeme yaptırsa da bir türlü memnun olmazdı. Neden
mi şurası benim istediğim gibi olmamış diyerek. Ezira salonu yaparken bende odaların tozunu aldım
diplerdeki tozu, sonra ben bitirdikçe o, süpürüp sildi. Hiç bir yerde ne toz kaldı ve ev istediğim gibi
temizdi artık. Evin işi bitmedi tabii ki de çamaşır ve sonrasında ütü kaldı. Sadece Ezira 3 saat geldiği için
değil, benim istediğim temizlik zaman aldığı için. Fark ettim ki benim istediğim temizlik, düzen her biri
ayrı ilgi ve alaka bekliyor.  
Aynı yoga āsanaları ile bu ilgiyi bedenimin diplerinde sıkışmış tozları ortaya çıkarmak için gibi ev
temizliği.
Eğitimlerle, Terapi ile, farkındalık ile Yama ve Niyamaları yerine getirsem de bütün bedenimde yapışmış  
tozları da temizlemek lazım. Bu yüzden āsana önemli imiş
 

16 Ocak 2018 Salı








Deneyim

Bugün Mara'nın hocaları ile konuşma günüm. Ne bilmek istiyorsun kızım ? diye sordum görüşmelere gitmeden. "Nasıl daha iyi olabilirim, neye dikkat etmem gerek onu sor" dedi.

İlk görüşmem kimya Hocası Bay Merono idi.

-Mara için ben hiç endişelenmiyorum. Sizin endişeleriniz mi var ?

-Endişe değil ancak kendisi de daha önceki okulunda daha iyi notlar aldığını söylüyor. Ve her ikimizde hangi nedenden burada bu notlarda kaldığını merak ediyoruz.

-Biliyor musunuz ki Mara çok büyük bir değişim geçirdi, sadece Toulouse'a taşınması, yeni bir yere alışması değil şu anda liseye adım atan bir genç oldu. Bizim için liseye adım atmak "taklit, ya da öğrenilenleri olduğu gibi kağıda yansıtmanın bittiği yerdir.

- Şöyle mi anlamalıyım dediğinizi, yani öğrenilenin dışında araştırmalı ve ondan sonra başka şekilleri de olduğunu imtihanlarına yansıtmalı mı ?

-Sınıf içinde dinlerken acaba bunu bunla birleştirsem o zamanda bu formülle diğer elementlerle alınan sonuç alınır mı veya bence şu şekilde alınır, gibi bir cümleyi kurabilme yeteneğidir. Aptal olmak olarak kabul ettiğimiz bilmemenin ötesinde kafasında soru geliştirip, onları ortaya dökebilme yeteneğidir."

Bizler liseli olmanın veya liseye aday olmanın ne demek olduğunu Fransız okulunda da böyle öğrendik. Aptal olmanın ötesinde soru sorabilme yeteneği, yeni çözümler üretebilme yeteneği ve denerken öğrenme yeteneğini kazandık. Ancak okul duvarları ile dış dünyanın duvarları aynı değil. Okul da, bu öğrenilenleri uyguladığım da kendi başarısız hissetme, Aptal olma, yapamama, kazanamama, geçememe ya da zorunlu olmaya doğru bir yol yoktu. Hayatın içinde ise, hem toplumun yaptıklarını taklit et hem de yeni bir çözüm bul sanki iki ayrı yönmüş gibi geldi. Kendime bir yol bulup o şekilde kendimi ortaya koyar oldum.

Evde hep çocukların arkasını toplayan temizlikçi Aslı, Dışarıda ciddi ve mesafeli her şeyi kontrol altında tutan Aslı, Düzenli disiplinli Aslı, Annemin yanında hep başarısız ve asi Aslı, Babamın yanında güvenilmez Aslı, ablamın yanında bir türlü hep kafasına göre takılan ve öfkeli Aslı, Sigarayla sürekli duygularını boğazına tıkan Aslı, Sevgilileri ya da kocaları ile sevgi dilenen Aslı idim.

Bir Aslı'dan ne kadar çok Aslı. Ancak hep aynı tepkileri veren Aslı. Sigarayı bıraktım, duygularımı ağlayarak ortaya döküyorum. Annemin hala asi kızıyım, arada onun şekline uymaya başlıyorum. Ablamla, soru soran, bilmeyen ve ilâ kavga etmeye yeltenmeyen Aslı'ya doğru ilerliyorum.

Ben çokluğumu fark ettikçe, şekil değiştiririm, ben renklerimi kullandıkça kendi özümde dengede olurum. Ben bütünümü keşfettikçe nerede nasıl davranmak istediğime karar veririm. Sürekli yolda savrulmam. Hareketimin iki kutupunu da dikkate alır kendimi mi yoksa karşıyı mı yoksa orta da belki de ikimizi de pek de mutlu etmeyecek  ya da yeteri kadar tatmin edecek başka bir çözümü de bulmayı deneyebilir ve harekete geçebilirim.

Yoga, Asanları ile öğrenmeye başladım. Ne kadar çok Aslı'nın bende yaşadığını. Bedeni nasıl çevirmem gerek ki alıştığının dışında hareket edebilsin ya da hareketi nasıl değiştirmem gerek ki hareketin içine tam girebileyim. Yapabildiğim duruşlar ve yapamadığım duruşlar  ancak çeşitli variasyonlarla denediğim duruşlarla kendi yogam içinde ilerliyorum. 

Yolunuz açık olsun....!

11 Ocak 2018 Perşembe












Bir olay başımıza geldiğinde olayı hissettiklerimizle anlatırız. Hissettiklerimiz, öğrendiklerimizdir. Bazen de olayı bedenimizde meydana gelen ağrı sancı ya da rahatsızlıkla ortaya koyarız. Anlatılan olayın içine bazen hatıralarımız, bazen rüyalarımız girer ve sanki o anın bir parçası olurlar.

Aynı kulaktan kulağa oyunu gibi başta söylenen söz ile sonunda ortaya çıkan sözün arasında tam bir farklılık vardır.

- Sadece 5 kelime ile buraya gelirken neler hissetiniz onu anlatın...dedi Mehmet Hocam.
Nasıl yani diye düşündüm. 5 kelime iki hafta geçti bir sürü olay oldu. Ben hangisini anlatsam diye düşünüyorum. Ne diyeceğim.

O anda beş kelimenin anlamı aslında farkındalığın anlamı idi. Mehmet Hocam bu iki haftada olanları istemiyordu. Buraya gelirken ne hissettiğimi, geliş anında çarpıcı olan ancak anlayış süzgecimden geçmeyen veya yorumlamadığım algımı ortaya koymamı bekliyordu.

Bir buz parçası örneğini vermiş Peter Levin "Kaplanı Uyandırmak" adlı kitabında; bir buz parçasını buzluktan çıkardığınızda yapışkandır, aynı zamanda soğuk, pürüzsüz ve buz kabının formunu taşır. Buzu elinizde tuttukça önce buzun dışı ıslanır, eskisi gibi yapışkan olmaz, hala soğuktur ancak şekilsizleşmeye başlar.

Aynı her adımda değişen, çevremiz, içimiz ve dışımız gibi. Bu sürekli değişim sırasında bizler her bir saniyemiz arasında yolculuk yapar, bu saniyelerle yenilerini birleştiririz. Bütün bu bilgi altında ezilmekse bizi yorar.

Belirli bir şeyi bilinen bir şekilde yapmak ise bizi bütün bu yorgunluktan uzaklaştırır. Ancak denemekten de alıkoyar. İlişkileri kısıtlar. Beklentilerimizi çoğaltır. Sürekli yapış halinde olma ihtiyacımızı arttırır.

Piyano çalmayı öğrenmeye başlayalı kısa bir zaman oldu, Berna geldiğinde bir parçayı çaldı, sonra onlar gittikten sonra ben o parçayı çalmayı denedim. Parça aynı parça, deneyim süresi farklı olmasına rağmen Berna'da piyanoya en az bir on senedir el değmemiş. Benim ve onun ritmi farklı idi. O parça içinde akarken, ben duraksayarak çalıyordum.

Ritmimizi bulmak, kendimizi tanımaya hazır olmak demektir. Ritmimizi, deneyimle değişken şekillerde kullanabilmek, kendi renklerimizi tanımamıza yardım eder. Kendi renklerimi tanıdıkça bilincimin evrelerini, duygularımın akışını, bedenimin dilini anlarım.

Hayattaki ilkel halimden, yaşamdaki sanatçı bene doğru evrilirim.

Namaste...!




   

9 Ocak 2018 Salı






Değişim


Hep büyük değişimleri düşlüyoruz. Bu böyle gitmez, her şey tuhaf, dünya tam bir felaket, artık yetti.....Herşey değişsin isterken benliğimiz muhafaza ediliyor bir yönüyle.(www.biryudumkitap)

"Ne kadar saçma veya bozuk da olsa alışılmış düzeni kökünden değiştirmek daima zordur." Machado de Assis

Meselenin zorluğu aslında değişmeyen biz. Değişim istiyorsak, o değişim için vazgeçişi, olmayanları oldurmak yerine düzen içinde nasıl yapılırı bulmak gene bize kalmış.

Değişim istedim, kalktım Toulouse'a geldim. Geldiğim ülkenin sınırları içindeki bu küçük 450.000 kişilik belki bizim anlayışımızla kasaba kıvamında olan bu şehirde, herşey yavaş, herşey saatli, herşey mevsimlere göre. Kendi bir düzeni var.

Yavaş ve sakin. Buraya uymak ya da uymadan yaşamak benim seçimim.

Düzeni değiştirmek için geldim buraya. Yeni bir düzene adapte olmak, düzeni değiştirmeyi gerekti. Hızlı olmaktan her şeyi yarım yamalak yapıp, sonrasında yapmış olmanın rahatlığını ve rahatsızlığını hissetmekten bir vazgeçiş benim için.

Nefes almak gibi, nefes alınca rahatlarız zannederiz. Nefes almak bir çaba ister ve bu çabadan sonra nefesi verip bir bırakmayı gerektirir. Bırakmak için ise bilgiyi tazelemek, alışkanlıkları ve olması gerekli olanları yani öğrenilmişlikleri hafızadan silmeyi gerektirir. Rahatlamak, bırakabilmeyi, kaybetmeyi, yok saymayı, yanlış ve doğruların yerine olanı sadece algılamayı gerektirir. Yani Yoga'nın deyimiyle Tanık olmayı gerektirir.

Sinir sistemimiz vücudumuzu kontrol eder.  Kontrol için ortamdan bilgiyi alır, bilgiyi çözümler, merkezi sinir sistemine bu bilgiyi sinyal olarak gönderir, merkezi sistem bu bilgiyi işler, yaklaşık olarak tepkiyi tanımlar ve tepkiyi etkinleştirmek için kaslara ve/veya bezlere sinyal gönderir. Bu sinyal kaslara ulaştığında benim ortama dahil oluşum değişimleri engeller. Alıştığım şekilde nefes alışım ve verişim bilinmişlikle hareket etmeye neden olur kaslarda.

Tanık olamaz, kontrolü alışkanlıklara bırakır. Bir an durun. Sadece bir an değişim için kontrolü bir başkasına bıraktığınızı hayal edin. Sizi düştüğünüzde tutacak bir el, yanlış yaptığınızda sarılacak bir kucak ile hayal edin. Aynı bir alanda oturup, hiç bir şey yapmadan durmak gibi. Bir süre sonra dikkat çekersiniz veya bedeninizde rahatsızlıklar başlar ve hareket yeniden başlar ki siz bu rahatsızlıkları hissetmeyesiniz diye.

Hareketsizlik, incelemeyi, alışkanlıkları anlamayı, alışkanlıkların nelere yol açtığını görmeyi ve bunları başka ne şekilde kullanabileceğimi anlamayı içerir. Bu duruş, bir anlık nefesi tutuş ve nefesi bıraktığımda sadece bir esneyiş beni rahatlatır. Bütün beden açılır, sonrasında rahatlayan kaslar ile beden içindeki yumuşama başlar, denge bedende yerini alır. Öğrenilmişlik çözülür, kaslar yumuşar, yeni bir şekilde deneme imkanına yer açılır.

Sakin olmayı, temiz olmayı, yerli yerine koymayı, arayıp nasıl yaparım diye sormayı, hayatı annemin, babamın, arkadaşlarımın, ülkemin anlattığı gibi değil de bu ülkenin, bu kasabanın anlattığı gibi öğrenmeye başladım. Anlatılanları kendimce benimsemeye başladıkça Dünyanın her yerinde yaşayacak kadar yumuşak ve güçlü olmanın tadını çıkarmaya geldim.

Namaste...!  


 

3 Ocak 2018 Çarşamba











Ben kimim ?





Bir zamanlar Reiki Master'ım Birol Bey'i ısrarla telefonla arıyorum ve ulaşamıyorum. Bir kaç gün sonra bir araya geldiğimizde "ne oldu ki bu kadar acil!" dedi. Ben heyecanla anlatıyorum.

- Bir türlü cevap bulamadım, bu benim kafamı çok meşgul etti. Beni kızdırdı... ne yapacağımı bilemedim.
-Beni bulamadığınızda bir kitap alın elinize bakmadan adına sanına, açın kitabın bir yerini ve orada yazanı okuyun. O, olana ışık tutacak hislerinizi dengelemenizde yardımcı olacak ya da ne olduğunu anlamanızı sağlayacaktır.

O gün bugün bunu yaparım. Dün Facebook'ta Deniz Yalım Kadıoğlu biryudumkitap.com sitesinin ne yaptığını ve kendisine nasıl eşlik ettiğimi anlatınca, bende hemen indirdim.

Bugün gelen yazı Murakami'nin(*) bir paragrafı ile başlamış; " Ancak ne zaman kendimden söz etmeye başlasam aklım karışır. Ben Kimim ?"

Ben kimim sorusu yargıların oluşumunun başlangıcıdır. Annem şöyle, babam böyle, ablam bu işte, kızım şöyle, oğlum şöyle gibi....devam eder etiketlerimiz. Etiketler kendimizi tanımlamamızı sağlar. Ben annem gibi değilim, ablam gibi güçlü değilim. Babam gibi katı değilim.

Kendimi tanımak için etrafımdakileri bir kalıba soar sonra da bana davranış şekillerini belirler, başkalarına değişik veya daha sevecen veya anlayışlı olduklarında da, onları daha çok seviyor ya da onlar benden daha değerli algısını geliştirir ve yanında kendimi rahatsız hissetmeye başlarım.

Ve bu döngü taa ki farkındalıkla tanışmama, onların hikayelerini anlamaya, kendimin hikayesini yazmaya, sonra kendimin hikayesini bir daha, yeniden ve başka bir bakış açısı ile yazana kadar devam eder.

Ben kimim? ben neyim? ben ! Benin onlar gibi olması korkutucudur. Benin başka olması da kokutucu ve acı vericidir. O yüzden beni tanımlamak, Korkunun ve Acının efendi olduğunu kabul ettiğimiz bir dünyaya girişi sağlar.

Korku beni deneyimlemenin ve akışta kalmanın hafifliğinden uzaklaştırıp, bedenim içinde hareketsiz kalıp bedenim içinde sıkışmanın acısı ile tanıştırır. Kendimi tanımaktan vazgeçirir ve sürekli başkaları ile ilgilenip, kendimi unutmamı ve sürekli benden bir parçanın bütünlüğümden uzaklaşmasına neden olur.

Her bir parçam benden ayrıldığında onu tekrar yakalamak içinde aynı hataları tekrar eder dururum.

"İnsanlar doğarken ikiye ayrılır; güçlüler ve zayıflar, azizler ve sıradan olanlar, kahramanlar ve onlara saygı duyanlar. Zulüm dönemimde   güçlüler ateşlerde yanar, denizde boğulur zayıf olanlar ise dağlarda berduş hayatı sürerler. Sana gelince " şimdi kendi kendime koşuyordum-, ya sen hangi kategoriye giriyorsun?"Şusako Endo- Sessizlik

Kim olduğumuzu anlamak, korkunun, acının, suçluluğun, olmadığı yalnızlık içinde çokluğu bulduğumuz alandır.

Namaste...!




(*) Haruki Murakami, 12.01.1949 Kyoto doğumlu bir yazardır.