11 Ocak 2018 Perşembe












Bir olay başımıza geldiğinde olayı hissettiklerimizle anlatırız. Hissettiklerimiz, öğrendiklerimizdir. Bazen de olayı bedenimizde meydana gelen ağrı sancı ya da rahatsızlıkla ortaya koyarız. Anlatılan olayın içine bazen hatıralarımız, bazen rüyalarımız girer ve sanki o anın bir parçası olurlar.

Aynı kulaktan kulağa oyunu gibi başta söylenen söz ile sonunda ortaya çıkan sözün arasında tam bir farklılık vardır.

- Sadece 5 kelime ile buraya gelirken neler hissetiniz onu anlatın...dedi Mehmet Hocam.
Nasıl yani diye düşündüm. 5 kelime iki hafta geçti bir sürü olay oldu. Ben hangisini anlatsam diye düşünüyorum. Ne diyeceğim.

O anda beş kelimenin anlamı aslında farkındalığın anlamı idi. Mehmet Hocam bu iki haftada olanları istemiyordu. Buraya gelirken ne hissettiğimi, geliş anında çarpıcı olan ancak anlayış süzgecimden geçmeyen veya yorumlamadığım algımı ortaya koymamı bekliyordu.

Bir buz parçası örneğini vermiş Peter Levin "Kaplanı Uyandırmak" adlı kitabında; bir buz parçasını buzluktan çıkardığınızda yapışkandır, aynı zamanda soğuk, pürüzsüz ve buz kabının formunu taşır. Buzu elinizde tuttukça önce buzun dışı ıslanır, eskisi gibi yapışkan olmaz, hala soğuktur ancak şekilsizleşmeye başlar.

Aynı her adımda değişen, çevremiz, içimiz ve dışımız gibi. Bu sürekli değişim sırasında bizler her bir saniyemiz arasında yolculuk yapar, bu saniyelerle yenilerini birleştiririz. Bütün bu bilgi altında ezilmekse bizi yorar.

Belirli bir şeyi bilinen bir şekilde yapmak ise bizi bütün bu yorgunluktan uzaklaştırır. Ancak denemekten de alıkoyar. İlişkileri kısıtlar. Beklentilerimizi çoğaltır. Sürekli yapış halinde olma ihtiyacımızı arttırır.

Piyano çalmayı öğrenmeye başlayalı kısa bir zaman oldu, Berna geldiğinde bir parçayı çaldı, sonra onlar gittikten sonra ben o parçayı çalmayı denedim. Parça aynı parça, deneyim süresi farklı olmasına rağmen Berna'da piyanoya en az bir on senedir el değmemiş. Benim ve onun ritmi farklı idi. O parça içinde akarken, ben duraksayarak çalıyordum.

Ritmimizi bulmak, kendimizi tanımaya hazır olmak demektir. Ritmimizi, deneyimle değişken şekillerde kullanabilmek, kendi renklerimizi tanımamıza yardım eder. Kendi renklerimi tanıdıkça bilincimin evrelerini, duygularımın akışını, bedenimin dilini anlarım.

Hayattaki ilkel halimden, yaşamdaki sanatçı bene doğru evrilirim.

Namaste...!




   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder