15 Mart 2018 Perşembe



Her halikârda yoga'da duruşlarına bileklere bağlı periferik eklemlerin yani el ve ayakların güçlenmesi ile başlanmalıdır. Bizler dünyayla ayağımızın topukları ve ellerimizin içi ile ilişki kurarız. Eklemden uzak noktalarımızla - el parmaklarının ve ayak parmaklarının yayılması ve açılması ile - Bedenin içindeki güç ve/veya kırılma noktamızla bağlantıya geçeriz. Böylelikle uzaktan yakına doğru ilerleriz. El ve ayaklarımızı yayıp genişlettiğimizde kendi kişisel sınır ve limitlerimizi daha yakından tanıma fırsatı buluruz.

İn many respects, a yoga practice should begin by opening the hands and feet while strengthening the peripheral joints of the ankles and the wrists. İt is through the soles of our feet and palm of our hands that we interface the world. By opening the distal points of the body- in particular spreading the hands and fingers as well as the feet and toes- we create a corresponding connection to the proximal points within the core of the body. That is we access the core from the periphery. When opening the distal points of the hands and feet, we also gain a better sense of our personal boundaries and limits.

En tout cas on doit commencer notre pratique de yoga en ouvrant nos mains et nos pieds, pour pouvoir  au fur et à mesure fortifier nos joints périphérique. C'est via les plantes de nos pieds et nos paumes que nous bâtissons une relation avec la nature et le monde. En ouvrant les points distale - en particulier ouvrant les mains et les doigts ainsi que les pieds et les orteils - nous créons une connection avec nos points proximale à l'intérieur de notre corps. C'est à dire on aborde le corps par son périphérie. Quand on ouvre les points distal de nos mains et de nos pieds, nous acquérons un meilleur sense de nos limites et nos bornes.


YOGQ OF THE SUBTLE BODY - TIAS LITTLE











Hikayeni yaz günü

Maya Fiennes'ın sayfasında gördüm böyle bir günün olduğunu. Kendisinin de bilmediği bir günmüş business.com sayfasında okumuş; " Kendi hikayeniz insanlara güç, ilim ve bilgi kaynağı olur. Kendi hikayenizi paylaşmak, hele ki bu hikaye işinizle ilgiliyse kapıları açmanın en iyi yoludur. Kendi deneyimlerinizi ve işiniz konusundaki bilgilerin paylaşımı, insanlarda güven uyandıracaktır ve sizi izleyeceklerdir. Özgün, kırılma ve güç alanlarınızı paylaştığını bu hikayeler insanların size gelmesini sağlar ve onların sizi merak etmesini. Sunduğunuz hikaye sizin bütününüz değildir, bütününüzün bir parçası, bulunduğu alanın ise Avatarı'dır ( yani simgesi). Bu Avatar sizin ulaşamayacağınız alanlara, hiç karşılaşamayacağınız kişilere kadar uzanır.   Hikayeleriniz bulunduğunuz alanda deneyim sahibi olduğunuzu, vermek istediğiniz mesajı uzaklara taşır ve kendinize yeni iş imkanları yaratmanızı sağlar. Diğerlerine ders verir, başarılarınız, hatalarınız, karşılaştığınız engeller, geliştirdiğiniz taktikler, değişik kişilere değer ve ilham olur. Hayatınızın hangi bölümüyle ilgili olursa olsun anlatmadığınız hikayeniz kaybolur gider."

Paylaşın hikayenizi sadece işinizin değil, anne olarak hikayenizi, ev kadını olarak, kadın olarak, erkek olarak, ilişkilerinizin hikayesini, parayla ilgili hikayenizi, iyiliklerinizi, manipülatif hallerinizi, sakin hallerinizi, aile hikayenizi....

Psikologlar da öneriyor yazmayı demiş Gaye Dinçel" Yazsam n'olacak" dememekte yarar var. Yüreğinin üstündeki ağırlık bir nebze azalırsa ne ala.

Yazın hikayenizi hareketlerle, dansla, yazıyla, sunun size verilen çirkinliği, güzelliği bütün çıplaklığıyla önce kendi gözlerinizin önüne, sonra dilerseniz başkalarının sofrasına.

Dündü yazma günü, bugünde benim anlatma günüm. Hikayemi baştan yazma günüm, yaşım 52 yakında 53 olacak. Sevgiyle, yaptığım kötülüklerle, umarsızlıklarımla, canım istekleri ile dolu bir hikayem var. Bencilliğin hep var olduğu, ihtiyaçlarıma göre düzenlediğim, ihtiyaçlarını anlamadıklarıma göre anladığım kadarıyla yaşadığım bir hikayem var.

Beni ben yapan hikayelerim var....

Namaste...!

 

13 Mart 2018 Salı













Ekadaśī

Dün akıllıydım dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim kendimi değiştiriyorum. Mevlana Celalettin RUMİ
Yaklaşık 30 yıl yaşamın ardından iliopsoas kası ve bel omurunda değişim olmayan insan yoktur. Neredeyse herkes de bir kaç derecelik bir bükülme ya da bir değişim meydana gelir bel omurunda. Yoga'da bu iliopsoas kasında bulunan gerilimin bir yanda daha baskın olması olarak yorumlanıyor. Bu eğrilik, burkulma ya da dönme bir çok nedene bağlı olabilir. Aynı sağ elle yazı yazmak ve sol eli daha az kullanmak gibidir. Sürekli olarak tekrarlanan her şey tek taraflı bir gerilim oluşturur.
Ekadaśī  kelime anlamı ile eka: bir ve dasha: on; yani on bir sayısı. Bu on bir gün kalıcılık, sebat ve süreklilik Tanrısı Vishnu'ya adanmıştır. Bu oruç günleri bildiğimiz oruç günleri gibi geçirirlebildiği gibi, sihlerde olduğu gibi sadece şiddetsizlik ilkesinin deneyimlenmesi ile de geçirilebilir.
Aynı alışkanlıklarımız gibi bu on bir günde de yeni bir alışkanlık edinmek amaçtır aslında. Her bir alışkanlığın bağımlılığından kurtulup, sınırlamaları kaldırıp, katılaşma ve sabitleşmeden uzaklaşıp, bağımlılıktan kurtulup, kendimi değiştirmeye yarar.
Hayat gerçekte yiyecektir. Beden ise bu yiyeceği yiyendir. Yaşamda beden varolan sabittir; yaşam ise bu varolan sabitin içindedir. Yiyecek ise yiyecek içinde sabittir. Yiyecek kendi içindeki sabitliği ile, hayatta var olduğunu bilir. Yiyeceği yiyen ve yiyeceğe sahip olan var olur. Döllenir, büyür ve bilgeliğin ışığında, var oluşu ile kendini ortaya koyar.  S. Radhakrishnan - Temel Upanishadlar
Bizler var olan bir düzen içinde, varlığımızı sürdürebilmek için deneyimlerin içinde yoğrulan var oluşun kendisiyiz. Var oluşumuzun bağlı olduğu tek alan kendimiz. Kendimizi değiştiremeyiz ancak her gün yeniden bir yazılım ile yaşanabilecek deneyimlerimizi farklılaştırabiliriz. Eğriliklerimizi, bükülmelerimizi, zaaflarımızı, korkularımızı, utançlarımızı, kısalıklarımızı, uzunluklarımızı bildikçe, bedenin ne kadar geniş olduğunu öğrendikçe, kendimi değiştirmek, soluduğum havayı değiştirir.
Yoga'nın bize sunduğu bu kurallar kendi içimizdeki sezgisel beni yani özdeki varoluşu ortaya çıkarır. İngilizce sezgi kelimesi latince intueri kelimesinden türemiştir. "İntueri", yansımak, dikkatle seyretmek, tefekkür, düşünüp taşınmak anlamına gelir. Sezgilerimizi kullandığımızda ele tutulamayan hislere, değişken ruh hallerine dokunuruz.
İkinci Beyin adlı kitabında Michael Gershon şöyle tarif eder karın boşluğunu, sezgisel alanı; Bağırsaklara bağlı sinir sistemi, beynin kölesi değildir. Ona karşıdır, özgür bir ruhtur o. Omurilik ve beyne bağlı periferik sinir sisteminden bağımsız olan tek asi ve devrimci oluşumdur.
Sezgilerimiz, bizi bilinç altı, bilinç ötesi, kollektif bilinç ve bilinç üstümüze bağlayan tek alandır. Sezgileri hareket geçirmenin binlerce değişik yolu vardır. Bunlardan biri  ekadaśī 'dir.
Sezgilerinizle ya da kendinizle kalacağınız bir on bir gün dileğiyle....!
Namaste.!
 
 

7 Mart 2018 Çarşamba







OM ya da AUM

İlk ses !

İlk ses olarak anlatıldı bana.

Sesli harflerin birleşimi ile bir sessiz harf. O sessiz harfte ise ses halen devam ediyormuş bedende titreşim olarak. Sonra titreşim bittiğinde hala bir ses, sesten kalan duygunun, hissin sesi, sonra bir an o boşlukta olan ve olmayan sesin duyumu, görümü, tadı ve dokunuşu.

İşte her gün bu anı kelimelerimizde, sözlerimizde bir anlık hissediyoruz ve bilinen anlamını değil de, o bir anlık boşlukta oluşan anlamını ifade ettiğimizi düşünüyoruz. En azından benim için şu sıralar bu böyle.

Beden terapisi öğretiminde konun söylenmesinden sonra yapılan çalışmalarda yan yana oturduğumuzda öncelikle bedende ne hissettiğimizi anlatıyoruz. Sonra bu duygunun yanımızdaki kişiden kaynaklı olup olmadığını anlamak için seninle aramızda konuşulmamış bu ana kadar dile getirilmemiş herhangi bir bilinmezlik oldu mu diye soruyoruz.

Oysa ki günlük hayatta ne zaman kendimize zaman ayırıp, neden şu anda sigara yaktım ya da neden bu şekilde anlattım, bedenim sana ne oldu, karşımdaki sana dediklerimden ne anladın diye soruyoruz.
Kelimelerin anlamlarını kendimizce mi ortaya koyuyoruz yoksa anladıklarımız ve öğrenmiş olduklarımızla mı ortaya koyuyoruz.

Yoga, mutluluğu ve sağlığı getirir mi ? Et yemeyince daha pozitif olur muyum ? Matın üstünde yapabildiklerimle dünya yaşamında nasıl esnek düşünürüm? Bilmiyorum.

Matın üstünde çok esnek olanın hayatta katılık içinde yürüdüğünü görmek, et yemeyince sadece bağırsaklarımın iyi çalıştığını ancak tiroidlerimin alınması gerektiğini bilmek, aslında sindirme ve dışarı atmanın tam olmadığını anlamak.Mutluluğu ve sağlığı aynı alanda ne demek istediğimi bilmeden tutabilmek mümkün mü ?

Yoga duruşlarını yapabilmek için her hareket içinde bir karşıtlık ilkesi ile çalışır bedenimiz. Esnetirken bir alanı, gerer ötekisini, iyice basmak için bütün kaslar bir anda kasılmaz, bazıları serbesttir diğerleri daha katı. Kelimelerimizin içinde de bu karşıtlıklar vardır. Tam olarak ne yapmak istediğimizi bilmez, söyleyemezsek ne beden duruşu yapabilir, ne ben hayat içinde bir duruş sergilerim, ne de karşımdaki cana destek olurum.

Bir an seslerin arasındaki sesi, seslerin içindeki titreşimi ve boşluğun bilinmezliğinin içinde var olabilmek mi yoga?

Namaste....!